30 Temmuz 2009 Perşembe

HSYK toplantısı başladı

hsyk-toplants-balad.jpgHakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) toplantısı başladı.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, toplantının yapıldığı HSYK binasına yürüyerek geldi.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda (HSYK) adli yargı yaz kararnamesi konusunda ( dair ) bir ( benzer, ancak, sadece ) takım ilerlemeler kaydedildiğini belirterek, ''Pazartesi günü biter diye bir ( yeksan, bir kez, sadece ) temennim var'' demişti.

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ'NE AÇIK MEKTUBUMDUR!

trk-slahli-kuvvetlerne-aik-mektubumdur.jpgBu mektubu yazan TSK’nın bir ( ancak, yeksan, müşterek ) “ferdidir” ve bugün “sivil” olsa bile halen “her Türk vatandaşı” gibi belli bir yaşa kadar TSK’nın bir mensubudur...
Asteğmen olarak giren ve teğmen olarak çıkan Yiğit BULUT, “sivil-asker” bakış açısıyla bakalım neler görüyor...
1946 devalüasyonu sonrası sıkça tekrarlanan cümle; Türk subayı rahatsız!
1997 ve 2001 sonrası değişerek gündeme gelen yine aynı cümle; genç subaylar rahatsız !
Peki “subayımız” neden rahatsız ve en önemlisi bu rahatsızlığı yaratan etkenler neler ?

Sevgili Subayım,
Kendinize göre mutlaka yerden göğe kadar haklı olduğunuz yüzlerce nokta var hatta bizim asla anayamayacağımız birçok “gerekçeleriniz” var! Var ama “bize de ( dahi, bile ) bir kulak verin !
VERİN ve yıllardır oynanan irtica oyununu, içerideki yerleşikler ve dış güçler tarafından “tezgahlanan bu yapıyı” birlikte kıralım…
Tekrar ediyorum; mutlaka “haklılsınız” ama bazı detayları özellikle “irtica” diye bağırarak her ayağa kalktığımızda “emperyal güçlerin” içerideki yerleşikler ile üzerimizde nasıl oyunlar oynadıklarını asla unutmayın !!
Gerçek “düşmanın” bizi birbirimize düşürüp, kendini saklamasına izin vermeyelim!  

Sevgili Türk Subayı,
Asteğmen olarak başlayıp sonra teğmen de olarak “sizlere veda etsem” ben asker değilim, sizin kadar “bazı meseleleri” askeri açıdan göremem ama 1875’den başlayarak “ekonomik anlamda kanımızı emenlerin”, gerektiğinde Silahlı Kuvvetlerimizi de sahneye tahrikler ile dahil ederek, nasıl oyunlar oynadığını çok iyi görebilirim…
Ben sizlere “sonsuz güvenirim”…Sizler de bana güvenin ve şimdi bana bir imkan verin, neler olduğunu sorgulayalım…
İŞTE HER TÜRK VATANDAŞININ BİLMESİ GEREKENLER…

Ekim 1875. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, Osmanlı’nın kurtuluş yolunda en önemli adımı olan ‘faizde tenzilat’ kararını açıkladı. Yabancıların tuzağına düşmüş Osmanlı Devleti faiz borçlarının beş yıl süreyle ancak yarısını ödeyeceğini ve ödeyemediği kısım için yüzde 5 faizli tahviller vereceğini açıkladı. O yıl bütçe toplamı 25 milyon, iç ve dış faiz ödemesi 30 milyon liraydı...

