Gereksiz antibiyotik kullanımı, vücutta hücre ölümüne ve direncin düşmesine neden oluyor.
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Servisi Şefi Prof. Dr. Semih Öncel, son zamanlarda havaların değişken bir yapı izlemesiyle birlikte gribal enfeksiyon yolları şikayetiyle hastanelere başvuran vatandaşların sayısında artış olduğunu söyledi.
Gribin, önceden alınacak tedbirlerle önüne geçilmesinin önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Öncel, bunun için de bol C vitamini tüketilmesi gerektiğini bildirdi.
Prof. Dr. Öncel, gribin en önemli belirtilerinin üşüme, titreme, vücutta kırgınlık, halsizlik ve yüksek ateş olduğunu belirterek, bu tür şikayeti olan kişilerin bir uzmana başvurması gerektiğini anlattı.
ANTİBİYOTİK KULLANIMINA DİKKAT
İnsanların gribe yakalanmaması için kalabalık ortamlardan uzak durması, tokalaşırken dahi dikkatli olması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Öncel, “Grip, evde alınacak önlemlerle atlatılabilir. Ancak belirtilerinuzun sürmesi halinde uzmana başvurulması gerek. Grip virüs kökenli birhastalık. Bu tip hastalıklar ilerlediğinde daha ciddi ve kalıcı bozukluklara neden olabilir.
Bu hastalığı atlatmanın en önemli yolu, dinlenmektir. Antibiyotik kullanımı önerilecek ilk tedavi şekli değildir. Hastalık, mikrobik olaylarla birleşip ilerlediğinde, hekim kontrolünde antibiyotik kullanılmalıdır. Gereksiz yere antibiyotik kullanımı, vücutta hücre ölümüne ve direncin düşmesine neden oluyor. Rasgele antibiyotik kesinlikle kullanılmamalıdır” dedi.
Mavi forum
8 Haziran 2007 Cuma
Çay ve Şifali bitkiler
IHLAMUR
Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur, uykusuzluk, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir, çünkü fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın. Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur size yarardan çok zarar verebilir.
YOGİ ÇAYI
Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Tam da kış mevsimine uygun, yani ısıtıcı. Ayurvedik bir çay yogi çayı ve yoğun baharatların karışımından oluşuyor. Bu çayı hazırlamak için ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın, 4-5 kakule tanesi, 1 ufak kök zencefil, 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika kadar kaynattıktan sonra dilerseniz içine 1 tatlı kaşığı siyah çay ekleyip biraz demlendirip süzün. Dilerseniz sütle karıştırıp için.
ISIRGAN
Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına, mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit, sarılık, idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırganotu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırganotu yeterlidir.
BİBERİYE
Bu güzel kokulu bitkinin kullanılmadığı hastalık yok gibi. Özellikle kan dolaşımı hastalıklarına, romatizma ve astım hastalıklarına, mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanıldığı gibi ağır yemeklerden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca bronşit, öksürük, migren, gastrit, başağrısı, ağrılı adet, düşük tansiyon, kabızlık, safra kesesi taşı, ishal ve karaciğer rahatsızlıklarında da kullanılır. Hoş bir tat vermesi açısından biberiye çayına bir parça da kabuk tarçın atabilirsiniz.
REZENE
Rezene, Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı. Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Listeyi uzatmak mümkün: Hıçkırık, bulantı, idrar yolları iltihabı, böbrek taşları gibi birçok durumda rezene çayına başvurabiliriz.
HİNDİBA
Hem salatalarda, hem de haşlanarak zeytinyağı ve limon ilavesiyle kullanılabilen hindiba iyi bir idrar söktürücüdür. Karaciğer hastalarının, romatizmalıların ve şeker hastalarının sofralarının başköşesine oturtması gereken otlardan biridir hindiba ve bunlardan başka bağırsakları yumuşatır, müzmin romatizma, gut, böbrek ve safra kesesi hastalıklarında yararlıdır. Hindiba köklerinden yapılan kahve iyi bir iştah açıcıdır. Romatizma hastaları ilkbahar ve sonbaharda 4-6 hafta arası sabah ve akşam hindiba çayı içerek kür yapabilirler ve faydasını da hızla görürler. Hindiba çayı hazırlamak için kişi başına 1-2 tatlı kaşığı doğranmış hindiba kullanılır.
NANE
Nane çayı, mide ve bağırsak gazlarında, bulantı ve kalp çarpıntısında içilir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında, karın ağrısı, ishal, safra kesesi taşı, baş ağrısı, migren, sinüzit, diş ağrısı, halsizlik, bronşit, öksürük gibi rahatsızlıklarda da tedavi edici özelliği olan nane, nefes darlığında da şöyle kullanılabilir: Bir tülbentin üzerine bal konur, üzerine taze veya kuru nane yaprakları serpilir ve yatmadan önce göğüs üzerine bağlanır, sabaha kadar bırakılır.
KEKİK
Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor. Kekik yağından elde edilen timol birçok ilaçta, hatta ameliyatlarda yara temizlemek için kullanılıyor. Eski zamanlarda salgın hastalıklarda kullanılan kekik günümüzde de grip salgınlarında bol bol kullanılmalı. Ve boğmaca olana, öksürene, bronşite yakalanana, midesi rahatsız olana, ishal olana, adet sancısı çekene kekik çayı içirmeli. Böcek sokmalarında deriye sürülerek kullanılan kekik, cilt hastalıklarında da banyo suyuna atılarak kullanılabiliyor.
ZENCEFİL
Ayurveda ve Çin Tıbbı’nda 5 bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarında temizleyici, düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca faranjitte, ishal, gaz gibi durumlarda, kan dolaşımını artırmak için, kas hastalıklarında ve romatizmal ağrılarda kullanılıyor. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir, öksürük için zencefil-zerdeçal-bal karışımını sabah ve akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. Zencefil canlandırıcı olduğu için akciğerleri temizler, gazı önler ve terlemeyi artırarak cildin de temizlenmesini sağlar.
ADAÇAYI
Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Sinir bozukluğu, baş dönmesi, titremeye iyi gelir ve menopoz döneminde karşılaşılan terlemeyi durdurur. Ayrıca dolaşım sistemi hastalıklarında, tansiyon düşüklüğünde, sindirim sistemi bozukluklarında, psikolojik rahatsızlıklarda, halsizlikte, sinir hastalıklarında da kullanılır. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın, iyi geldiğini göreceksiniz.
ELMA
Elma, besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, lifli olduğu için bağırsakları temizler, karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir, başağrılarına iyi gelir. Taze elma suyu cilde sürüldüğünde dokuları sağlamlaştırır ve teni güzelleştirir. İlkbaharda toplanan elma çiçekleri kurutularak sonbahar ve kış aylarında kaynatılır ve göğse ve öksürüğe iyi gelecek bir şurup elde edilir. Kurutulmuş elma parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon ve portakal koyarak çay olarak tüketebilirsiniz.
Mavi forum
Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur, uykusuzluk, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir, çünkü fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın. Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur size yarardan çok zarar verebilir.
YOGİ ÇAYI
Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Tam da kış mevsimine uygun, yani ısıtıcı. Ayurvedik bir çay yogi çayı ve yoğun baharatların karışımından oluşuyor. Bu çayı hazırlamak için ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın, 4-5 kakule tanesi, 1 ufak kök zencefil, 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika kadar kaynattıktan sonra dilerseniz içine 1 tatlı kaşığı siyah çay ekleyip biraz demlendirip süzün. Dilerseniz sütle karıştırıp için.
ISIRGAN
Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına, mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit, sarılık, idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırganotu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırganotu yeterlidir.
BİBERİYE
Bu güzel kokulu bitkinin kullanılmadığı hastalık yok gibi. Özellikle kan dolaşımı hastalıklarına, romatizma ve astım hastalıklarına, mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanıldığı gibi ağır yemeklerden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca bronşit, öksürük, migren, gastrit, başağrısı, ağrılı adet, düşük tansiyon, kabızlık, safra kesesi taşı, ishal ve karaciğer rahatsızlıklarında da kullanılır. Hoş bir tat vermesi açısından biberiye çayına bir parça da kabuk tarçın atabilirsiniz.
REZENE
Rezene, Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı. Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Listeyi uzatmak mümkün: Hıçkırık, bulantı, idrar yolları iltihabı, böbrek taşları gibi birçok durumda rezene çayına başvurabiliriz.
HİNDİBA
Hem salatalarda, hem de haşlanarak zeytinyağı ve limon ilavesiyle kullanılabilen hindiba iyi bir idrar söktürücüdür. Karaciğer hastalarının, romatizmalıların ve şeker hastalarının sofralarının başköşesine oturtması gereken otlardan biridir hindiba ve bunlardan başka bağırsakları yumuşatır, müzmin romatizma, gut, böbrek ve safra kesesi hastalıklarında yararlıdır. Hindiba köklerinden yapılan kahve iyi bir iştah açıcıdır. Romatizma hastaları ilkbahar ve sonbaharda 4-6 hafta arası sabah ve akşam hindiba çayı içerek kür yapabilirler ve faydasını da hızla görürler. Hindiba çayı hazırlamak için kişi başına 1-2 tatlı kaşığı doğranmış hindiba kullanılır.
NANE
Nane çayı, mide ve bağırsak gazlarında, bulantı ve kalp çarpıntısında içilir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında, karın ağrısı, ishal, safra kesesi taşı, baş ağrısı, migren, sinüzit, diş ağrısı, halsizlik, bronşit, öksürük gibi rahatsızlıklarda da tedavi edici özelliği olan nane, nefes darlığında da şöyle kullanılabilir: Bir tülbentin üzerine bal konur, üzerine taze veya kuru nane yaprakları serpilir ve yatmadan önce göğüs üzerine bağlanır, sabaha kadar bırakılır.
KEKİK
Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor. Kekik yağından elde edilen timol birçok ilaçta, hatta ameliyatlarda yara temizlemek için kullanılıyor. Eski zamanlarda salgın hastalıklarda kullanılan kekik günümüzde de grip salgınlarında bol bol kullanılmalı. Ve boğmaca olana, öksürene, bronşite yakalanana, midesi rahatsız olana, ishal olana, adet sancısı çekene kekik çayı içirmeli. Böcek sokmalarında deriye sürülerek kullanılan kekik, cilt hastalıklarında da banyo suyuna atılarak kullanılabiliyor.
ZENCEFİL
Ayurveda ve Çin Tıbbı’nda 5 bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarında temizleyici, düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca faranjitte, ishal, gaz gibi durumlarda, kan dolaşımını artırmak için, kas hastalıklarında ve romatizmal ağrılarda kullanılıyor. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir, öksürük için zencefil-zerdeçal-bal karışımını sabah ve akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. Zencefil canlandırıcı olduğu için akciğerleri temizler, gazı önler ve terlemeyi artırarak cildin de temizlenmesini sağlar.
ADAÇAYI
Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Sinir bozukluğu, baş dönmesi, titremeye iyi gelir ve menopoz döneminde karşılaşılan terlemeyi durdurur. Ayrıca dolaşım sistemi hastalıklarında, tansiyon düşüklüğünde, sindirim sistemi bozukluklarında, psikolojik rahatsızlıklarda, halsizlikte, sinir hastalıklarında da kullanılır. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın, iyi geldiğini göreceksiniz.
