20 Temmuz 2009 Pazartesi

İkinci el otomobillere yaz dopingi

kinci-el-otomobillere-yaz-dopingi.jpg

Otomotivde, özel tüketim vergisinin (ÖTV) yeniden düzenlenmesi ve yaz tatilinin başlaması, uzunca bir süredir durgunluk yaşayan ikinci otomobil sektörünü hareketlendirdi.

Her bütçeye uygun araç bulunabilen oto galerilerde satışların önceki aylara göre, yüzde 30-40'a varan oranda arttığı bildirildi.

Otomotivde 15 Mart 2009 tarihinde uygulamaya giren ÖTV indiriminde kapsamın daraltılması, ikinci ellere olan ilgiyi yeniden artırdı.

Adana Oto Galericiler Odası Başkanı Ali Çırak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ÖTV'nin, geçtiğimiz 3 aya kıyasla yükseltilmesiyle sıfır araçlarda fiyatların yeniden arttığını, bu durumun da ikinci el satış yapan oto galericileri sevindirdiğini söyledi.

Çoğu firmanın indirim sırasında gelen taleplerin karşılanmaya çalışması nedeniyle bayilerde araç bulmanın da zorlaştığını anlatan Çırak, ''Yeni araç bulamayan tüketici ise ikinci el satış yapan galerilere yöneldi'' dedi.

Yaz tatilinin başlamasının da satışları ikiye katladığını belirten Çırak, şöyle konuştu:

''Kriz nedeniyle galeri esnafı uzunca bir süredir sıkıntıdaydı. Sıkıntı nedeniyle çoğu galerici kepenk kapatmaya hazırlanırken, yaz tatili ve ÖTV adeta imdada yetişti. Tatile arabasız çıkmak istemeyenler her bütçeye uygun araç bulabildikleri galerileri canlandırdı. Satışlarımız önceki aylara göre yüzde 30-40 oranında arttı. Bu hareketliliğin yaz boyu sürmesini bekliyoruz.''

Çırak, geçtiğimiz aylarda esnafın ayda sadece bir kaç araç satabildiğini anımsatırken, bu sayının şimdi haftada 5'e kadar çıkabildiğini bildirdi.

Adana'da ikinci el araç satışı yapan bir galerinin sahibi Hasan Kelebek ise yaz aylarıyla birlikte satışlarının neredeyse ikiye katlandığını belirterek, taleplerin ise genellikle 1-3 yaş arasındaki araçlardan yana olduğunu söyledi.

Fiyatların cazip olduğunu ifade eden Kelebek, ''Çoğu tüketici sıfır araç yerine çok daha uygun alabildiği sıfıra yakın ikinci elleri tercih ediyor'' dedi.

 AA

30 Haziran 2009 Salı

Sevişme sahnesini izlemek uygun mu?

sevime-sahnesini-izlemek-uygun-mu.jpgCinsellik sadece seks demek değildir

21. yüzyılı yaşamamıza rağmen cinselliğin toplumumuzda hala az konuşulan ama çok merak edilen ve gizli saklı öğrenilmeye çalışılan bir konu olduğunu ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe; “Toplumumuzda cinsellik üstü kapalı geçilen, şakalarla ve esprilerle dışa vurulan bir konu olmasına rağmen televizyonda ve basında cinsellik ve çıplaklık daha fazla ilgi çekmek ve daha fazla reyting almak için sıkça kullanılmaktadır. Toplumuzda cinsellik kelimesi seksle eş anlamlı olarak algılanmaktadır ve bu yanlıştır. Cinsellik sadece seks demek değildir, cinsellik sevginin paylaşılmasıdır, kişinin doğuştan getirdiği cinsiyetine ait bütün özellikleridir ve insanın doğal bir parçasıdır.’’ dedi.

Cinselliğin sevgi dolu yönünün yansıtılması toplumun ruh sağlığını olumlu etkiler

Son dönemde magazin programları ve dizilerde cinselliğin ve çıplaklığın fazlaca kullanıldığını belirten CİSED Genel Sekreteri Psk. Gülüm Bacanak; “Toplumumuzca cinselliğin normal ve doğal olarak görülmesi ve çocukların da cinselliği normal bir olgu olarak algılayarak büyütülmesi için cinselliğin TV programlarında ve dizilerde yer alması mutlaka gereklidir. Ancak bunun dozu çok önemlidir. Cinselliğin sevgi dolu yönünün yansıtılması toplumun ruh sağlığını olumlu etkiler. Ancak pornografi ve cinselliğin içerisinde şiddet öğelerinin kullanılması kesinlikle karşı olduğumuz bir durumdur.’’ diye ekledi.