Mart 1876. Osmanlı Devleti, borç ödemelerinin tamamını durdurduğunu açıkladı. “Ödemekle bitmeyen faiz-borç sarmalında” alınmış en doğru karardı... Yok edilme süreci Osmanlı sanayi yapısını tamamen çökerten 1838 Baltalimanı Anlaşması ile başlamıştı. 1838 yılında Reşid Paşa, ilk olarak Lord Stratford ve Avrupa’nın diğer devletleriyle serbest ticaret anlaşmasını imzalamış, Osmanlı, devletçi ekonomiyi rafa kaldırarak gümrük vergilerini İngiltere ile saptamayı kabul etmişti. Bu adım ile Osmanlı, ucuz mallar cenneti haline gelirken, üretmediğini tüketen bir toplum haline de gelmiş ve en verimli alanlar yabancı sermayenin eline geçmişti. 1814 yılında bir sterlin 23 kuruş iken, 1839’da 104 kuruş oldu. Avrupa devletleri, Osmanlı’ya “Hemen dış borçlanmaya gitmelisiniz” diyerek baskı yapmaya başladı. Bu arada dünya “petrol servetlerinin” hazırlığını yapmış ve Osmanlı süratle borçlandırılırken, petrol yatakları yabancılar tarafından paylaşılmaya başlanmıştı...

Mayıs 1876. Borç ödememe kararı ilk sonuçlarını vermeye başladı. “Başkaldıran boyunduruk altındaki Osmanlı”ya ilk isyan kışkırtmalar sonucu Balkanlar’da başladı. Bulgarlar ve Sırplar isyan etti. Aynı günlerde İstanbul’da medrese öğrencileri ayaklandı ve borç ödememe kararını alan Sadrazam Nedim Paşa azledildi. Ayaklanma Harbiye öğrencileri arasında da yayıldı, Dolmabahçe Sarayı sarılarak Sultan Abdülaziz tahttan indirildi... Sonuç: 1878-1881 Osmanlı Hazinesi Düyun-u Umumiye’ye teslim oldu...

1950-1970: Emperyal güçler Türk ekonomisini hatta Kore Savaşı-NATO üyeliği çizgisinde Türkiye’yi “esir etme” planını harekete geçirdi. 1960 öncesi Rusya kartı ile bu oyuna karşı “hamle yapan” siyasi otorite, Sadrazam Nedim Paşa’nın kaderinden kurtulamadı! “İrtica” diye ayağa fırladık, emparyal güçlerin “kucağına düştük”!

1978-1980: Türkiye’de halen de süren hâkim politikaların temeli, 1978’in Temmuz ayında, Dünya Bankası’nca hazırlanan raporla atıldı. Raporun imzalayıcıları Kemal Derviş ve Sherman Robinson idi. Hükümetler bu rapora uymayı kabullenmezken, 1980 darbesiyle uygulamaya konulan bu raporla, Türkiye’nin 1978’e kadar başarıyla süren kalkınmacı, bireysel ( ferdî ) ve küçük ölçekli sermaye birikimlerine dayalı yapısı, büyük ölçekli çokuluslu sermaye ilişkilerinin kontrolünde serbestleşmeyi savunan bir dinamiğe dönüştü. Ekonomide bu yanlış programın izlenmesiyle verilen yüksek faiz, sıcak para girişi gibi ödünler Türkiye’nin varlıklarının yurt dışına kaçmasına sebep oldu. 1977 yılında düşünülen kalkınma hamlesi böylece engellenmiş ve “Cumhuriyet ile yırtılan borç gömleği” yeniden Türkiye’ye giydirilmiş oldu...

1980-2007: 1980’de yok denecek kadar az olan borç stokumuz, her yıl bütçenin yüzde 40-50’sini vermemize rağmen 300 milyar doların üzerine çıktı. Türkiye, 70 milyonu ile çalışıp 3-5 bin gerçek-tüzel (iç-dış) kişiye gelirinin yüzde 50’sini aktarır hale geldi. 2001 yılında borsa ve kurdaki hareket sonrası, Türkiye IMF tarafından atanan “1978 raporu yazarına” teslim edildi ve dünya üzerinde görülmemiş bir dolar faizini tefecilere aktarmaya başlarken, IMF’ye en ( arz, işaret, genişlik ) borçlu üç ülkeden biri oldu...

