8 Ağustos 2009 Cumartesi

Net hata ve noksanın bir kısmı bıyıklı yabancının


Yılmaz, ödemeler dengesindeki ölçümhataları, tablodaki verilerin eksik veya
fazla derlenmesinden kaynaklanan “Net Hata ve Noksan” kaleminin 18milyar
doları aştığı yönündeki soruları yanıtlarken de, geçen yılın son çeyreğinde görülen 11.3milyar dolar tutarındaki net Hata Noksan kaleminin 6.9milyar dolara düştüğünü, bunun da yurtiçinde yerleşik kişilerin yurtdışımevduatında
4.4milyar dolarlık azalıştan kaynaklandığını söyledi. Söz konusu rakamın revize edilmediğini ve edilmeyeceğini kaydeden Yılmaz, açıklanabilecek bir
takımverilere ulaştıklarını ve bunun, Net Hata Noksan’dan çıkarılarak, “Sermaye ve Finans Hesapları” içinde varlık kalemleri olarak gösterileceğini bildirdi ve “10 Ağustos 2009’da yayımlanacak olan ödemeler dengesi istatistiklerinde yer alacak. 2009 yılına ilişkin çalışmalarımız da devam ( ek, kesilmeme, parça ) ediyor’’ dedi.

IMF GÖRÜŞMELERİ DEVAM EDİYOR

Yılmaz, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile görüşmelerin devam ettiğini, ancak net olarak söyleyeceği bir husus olmadığını belirtti. Yılmaz, “IMF ile görüşmeler devam ediyor, bizim açımızdan ümitsiz olmayı gerektirecek durum yok. Biz üzerimize düşeni yapmaya devam ediyoruz, IMF’li veya IMF’siz... IMF ile bahar toplantılarından beri görüşmeler kesintisiz ( durmadan, akıcı, tam ) devam ediyor” dedi. Yasa gereği her ( değme ) yıl Mayıs ayında yayımlanması gereken Orta Vadeli Program (OVP)
üzerinde çalışmaların sürdüğünü ve bir an önce kamuoyu ile paylaşılmasında
yarar olduğunu vurgulayan Yılmaz, OVP’nin kapsamlı ve inandırıcı olmasının
önümüzdeki dönemde faizlerin tek haneli olmasını sağlayacağını, aksi halde  ara politikasının duruşunun değişeceğini ifade etti. Yılmaz, OVP’ye göre de Hazine’nin borçlanmasının yüksek devam etmesi halinde bunun faizler üzerinde olumsuz ( menfi, negatif, aksi ) etki yaratacağını kaydetti.

GAZETE HABERTÜRK

Hangi teknoloji kazanacak?

Bugün "30 Temmuz", Türkiye "3 G teknolojisi" ile tanışıyor. Geç oldu ( evet, başüstüne ) ama oldu! Hatta şöyle demek daha doğru: Dünya bir "tık ilerisini" konuşmaya başladı, Türkiye "bazı ülkelerde neredeyse terk edilmeye" başlanan bu yapıya daha yeni kavuştu.
Peki bazı Avrupa ülkelerinde üzerinde çalışılan "4 G"? O konuda bir çalışmamız var mı? Hangisi daha "etkili ve iyi"?
Değerli dostlar, bildiğiniz gibi piyasada inanılmaz bir rekabet var... Dakikalık "paketler", çeşitli senaryolara dayanan abonelikler havada uçuşuyor... Algılamada "inanılmaz" bir karışıklık var.
Peki yaratılan beklenti, oluşan rekabet ve tüketiciye yansıyanlar, teknoloji ve fiyatlama denkleminde "makul" olma anlamında yeterli mi? 3 G mi yoksa "kablosuz internet ağlarının her yerde kapsama alanı yaratmasına dayanan" bir sonraki teknoloji mi daha mantıklı?
Ben modelimi ve "iki teknolojiyi" tarif edeyim, siz karar verin!
Değerli dostlar, bu konuyu "3 G'den çok önce de yazdım, yine yazacağım"...