ELMA
Elma, besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, lifli olduğu için bağırsakları temizler, karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir, başağrılarına iyi gelir. Taze elma suyu cilde sürüldüğünde dokuları sağlamlaştırır ve teni güzelleştirir. İlkbaharda toplanan elma çiçekleri kurutularak sonbahar ve kış aylarında kaynatılır ve göğse ve öksürüğe iyi gelecek bir şurup elde edilir. Kurutulmuş elma parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon ve portakal koyarak çay olarak tüketebilirsiniz.
Mavi forum
Bİr Tutam Maydanoz GÜnlÜk C Vİtamİnİ İhtİyacini KarŞilar
Güzellikten yemeklere kadar her şeyde kullanılan maydanozun, sağlık açısından çok yararlı olduğu bildirildi.
Güzellikten yemeklere kadar her şeyde kullanılan maydanozun, sağlık açısından çok yararlı olduğu bildirildi.
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Eşiyok, maydanozun bir vitamin kaynağı olduğunu belirterek, "Maydanozun yaprakları A, C, K vitaminleri ve demir bakımından zengindir. Ayrıca potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden de zengindir" dedi. Bir tutam maydanozun günlük C vitamini ihtiyacını karşıladığını belirten Prof. Dr. Eşiyok, "Maydanoz, toksinlerin vücuttan atılmasını sağlarken, kanı temizler, kansızlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir" diye konuştu.

Maydanoz bitkisinin sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirdiğini kaydeden Prof. Dr. Eşiyok, maydanozun ayrıca iltihaplı yaraların iyileşmesine yardım ettiğini söyledi. Prof. Dr. Eşiyok, maydanozun mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini engellediğini de ifade ederek, "Maydanoz, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Romatizmada, damar sertliği, tansiyon düzensizliklerinde, şişmanlıkta kullanılabilecek bir bitkidir. Ayrıca, böbrek taşı, kum gibi rahatsızlıklarda da etkilidir. Maydanoz, ülkemizde ticari olarak Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde yetiştiriliyor. Maydanoz, toprak istekleri bakımından seçici değildir. Rutubetli ve sulak toprakları sever. Ağır olmayan, bitki besin maddelerince zengin bütün topraklarda yetişebilir. Ancak derin bünyeli topraklarda çok iyi sonuç verir" şeklinde konuştu.
Maydanozda verimin genelde demet olarak belirlendiğinin altını çizen Prof. Dr. Eşiyok, "Bir yıl boyunca yapılan üretim metrekareden toplam 100 demet, dekardan da 90 bin demet maydanoz alınabilmektedir. Mevsime göre demet büyüklüğü ve kalınlığının farklılığı göz önüne alınırsa, 2-4 ton verim en ideal verim ortalamasıdır. Ucuz bir bitki olması nedeniyle de ülkemizde fazlaca tüketilmektedir" dedi.
Mavi forum
Güzellikten yemeklere kadar her şeyde kullanılan maydanozun, sağlık açısından çok yararlı olduğu bildirildi.
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dursun Eşiyok, maydanozun bir vitamin kaynağı olduğunu belirterek, "Maydanozun yaprakları A, C, K vitaminleri ve demir bakımından zengindir. Ayrıca potasyum, kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden de zengindir" dedi. Bir tutam maydanozun günlük C vitamini ihtiyacını karşıladığını belirten Prof. Dr. Eşiyok, "Maydanoz, toksinlerin vücuttan atılmasını sağlarken, kanı temizler, kansızlığa, böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir" diye konuştu.

Maydanoz bitkisinin sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirdiğini kaydeden Prof. Dr. Eşiyok, maydanozun ayrıca iltihaplı yaraların iyileşmesine yardım ettiğini söyledi. Prof. Dr. Eşiyok, maydanozun mide ve bağırsaklarda gaz birikmesini engellediğini de ifade ederek, "Maydanoz, idrar yollarının temizlenmesine yardım eder. Romatizmada, damar sertliği, tansiyon düzensizliklerinde, şişmanlıkta kullanılabilecek bir bitkidir. Ayrıca, böbrek taşı, kum gibi rahatsızlıklarda da etkilidir. Maydanoz, ülkemizde ticari olarak Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde yetiştiriliyor. Maydanoz, toprak istekleri bakımından seçici değildir. Rutubetli ve sulak toprakları sever. Ağır olmayan, bitki besin maddelerince zengin bütün topraklarda yetişebilir. Ancak derin bünyeli topraklarda çok iyi sonuç verir" şeklinde konuştu.
Maydanozda verimin genelde demet olarak belirlendiğinin altını çizen Prof. Dr. Eşiyok, "Bir yıl boyunca yapılan üretim metrekareden toplam 100 demet, dekardan da 90 bin demet maydanoz alınabilmektedir. Mevsime göre demet büyüklüğü ve kalınlığının farklılığı göz önüne alınırsa, 2-4 ton verim en ideal verim ortalamasıdır. Ucuz bir bitki olması nedeniyle de ülkemizde fazlaca tüketilmektedir" dedi.
Mavi forum
Sigara ve derimiz
Dermatologlar tarafından yapılan araştırmalarda sigara tiryakilerinde hiç içmeyenlere göre 5 kat fazla kırışıklık olduğu saptanmıştır. Hatta bazı çalışmalarda sigaranın güneş ışınlarından bile etkili olduğu bildirilmiştir.
Soluk, kirli beyaz-gri renkli ve kırışık deri “sigara tiryakisi derisi” olarak tanımlanmaktadır. Sigara içenlerin %79’unda bu görünüm mevcuttur. “Sigara tiryakisi yüzü”nün özellikleri şunlardır:
1- Kalıcı çizgi veya kırışıklıklar,
2- Alttaki kemik çıkıntılarının belirginleşmesi sonucu çökmüş yüz ifadesi,
3- Deride incelme, hafif gri görünüm,
4- Derinin hafif turuncu-mor-kırmızı renk alması.
“Sigara tiryakisi yüzü” 70 yaşın üzerindeki kadınların yüz yapısı ile aynıdır. Sigara içenlerde kırışıklığın erken yaşta başlaması dikkate değerdir
Kırışıklık oluşumu bir yılda içilen sigara miktarı ile doğru orantılıdır. Sigaranın kırışıklık yapıcı etkisine kadınlar daha fazla duyarlıdırlar.
Nikotin ve sinir sisteminin uyarılması sonucu gelişen damarlardaki daralma, dokuların oksijenlenmesinde azalma, pıhtılaşmada artış, kollajen depolanmasında azalma, kırışıklık oluşumunu kolaylaştıran etkenlerdir. Sigaranın deri üzerindeki etkilerini açıklayan faktörler şu şekilde özetlenebilir:
1- Direk toksik etki: Sigara içenlerde derinin neminin azalmış olması, onun toksik etkisine bağlıdır.
2- Mekanik faktörler: Kırışıklığın şeklini belirlemede önemli role sahiptir. Sigara içerken kullanılan yüz kaslarıyla ilgili olarak dudak çevresinde; tek taraflı içenlerde aynı tarafta kırışıklık görülmesi veya kazayağı kırışıklıkları gibi özel görünümler ortaya çıkar.
3- Genetik faktörler: Bütün sigara içenlerde “sigara tiryakisi yüzü” görünümü olmadığı için genetik faktörlerin rolü de düşünülmektedir.
4- Sigara içenlerde vücudun güneş görmeyen yerlerinde derideki elastik tabakanın , sigara içmeyen aynı yaş grubundakilere göre daha kalın ve parçalı olduğu gösterilmiştir. Derideki kronik oksijenlenmenin azalması, kollajen sentezini düşürerek belirgin kırışıklığa neden olmaktadır.
5- Sigara damarlardaki daraltıcı etkisiyle deride gri-esmer renklenmeye neden olur.
6- Sigaranın kısırlık, erken menapoz, adet düzensizlikleri gibi anti-östrojenik etkileri bilinmektedir. Östrojenin deri üzerindeki fizyolojik etkileri menapoz sonrası dönemde açıkça görülmektedir. Sigara içen kadınlarda göreceli bir hipoöstrojenik durum meydana gelmekte ve bu da deri kuruluğu ve kırışıklığa neden olmaktadır.
7- Sigara A vitamini seviyesini azaltır, dolayısıyla hücrenin bir numaralı düşmanı olan serbest radikallere karşı korunmayı azaltarak, kırışıklıkların oluşumunu kolaylaştırır.
Sigara içen beyaz veya gri saçlı kişilerde katrana bağlı olarak sarımsı bir saç rengi ortaya çıkar.Sigara içerken sigaranın tutulduğu parmaklar ve tırnaklarında sarı-kahverengi renklenme ortaya çıkar. Bu bulguya “nikotin belirtisi” denir. Sigara içenlerde ağız içi daha koyudur. Hatta yanak iç yüzlerinde inatçı, sert, düzensiz beyaz tabakalar oluşabilir. Sigara damarlardaki daraltıcı etkisi ile kan akımını bozarak, yara iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Tek bir sigara içiminin 90 dakika süren bir damarlarda daralmaya yol açabileceği gösterilmiştir. Sigara dumanında 4000 den fazla kimyasal madde bulunur ancak kan akımı azalmasından en çok nikotin sorumlu tutulmaktadır.
Soluk, kirli beyaz-gri renkli ve kırışık deri “sigara tiryakisi derisi” olarak tanımlanmaktadır. Sigara içenlerin %79’unda bu görünüm mevcuttur. “Sigara tiryakisi yüzü”nün özellikleri şunlardır:
1- Kalıcı çizgi veya kırışıklıklar,
2- Alttaki kemik çıkıntılarının belirginleşmesi sonucu çökmüş yüz ifadesi,
3- Deride incelme, hafif gri görünüm,
4- Derinin hafif turuncu-mor-kırmızı renk alması.
“Sigara tiryakisi yüzü” 70 yaşın üzerindeki kadınların yüz yapısı ile aynıdır. Sigara içenlerde kırışıklığın erken yaşta başlaması dikkate değerdir
Kırışıklık oluşumu bir yılda içilen sigara miktarı ile doğru orantılıdır. Sigaranın kırışıklık yapıcı etkisine kadınlar daha fazla duyarlıdırlar.
Nikotin ve sinir sisteminin uyarılması sonucu gelişen damarlardaki daralma, dokuların oksijenlenmesinde azalma, pıhtılaşmada artış, kollajen depolanmasında azalma, kırışıklık oluşumunu kolaylaştıran etkenlerdir. Sigaranın deri üzerindeki etkilerini açıklayan faktörler şu şekilde özetlenebilir:
1- Direk toksik etki: Sigara içenlerde derinin neminin azalmış olması, onun toksik etkisine bağlıdır.
2- Mekanik faktörler: Kırışıklığın şeklini belirlemede önemli role sahiptir. Sigara içerken kullanılan yüz kaslarıyla ilgili olarak dudak çevresinde; tek taraflı içenlerde aynı tarafta kırışıklık görülmesi veya kazayağı kırışıklıkları gibi özel görünümler ortaya çıkar.
3- Genetik faktörler: Bütün sigara içenlerde “sigara tiryakisi yüzü” görünümü olmadığı için genetik faktörlerin rolü de düşünülmektedir.