Sevgili Türk Subayım,
Osmanlı’dan beri oynanan “oyunun” adı değişti, amacı asla değişmedi…
Bazen “bölücü isyanları” teşvik ettiler, bazen de “irtica diye” hepimizi ayağa diktiler…
Sonuçta hep onlar kazandılar…İçerideki yerleşikler ve yurtdışı uzantıları “her zaman amaçlarına” ulaştılar…
 “1876’dan beri” bizi bize düşüren “gerçek düşmanlarımız” kendilerini çok ama çok iyi sakladılar…
Gerektiğinde “demokrasimizi” katledip, hangi “yönetim gelirse gelsin” her ( değme ) şeyimize hakim oldıular…
Gün geldi “Atatürk’ü bile bize” karşı kullandılar, gerektiğinde “laik devlet”, gerektiğinde “din elden gidiyor” diye bağırdılar…Ama bir ( birleşik, ancak, yek ) gerçek hiç değişmedi; onların “cepleri” hep doldu, hep ( mecmu, kamu, daima ) dolu kaldı !
Size bir çağrım var; gelin “sivil-asker” el ele verelim ve DEMORASİMİZİ daha da güçlendirerek, gerçek düşmanlarımız karşı birlikte duralım...

ybulut@htgazete.com.tr

29 Temmuz 2009 Çarşamba

21. yüzyılın Türk köleleri

21-yzyln-trk-kleleri.jpg
Türk halkını tek kanallı yıllarında ekrana kilitleyen Kökler dizisinin baş kahramanıydı Kunta Kinte... Afrika'da kendi halinde bir avcı iken ABD'de köle yapılmış ve hayatı boyunca köleliğe karşı mücadele eden karakter olarak hatırlandı. Türkiye'de hâlâ Kunta Kinte, köle gibi çalışma ve Afrikalıları anlatmanın en genel ifadesi. Bugünlerde bu deyime uyan bir kesimden bahsediliyor: ABD'ye gez-çalış (work and travel) adlı programlarla giden Türk gençler...
ANKA'nın haberine göre Türkiye'den büyük umutlarla bu programlara dahil olan gençlerden bazıları köle gibi çalıştırıldığı için Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu'na (TADF) sığınmak zorunda kalmış. Alaska'da köle gibi çalıştırılan bir öğrencinin akıl hastanesine kaldırıldığı habere konu edilen örnekler arasında...

ALASKA'NIN KÖLELERİ

Habere göre, ABD'nin Alaska eyaletinde balıkçılık firmasında köle gibi çalıştığını söyleyen Soner Özmeşe'de yetkililere şu e-postayı yazdı: "2007'de ve bu yıl olmak üzere 2 kere bu programa dahil oldum. İlkinde Ohio'da fuar işinde çalıştım, orada eğlenceli zamanlar geçirdim, pek para kazanamadım. Bu yıl dil okuluna gidecek parayı kazanmak için Alaska'yı tercih ettim. Fakat burada yaşadıklarımız dram. Temmuzda balık sezonunun açılması ile sabah ( sabahleyin ) 5.00'te işe başlayıp akşam 16.00-17.00 gibi bırakıyoruz. Yavaş çalıştığımızı düşünen müdürlerin kötü sözleri de yorgunluğun tuzu biberi... Bizimle gelen bir Türk arkadaşımız yorgunluğa ve kötü muameleye dayanamadı, ruhsal ( tinsel, ruhi, psikolojik ) sorunları oluştu. Bir arkadaşımızın refakatinde akıl hastanesine yatırıldı. Şizofrenik paranoya teşhisi kondu. Çok zor koşullarda Türkiye'ye gönderdik. Karşılaştığımız manzara tam bir köle pazarı."

'OTUZ ÖĞRENCİYİ KURTARDIK'
TADF Başkanı Kaya Boztepe, Work and Travel mağduru öğrencileri tespit etmek için yaptıkları çağrıya sokakta kalan, işsiz ve köle gibi çalıştırılan öğrencilerden yüzlerce ihbar mektubu geldiğini söylüyor. Federasyon mahsur kalan 30 kadar öğrenciyi New York'ta çeşitli ailelerin yanına yerleştirdiğini açıkladı. "Türk öğrencilere ABD'de 21'inci yüzyılda köle muamelesi yapılıyor, Kunta Kinte gibi çalıştırılıyorlar" diyen Boztepe ABD'de yaşayan Türklere çağrıda yardım çağrısı yaptı.