* * *

Benim, bir bireyin iletişimi için düşündüğüm ve "akılcı-olması gereken" bulduğum tek bir model var. Birey "aylık sabit bir iletişim" ücreti ödeyecek ve "evdeki telefonundan kullandığı internete, cep telefonuna, yurtdışında seyrettiği TV kanalının kendine aktarılmasına" kadar "tek ve sabit" bir fiyatlama üzerinden "bütün bu servisleri" alacak. Bu "toplamın" adı ne olursa olsun! İster "3 G", ister "4 G".
Örnekleyeyim: Yiğit Bulut kendine bir "iletişim" paketi tanımlayacak, evdeki internet servisi, cep telefonu, aldığı finansal verilerini taşıyan internet ( genel ağ ) kapasitesi, mail'leri, televizyon yayınlarını ADSL hattından ve cep telefonundan seyretme kabiliyeti ve yurtdışına çıktığında internet üzerinden sim kartı kullanmadan arama imkânı... Hepsi bu paket içinde olacak. Kullanıcı "işin G'sini, A'sını" düşünmeyecek. Aldığına, net olarak sağladığı faydaya bakacak!
Peki bu "toplam paket" hangi teknolojiyle yapılabilir?
İki farklı teknolojiden bahsedeceğim...
Teknoloji 1, "SİM kart ( sütsüz, kartpostal, kartvizit ) esasına" göre işliyor ve "sabit bir hat olmadan" SİM kartı her yerde kullanarak "tamamen mobil" bir teknoloji ( uygulayım bilimi ) üstünden "evde, cepte, her yerde" hızlı bir iletişimi öngörüyor. Cep telefonu üzerinden "TV yayını almak" ve "yapmak da" mümkün. Burada yine yeni bir teknolojik imkân var; SİM kartlı "ev modeminizi" bir bilgisayara bağlayıp, evdeki diğerlerini aynen ADSL "kablosuz modem" gibi kullanabilirsiniz
Teknoloji 2, "SİM kartların" olmadığı, ana yapının "ADSL ve kablosuz internet ağları" üstüne kurulduğu bir yapı. Evdeki ADSL hattınız "sizin kimlik" numaranız haline geliyor ve 10 haneli "hizmet numarası" evdeki 5 ayrı kişiye "hesap" şekline dönüştürüldükten sonra "Türkiye'nin kablosuz ağ bulunan" her ( değme ) yerinden "sabit ücret ile anlattığım şekilde iletişim" başlıyor. Ayrıca Türkiye ve Dünyanın her ( değme ) yerinde "diğer kablosuz" bağları da kullanarak tarif ettiğim "toplam pakete ulaşabiliyorsunuz". Bu aslında bir çeşit "4 G" teknolojisi.

* * *

Değerli dostlar, sorumuzun cevabı aşağı yukarı belli: "3 G veya 4 G" olsun yukarıdaki teknolojiler ile "tarif ettiğimiz modele" ulaşabiliriz. Ulaşabiliriz ama sonuca giderken bakacağımız tek bir gerçek var: "Tüketicinin fiyat-kalite" denklemi.
Kim "daha kaliteli, yaygın ve hızlı" hizmeti "diğerinden" ucuza verebilirse; "teknolojisi hangisi olursa olsun" o "şirket veya şirketler" bu süreçte "kazanan" olacak.
Değerli dostlar, inanılmaz bir rekabet geliyor... Rekabetin "boyutu" teknolojilerin getirdiklerinden daha büyük ve zorlu olacak. Bu dönemde çok dikkatli olmak ve "fiyat-avantaj" denklemini çok iyi sorgulamak gerekiyor. Şahsınız ve şirketiniz adına çok avantajlı seçeneklere ulaşabilirsiniz, önemli olan acele etmeden karar vermek.
Son söz: "3 G ve 4 G ile ilgili" bütün detayları size aktardım. Türkiye gecikmeden "3 G sonrasına" geçmeyi ve özellikle "bürokrasi alanında" takılmadan geçmeyi sorgulamalı. Bu geçiş bizlere çok şey getirecek. Örnekleyeyim: Artık cep telefonunuzda bir numara çevirdiğinizde şöyle bir soru soracak: SİM kart ile mi internet üzerinden mi arama yapılsın? İnternet üzerinden "bir kablosuz ağ varsa" sıfır maliyet ile arama yapabileceksiniz. Dediğim gibi inanılmaz bir rekabet geliyor ve "3 G" teknolojisine büyük paralar yatıran GSM operatörlerinin, ADSL altyapısını "4 G'ye" dönüştüren "yerel operatöre" karşı çok zorlu bir "fiyat rekabetine" girmeleri beklenebilir. Yaşasın rekabet ve kazanan tüketici!