4- Sigara içenlerde vücudun güneş görmeyen yerlerinde derideki elastik tabakanın , sigara içmeyen aynı yaş grubundakilere göre daha kalın ve parçalı olduğu gösterilmiştir. Derideki kronik oksijenlenmenin azalması, kollajen sentezini düşürerek belirgin kırışıklığa neden olmaktadır.
5- Sigara damarlardaki daraltıcı etkisiyle deride gri-esmer renklenmeye neden olur.
6- Sigaranın kısırlık, erken menapoz, adet düzensizlikleri gibi anti-östrojenik etkileri bilinmektedir. Östrojenin deri üzerindeki fizyolojik etkileri menapoz sonrası dönemde açıkça görülmektedir. Sigara içen kadınlarda göreceli bir hipoöstrojenik durum meydana gelmekte ve bu da deri kuruluğu ve kırışıklığa neden olmaktadır.
7- Sigara A vitamini seviyesini azaltır, dolayısıyla hücrenin bir numaralı düşmanı olan serbest radikallere karşı korunmayı azaltarak, kırışıklıkların oluşumunu kolaylaştırır.
Sigara içen beyaz veya gri saçlı kişilerde katrana bağlı olarak sarımsı bir saç rengi ortaya çıkar.Sigara içerken sigaranın tutulduğu parmaklar ve tırnaklarında sarı-kahverengi renklenme ortaya çıkar. Bu bulguya “nikotin belirtisi” denir. Sigara içenlerde ağız içi daha koyudur. Hatta yanak iç yüzlerinde inatçı, sert, düzensiz beyaz tabakalar oluşabilir. Sigara damarlardaki daraltıcı etkisi ile kan akımını bozarak, yara iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Tek bir sigara içiminin 90 dakika süren bir damarlarda daralmaya yol açabileceği gösterilmiştir. Sigara dumanında 4000 den fazla kimyasal madde bulunur ancak kan akımı azalmasından en çok nikotin sorumlu tutulmaktadır.
Mavi forum
Şifalı çay gibisi var mı?
Hele bir de farklı tatlardaysa, bir de üstüne şifalıysa daha ne istenir ki?
Uzmanlar, çoğu ilacın temelinde bulunan bitkilerin çaylarının da birer şifa kaynağı olduğunu belirtiyor.
Bitkilerle tedavinin her zaman için ilaç tedavisinden daha uzun süreceğini belirten uzmanlar, “Bitkiler hastalığa yakalanmadan önce önlem olarak kullanılmaya başlanmalı, basit hastalıklar bitki çayları, kompresler ve bitkilerden yapılmış yağlarla tedavi edilmeli. Ciddi hastalıklarda da doktorun verdiği tedaviye paralel olarak bitkilerden yararlanılabilir” dedi.
Doğada şifalı bir çok bitkiden şifalı çaylar elde edilebileceğini kaydeden uzmanlar, bitki çayı hazırlarken de şu tavsiyelerde bulundu: “Bitki çayı hazırlarken özellikle taze kaynamış klorsuz su kullanılmalı. Birçok hastalıkta klorun zararlı olduğu saptanmıştır. Suyunuzu kaynattıktan sonra bir iki dakika dinlendirin. Porselen bir demliğe önce çayını yapacağınız bitkiyi koyun ve üzerine gerekli miktarda su ekleyin. Genellikle 1 tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ot için dörtte bir litre su kullanmak gerekir. Çayın demlenmesi için 2-5 dakika yeterlidir. Kök bitkilerden çay yapacağınız zaman (zencefil, havlıcan gibi) aynı miktarda su ve bitkiyi birlikte cezveye koyup kaynatma yoluyla çayınızı yapabilirsiniz.”
Şifalı çay elde edilen şifalı bitkilerden bazıları şunlar:
IHLAMUR
Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur, uykusuzluk, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir, çünkü fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın. Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur size yarardan çok zarar verebilir.
YOGİ ÇAYI
Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Tam da kış mevsimine uygun, yani ısıtıcı. Ayurvedik bir çay yogi çayı ve yoğun baharatların karışımından oluşuyor. Bu çayı hazırlamak için ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın, 4-5 kakule tanesi, 1 ufak kök zencefil, 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika kadar kaynattıktan sonra dilerseniz içine 1 tatlı kaşığı siyah çay ekleyip biraz demlendirip süzün. Dilerseniz sütle karıştırıp için.
ISIRGAN
Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına, mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit, sarılık, idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırganotu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırganotu yeterlidir.
BİBERİYE
Bu güzel kokulu bitkinin kullanılmadığı hastalık yok gibi. Özellikle kan dolaşımı hastalıklarına, romatizma ve astım hastalıklarına, mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanıldığı gibi ağır yemeklerden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca bronşit, öksürük, migren, gastrit, başağrısı, ağrılı adet, düşük tansiyon, kabızlık, safra kesesi taşı, ishal ve karaciğer rahatsızlıklarında da kullanılır. Hoş bir tat vermesi açısından biberiye çayına bir parça da kabuk tarçın atabilirsiniz.
REZENE
Rezene, Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı. Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Listeyi uzatmak mümkün: Hıçkırık, bulantı, idrar yolları iltihabı, böbrek taşları gibi birçok durumda rezene çayına başvurabiliriz.
HİNDİBA
Hem salatalarda, hem de haşlanarak zeytinyağı ve limon ilavesiyle kullanılabilen hindiba iyi bir idrar söktürücüdür. Karaciğer hastalarının, romatizmalıların ve şeker hastalarının sofralarının başköşesine oturtması gereken otlardan biridir hindiba ve bunlardan başka bağırsakları yumuşatır, müzmin romatizma, gut, böbrek ve safra kesesi hastalıklarında yararlıdır. Hindiba köklerinden yapılan kahve iyi bir iştah açıcıdır. Romatizma hastaları ilkbahar ve sonbaharda 4-6 hafta arası sabah ve akşam hindiba çayı içerek kür yapabilirler ve faydasını da hızla görürler. Hindiba çayı hazırlamak için kişi başına 1-2 tatlı kaşığı doğranmış hindiba kullanılır.
NANE
Nane çayı, mide ve bağırsak gazlarında, bulantı ve kalp çarpıntısında içilir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında, karın ağrısı, ishal, safra kesesi taşı, baş ağrısı, migren, sinüzit, diş ağrısı, halsizlik, bronşit, öksürük gibi rahatsızlıklarda da tedavi edici özelliği olan nane, nefes darlığında da şöyle kullanılabilir: Bir tülbentin üzerine bal konur, üzerine taze veya kuru nane yaprakları serpilir ve yatmadan önce göğüs üzerine bağlanır, sabaha kadar bırakılır.
KEKİK
Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor. Kekik yağından elde edilen timol birçok ilaçta, hatta ameliyatlarda yara temizlemek için kullanılıyor. Eski zamanlarda salgın hastalıklarda kullanılan kekik günümüzde de grip salgınlarında bol bol kullanılmalı. Ve boğmaca olana, öksürene, bronşite yakalanana, midesi rahatsız olana, ishal olana, adet sancısı çekene kekik çayı içirmeli. Böcek sokmalarında deriye sürülerek kullanılan kekik, cilt hastalıklarında da banyo suyuna atılarak kullanılabiliyor.
ZENCEFİL
Ayurveda ve Çin Tıbbı’nda 5 bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarında temizleyici, düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca faranjitte, ishal, gaz gibi durumlarda, kan dolaşımını artırmak için, kas hastalıklarında ve romatizmal ağrılarda kullanılıyor. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir, öksürük için zencefil-zerdeçal-bal karışımını sabah ve akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. Zencefil canlandırıcı olduğu için akciğerleri temizler, gazı önler ve terlemeyi artırarak cildin de temizlenmesini sağlar.
ADAÇAYI
Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Sinir bozukluğu, baş dönmesi, titremeye iyi gelir ve menopoz döneminde karşılaşılan terlemeyi durdurur. Ayrıca dolaşım sistemi hastalıklarında, tansiyon düşüklüğünde, sindirim sistemi bozukluklarında, psikolojik rahatsızlıklarda, halsizlikte, sinir hastalıklarında da kullanılır. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın, iyi geldiğini göreceksiniz.
ELMA
Elma, besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, lifli olduğu için bağırsakları temizler, karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir, başağrılarına iyi gelir. Taze elma suyu cilde sürüldüğünde dokuları sağlamlaştırır ve teni güzelleştirir. İlkbaharda toplanan elma çiçekleri kurutularak sonbahar ve kış aylarında kaynatılır ve göğse ve öksürüğe iyi gelecek bir şurup elde edilir. Kurutulmuş elma parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon ve portakal koyarak çay olarak tüketebilirsiniz.
Mavi forum
Uzmanlar, çoğu ilacın temelinde bulunan bitkilerin çaylarının da birer şifa kaynağı olduğunu belirtiyor.
Bitkilerle tedavinin her zaman için ilaç tedavisinden daha uzun süreceğini belirten uzmanlar, “Bitkiler hastalığa yakalanmadan önce önlem olarak kullanılmaya başlanmalı, basit hastalıklar bitki çayları, kompresler ve bitkilerden yapılmış yağlarla tedavi edilmeli. Ciddi hastalıklarda da doktorun verdiği tedaviye paralel olarak bitkilerden yararlanılabilir” dedi.
Doğada şifalı bir çok bitkiden şifalı çaylar elde edilebileceğini kaydeden uzmanlar, bitki çayı hazırlarken de şu tavsiyelerde bulundu: “Bitki çayı hazırlarken özellikle taze kaynamış klorsuz su kullanılmalı. Birçok hastalıkta klorun zararlı olduğu saptanmıştır. Suyunuzu kaynattıktan sonra bir iki dakika dinlendirin. Porselen bir demliğe önce çayını yapacağınız bitkiyi koyun ve üzerine gerekli miktarda su ekleyin. Genellikle 1 tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ot için dörtte bir litre su kullanmak gerekir. Çayın demlenmesi için 2-5 dakika yeterlidir. Kök bitkilerden çay yapacağınız zaman (zencefil, havlıcan gibi) aynı miktarda su ve bitkiyi birlikte cezveye koyup kaynatma yoluyla çayınızı yapabilirsiniz.”
Şifalı çay elde edilen şifalı bitkilerden bazıları şunlar:
IHLAMUR
Soğuk algınlığına ve öksürüğe karşı en etkili ve en yaygın olarak kullanılan doğal ilaçlardan biri olan ıhlamur, uykusuzluk, spazm ve kan dolaşımı bozukluklarında da kullanılır. Özellikle akşam saatlerinde fazla içmemeye dikkat etmek gerekir, çünkü fazla miktarda alındığında uykusuzluğa neden olabilir. Yapraklarında çok miktarda klorofil taşımasından dolayı kansızlık durumunda kullanılmasında fayda vardır. Diğer çaylarda olduğu gibi ıhlamuru da hazırladığınız zaman için ve bir daha kaynatmayın. Çünkü uzun süre kaynatılıp içilen ıhlamur size yarardan çok zarar verebilir.