ORMANLIK BİR ARAZİ ORTASINDA BIRAKILMIŞ
Bengü Durgun yurt yerine ormanlık bir arazinin ortasına bırakılan arkadaşı için TADF'ye şunları yazdı: "Bu programla gelen Aybüke ile iletişime geçtim. İstanbul Taksim'deki bir şirket aracılığıyla buraya getirilen Aybüke, Boston'da 1 saat bekletildikten sonra ki havaalanında kimse karşılamamış. Danışmanlık firması öğrenci yurduna yerleştirileceğini söylemiş, ancak ormanlık bir arazinin ortasında bir yere yerleştirmiş. Bahaneleri de 'yurtta yer yoktu' olmuş. Çalışacağı yeri bir restoran olarak ( namına ) söylemişler ancak geldiği yer kocaman bir park ve hava güzelken hizmet veren bir yermiş. Kendisinin bir ihtiyacı var mı diye sorduğumda Türkiye'ye dönüş biletimi öne aldırmak istiyorum çünkü burada olan diğer 2 Türk arkadaşım da aynı şekilde mağdur ve 'biletlerini öne aldırdılar' dedi."

2 HAFTADIR BURADAYIM VE MAĞDUR OLDUM
Mağdur öğrenci Samet Yiğit de yardım isteyenlerden... Yiğit, TADF başkanı Boztepe'ye gönderdiği mesajda şunları söylüyor: "Merhabalar. 2 haftadır Amerika'dayım. Buraya Work and Travel'la geldim ve mağdurum bana yardım edin. Şu an Washington'dayım." Mağdurların internet forumlarında da dertleştikleri gözleniyor. Eleştiriler ağırlıkla ilgisizlikle suçlanan danışmanlık şirketleri. Ancak kendisinin mutlu ( berhudar, ongun, hümayun ) olduğu ve bu eleştirilerin fazla olduğuna yönelik yorumlarına da forumlarda rastlanıyor.

'Türkiye özel sektör eliyle kalkınacak'

trkiye-zel-sektr-eliyle-kalknacak.jpg

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, ''Türkiye kalkınacaksa özel sektör eliyle kalkınacak, bizim yapacağımız tek bir şey var altyapıyı hazırlamak, önünü açmak, destek ve güç vermek'' dedi.

Ergün, Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası'nı (SATSO) ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin gelişimini özel sektörün sağlayacağını belirtti.

Özel sektörün son 10 yılda çok mesafe aldığını ifade eden ( fail ) Ergün, şunları söyledi:

''Türkiye kalkınacaksa özel sektör eliyle kalkınacaktır. Türkiye'nin gelişmesini özel sektör temin edecektir. Bizim bu gücümüz, bu potansiyelimiz var. Bunu ispat ettik. Türk özel sektörü dünyaya açıldı ve dünyayı tanıdı. Dünyada çok önemli krizler karşısında büyük bir dayanıklılık ve tecrübe elde etti. 2001 krizi yaşandı. Bugün yaşanan global mali krizin etkilerini yakından gördü ve hissetti. Önemli tecrübeler, önemli bir dayanıklılık kazanarak dünyada güçlü özel sektörlerden birisi haline geldi. Artık bir takım işleri yaparken daha cesaretli, cesur ve bilinçli olacak. Özel sektörümüze güveniyoruz. Türkiye'yi o kalkındıracak. Bizim yapacağımız tek bir şey var altyapıyı hazırlamak, önünü açmak, destek ve güç vermek.''

''Devletçi bir ekonomik politika ile Türkiye'nin kalkınmasının mümkün olmadığını'' kaydeden Ergün, ''Üretimi siz yapacaksınız, istihdamı siz yapacaksınız, ihracatı siz yapacaksınız. Biz size destek vereceğiz'' diye konuştu.