 


 

3G, fiyatıyla cezbedecek

Cep telefonundan ‘ALO’ dedirten 2G ile 1994’te tanışan Türkiye 15 yıl sonra 3G’ye ‘merhaba’ dedi. İnterneti ev ve ofisteki bilgisayarlara bağımlı
kalmaktan kurtaracak olan 3G ile birlikte kablo esareti sona erdi. Telefon hattı
üzerinden sağlanan internetin 7 yılda ulaştığı hıza ilk günden ulaşan ve
bugün hayatımıza giren 3G, ADSL’deki 26 TL’lik sabit ücret ödeme zorunluluğunu da rafa kaldırdı. Turkcell, Avea ve Vodafone’un eş
zamanlı olarak başlattığı mobil iletişimdeki yeni dönem, internet erişim için
cep telefonunun yanı sıra USB girişli 3G modem aracılığıyla tüm
bilgisayarları da kapsama alanına aldı. ADSL’de 4 GB kotalı internet için ortalama 29 TL olan internet kullanımının bedeli 3G ile 19 TL’ye kadar indi. Turkcell 3G’nin aynı kota için aylık fiyatı ilk 3 ay 19 TL olmak üzere 39 TL oldu.
Avea ise bilgisayardan mobil internet erişimi için fiyatlarını 2 GB kota için
35 TL, 6 GB için ise 55 TL olarak açıkladı. Böylece cep telefonu operatörleri
3G’ye, ADSL’yi zorlayacak fiyatlarla giriş yaptı.

VODAFONE SON ANDA AÇIKLADI

Vodafone ise ‘makul’ olacağını duyurduğu fiyatlarını 3G’nin hayata
geçmesine sadece ( bir, safi, hemen ) 6 saat kala açıkladı. Vodafone’dan yapılan açıklamada, abonelerin, 1 GB’lık internet paketinden 30 liraya veya 175 kontöre faydalanabilecekleri, 3 GB’lık internet paketini ise faturalı hat sahibi
abonelerin aylık 50 liraya kullanabilecekleri belirtildi. Vodafone, görüntülü konuşmanın fiyatının normal görüşme fiyatı ile aynı olacağını duyurdu.

‘Krizin yaralarını 3G ile saracağız’

İletişimde 3G teknolojisi cep telefonu distübütörü firmaları da heyecandırdı.
Mobil İletişim Sistemleri ve Araçları İşadamları Derneği (Mobisad) Yönetim Kurulu Üyesi Caner Özgül, 2008’de başlayan küresel krizden cep
telefonu satışlarının da etkilendiğini söyleyerek, “2009’da 3G’nin başlamasıyla birlikte ancak 2008 rakamlarını yakalayabiliriz” dedi. “3G
başlayacak diye kimse kapıda kuyruk olmuyor. Planlarımızı gelecek yıla yapıyoruz” diyen Özgül, şöyle konuştu: “İnsanlar 3G’yi önce eşinde dostunda görmek istiyor. Esas artış 2010’da olacaktır. 2008’de Türkiye’de 10 milyon cep
telefonu satıldı. Bu yıl 3G’nin katkısıyla ancak geçen yılki rakamları yakalabiliriz.”

GAZETE HABERTÜRK

Bosna Hersek'in vize dışında tutulması yanlış

 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Bosna-Hersek'in AB'nin yeni vize uygulamalarının dışında tutulmasının "bölgeye dönük olarak ( namına ) olumsuz bir mesaj" olduğunu belirtti. Davutoğlu, "Ümit ederiz ki AB, bu konuda bölgenin bütününü kapsayan, hiçbir etnik veya dini grubu dışarıda bırakmayan politikalar uygulamaya yönelir" dedi.

 

Davutoğlu, Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Sven Alkalaj ile Dışişleri Bakanlığında yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, son iki aydır Balkanlar'da yoğun temaslarda bulunduğunu anımsatarak, gelecek ay da Makedonya, Arnavutluk, Bulgaristan ve diğer bölge ülkeleriyle temasların süreceğini bildirdi.