YOGİ ÇAYI
Hintli yogilerin içtiği baharatlı bir çay. Tam da kış mevsimine uygun, yani ısıtıcı. Ayurvedik bir çay yogi çayı ve yoğun baharatların karışımından oluşuyor. Bu çayı hazırlamak için ufak bir tencereye bir parça kabuk tarçın, 4-5 kakule tanesi, 1 ufak kök zencefil, 2 karanfil ve 4-5 adet tane karabiber koyun. Üzerine 2 su bardağı su ilave edip 5 dakika kadar kaynattıktan sonra dilerseniz içine 1 tatlı kaşığı siyah çay ekleyip biraz demlendirip süzün. Dilerseniz sütle karıştırıp için.
ISIRGAN
Isırgan, birçok rahatsızlığa iyi gelen ve sonbahardan ilkbaharın sonuna kadar bahçelerde bol miktarda yetişen bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarına, mide, bağırsak, böbrek, romatizma ve gut hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca nefrit, sarılık, idrar yolları taşları ve özellikle kansere karşı günde 3-4 fincan ısırganotu çayı çok yararlıdır. Isırgan çayını hazırlamak için kişi başına bir tatlı kaşığı kuru veya bir avuç taze ısırganotu yeterlidir.
BİBERİYE
Bu güzel kokulu bitkinin kullanılmadığı hastalık yok gibi. Özellikle kan dolaşımı hastalıklarına, romatizma ve astım hastalıklarına, mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanıldığı gibi ağır yemeklerden sonra içildiğinde sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca bronşit, öksürük, migren, gastrit, başağrısı, ağrılı adet, düşük tansiyon, kabızlık, safra kesesi taşı, ishal ve karaciğer rahatsızlıklarında da kullanılır. Hoş bir tat vermesi açısından biberiye çayına bir parça da kabuk tarçın atabilirsiniz.
REZENE
Rezene, Ege Bölgesi pazarlarında bahar aylarında bol bulunan bir bitkidir. Rezene çayı özellikle gaz ve kramp ağrılarında, mide ve bağırsak rahatsızlıklarında kullanılır. Özellikle bebeklerin gazlı olduğu zamanlarda sık başvurulan bir ilaçtır rezene çayı. Öksürük ve soğuk algınlıklarında ve çocuklarda boğmaca hastalığı sırasında rezene çayı yararlıdır. Listeyi uzatmak mümkün: Hıçkırık, bulantı, idrar yolları iltihabı, böbrek taşları gibi birçok durumda rezene çayına başvurabiliriz.
HİNDİBA
Hem salatalarda, hem de haşlanarak zeytinyağı ve limon ilavesiyle kullanılabilen hindiba iyi bir idrar söktürücüdür. Karaciğer hastalarının, romatizmalıların ve şeker hastalarının sofralarının başköşesine oturtması gereken otlardan biridir hindiba ve bunlardan başka bağırsakları yumuşatır, müzmin romatizma, gut, böbrek ve safra kesesi hastalıklarında yararlıdır. Hindiba köklerinden yapılan kahve iyi bir iştah açıcıdır. Romatizma hastaları ilkbahar ve sonbaharda 4-6 hafta arası sabah ve akşam hindiba çayı içerek kür yapabilirler ve faydasını da hızla görürler. Hindiba çayı hazırlamak için kişi başına 1-2 tatlı kaşığı doğranmış hindiba kullanılır.
NANE
Nane çayı, mide ve bağırsak gazlarında, bulantı ve kalp çarpıntısında içilir. Sindirim sistemi rahatsızlıklarında, karın ağrısı, ishal, safra kesesi taşı, baş ağrısı, migren, sinüzit, diş ağrısı, halsizlik, bronşit, öksürük gibi rahatsızlıklarda da tedavi edici özelliği olan nane, nefes darlığında da şöyle kullanılabilir: Bir tülbentin üzerine bal konur, üzerine taze veya kuru nane yaprakları serpilir ve yatmadan önce göğüs üzerine bağlanır, sabaha kadar bırakılır.
KEKİK
Kekik çok güçlü bir antiseptik olarak biliniyor. Kekik yağından elde edilen timol birçok ilaçta, hatta ameliyatlarda yara temizlemek için kullanılıyor. Eski zamanlarda salgın hastalıklarda kullanılan kekik günümüzde de grip salgınlarında bol bol kullanılmalı. Ve boğmaca olana, öksürene, bronşite yakalanana, midesi rahatsız olana, ishal olana, adet sancısı çekene kekik çayı içirmeli. Böcek sokmalarında deriye sürülerek kullanılan kekik, cilt hastalıklarında da banyo suyuna atılarak kullanılabiliyor.
ZENCEFİL
Ayurveda ve Çin Tıbbı’nda 5 bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı bir ottur. Özellikle metabolizma rahatsızlıklarında temizleyici, düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahip. Ayrıca faranjitte, ishal, gaz gibi durumlarda, kan dolaşımını artırmak için, kas hastalıklarında ve romatizmal ağrılarda kullanılıyor. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir, öksürük için zencefil-zerdeçal-bal karışımını sabah ve akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. Zencefil canlandırıcı olduğu için akciğerleri temizler, gazı önler ve terlemeyi artırarak cildin de temizlenmesini sağlar.
ADAÇAYI
Kızılderililerin kutsal bitkisi sayılan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. Sinir bozukluğu, baş dönmesi, titremeye iyi gelir ve menopoz döneminde karşılaşılan terlemeyi durdurur. Ayrıca dolaşım sistemi hastalıklarında, tansiyon düşüklüğünde, sindirim sistemi bozukluklarında, psikolojik rahatsızlıklarda, halsizlikte, sinir hastalıklarında da kullanılır. Özellikle boğaz ve ağız içi iltihaplarında günde birkaç defa adaçayıyla hazırlanıp soğutulmuş çayla gargara yapın, iyi geldiğini göreceksiniz.
ELMA
Elma, besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, lifli olduğu için bağırsakları temizler, karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile elmadan faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir, başağrılarına iyi gelir. Taze elma suyu cilde sürüldüğünde dokuları sağlamlaştırır ve teni güzelleştirir. İlkbaharda toplanan elma çiçekleri kurutularak sonbahar ve kış aylarında kaynatılır ve göğse ve öksürüğe iyi gelecek bir şurup elde edilir. Kurutulmuş elma parçalarından çay yapabileceğiniz gibi kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon ve portakal koyarak çay olarak tüketebilirsiniz.
Mavi forum
Çocukta ateşe dikkat!
Çocuğunuz size her zaman alıştığınızdan daha sıcak geliyorsa ısısını ölçerek tam bir ölçüm yapmanız gerekir.
Çocuğunuza dokunduğunuzda cildinin size sıcak gelmesi her zaman onun ateşi olduğunu göstermez. Genellikle ateş olarak kabul edilen derece 38ºC’nin üzerindeki değerlerdir.
KULAKTAN MI? DİL ALTINDAN MI? POPODAN MI? KOLTUK ALTINDAN MI?
Bu dört yer de kabul edilir ateş ölçme noktalarıdır. Koltuk altı ölçümleri diğer ölçümlere göre 0,5ºC derece daha düşüktür. 2-2,5 yaşından küçük çocuklarda dil altından ölçüm yapmak teknik olarak biraz zordur. Civalı cam derece kullanmayınız. Elektronik derecelerin ölçüm yapmak süresi 3-4 dakikadır. Kulak dereceleri saniyeler içinde güvenilir ölçümler yapabilmektedir. Ancak ucunun bebeğinizin kulak kanalına iyi oturduğundan emin olmanız gerekir.
Mutlaka rahat kullanabileceğiniz bir dereceniz olmalıdır. Bu derece ile çocuğunuz ateşli değilken birkaç sefer ölçüm yapmalısınız.
KAÇ DERECE YÜKSEKTİR?
Her seviyedeki ateş tehlikeli sayılmaz. Kabul edilen ateş sınırları şöyledir:
Ateşsiz: 34,4-37,9
Ateşli: 38,0-39,9
Yüksek ateşli: 40,0 ve yukarısı
Eğer çocuğunuzun ateşi yoksa fakat hasta görüntüsünü korumaya devam ediyorsa bir saat içinde ateşini bir daha ölçün. Eğer çocuğunuzun ateşi 38,0 ile 39,9 arası ise burada belirtilen talimatları uygulayın. Çoçuğunuzun ateşi yüksek ise hemen doktora bildirin.
ÜÇ AYDAN UFAK ÇOCUĞUNUZ ATEŞLENİRSE
Yeni doğan dönemdeki bebeklerde enfeksiyonla savaşma yeteneği kısıtlı olduğundan ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Ateşi 38ºC’nin üzerine çıkarsa, doktoru acilen arayın. Doktora danışmadan ilaç vermeyin. Çocuğunuzu teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne götürebilirsiniz.
ÜÇ AYDAN DAHA BÜYÜK ÇOCUKLAR İÇİN
Ateş, vücudun enfeksiyonlarla savaşma yöntemlerinden biridir. Çocuğunuzun her ateşi çıktığında doktoru görmenizi gerektirecek bir durum olmayabilir. Dikkatli olmak koşuluyla kendi başınıza da çocuğunuzun ateşini kontrol altına alabilirsiniz.
AŞAĞIDAKİ DURUMLARDA DOKTORUNUZU ACİLEN ARAYINIZ
Eğer çocuğunuzun ateşi 40 derece ve yukarıda ise
Eğer çocuğunuz çok hasta veya açıklayamadığınız hastalık belirtileri taşıyorsa
Eğer çocuğunuz bir şey içmek istemiyor, durmadan ağlıyor veya çok halsiz görünüyorsa
Eğer çocuğunuz ateşli havale geçiriyorsa. Ateşli havale genelde çocuğunuzun ateşi normalden çok yüksek ise görülür. Havale anında çocuğunuzun elleri ve ayakları şiddetli bir şekilde sallanmaya başlar ve gözleri arkaya doğru kayabilir. Ateşli havale genelde 1-5 dakika sürer. Çocuğunuzun elinin veya kolunun birkaç kere sallanması, onun havale geçirdiği anlamına gelmez.
AŞAĞIDAKİ KOŞULLARDA DOKTORUNUZU ARAYIN
Eğer orta dereceli ateş (38,0 - 39,9) 24 saatten daha uzun sürerse ve ateşten başka burun akıntısı veya öksürük gibi başka hastalık belirtileri yoksa. Bu durumda ateşin nereden kaynaklandığını bulmak gerekebilir.
Eğer ateşi orta derecede 48 saatten (2 tam gece ve gündüz)daha uzun sürer ve ateş düşürücü ilaçlarla bile düşmezse
ATEŞİ NASIL DÜŞÜREBİLİRSİNİZ?
Hatırlayacağınız gibi eğer çocuğunuz üç aydan daha küçükse hemen doktorunuza başvurmanız gerekir. Ancak bu arada bebeğin üzerini açarak bekleyin ve 15 dakika sonra tekrar ateşini kontrol edin. Eğer çocuğunuz üç aydan büyükse aşağıda verilen bilgileri okuyunuz:
1. Çocuğunuzun üstünü açın
Çocuğunuzun ateşi çıkarken titremesi son derece normaldir. “Üşüttüğü için ateşi çıktı” diye üzerini örtmeyin. Kalın giysiler vücut sıcaklığını dışarı geçirmeyerek çocuğunuzun ateşinin daha da yükselmesine neden olur. Eğer çocuğunuz titriyorsa, onu bir çarşaf veya ince bir havluya sarın.