KARASU LİMANI İSTANBUL BOĞAZI'NIN YÜKÜNÜ HAFİFLETECEK 

Konuşmasında daha sonra, Karasu Limanı'nın tamamlanma noktasına ulaştığını ifade eden Ergün, Karasu Limanı ve bölgedeki endüstriyel alanların işlevsel hale getirilmesi durumunda İstanbul Boğazı'nın, Karadeniz üzerinden iç bölgelere gelen yükünün de önemli oranda hafifletilmiş olacağını belirtti. Ergün, şunları kaydetti:

''Sakarya'nın, Karadeniz kıyılarında bazı önemli gelişmeleri hep beraber yaşayabiliriz. Yeni endüstri bölgesi, daha gelişmiş bir sanayi bölgesi ve bir ( bir kez, yek, birleşik ) takım özel sektörler ile seçilmiş sektörlerin bu bölgede kümelenmesi gibi bazı çalışmalar var. Bunlarla ilgili ( alakalı, müteallik, ilişkin ) önemli alt yapı çalışmaları var. Şimdiye kadar Sakarya ve Kocaeli olarak İstanbul'un hemen yakınında olmak gibi bir ( yeksan, ancak, yek ) dezavantajı konuşuyorduk. Biz şimdi bunu avantaja dönüştürmek noktasındayız. İstanbul yüklerini taşıyamaz hale geldi. Bu yüklerin bir kısmını bir yere boşaltmak mecburiyetinde. Biz, bunların uygun olanlarını kendi şehirlerimizin yapılarına uygun olanları ve taşıyabileceklerimizi kendimiz adına bir ( ancak, müşterek, yalnız ) avantaja dönüştürerek alabiliriz. Bugün İstanbul Boğazı'nın gemi trafiği yükü çok açık bir şekilde ortada. Eğer Karasu Limanı'nı arzu ettiğimiz boyutlarda işlevsel hale getirebilirsek o bölgedeki endüstriyel alanları işlevsel hale getirebilirsek, İstanbul Boğazı'nın Karadeniz üzerinden iç bölgelere gelen yükü de önemli oranda hafiflemiş olacak. Bu Türkiye'ye yeni fırsat demektir.''

''ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ ÇÖPLÜĞÜ VAR'' 

Organize Sanayi Bölgeleri'ni (OSB) de yeni dönemde biraz daha farklı ele aldıklarını bildiren Ergün, karışık organize sanayi bölgelerinden, iktisat organize sanayi bölgelerine doğru yöneldiklerini belirtti.

Anadolu'nun birçok yerinde atıl, bir çivi bile çakılmamış OSB çöplüklerinin bulunduğunu ifade eden Ergün, sözlerini şöyle tamamladı:

''Şu anda Anadolu'nun birçok yerinde atıl, hiç çivi çakılmamış, bir tane bile atölye kurulmamış, bir ya da iki tane kurulup kalmış, ciddi manada organize sanayi bölgesi çöplüğü var. Buna daha fazla yönelemeyiz. İş görecek organize ( düzenleme, düzenli, birleştirme ) sanayi bölgelerine ihtiyacımız var. Anadolu'da bazı sanayi bölgelerinde tapuları vermişler, satmışlar. Adamlar yok ortada. Satın alanlar arsa yatırımı için almışlar. Sanayi yatırımı için değil. Yoklar ortada. Şimdi satmıyorlar. 'Biraz daha bekleyelim belki değerlenir' diyorlar. Biz, buraya sanayi kurulsun diye yaptık. Adam fabrika yapacak. Arsa satmıyorlar. Ya da çok yüksek meblağlar isteniyor. Bunları yeniden revize etmemiz gerekiyor.''

AA

Irak Haziran'da petrol ihracatı 57 milyon varil

irak-haziranda-petrol-ihracat-57-milyon-varil.jpg

Irak'ın Haziran ayında 57 milyon 700 bin varil petrol ihraç ettiği bildirildi.

Irak Petrol Bakanlığı sözcüsü Asım Cihad yaptığı açıklamada, Irak'ın geçen ay 57 milyon 700 bin varil petrol ihraç ettiğini ve bu ihracattan 3 milyar 714 bin dolar gelir elde edildiğini belirtti.