Ahmet Davutoğlu, Bosna-Hersek Dışişleri Bakanıyla ikili ilişkileri, bölgesel gelişmeleri ve Türkiye'nin dönem başkanlığını üstlendiği Güneydoğu Avrupa Ülkeleri (GDAÜ) sürecinde yapılacak faaliyetlerin koordinasyonu konularını ele aldıklarını söyledi.

Bosna-Hersek ile Türkiye arasındaki ikili ( düet ) ilişkilerin son ( ahir, hudut, bitim ) derece sağlıklı seyrettiğini, bu ilişkilerin çok güçlü tarihi bağlara sahip olduğunu belirten Davutoğlu, siyasi konularda tam mutabakat halinde olunduğunu kaydetti.

Ekonomik ilişkilerin de hızla geliştiğini ifade eden Davutoğlu, ticaret ( kâr, tecim ) hacminin 600 milyon dolara yaklaştığını söyledi. Davutoğlu, Türkiye'nin bu ülkedeki yatırımlarının da arttığını belirterek, THY'nin Bosna-Hersek Havayolları ile girdiği yakın ilişkiyi örnek gösterdi. Kültürel alanda da iki ülke arasında büyük gelişmeler olduğunu anımsatan Davutoğlu, Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü ve Ferhadiye Camii gibi önemli ortak miras konusunda Türkiye'nin çalışmalarının devam ettiğini söyledi.

"Bosna-Hersek'in istikrarı Balkanlar'ın istikrarı demektir"

Türkiye'nin Bosna-Hersek'in geleceğiyle yakından ilgilendiğini belirten Davutoğlu, bu ülkede yürütülen reform çalışmalarını, taraflar arasındaki görüş farklılıklarını yakından takip ettiklerini söyledi. Davutoğlu, "Şuna inanıyoruz ki, 90'lı yıllarda olduğu gibi bugün de Bosna-Hersek'in istikrarı Balkanlar'ın istikrarı demektir, Balkanlar'ın istikrarı Avrupa'nın istikrarı demektir" dedi.

Davutoğlu, Bosna-Hersek'in kendi içinde barışı sağlamış, güçlü devlet ( büyüklük, ülke, mevki ) kurumlarıyla desteklenmiş, egemen ve bağımsız bir devlet olarak, uluslararası toplumda hak ettiği yeri almasının Türkiye'nin en öncelikli dış politika hedefleri arasında olduğunu söyledi.

Bosna-Hersek'in tarihi dönüşüm sürecindeki gelişmelerin barışçıl yöntemlerle ve güçlü bir devlet yapısının oluşması doğrultusunda seyretmesi konusunda Türkiye'nin elinden gelen gayreti göstereceğini kaydeden Davutoğlu, bölgede Bosna-Hersek'in geleceğiyle ilgili güçlü bir irade oluşmasından büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Davutoğlu, Bosna-Hersek'in AB ve NATO zeminlerinde bütünleşmesinin, Türkiye ve Bosna-Hersek'in istikrarı açısından önemli olduğunu, ayrıca Bosna-Hersek'in önümüzdeki dönemdeki BM Güvenliği Konseyi üyeliğinin de ( bile, dahi ) desteklendiğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Son dönemde maalesef AB içinde vize konusunda alınan kararla, Bosna- Hersek'in yeni vize uygulamalarının dışında tutulması son derece olumsuz bir mesaj olmuştur, bölgeye dönük olarak. Ümit ederiz ki AB, bu konuda bölgenin bütününü kapsayan, hiçbir etnik veya dini grubu dışarıda bırakmayan politikalar uygulamaya yönelir ve bu konu ( süje, mevzu, iş ) bölge içinde tekrar etnik ve dini farklılıkları öne çıkaran bir mesele haline dönüşmez ve kısa zamanda aşılır." 


Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Alkalaj

Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Alkalaj da,AB Komisyonunun Sırbistan, Karadağ ve Makedonya'ya vizesiz seyahat önerisinde bulunurken, Bosna-Hersek'i bu önerinin dışında tutmasına ilişkin görüşünün sorulması üzerine, tavsiye kararına Bosna-Hersek ile birlikte Arnavutluk'un da dahil ( karışma ) edilmediğine işaret ederek, karardan ötürü hayal kırıklığına uğradıklarını belirtti.