2. Ilık duş
Üzerini açmanıza rağmen çocuğunuzun ateşi 39ºC’nin üzerine çıkıyorsa hemen doktorunuzu arayın. Bu arada ısıyı hızla düşürmenin yolu da ılık duşa sokmak veya ılık ıslak havlu ile kompres yapmaktadır. Çocuğunuza ılık duş yaptırırken aşağıdaki talimatları uygulamaya özen gösterin.
Küveti ılık su ile doldurun.
Çocuğunuzu 15-20 dakika suyun içinde oturtun. Arkaya doğru yatmasına izin vermeyin. Suyu çocuğunuzun kafasından aşağıya dökmeyin. Bir süngeri ıslatarak onu çocuğunuzun vücudunun etrafında gezdirin.
Büyük bir havluyu ılık su ile ıslatıp tüm vücudunu havluya sarın. Sadece eklem yerlerine ılık su ile kompres yapmak yetersiz kalır.
Kesinlikle alkollü kompreslerle ateşi düşürmeye çalışmayın.
Çocuğunuz titremeye başladığı zaman, onu küvetten çıkarın ve bir havlu veya ince bir çarşafa sarın.
3. İlaç Tedavisi (Parasetamol)
“Asprin içermeyen ağrı kesicilerde” bulunan aktif maddedir. Çocukluk döneminde tercih edilen ateş düşürücüler bu maddeyi içermektedir. Çocuklarda hiçbir zaman asprin ateş düşürücü olarak kullanılmamalıdır. Parasetamol 4-6 saatte bir verilir. Ateş parasetamole rağmen 38,5ºC’nin üzerinde seyrederse doz aralığını 4 saatten 3 saate almak gerekir. Bu durumda ikinci bir ilaçla parasetamolü dönüşümlü bir şekilde kullanmak gerekir. Aktif maddesi İbuprofen olan ilaçlar, 3 saatte bir parasetamolle birlikte kullanılmalıdır.
KAYNAK: Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü
Mavi forum
Çocuğunuza dokunduğunuzda cildinin size sıcak gelmesi her zaman onun ateşi olduğunu göstermez. Genellikle ateş olarak kabul edilen derece 38ºC’nin üzerindeki değerlerdir.
KULAKTAN MI? DİL ALTINDAN MI? POPODAN MI? KOLTUK ALTINDAN MI?
Bu dört yer de kabul edilir ateş ölçme noktalarıdır. Koltuk altı ölçümleri diğer ölçümlere göre 0,5ºC derece daha düşüktür. 2-2,5 yaşından küçük çocuklarda dil altından ölçüm yapmak teknik olarak biraz zordur. Civalı cam derece kullanmayınız. Elektronik derecelerin ölçüm yapmak süresi 3-4 dakikadır. Kulak dereceleri saniyeler içinde güvenilir ölçümler yapabilmektedir. Ancak ucunun bebeğinizin kulak kanalına iyi oturduğundan emin olmanız gerekir.
Mutlaka rahat kullanabileceğiniz bir dereceniz olmalıdır. Bu derece ile çocuğunuz ateşli değilken birkaç sefer ölçüm yapmalısınız.
KAÇ DERECE YÜKSEKTİR?
Her seviyedeki ateş tehlikeli sayılmaz. Kabul edilen ateş sınırları şöyledir:
Ateşsiz: 34,4-37,9
Ateşli: 38,0-39,9
Yüksek ateşli: 40,0 ve yukarısı
Eğer çocuğunuzun ateşi yoksa fakat hasta görüntüsünü korumaya devam ediyorsa bir saat içinde ateşini bir daha ölçün. Eğer çocuğunuzun ateşi 38,0 ile 39,9 arası ise burada belirtilen talimatları uygulayın. Çoçuğunuzun ateşi yüksek ise hemen doktora bildirin.
ÜÇ AYDAN UFAK ÇOCUĞUNUZ ATEŞLENİRSE
Yeni doğan dönemdeki bebeklerde enfeksiyonla savaşma yeteneği kısıtlı olduğundan ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Ateşi 38ºC’nin üzerine çıkarsa, doktoru acilen arayın. Doktora danışmadan ilaç vermeyin. Çocuğunuzu teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne götürebilirsiniz.
ÜÇ AYDAN DAHA BÜYÜK ÇOCUKLAR İÇİN
Ateş, vücudun enfeksiyonlarla savaşma yöntemlerinden biridir. Çocuğunuzun her ateşi çıktığında doktoru görmenizi gerektirecek bir durum olmayabilir. Dikkatli olmak koşuluyla kendi başınıza da çocuğunuzun ateşini kontrol altına alabilirsiniz.
AŞAĞIDAKİ DURUMLARDA DOKTORUNUZU ACİLEN ARAYINIZ
Eğer çocuğunuzun ateşi 40 derece ve yukarıda ise
Eğer çocuğunuz çok hasta veya açıklayamadığınız hastalık belirtileri taşıyorsa
Eğer çocuğunuz bir şey içmek istemiyor, durmadan ağlıyor veya çok halsiz görünüyorsa
Eğer çocuğunuz ateşli havale geçiriyorsa. Ateşli havale genelde çocuğunuzun ateşi normalden çok yüksek ise görülür. Havale anında çocuğunuzun elleri ve ayakları şiddetli bir şekilde sallanmaya başlar ve gözleri arkaya doğru kayabilir. Ateşli havale genelde 1-5 dakika sürer. Çocuğunuzun elinin veya kolunun birkaç kere sallanması, onun havale geçirdiği anlamına gelmez.
AŞAĞIDAKİ KOŞULLARDA DOKTORUNUZU ARAYIN
Eğer orta dereceli ateş (38,0 - 39,9) 24 saatten daha uzun sürerse ve ateşten başka burun akıntısı veya öksürük gibi başka hastalık belirtileri yoksa. Bu durumda ateşin nereden kaynaklandığını bulmak gerekebilir.
Eğer ateşi orta derecede 48 saatten (2 tam gece ve gündüz)daha uzun sürer ve ateş düşürücü ilaçlarla bile düşmezse
ATEŞİ NASIL DÜŞÜREBİLİRSİNİZ?
Hatırlayacağınız gibi eğer çocuğunuz üç aydan daha küçükse hemen doktorunuza başvurmanız gerekir. Ancak bu arada bebeğin üzerini açarak bekleyin ve 15 dakika sonra tekrar ateşini kontrol edin. Eğer çocuğunuz üç aydan büyükse aşağıda verilen bilgileri okuyunuz:
1. Çocuğunuzun üstünü açın
Çocuğunuzun ateşi çıkarken titremesi son derece normaldir. “Üşüttüğü için ateşi çıktı” diye üzerini örtmeyin. Kalın giysiler vücut sıcaklığını dışarı geçirmeyerek çocuğunuzun ateşinin daha da yükselmesine neden olur. Eğer çocuğunuz titriyorsa, onu bir çarşaf veya ince bir havluya sarın.
2. Ilık duş
Üzerini açmanıza rağmen çocuğunuzun ateşi 39ºC’nin üzerine çıkıyorsa hemen doktorunuzu arayın. Bu arada ısıyı hızla düşürmenin yolu da ılık duşa sokmak veya ılık ıslak havlu ile kompres yapmaktadır. Çocuğunuza ılık duş yaptırırken aşağıdaki talimatları uygulamaya özen gösterin.
Küveti ılık su ile doldurun.
Çocuğunuzu 15-20 dakika suyun içinde oturtun. Arkaya doğru yatmasına izin vermeyin. Suyu çocuğunuzun kafasından aşağıya dökmeyin. Bir süngeri ıslatarak onu çocuğunuzun vücudunun etrafında gezdirin.
Büyük bir havluyu ılık su ile ıslatıp tüm vücudunu havluya sarın. Sadece eklem yerlerine ılık su ile kompres yapmak yetersiz kalır.
Kesinlikle alkollü kompreslerle ateşi düşürmeye çalışmayın.
Çocuğunuz titremeye başladığı zaman, onu küvetten çıkarın ve bir havlu veya ince bir çarşafa sarın.
3. İlaç Tedavisi (Parasetamol)
“Asprin içermeyen ağrı kesicilerde” bulunan aktif maddedir. Çocukluk döneminde tercih edilen ateş düşürücüler bu maddeyi içermektedir. Çocuklarda hiçbir zaman asprin ateş düşürücü olarak kullanılmamalıdır. Parasetamol 4-6 saatte bir verilir. Ateş parasetamole rağmen 38,5ºC’nin üzerinde seyrederse doz aralığını 4 saatten 3 saate almak gerekir. Bu durumda ikinci bir ilaçla parasetamolü dönüşümlü bir şekilde kullanmak gerekir. Aktif maddesi İbuprofen olan ilaçlar, 3 saatte bir parasetamolle birlikte kullanılmalıdır.
KAYNAK: Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü
Mavi forum
Bady Yapanlar Mutlaka Okuyun..
Beslenme ve Diyet
Temel olarak beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekmektedir. Besinleri Karbonhidratlar,Proteinler,Yağlar olarak sınıflandırabiliriz.
Kas gelişimi için protein şarttır protein olmazsa kas olmaz şunuda ayrıca belirtelimki vücutgeliştirme kas kütlesi olarak kilo almaya dayanır bodybuilding adı üstünde birşeyler inşaa etmek demektir siz inşaata gereken malzemeleri koyacaksınız ki inşaat yükselsin...
Protein : Et ve türevleri - Bakliyat ürünleri - Peynir & Süt türevlerinde bulunur vücut ağırlığının her 0.9kg için protein ihtiyacı 1gramdır süper gelişme programlarında ise vücut ağırlığının her 0.9kg için 1.5gramdır bundan aşağı alınacak protein kas gelişimini olumsuz etkiler fakat alınacak fazla proteinde extra katkı sağlamaz... antremandan sonra protein almak daha yerinde olacaktır
Karbonhidratlar : Bu besinler kan şekerini yükseltmek kaydıyla adelelere enerji sağlar alınan proteinin en iyi değerlendirilmesi için antreman sonrası biraz alınmasında yarar vardır antremandan 2 saat önce alınması gerekmektedir antreman esnasında midenizin dolu olması performansınızı etkiler genelde basit şeker olarak adlandırılan pirinç pilavı & makarna & meyve gibi ürünlerden karşılanması daha uygun olmaktadır yağlarda gereklidir fakat aşırısı vücudun yağlanmasına sebep verir ve dengeli bir beslenme programında hepsi bulunmalıdır
A - MONOSAKKARITLER (Basit Sekerler)
1- Glikoz (üzüm sekeri)
2- Fruktoz (meyve sekeri)
3- Galaktoz (6 karbonlu monosakkarit)
B - DISAKKARITLER
1- Sakkaröz (çay sekeri)
2- Laktoz (süt sekeri)
3- Maltoz (malt sekeri)
C - POLISAKKARITLER
1- Nisasta (bitkilerdeki depo karbonhidrat)
2- Glikojen (kas ve karaci i depo karbonhidrat)
3- Sellüloz (posa)
GLIKOZ:
Insan vücudunda serbest halde kanda bulunur (100 mi. kanda 70 - 90 mg. civarinda). Beyin dokusu ve alyuvarlar (eritrositler) enerji yakiti olarak sadece glikozu kullanirlar. En çok üzüm ve üzümden yapilan yiyecek ve içeceklerde, bal da bulunur. Saf olarak eczanelerden de temin edilebilir.