 Cinsellik hayatın ve evliliğin doğal bir parçasıdır

Cinsel içerikli görüntülerin 7 yaş ve üstü aile bireylerinin birlikte oturup
televizyon izlediği saatlerde yayınlanmasının bir sakıncası olmadığını ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe; “Cinsellik hayatın ve evliliğin doğal bir parçasıdır. Bir çocuk kadın ve erkeğin ya da karı-kocanın yatak odasında ne
yaptığını az çok tahmin eder, ancak bizim üzerinde durduğumuz cinselliğin sevgi dolu yönünün vurgulanmasıdır; dokunma, sarılma, öpüşme ve sevişmenin normal bir durum olduğunun yansıtılmasıdır.” dedi.

Aşk-ı Memnu’daki sahneler ailece izlemek için uygun mudur?

Aşk-ı Memnu’daki sevişme sahnelerinin çok dikkat çekmesinin de aslında cinsellik konusunda birçok duyguyu bastıran bir toplum olduğumuzu kanıtladığını da söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psk. Gülüm Bacanak; “Sevişme sahneleri o dizideki iki karakter arasındaki tutku ve arzuyu yansıtmak için gerekliydi, kaldı ki pornografik olmadığı ve şiddet içermediği sürece 7 yaş üstü çocukların ve ergenlerin kadın ve erkek arasında yaşanan sevgi dolu bir sevişmeyi izlemelerinin bir zararı yoktur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta aslında yasak bir aşkın toplumu neden bu kadar cezp ettiğidir. Bu da toplumca birçok duygumuzu bastırdığımızın ya da yeterince ifade edemediğimizin göstergesidir. Bu konu ruh sağlığı uzmanlarınca ele alınıp
tartışılmalıdır.’’ dedi.

 

Ragıp Duran uyardı

ragp-duran-uyard.jpgSon dönemde basına servis edilen belgelerle ilgili Birgün Gazetesi'ne konuşan Ragıp Duran, gazetecinin bilgi ya da belge olarak sunulan materyalin doğruluğunu mutlaka denetlemesi gerektiğini söylüyor

»Henüz iddia aşamasındaki bilgilerin araştırılmadan yayınlanmasının, gazetecilik açısından tehlikesi nedir?
Gazetecinin temel görevlerinden biri, -belki de birincisi- iddia, duyum, söylenti, açıklama hatta bilgi ya da belge olarak sunulan materyalin, yayından önce doğruluğunu mutlaka denetlemektir. Çünkü haberciliğin birinci kuralı/gereksinimi kamuya iletilen bilginin DOĞRU olmasıdır. Bilgi kirliliğine karşı mücadele için bu denetim şarttır. Gazeteye ulaşan/ulaştırılan herhangi bir bilginin denetlenmeden yayınlanmasının sayısız sakıncaları/tehlikeleri var. Öncelikle bu bilgiyi yayınlayan gazetenin, bilgi yanlış ise, inanırlığı/güvenirliği/prestiji azalır. Çünkü böyle bir tutum, gazetecinin profesyonelliği hakkında kuşku yaratır. Nihayet, okur açısından bakıldığında, gazete okura, doğruluğu denetlenmemiş belki de yanlış bilgi vermiş olur.

»Bu belgelerin doğrulatılma süreci gazetecilik açısından etik yürütülüyor mu?
Haber değeri taşıyan her bilgi, yayınlanmadan önce en az iki kaynaktan doğrulanmalı. Üstelik söz konusu kaynaklar da bellidir: Belgede imzası bulunan askeri yetkili ile Genelkurmay'dan sorumlu bir yetkilinin mutlaka görüşü/onayı alınmalıydı. Bu somut vakada muhabir, 'Genelkurmay'dan üst düzey emekli bir general'den belgenin doğruluğunu denetlediğini açıkladı. Emekli bir general, bu konuda doğrulama/denetleme yapabilecek sağlam/güvenilir/bilgi sahibi bir kaynak olarak gösterilemez.
TSK, AKP ve Gülen cemaatini ilgilendiren bu belgenin, gerçek veya sahte olması tartışması bir yana, Türk egemen medyasının belki de yüzde 95'i bu üç kutuptan bir şekilde biriyle organik ya da siyasi-ideolojik bağlantı içinde olması nedeniyle, bu haberi doğru dürüst yayınlayamaz. Çünkü habercilik her üç kutuptan bağımsızlık ya da her üç kutuba eşit mesafede durmayı zorunlu kılar. Nitekim, egemen medyaya baktığımızda, belgeyle ilgili haber ve bilgi yerine tartışmanın bizatihi tarafları haline gelmiş olan medya organlarının kanaat ve yorum ürettiğini görüyoruz. Her gazete, bu konuda, kendi siyasi-ideolojik tutumunu savunuyor.