Alkalaj, "Bosna-Hersek için bir yol haritası söz konusu. Bütün kriterleri uygulamaya çalışıyoruz şu anda ve açıkçası bununla ilgili hayal kırkıklığına uğradığımızı söylemeliyim" dedi.

Kararın çok iyi karşılandığını söyleyemeyeceğini ifade eden Alkalaj, "Çünkü Boşnaklar, bir şekilde pratiğe bakacak olursanız, serbest dolaşımın dışında tutulmuş oluyor. Buna karşın örneğin Hırvat kesim serbestçe hareket edebilecek. Şu anki uygulamada sadece Müslümanlar vize kararının dışında tutuluyor" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu da bu konuda, "Gerekçeler ne olursa olsun, etnik veya ( yahut ) dini gerekçeye dayanmasa bile, bu tür kararların algılaması, gerçek gerekçesi kadar önemlidir vize konusunda. Böyle bir algının doğması bölgede iyi sonuçlar doğurmaz. Ama bu algının doğmaması önemli. Yani AB'nin bölgede ve kıtadaki bütün taraflara objektif kriterlerle yaklaştığının algılanması çok önemli. Aksi takdirde bölgede hayal kırıklıklarına yol açar" dedi.

 

 AA

Şaşırtan sürpriz!

Tamer Karadağlı eski eşi, çocuğu Zeyno’nun annesi Arzu Balkan’a barışma hediyesi olarak ( namına ) 100 bin TL’ye Mercedes almış

Günaydın’daki habere göre Arzu Balkan’la barışmanın keyfini yaşayan Karadağlı, şimdilik flört aşamasında olduğu eşine son model bir otomobil aldı… Sonra da Arzu Balkan'a sürpriz yaparak, otomobili Balkan'ın oturduğu sitenin önüne park ( otopark ) etti. Sabah işe gitmek için evden çıkan Balkan, kapının önündeki lüks otomobili görünce mutluluktan havalara uçtu. Karadağlı'nın yakın dostlarına konuyla ilgili olarak "Kızım Zeyno büyüdü. Güvenle seyahat edebileceği bir otomobil ( makine ) aldım. Şimdi içim çok rahat" dediği öğrenildi.


Komutanlardan DTP'li ailelere taziye ziyareti

İçişleri Bakanı Atalay'ın, 'Herkes sürece katkıda bulunsun' dediği saatlerde bir tuğgeneral ve iki albay, Şırnak'ta öldürülen 2 DTP'linin acılı ailesini ziyaret etti.

ACILI AİLEYE BAŞSAĞLIĞI

22. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Tuğgeneral Arif Çetin Gülyazı, Jandarma Sınır Alay Komutanı Jandarma Albay Haydar Kaya, Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Jandarma Kurmay Albay Faruk Bal, 25 Temmuz'da 25 Temmuz'da Beytüşşabap ilçesine bağlı Günyüzü köyü bölgesinde oldürülen Necman Ölmez ve Ferhat Ediş'in ailelerini Uludere Andaç köyüne giderek ziyaret ( görüşme ) etti. Komutanlar acılı ailelere baş sağlığı diledi. Tuğgeneral Çetin ve beraberindeki komutanlar, DTP'li ailerle bir süre sohbet ederek acılarına ortak ( eş, partner, şerik ) oldular.

KOMUTANDAN SAVCIYA YARDIMCI OLUN RİCASI

Komutanlar, taziye ziyaretinde Ediş ve Ölmez'in öldürülmesiyle ilgili soruşturmada ailelerden yardımcı olmalarını istedi. Tuğgeneral Çetin, öldürülenlerin ailelerinden ve köylülerden olayın en kısa sürede hiçbir şüpheye mahal olmayacak şekilde aydınlatılması için savcıya ve jandarmaya yardımcı olmalarını istedi.

Cinayetle ilgili ilgili ( dayalı, ilişkin, alakalı ) soruşturmada, DTP üyesi Ferhat Ediş ve Necman Ölmez'in koyun pazarlığı için Günyüzü köyü bölgesine kimliği belirlenemeyen kişilerce cep telefonuyla çağrılarak infaz edildikleri tespit edilmişti.