FRUKTOZ:
Meyve sekeridir. Pekmez, üzüm, incir, dut'da ve % 50 oraninda bal da bulunmaktadir.
SAKKAROZ:
Genelde seker pancari ve seker kamisindan elde edilir.
LAKTOZ:
Süt sekeri ve hayvansal kaynakli bir sekerdir. Insanlarin sütünde de bulunur.
NISASTA:
Bir çok glikoz molekülünün birlesmesinden meydana gelmistir. Bitkilerin tanelerinde, tohumlarinda ve yumrularinda depo edilmis halde bulunan bir karbonhidrattir. Bitkilerin enerji deposudur. Sindirimi agiz ve ince barsaklarda olmak üzere kademeli oldugu için daha uzun sürer. Barsaklarda glikoza çevrilerek kullanilir.
GLIKOJEN:
Insan ve hayvan vücudundaki karbonhidratin depolanmis seklidir. Gerektiginde hemen kullanilabilecek yedek enerjidir. Insan vücudunda 350 g. civarinda glikojen vardir. En fazla karaciger ve kaslarda bulunmaktadir.Kurumaya ve mantarda da bulundugu bilinmektedir. Çalisma sirasinda glikojen ATP (adenozin trifosfat) üretmek için glikoza dönüsür. Karbonhidratlarin glikojen olarak depolanmasi sirasinda 1 g glikojen 2.8 cc su tutmaktadir.
SELLÜLOZ:
Bitkisel yapida yer alirlar.Yiyeceklerin sindirilemiyen kisimlaridir (posa). Günlük diyetimiz 10-15 gram kadar sellüloz içermektedir. Agizdan alinan sellülozun % 43'ü diski ile atilmaktadir. Barsak hareketlerini artirarak, barsagin düzenli çalismasini saglarlar. Kabizligin önlenmesinde ve mide ile barsaklarda dolgunluk hissi sagladigindan zayiflama rejimlerinde önerilir. Çig ve kabugu ile yenen meyve ve sebzeler ile kepekli tahil ürünleri sellüloz yönünden zengin yiyeceklerdir.
Diyet : Diyet vücuttaki fazla yağın atılması için son derece gereklidir. yağlı bir vücut görünümü kötü kılması yanında vücudun kaslarının temiz görünmesi için diyet gereklidir. bazı vücutlar vardırki yağı zor atar bazı vücutlar vardır ki yağı çok çabuk atar.... bu duruma görede diyet programları uygulanmalıdır. Diyet gerçekten ciddi bir iştir temelinde az enerji almak esastır örneğin günlük kalori ihtiyacınız 3000 siz bu kalori ihtiyacınızdan daha düşük bir değer alırsanız örn 2000 kalori vücut kalan 1000 kalorilik enerji dilimini yağ depolarından kullanarak enerjiye çevirecek ve kilo vermeye yağ kaybetmeye başlamış olacaksınız fakat iş bu kadar basit değil besin değerleri vb.... özellikler çok ciddi bir iştir ve bu nedenle bir diyetisyenden yardım almak yerinde olur şunu unutmayınki çabuk verilen kilolar çabuk geri alınır ve diyet kesinlikle "aç kalmak değildir" sadece az yemek & performans harcama ile birlikte yapılan organize bir iştir
Bady İçin Kilo Alma
Kilonun fazlası zararlı olduğu kadar çok zayıf olmakta bir o kadar zararlıdır bazı insanlar vardırki metabolizması çok hızlı çalışır işte bu nedenle yediklerini çabuk yakarlar ve kilo alamazlar bazıları genetik bazılarıda başka etkenlerden dolayı kilo almada zorlanır...
Peki kilo nasıl alınır ? Kilo almak için günlük kalori ihtyacınızdan fazla kalori almak gerekmektedir. mesela sizin günlük kalori ihtiyacınız 3000kcal ise siz 4500/5000 yada daha fazla kalori alırsanız kilo almaya başlarsınız fakat buradaki püf noktası şudur aldığınız kaloriyi egzersiz & vücutgeliştirme gibi sporlarla birlikte değerlendirdiğinizde kas kütlesi olarak kilo alırsınız.... asıl olması gerekende budur tıp dünyası kas kütlesi olarak kilo almayı sağlıklı görmekte ve önermektedir yağ olarak kilo almak ilerde damar tıkanıklığı,kalp krizi, vb... sorunlara yol açtığı kanıtlanmıştır elbetteki vücudumuzun yağada ihtiyacı vardır fakat gerektiği kadar alınmalıdır....
Peki kilo alırken nelere dikkat edilmeli ? Eğer gerçekten ciddi bir zayıflığa sahipseniz bir doktora gözükmenizde fayda görüyoruz çünkü aşırı zayıflıkta obezite gibi bir hastalıktır ama almak istediğiniz 5-10kg gibi bir değerse bunu kendinizin oluşturacağınız bir yemek programı ile alabilmek mümkündür.....
Kas kütlesi olarak kilo alabilmek için önemli olan gıda proteindir.... ama şunuda unutmamalıyız ki sadece protein almak bir işe yaramaz yanında spor yapmakta şarttır....
Vücutgeliştirme sporunun temelinde yatan karbonhidrat & protein beslenme stili size kilo aldırmak için yeterli olacaktır yanlız antreman öncesi karbonhidrat antreman sonrası protein & karbonhidrat alınması daha uygundur. zayıf bir bünyeye sahipseniz antremanda aldığınız karbonhidratı yakacağınız için daha fazla karbonhidrat almak ve antremandan sonra yine karbonhidrat almak hem kas kütlesine enerji verecektir hemde size kalori olarak dönüp kilo almanıza yardımcı olacaktır Sporcunun sevdigi, alisik oldugu besinler tercih edilmelidir. Hacmi az konsantre besinler alinmali, besin degeri yüksek bilesik karbonhidratlar tercih edilmeli, enerjinin artisina bagli olarak hayvansal kaynakli kaliteli protein, vitamin ve mineral alimi artirilmalidir. Ögün aralarinda; kuru kayisi, kuru erik, kuru üzüm gibi kuru meyveler ve findik, fistik, ceviz, badem gibi kuru yemisler alinmalidir. Sütlü veya hamur isi tatlilara kek ve pastalara findik, fistik, ceviz, krema, yumurta, kuru üzüm eklenmelidir. Çay, kahve, kakao ve meyve sulari gibi içeceklere, seker ve süt katilabilir. Bulanti, kusma gibi olumsuzluklardan kaçinmak için yemekler çok yagli olmamalidir (çok yagli besinler, kizartmalar). Yagli besinler ayni zamanda tokluk hissi vererek istahi olumsuz etkilerler. Salata yerine sütlü tatlilar tercih edilmelidir. Kalorisi yüksek, besin degeri düsük bos enerji kaynagi dedigimiz besinler (alkol, kola, gazoz vb.) diyette fazla yer almamalidir Yemek saatleri programlanmali, acele ayak üstü ve gelisi güzel saatlerde atistirma seklinde yemek yenilmemelidir. Sinirlilik hali istahi olumsuz etkileyebileceginden sinirli ve huzursuzken sofraya oturulmamalidir. Kilo almak için karaciger, böbrek bozukluklarina yol açan kansere neden olabilecek ilaçlar (anabolizan vb.) alinmamalidir. Reçetesiz satilan ve dogal oldugu söylenen kilo veren ek besinlerin içerigine dikkat edilmelidir.
Body İçin Kilo Verme
Obezite & aşırı kilolar son zamanlarda sadece Türkiye'de değil dünyada çığ gibi büyüyen tehlikeli bir hastalık halini almaya başlamıştır işte bu nedenle zayıflamaya çalışanlar spor salonlarını doldurmaktadır...
Kilo vermenin temelinde günlük kalori ihtiyacından daha düşük kalori almak yatar... örneğin günlük kalori ihtiyacınız 2000kcal siz bu kalori ihtiyacınızdan düşük kalori alırsanız vücut kalan enerji ihtiyacı için yağ depolarına yönelmeye başlayacaktır ve 2000kcal ihtiyacınız varken siz 1500kcal alırsanız kalan 500kcal enerjiyi vücut yağ depolarından karşılayacaktır ve bu sayede kilo vermeye başlayacaksınız
Özellikle fast food olarak adlandırılan hazır yemek ürünleri dondurulmuş hazır yemeklerde bulunan yağ oranları & spora karşı ilgisiz bir toplum olmamız obezitenin Türkiye'de gittikçe yayılmasına sebebiyet vermeye başlamıştır
Diyet esnasında sporda yaparsanız kilo kaybınız dahada hızlı gerçekleşmiş olacaktır. Şunu unutmayın ki diyet yapmak kesinlikle ama kesinlikle "aç kalmak" değildir... insanların kendi başına uyguladıkları diyetlerdeki en büyük yanlışlıklardan biride budur aç kalmak kan şekerini düşüreceği için sizi ister istemez bir halsizliğe sürükleyecektir. dirençsiz bırakacaktır işte bu nedenle vücut yemeğe yönelecektir ve kilo vermek isterken kilo almış olacaksınız....
Ciddi obezite hastalıkları doktor gözetimi altında ilaçlar eşliğinde tedavi edilmektedir. bu nedenle eğer aşırı derecede bir kilonuz varsa kesinlikle bir diyetisyene görünmenizde fayda görüyoruz....
Bilimsel verilere göre kişinin boyu kilosundan en fazla 15 değer düşük olmalı boyunun üstüne çıkmamalıdır örneğin 1.80boyunda bir kişinin ideal kilosu 65/70kg dır bundan fazlası yağ oranının yüksek olmasına işarettir tabiki bu değerler vücutgeliştiren sporcularımız için geçerli değildir çünkü tıp kas kütlesini sağlık problemi olarak görmemektedir.
Kilo verirken sabırlı olmalısınız ve ilaç tacirlerine kanmamalısınız özellikle bu zayıflama konusunda son senelerde ciddi ilaçlar piyasaya sürülmektedir ve insanların güvenini kazanmak açısından "bitki özlü" "bitkisel" gibi sloganlar koyulmaktadır her ne olursa olsun bir uzman kontrolü altında bu tarz ilaçların kullanılmasını öneriyoruz kaldıki aşırı derecede kilolu değilseniz bu tür ilaçlarada ihtiyaç duymamalısınız unutmayınki kısa zamanda atılan kilolar size kısa zamanda fazla kilo olarak geri döner.!!!!
Diyet esnasında yağlı,şekerli,hamur işi gibi ürünlerden kaçınmalı yağlı tohum ürünleri (fındık,fıstık,) gibi ürünleri aşırı derecede tüketme iniz ekmeği ciddi ölçüde azaltmalı hatta kepek ekmek tercih et iniz. Diyetteki asıl amaç kas dokusuna zarar vermeden yağ kaybını gerçekleştirmektir. Bu nedenle ani kilo kayıpları veren diyet reçeleri vücuttan sadece su & kas dokusu olarak kilo verdirir yağ olarak kilo verdirmez işte bu nedenle hemen kilo vermek hevesine kapılmayın sabırlı olun !.