Petrol yataklarında petrol çıkarma işlemlerindeki olumlu gelişmeler üzerine geçen Mayıs ayına oranla Haziran ayında yapılan petrol ihracatında ciddi artış olduğunu dile getiren Cihad, geçen ay Basra üzerinden 41 milyon 900 bin varil ve Kerkük-Yumurtalık boru hattı üzerinden 15 milyon 800 bin varil petrol ihraç ettiklerini ve bir varil petrolü ortalama 64 Dolar 37 Cent'ten sattıklarını kaydetti.

Petrol Bakanının petrol çıkarma ve ihraç etmeden sorumlu yardımcısı Kerim Laib, geçen ay günde ortalama 1 milyon 925 bin varil petrol ihraç ettiklerini, Mayıs ayında bu rakamın 1 milyon 906 bin varil olduğunu söyledi. Laib, bu artışın sebebini yeni petrol kuyularının açılmasına ve mevcut kuyuların bakımdan geçirilmesine bağladı.

AA

Dolar 1.45'e doğru geriliyor

dolar-145e-doru-geriliyor.jpg

Son günlerde gelişmekte olan ( kâin, hasıl, vaki ) ülke para ( nakit, tıkır, kredi ) birimlerinde devam eden yüksek hacimli fon girişleri nedeniyle ( hasebiyle, sebebiyle, haysiyetiyle ) dolar/TL'de düşüş sürüyor. 
Bankalararası piyasada dolar güne 1,48'in altında başladı. Kotasyonlar 1,4770 liraya kadar geriledi.
Önemli para birimleri, dünyanın en büyük ekonomisinin durumunun önemli bir ( müşterek, aynı, tek ) göstergesi olan ve hafta içinde açıklanacak ABD GSYH rakamları öncesinde piyasaların beklemeye geçmesi ve yatırımcı güvenini tartmak için borsalardaki hareketi izlemesinin etkisiyle yatay seyretti. Petrol, ekonomik toparlanmanın bu yılın devamında global ( küresel, toptan ) ekonomide toparlanma görüleceği yönündeki beklentilerin petrol talebindeki durgunluğu dengelemesiyle varil başına 69 dolar seviyesine doğru yükseldi.
Altın fiyatları, doların zayıf seyrinin ardından yatırımcıların dolar karşısında alternatif yatırım olarak kabul edilen altına talebinin devam etmesinin etkisiyle 955 dolara yükseldi.

 

Satılık bekarete 3 milyon dolarlık teklif!

satlk-bekarete-3-milyon-dolarlk-teklif.jpgİspanya'da Ekvador asıllı 28 yaşındaki Evelyn Duenas, Alzheimer hastası olan annesinin tedavi masraflarını karşılayabilmek için bekaretini satılığa çıkardı. 3 milyon dolarlık teklifi geri çevirdi...

Yavru köpeklerin ve ikinci el iPhone'ların satıldığı bir ( ancak, müşterek, yalnız ) internet ( genel ağ ) sitesinde bekaretini satışa çıkaran Duenas, açılış filatını 15 bin Euro olarak belirledi.

Duenas, "Bu büyük bir fedakarlık, ama bunu annem için yapıyorum. Bunun bütün sorunları çözmeyeceğini biliyorum, ama mali açıdan biraz ( berenarı, bir zaman, beş on ) güvence sağlayacaktır. İnsanların ne düşündüğü umrumda değil" diye konuştu.

Temizlikçi olarak ( namına ) çalışan Duenas, tedaviyi karşılayacak kadar para elde etmeyi umuyor.

Duenas'ın bazı katı şartları da var. Adayların sağlıklı olduklarını gösteren doktor raporuna sahip olmaları, prezervatif kullanmaları gerekiyor ve sadece bir gece birlikte olacaklar.

'Öpme ve okşamaya' izin vermeyen Duenas, kendi seçtiği bir otelde, güvendiği bir arkadaşının refakatinde belirlenen adayla buluşmayı şart koşuyor.

Genç kızın 3.2 milyon dolarlık teklif geldiği, ancak Duenas'ın bu kişi uzun bir ( yeksan, aynı, benzer ) ilişki istediği için reddettiği de belirtiliyor.

Öte yandan Ekvador hükümetinin, açık artırmaya engel olmak için harekete geçtiği de öne sürüldü.

Gazeteport