ZİYARET GÜÇ VERDİ

Komutanların geçmiş olsun ziyareti, öldürülen Ölmez ve Ediş'in ailelerini duygulandırdı. Acılı aileler, komutanların başsağlığı ve taziye ziyaretlerinin kendilerine güç ve moral verdiğini söylediler. Soruşturması süren cinayeti işleyenlerin bir ( aynı, yek, birleşik ) an önce yakalanmasını isteyen aileler, “Failler yakalanırsa acımız bir nebze azalır” şeklinde konuştular.

İHA

Yargıdaki tartışma tam gaz devam

Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, ''Adalet Bakanlığının taslağı (kararname) değiştirtmemek veya taslağın aynen kabulü şeklinde bir talebi olamaz, olmamıştır da'' denildi.

Adalet Bakanlığında yapılan açıklamada, ''Bağımsız bir şekilde görev ifa etmesi gereken hakim ve savcılara, yürütmekte oldukları bir soruşturma sürecinde verdikleri kararlar sebebiyle emir ve talimat vermenin de ötesine geçerek görev yeri değişikliği teklif edilmesi, mahkemelerin bağımsızlığı ile hakimlik ve savcılık teminatının açıkça ihlali anlamına gelmektedir'' denildi.

Adalet Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Bakanlığın, ''hakim ve savcı yaz kararnamesinin görüşülmesi, karara bağlanması ve yayımlanması süreçleri hakkında HSYK görüşmelerinin gizliliği prensibi gereğince basında yer alan ( saha, düzlük, kayran ) bazı haber, yorum ve köşe yazılarında yer verilen hususlarla ilgili olarak bugüne kadar açıklama yapmaktan kaçındığı'' belirtildi.

Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce hazırlanıp Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) sunulan kararname taslağını inceleyip, taslağı aynen kabul etmek veya üzerinde gerekli değişiklikleri yaparak, karara bağlamak görevinin HSYK'da olduğu ifade edilen açıklamada, ''Bu bağlamda HSYK, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da kendilerine sunulan taslağı incelemiş ve aynen veya gerekli değişiklikler yaparak karara bağlamıştır. Adalet Bakanlığının taslağı değiştirtmemek veya taslağın aynen kabulü şeklinde bir talebi söz konusu olamaz, olmamıştır da'' denildi.

Adalet Bakanlığınca hazırlanan taslağın geçen yıllarda olduğu gibi yine büyük ölçüde tasvip ( onama ) görmüş ve yaklaşık yüzde 10'luk bir bölümünde değişiklik yapılarak kabul edildiği belirtilen açıklamada, 2461 sayılı HSYK Kanunu'nun 4. maddesinde yer alan Kurul'un görevlerine yer verildi.

HSYK'nın, hakim ve savcılar ile mahkemelerin özlük ve idari nitelikteki işleriyle görevli, yargısal görevleri olmayan idari bir kurul olduğu hatırlatılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Hakim ve savcılar ile mahkemelerin yargısal faaliyetlerinin denetimi ise yasalarımızda tereddüte mahal bırakmayacak şekilde yine yargısal kurumlara bırakılmıştır. Yargısal denetim görevi yargı kurumlarınca yerine getirilmekte olup idari bir kuruluş olan HSYK'nın ve yürütmenin içinde yer alan Bakanlığımızın bu faaliyetlere müdahale etme olanağı bulunmamaktadır.

Hal böyle iken HSYK'nın bazı üyeleri İstanbul'da yürütülmekte olan soruşturmanın gizliliğini ihlal ederek, dosya numarası da vermek suretiyle incelediklerini iddia ettikleri dosyadaki bazı kararlara karşı kanun yararına bozma yoluna gidilmesi hususunda Kurul'da görüşme yapılmasını istemiş ve sağlamışlar, kanun yararına bozma yoluna gidilmesine ilişkin kararın oy çokluğuyla alınmasını temin etmişlerdir.

Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 309. maddesine göre kanun yararına bozma talebinde bulunma yetkisi açıkça Adalet Bakanlığı'na verilmiştir.''