Kisa mesafeler için tasit kullanmamak, asansör yerine merdivenleri tercih etmek gibi aliskanliklar edinmek kilo vermede yardimci olmaktadir.
Sadece diyette kisitlama yöntemi ile kilo vermede, yag kaybi yaninda yagsiz vücut kitlesinde de kayiplar olusabileceginden, diyetin egzersizle birlikte olmasi istenmektedir. Aktivite sirasinda vücut aktif kitlesinin de (kalp, kas, karaciger vb.) çalisma temposu artmaktadir. Çalisan kaslar glikoz, glikojen ve yag biçiminde büyük oranda enerji harcar. Düzenli egzersizin BMH'ni artirdigi görüsü vardir.
Egzersiz sempatik sinir sistemini aktive etmekte, sonuçta noradrenalin gibi hormonlarin kandaki düzeyi artmaktadir. Bu hormonlar glikojeni ve yaglari metabolize etmek için yag dokusunu uyarmakta, bu sekilde kaslarin çalismasini saglayacak vücut yakitlari harekete geçirilmis olmaktadir.
Kilo vermek isteyenler ögün atlamamali ve ögün sayisini 4 - 5'e çikarmalidir. Ögünlerin metabolizmadaki termik yanit etkisi ile metabolizma hizi iki katina kadar çikabilmektedir. Bu artis yemek ve sindirim islemlerinin enerji maliyeti içindir. Kilo verirken diyette yagi azaltmak bu düsünceye de dayanmaktadir. Yagin depo edilmesi için harcanan enerji az olmaktadir. Vücut karbonhidrat depolamak için bes kat fazla enerji harcar.
15 Günde bir defa, serbest gün tayin edilmelidir. Serbest günde sevilen ama kisitlama yapilan yiyeceklerden yenilebilir.
Yasaklarla degil irade ile zayiflamaya çalisilmalidir.
Örnek Diyet Listesi
Sabah Kahvaltisi:
1. Seçenek:
Uno light sandviç ekmegi (ya da yarimdan küçük kepekli ekmek) arasina domates, az yagli beyaz peynir, marul konulacak. Yaninda 1-2 bardak sekersiz (ya da tatlandiricili) çay (ya da 1 su bardagi light süt)
2. Seçenek:
2 ince dilim kepekli ekmek, 1 adet domates, 1 kibrit kutusu kadar yagsiz beyaz peynir, 1 adet haslanmis yumurta, 1-2 bardak sekersiz (ya da tatlandiricili) çay (ya da 1 su bardagi light süt)
Ögle Yemegi:
1.Seçenek:
- 1 tabak az yagli (sivi yag) haslanmis sebze yemegi (10-15 yemek kasigi)
- 1 tabak (yagsiz-az tuzlu) makarna (8-10 yemek kasigi)
- 1 kase yagsiz yogurt (1 su bardagi kadar)
- Sinirsiz salata
2. Seçenek:
- 1 porsiyon haslanmis tavuk (5 köfte büyüklügünde) (ya da 1 porsiyon balik izgara-bugulama) (ya da 1 porsiyon haslanmis et)
- 1 tabak (yagsiz-az tuzlu) makarna (8-10 yemek kasigi)
- 1 kase yagsiz yogurt (1 su bardagi kadar)
- Sinirsiz salata
Ikindi:
- 1 su bardagi light süt
- Sinirsiz salata
Aksam Yemegi:
Ögle yemeginde tercih edilen seçenegin digeri tercih edilecek.
Gece:
- 1 küçük boy elma + 1 armut (ya da 1 orta boy portakal + 1 elma) (ya da 15-20 adet üzüm + 1 elma) (ya da 10 adet erik + 1 armut) (ya da 1 orta boy armut + 1 portakal)
Not: Bu diyetin yaklasik günlük kalori miktari 2000 kcal’dir.
Normal insan metabolizmasi 1 günde 2000 kcal enerji harcar.
Diyet programindaki egzersizleri tam olarak uygularsaniz yaklasik 1500 kcal enerji harcarsiniz.
Bir gün içinde harcadiginiz kalori, aldiginiz kaloriden fazla ise kilo verirsiniz.
Hedefiniz ayda 4 kilo civari olmalidir. Sayet ayda 4 kilodan fazla verirseniz vücudunuzun dengesi bozulur.
Eger diyeti tam olarak uygulayamiyorsaniz, programin yanisira bol bol yürüyüs yapiniz, kosunuz ve bisiklet çeviriniz
Mavi forum
Temel olarak beslenmenize çok dikkat etmeniz gerekmektedir. Besinleri Karbonhidratlar,Proteinler,Yağlar olarak sınıflandırabiliriz.
Kas gelişimi için protein şarttır protein olmazsa kas olmaz şunuda ayrıca belirtelimki vücutgeliştirme kas kütlesi olarak kilo almaya dayanır bodybuilding adı üstünde birşeyler inşaa etmek demektir siz inşaata gereken malzemeleri koyacaksınız ki inşaat yükselsin...
Protein : Et ve türevleri - Bakliyat ürünleri - Peynir & Süt türevlerinde bulunur vücut ağırlığının her 0.9kg için protein ihtiyacı 1gramdır süper gelişme programlarında ise vücut ağırlığının her 0.9kg için 1.5gramdır bundan aşağı alınacak protein kas gelişimini olumsuz etkiler fakat alınacak fazla proteinde extra katkı sağlamaz... antremandan sonra protein almak daha yerinde olacaktır
Karbonhidratlar : Bu besinler kan şekerini yükseltmek kaydıyla adelelere enerji sağlar alınan proteinin en iyi değerlendirilmesi için antreman sonrası biraz alınmasında yarar vardır antremandan 2 saat önce alınması gerekmektedir antreman esnasında midenizin dolu olması performansınızı etkiler genelde basit şeker olarak adlandırılan pirinç pilavı & makarna & meyve gibi ürünlerden karşılanması daha uygun olmaktadır yağlarda gereklidir fakat aşırısı vücudun yağlanmasına sebep verir ve dengeli bir beslenme programında hepsi bulunmalıdır
A - MONOSAKKARITLER (Basit Sekerler)
1- Glikoz (üzüm sekeri)
2- Fruktoz (meyve sekeri)
3- Galaktoz (6 karbonlu monosakkarit)
B - DISAKKARITLER
1- Sakkaröz (çay sekeri)
2- Laktoz (süt sekeri)
3- Maltoz (malt sekeri)
C - POLISAKKARITLER
1- Nisasta (bitkilerdeki depo karbonhidrat)
2- Glikojen (kas ve karaci i depo karbonhidrat)
3- Sellüloz (posa)
GLIKOZ:
Insan vücudunda serbest halde kanda bulunur (100 mi. kanda 70 - 90 mg. civarinda). Beyin dokusu ve alyuvarlar (eritrositler) enerji yakiti olarak sadece glikozu kullanirlar. En çok üzüm ve üzümden yapilan yiyecek ve içeceklerde, bal da bulunur. Saf olarak eczanelerden de temin edilebilir.
FRUKTOZ:
Meyve sekeridir. Pekmez, üzüm, incir, dut'da ve % 50 oraninda bal da bulunmaktadir.
SAKKAROZ:
Genelde seker pancari ve seker kamisindan elde edilir.
LAKTOZ:
Süt sekeri ve hayvansal kaynakli bir sekerdir. Insanlarin sütünde de bulunur.
NISASTA:
Bir çok glikoz molekülünün birlesmesinden meydana gelmistir. Bitkilerin tanelerinde, tohumlarinda ve yumrularinda depo edilmis halde bulunan bir karbonhidrattir. Bitkilerin enerji deposudur. Sindirimi agiz ve ince barsaklarda olmak üzere kademeli oldugu için daha uzun sürer. Barsaklarda glikoza çevrilerek kullanilir.
GLIKOJEN:
Insan ve hayvan vücudundaki karbonhidratin depolanmis seklidir. Gerektiginde hemen kullanilabilecek yedek enerjidir. Insan vücudunda 350 g. civarinda glikojen vardir. En fazla karaciger ve kaslarda bulunmaktadir.Kurumaya ve mantarda da bulundugu bilinmektedir. Çalisma sirasinda glikojen ATP (adenozin trifosfat) üretmek için glikoza dönüsür. Karbonhidratlarin glikojen olarak depolanmasi sirasinda 1 g glikojen 2.8 cc su tutmaktadir.
SELLÜLOZ:
Bitkisel yapida yer alirlar.Yiyeceklerin sindirilemiyen kisimlaridir (posa). Günlük diyetimiz 10-15 gram kadar sellüloz içermektedir. Agizdan alinan sellülozun % 43'ü diski ile atilmaktadir. Barsak hareketlerini artirarak, barsagin düzenli çalismasini saglarlar. Kabizligin önlenmesinde ve mide ile barsaklarda dolgunluk hissi sagladigindan zayiflama rejimlerinde önerilir. Çig ve kabugu ile yenen meyve ve sebzeler ile kepekli tahil ürünleri sellüloz yönünden zengin yiyeceklerdir.
Diyet : Diyet vücuttaki fazla yağın atılması için son derece gereklidir. yağlı bir vücut görünümü kötü kılması yanında vücudun kaslarının temiz görünmesi için diyet gereklidir. bazı vücutlar vardırki yağı zor atar bazı vücutlar vardır ki yağı çok çabuk atar.... bu duruma görede diyet programları uygulanmalıdır. Diyet gerçekten ciddi bir iştir temelinde az enerji almak esastır örneğin günlük kalori ihtiyacınız 3000 siz bu kalori ihtiyacınızdan daha düşük bir değer alırsanız örn 2000 kalori vücut kalan 1000 kalorilik enerji dilimini yağ depolarından kullanarak enerjiye çevirecek ve kilo vermeye yağ kaybetmeye başlamış olacaksınız fakat iş bu kadar basit değil besin değerleri vb.... özellikler çok ciddi bir iştir ve bu nedenle bir diyetisyenden yardım almak yerinde olur şunu unutmayınki çabuk verilen kilolar çabuk geri alınır ve diyet kesinlikle "aç kalmak değildir" sadece az yemek & performans harcama ile birlikte yapılan organize bir iştir
Bady İçin Kilo Alma
Kilonun fazlası zararlı olduğu kadar çok zayıf olmakta bir o kadar zararlıdır bazı insanlar vardırki metabolizması çok hızlı çalışır işte bu nedenle yediklerini çabuk yakarlar ve kilo alamazlar bazıları genetik bazılarıda başka etkenlerden dolayı kilo almada zorlanır...
Peki kilo nasıl alınır ? Kilo almak için günlük kalori ihtyacınızdan fazla kalori almak gerekmektedir. mesela sizin günlük kalori ihtiyacınız 3000kcal ise siz 4500/5000 yada daha fazla kalori alırsanız kilo almaya başlarsınız fakat buradaki püf noktası şudur aldığınız kaloriyi egzersiz & vücutgeliştirme gibi sporlarla birlikte değerlendirdiğinizde kas kütlesi olarak kilo alırsınız.... asıl olması gerekende budur tıp dünyası kas kütlesi olarak kilo almayı sağlıklı görmekte ve önermektedir yağ olarak kilo almak ilerde damar tıkanıklığı,kalp krizi, vb... sorunlara yol açtığı kanıtlanmıştır elbetteki vücudumuzun yağada ihtiyacı vardır fakat gerektiği kadar alınmalıdır....