HSYK'NIN GÖREVLERİ
HSYK'nın Anayasal ve yasal görevleri içerisinde ''kanun yararına bozma'' veya bu konudaki başvuruları inceleyip karara bağlama görevi bulunmadığı ifade edilen açıklamada, buna rağmen ''fonksiyon gasbı'' ile ''kanun yararına bozma yoluna'' gidilmesi hususunda HSYK'nın aldığı karara uyma zarureti olmamasına rağmen, Bakanlığın  bu kararı ihbar kabul ederek, ileri sürülen hususlarda kanun yararına bozmaya gidilip gidilmeyeceğinin değerlendirilmesi için kararı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne gönderdiği bildirildi.

Açıklamada, yasayla Adalet Bakanlığına verilen bu görevin bugüne kadar hukuk sınırları içerisinde titizlikle yerine getirildiğine işaret edildi.

Adalet Bakanlığınca, 2008 yılında Yargıtay'a kanun yararına bozma talebi ile gönderilen dosyalardan yüzde 94'ünün Bakanlığın görüşü doğrultusunda sonuçlandığı, sadece sadece yüzde 6'sının reddedildiği vurgulanan açıklamada, sonuçların Bakanlığın bu konudaki hassasiyetini ve isabetini gösterdiği kaydedildi. Açıklamada, şunlar kaydedildi:

''HSYK'nın kendilerine intikal eden şikayet dilekçelerini gönderildiği Bakanlık biriminden, Kurul'a cevap verilmediği şeklinde açıklama yapıldığı görülmüştür. HSYK, başvuru sahibi olmayıp kendisine intikal ettirilen şikayet dilekçelerini ilgili birime havale eden konumundadır. Nitekim Kurul kendi görev alanına girmediğinden bahisle bir kısım şikayetleri doğrudan ilgilisine iade etmiş, bir kısmını da gereğinin takdiri için Bakanlığımıza göndermiştir. Bakanlığımıza intikal ettirilen her türlü şikayet ve ihbar dilekçesinin sonucu şikayet eden veya ihbarcısına bildirilmektedir.

Yine Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nden konuyla ilgili dosyalar incelenmek üzere istenildiği halde gönderilmediği ifade edilmiş ise de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun istem yazısında;

'İlgi yazı ile Adalet Bakanlığına iletilen ve HSYK'nın gündemine alınması istenilen 'Arama, el koyma, dinleme, iletişimin tespiti, teknik izleme ve gözaltına alma işlemlerinin incelenmesi' konusunun Yüksek Kurul toplantısında etraflıca incelenmesi ve değerlendirilebilmesini teminen;

Kurulumuzca Bakanlığa gönderilen ya da doğrudan Bakanlıkça resen yapılan veya verilen şikayet dilekçeleri üzerine açılan, biten ve devam eden tüm inceleme ve soruşturma dosyalarının ivedi olarak Kurula gönderilmesi rica olunur' denilmiş, ancak bu ifadelerden hangi dosyaların istenildiği anlaşılamamıştır. Ayrıca; Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İç Yönetmeliğinin 28. maddesinin (c) fıkrasına göre Yüksek Kurul sadece görev alanına giren konularda gerekli belgeleri isteyip inceleyebilme yetkisine haiz olduğundan, gündeme alınması istenilen hususların da (arama, el koyma, dinleme, iletişimin tespiti, teknik izleme ve gözaltına alma) yargısal faaliyete ilişkin olması nedeniyle söz konusu yazıya cevap verilememiştir.''

''11 KİŞİLİK YENİ TASLAK''
HSYK'nın bazı üyelerinin, taslağın karara bağlanacağı aşamada ''2009 yılı CMK 250 Kararname Taslağı Hakim-Savcı'' başlığını taşıyan 11 kişilik yeni bir taslağı Kurul başkanı Bakana ve Kurul üyesi Müsteşara verdikleri ve ek taslağın Bakanlıkça hazırlanan taslağın devamında görüşülmesini istedikleri'' belirtilen açıklamaya, şöyle devam edildi:

''Bu taslakta önerilen isimler arasında davaya bakan mahkemenin başkan ve üyelerinin bulunmadığı, ancak devam eden soruşturmayı yürüten Cumhuriyet başsavcısı, Cumhuriyet başsavcıvekili ve üç Cumhuriyet savcısı ile aynı soruşturmanın değişik aşamalarında tutuklama, arama, el koyma, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması gibi koruma tedbirleriyle ilgili kararları veren üç hakiminin olduğu, ayrıca önerilen üç hakimden ikisinin yargılamayı yapan mahkemenin itiraza tabi kararlarını inceleyen mahkeme üyeleri olduğu görülmüştür. Yine faili meçhullerle ilgili soruşturmayı yürüten bir Cumhuriyet başsavcısı ve aynı yerde görevli bir mahkeme başkanı da ek taslakta yer almıştır.

Taslak hazırlama yetkisinin Bakanlığımızda olduğu, burada önerilen isimlerin yürütülmekte olan bir soruşturmanın ve davanın hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasında bulunduğu, ilgililer hakkında herhangi bir disiplin tedbiri ve cezası olmadığı, görev yerlerindeki en az süre olan yedi yılın dolmadığı ve adı geçenlerin atanma yolunda bir taleplerinin de bulunmadığı hususları ifade edilerek, bunun soruşturmaya ve yargılamaya doğrudan müdahale anlamına geleceği gerekçesiyle söz konusu taslağın görüşülmesine itiraz edilmiştir.

Kararname görüşmelerinin olağan süreci dışında uzamasının nedeni budur. Bunun dışında Bakanlığımızın müzakerelerin uzamasına neden olacak herhangi bir ( tek, eş, yeksan ) talebi olmamıştır. HSYK'nın ek taslak veren üyelerine, böyle bir tasarrufun mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik ve savcılık teminatını ihlal edeceği, kamuoyunda yargıya müdahale olarak değerlendirileceği ifade edilmiş ve sorun ilave bir Cumhuriyet başsavcıvekili görevlendirilerek aşılmıştır.''

KARARNAME GÖRÜŞMELERİNİN ARDINDAN
Kararname görüşmelerinin tamamlanmasından sonra HSYK'nın, ''gündemdeki diğer öneri ve tekliflerden kalan hususların HSYK'ya ve Adalet Bakanlığı'na intikal eden şikayet ve başvurular yönünden yasal gereğinin yapılmasını müteakiben görüşülmesine'' şeklinde karar verildiği ifade edilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

''Bakanlığımız çoğunlukla birlikte hareket etmiş ve iddia edildiği gibi bu karara muhalefet şerhi koymamıştır. Görevinin ifasında kusurlu davranış sergileyen kim olursa olsun Bakanlığımızın müsamaha göstermesi söz konusu olamaz. Bu nedenle Bakanlığımıza intikal eden her iddia gibi Kurul'ca intikal ettirilen iddialar da titizlikle araştırılıp yasal gereğine tevessül edilmektedir. Söz konusu soruşturmanın hakim ve Cumhuriyet savcıları hakkında bu güne kadar Bakanlığımızca şikayetlerin işleme konulmadığı hususu doğru olmayıp buna ilişkin açıklamamız 28 Temmuz 2009 tarihinde kamuoyuna duyurulmuştur. Kaldı ki soruşturma izni verilmemesine ilişkin Bakanlığımızın verdiği kararlara karşı yargı yolu açık olup bu kapsamda görülmekte olan davalar da bulunmaktadır.

Kendilerinde kararname taslağı bulunmayan, görüşmelerin hiçbir aşamasında yer almayan ve içerikle ilgili bilgi sahibi olmayan bazı Kurul Yedek Üyelerinin de açıklamaya imza atmaları dikkat çekici bulunmuştur.

Anayasamızın 138/2 maddesinde 'Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz' hükmü yer almaktadır. Bu hüküm Bakanlığımız kadar Yüksek Kurulu da kapsamaktadır. Bağımsız bir şekilde görev ifa etmesi gereken hakim ve savcılara yürütmekte oldukları bir soruşturma ve bu soruşturma sürecinde verdikleri kararlar sebebiyle, emir ve talimat vermenin de ötesine geçerek görev yeri değişikliği teklif edilmesi mahkemelerin bağımsızlığı ile hakimlik ve savcılık teminatının açıkça ihlali anlamına gelmektedir.

Bakanlığımız; Anayasa'nın ve yasaların kendisine yüklediği görevleri yerine getirirken hukuk ve demokrasiye bağlı kalarak, yargı bağımsızlığı (Ay. 138) ve hakimlik ve savcılık teminatının (Ay. 139) ihlali anlamına gelebilecek her türlü girişimlere karşı kararlı duruşunu bundan sonra da devam ettirecektir.'' (A.A)

AA