Peki kilo alırken nelere dikkat edilmeli ? Eğer gerçekten ciddi bir zayıflığa sahipseniz bir doktora gözükmenizde fayda görüyoruz çünkü aşırı zayıflıkta obezite gibi bir hastalıktır ama almak istediğiniz 5-10kg gibi bir değerse bunu kendinizin oluşturacağınız bir yemek programı ile alabilmek mümkündür.....
Kas kütlesi olarak kilo alabilmek için önemli olan gıda proteindir.... ama şunuda unutmamalıyız ki sadece protein almak bir işe yaramaz yanında spor yapmakta şarttır....
Vücutgeliştirme sporunun temelinde yatan karbonhidrat & protein beslenme stili size kilo aldırmak için yeterli olacaktır yanlız antreman öncesi karbonhidrat antreman sonrası protein & karbonhidrat alınması daha uygundur. zayıf bir bünyeye sahipseniz antremanda aldığınız karbonhidratı yakacağınız için daha fazla karbonhidrat almak ve antremandan sonra yine karbonhidrat almak hem kas kütlesine enerji verecektir hemde size kalori olarak dönüp kilo almanıza yardımcı olacaktır Sporcunun sevdigi, alisik oldugu besinler tercih edilmelidir. Hacmi az konsantre besinler alinmali, besin degeri yüksek bilesik karbonhidratlar tercih edilmeli, enerjinin artisina bagli olarak hayvansal kaynakli kaliteli protein, vitamin ve mineral alimi artirilmalidir. Ögün aralarinda; kuru kayisi, kuru erik, kuru üzüm gibi kuru meyveler ve findik, fistik, ceviz, badem gibi kuru yemisler alinmalidir. Sütlü veya hamur isi tatlilara kek ve pastalara findik, fistik, ceviz, krema, yumurta, kuru üzüm eklenmelidir. Çay, kahve, kakao ve meyve sulari gibi içeceklere, seker ve süt katilabilir. Bulanti, kusma gibi olumsuzluklardan kaçinmak için yemekler çok yagli olmamalidir (çok yagli besinler, kizartmalar). Yagli besinler ayni zamanda tokluk hissi vererek istahi olumsuz etkilerler. Salata yerine sütlü tatlilar tercih edilmelidir. Kalorisi yüksek, besin degeri düsük bos enerji kaynagi dedigimiz besinler (alkol, kola, gazoz vb.) diyette fazla yer almamalidir Yemek saatleri programlanmali, acele ayak üstü ve gelisi güzel saatlerde atistirma seklinde yemek yenilmemelidir. Sinirlilik hali istahi olumsuz etkileyebileceginden sinirli ve huzursuzken sofraya oturulmamalidir. Kilo almak için karaciger, böbrek bozukluklarina yol açan kansere neden olabilecek ilaçlar (anabolizan vb.) alinmamalidir. Reçetesiz satilan ve dogal oldugu söylenen kilo veren ek besinlerin içerigine dikkat edilmelidir.
Body İçin Kilo Verme
Obezite & aşırı kilolar son zamanlarda sadece Türkiye'de değil dünyada çığ gibi büyüyen tehlikeli bir hastalık halini almaya başlamıştır işte bu nedenle zayıflamaya çalışanlar spor salonlarını doldurmaktadır...
Kilo vermenin temelinde günlük kalori ihtiyacından daha düşük kalori almak yatar... örneğin günlük kalori ihtiyacınız 2000kcal siz bu kalori ihtiyacınızdan düşük kalori alırsanız vücut kalan enerji ihtiyacı için yağ depolarına yönelmeye başlayacaktır ve 2000kcal ihtiyacınız varken siz 1500kcal alırsanız kalan 500kcal enerjiyi vücut yağ depolarından karşılayacaktır ve bu sayede kilo vermeye başlayacaksınız
Özellikle fast food olarak adlandırılan hazır yemek ürünleri dondurulmuş hazır yemeklerde bulunan yağ oranları & spora karşı ilgisiz bir toplum olmamız obezitenin Türkiye'de gittikçe yayılmasına sebebiyet vermeye başlamıştır
Diyet esnasında sporda yaparsanız kilo kaybınız dahada hızlı gerçekleşmiş olacaktır. Şunu unutmayın ki diyet yapmak kesinlikle ama kesinlikle "aç kalmak" değildir... insanların kendi başına uyguladıkları diyetlerdeki en büyük yanlışlıklardan biride budur aç kalmak kan şekerini düşüreceği için sizi ister istemez bir halsizliğe sürükleyecektir. dirençsiz bırakacaktır işte bu nedenle vücut yemeğe yönelecektir ve kilo vermek isterken kilo almış olacaksınız....
Ciddi obezite hastalıkları doktor gözetimi altında ilaçlar eşliğinde tedavi edilmektedir. bu nedenle eğer aşırı derecede bir kilonuz varsa kesinlikle bir diyetisyene görünmenizde fayda görüyoruz....
Bilimsel verilere göre kişinin boyu kilosundan en fazla 15 değer düşük olmalı boyunun üstüne çıkmamalıdır örneğin 1.80boyunda bir kişinin ideal kilosu 65/70kg dır bundan fazlası yağ oranının yüksek olmasına işarettir tabiki bu değerler vücutgeliştiren sporcularımız için geçerli değildir çünkü tıp kas kütlesini sağlık problemi olarak görmemektedir.
Kilo verirken sabırlı olmalısınız ve ilaç tacirlerine kanmamalısınız özellikle bu zayıflama konusunda son senelerde ciddi ilaçlar piyasaya sürülmektedir ve insanların güvenini kazanmak açısından "bitki özlü" "bitkisel" gibi sloganlar koyulmaktadır her ne olursa olsun bir uzman kontrolü altında bu tarz ilaçların kullanılmasını öneriyoruz kaldıki aşırı derecede kilolu değilseniz bu tür ilaçlarada ihtiyaç duymamalısınız unutmayınki kısa zamanda atılan kilolar size kısa zamanda fazla kilo olarak geri döner.!!!!
Diyet esnasında yağlı,şekerli,hamur işi gibi ürünlerden kaçınmalı yağlı tohum ürünleri (fındık,fıstık,) gibi ürünleri aşırı derecede tüketme iniz ekmeği ciddi ölçüde azaltmalı hatta kepek ekmek tercih et iniz. Diyetteki asıl amaç kas dokusuna zarar vermeden yağ kaybını gerçekleştirmektir. Bu nedenle ani kilo kayıpları veren diyet reçeleri vücuttan sadece su & kas dokusu olarak kilo verdirir yağ olarak kilo verdirmez işte bu nedenle hemen kilo vermek hevesine kapılmayın sabırlı olun !.
Kisa mesafeler için tasit kullanmamak, asansör yerine merdivenleri tercih etmek gibi aliskanliklar edinmek kilo vermede yardimci olmaktadir.
Sadece diyette kisitlama yöntemi ile kilo vermede, yag kaybi yaninda yagsiz vücut kitlesinde de kayiplar olusabileceginden, diyetin egzersizle birlikte olmasi istenmektedir. Aktivite sirasinda vücut aktif kitlesinin de (kalp, kas, karaciger vb.) çalisma temposu artmaktadir. Çalisan kaslar glikoz, glikojen ve yag biçiminde büyük oranda enerji harcar. Düzenli egzersizin BMH'ni artirdigi görüsü vardir.
Egzersiz sempatik sinir sistemini aktive etmekte, sonuçta noradrenalin gibi hormonlarin kandaki düzeyi artmaktadir. Bu hormonlar glikojeni ve yaglari metabolize etmek için yag dokusunu uyarmakta, bu sekilde kaslarin çalismasini saglayacak vücut yakitlari harekete geçirilmis olmaktadir.
Kilo vermek isteyenler ögün atlamamali ve ögün sayisini 4 - 5'e çikarmalidir. Ögünlerin metabolizmadaki termik yanit etkisi ile metabolizma hizi iki katina kadar çikabilmektedir. Bu artis yemek ve sindirim islemlerinin enerji maliyeti içindir. Kilo verirken diyette yagi azaltmak bu düsünceye de dayanmaktadir. Yagin depo edilmesi için harcanan enerji az olmaktadir. Vücut karbonhidrat depolamak için bes kat fazla enerji harcar.
15 Günde bir defa, serbest gün tayin edilmelidir. Serbest günde sevilen ama kisitlama yapilan yiyeceklerden yenilebilir.
Yasaklarla degil irade ile zayiflamaya çalisilmalidir.
Örnek Diyet Listesi
Sabah Kahvaltisi:
1. Seçenek:
Uno light sandviç ekmegi (ya da yarimdan küçük kepekli ekmek) arasina domates, az yagli beyaz peynir, marul konulacak. Yaninda 1-2 bardak sekersiz (ya da tatlandiricili) çay (ya da 1 su bardagi light süt)
2. Seçenek:
2 ince dilim kepekli ekmek, 1 adet domates, 1 kibrit kutusu kadar yagsiz beyaz peynir, 1 adet haslanmis yumurta, 1-2 bardak sekersiz (ya da tatlandiricili) çay (ya da 1 su bardagi light süt)
Ögle Yemegi:
1.Seçenek:
- 1 tabak az yagli (sivi yag) haslanmis sebze yemegi (10-15 yemek kasigi)
- 1 tabak (yagsiz-az tuzlu) makarna (8-10 yemek kasigi)
- 1 kase yagsiz yogurt (1 su bardagi kadar)
- Sinirsiz salata
2. Seçenek:
- 1 porsiyon haslanmis tavuk (5 köfte büyüklügünde) (ya da 1 porsiyon balik izgara-bugulama) (ya da 1 porsiyon haslanmis et)
- 1 tabak (yagsiz-az tuzlu) makarna (8-10 yemek kasigi)
- 1 kase yagsiz yogurt (1 su bardagi kadar)
- Sinirsiz salata
Ikindi:
- 1 su bardagi light süt
- Sinirsiz salata
Aksam Yemegi:
Ögle yemeginde tercih edilen seçenegin digeri tercih edilecek.
Gece:
- 1 küçük boy elma + 1 armut (ya da 1 orta boy portakal + 1 elma) (ya da 15-20 adet üzüm + 1 elma) (ya da 10 adet erik + 1 armut) (ya da 1 orta boy armut + 1 portakal)
Not: Bu diyetin yaklasik günlük kalori miktari 2000 kcal’dir.
Normal insan metabolizmasi 1 günde 2000 kcal enerji harcar.
Diyet programindaki egzersizleri tam olarak uygularsaniz yaklasik 1500 kcal enerji harcarsiniz.
Bir gün içinde harcadiginiz kalori, aldiginiz kaloriden fazla ise kilo verirsiniz.
Hedefiniz ayda 4 kilo civari olmalidir. Sayet ayda 4 kilodan fazla verirseniz vücudunuzun dengesi bozulur.
Eger diyeti tam olarak uygulayamiyorsaniz, programin yanisira bol bol yürüyüs yapiniz, kosunuz ve bisiklet çeviriniz
Mavi forum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