»Peki? Türkiye şartlarında bu tür belgeleri doğrulatmak mümkün mü?
Taraf gazetesi Türkiye'nin önemli tabularından biri olan TSK konusunda yankı yaratan haberler yayınladı. Ne var ki bu gazetenin haberciliği/yayın politikası tartışmalı. Geçmişte de aynı kaynaktan çıktığı/sağlandığı belli olan ve aynı kutba vuran belgeler yayınladı. Kaynağın şimdiye kadar servis ettiği belgelerin orijinal olduğu belirlendi. Ne var ki, beş kez hatta on kez hakiki belge sağlayan bir kutup, 11. keresinde sahte bir belge servis edebilir. Taraf ile söz konusu kaynak arasında artık mesafe kalmamış durumda. Sadece temas var. Üstelik Taraf, sadece bu tür belgeleri yayınlayan bir gazete olarak nam salmaya başladı. Bu durum da, Taraf'ın, ciddi bir gazete olmaktan çok, bir kaynağın yayın organı haline gelmesi demek. Taraf, bu sefer de, Türkiye'de bir çok gazetenin/gazetecinin yaptığı gibi, sürati de bahane ederek, belgeyi denetlemeden yayınladı. Sonra da Altan ve Çongar'ın kaleminden belgenin gerçek olup olmadığı konusunda ihtimaller içeren yazılar yayınlandı. Böylece gazetenin yöneticileri, belgeyi denetlemeden yayınladıklarını itiraf etmiş oldular.
Bir belgenin gerçek olup olmadığını teyit etmek çok zor bir gazetecilik çalışması olmasa gerek. Ortada imzalı ve antetli bir belge -fotokopi olsa da- var ise, önce belge incelenir. Fotokopide tahrifat yapılıp yapılmadığı ve imza, uzmanlara incelettirilir. Yazının puntosu, karakteri, gerçekliği kanıtlanmış diğer belgelerle kıyaslanır. Yazının içeriği daha önce yayınlanmış gerçek belgelerle kıyaslanır. Kullanılan sözcükler, deyimler, format eski gerçek belgelerle kıyaslanır. Tüm bu inceleme-araştırma gazeteciye, belgenin doğruluğu konusunda bir dizi ipucu sağlayıp kanaat oluşturmuşsa, belge imza sahibine gösterilir ve görüşü istenir. Keza, belge, eşzamanlı olarak, antetin sahibi, Genelkurmay'ın bir yetkilisine gösterilir ve görüşü istenir.

‘GENELKURMAY’A ULAŞILABİLİRDİ’
Türkiye şartlarında, belge üzerindeki inceleme-araştırmayı yapmak mümkündür, çok da zor bir iş değildir. İkinci aşama olan, imza sahibi ve Genel Kurmay'dan görüş almak ise büyük bir ihtimalle çok zor ya da imkansız gibi görünse de mutlaka denenmelidir. İadeli taahhütlü mektup, kurye ve e-mail hatta bizzat Genelkurmay karargahına kadar gidip belge ilgili iki kişiye elden bile teslim edilebilirdi. Belge, imza sahibine ve Genelkurmay'a ulaştıktan sonra, muhatapların yanıt vermesi için makul bir süre tanımak gerekir.
Gazete, ancak bu süre içinde gelecek yanıtları/görüşleri yayınlayacağını, aksi takdirde belirlenen tarihte belgeyi ya da içeriğini, imzalayan kişi ve kurumun görüşleri olmadan yayınlayacağını açıklar. Tüm bunlar yapılsaydı, Taraf profesyonel davranmış olurdu. İtham altındaki imza sahibi kişi ile kurumun da makul süre içindeki olası sessizliği ikrar olarak yorumlanabilirdi. Ayrıca itham edilen kişi ve kuruma da söz/savunma hakkı verilmiş olurdu. İmza sahibi ve kurum, belgenin sahte olduğunu belgelere dayanarak, ikna edici ve ayrıntılı gerekçelerle açıklasa da, haber değeri azalmazdı. O zaman bu belgenin kim tarafından nasıl hazırlandığı araştırması/tartışması gündeme gelirdi ki, bu da yine gazetecinin yanı sıra askeri/sivil makamların görev alanına girerdi.

AYSEL KILIÇ - BİRGÜN

Mustafa Sandal'dan Emina'ya sansür!

mustafa-sandaldan-eminaya-sansr.jpg

Maço Mustafa Emina'nın klibini çöpe attı. Ağustosta doğum yapan eşi Emina’nın, memleketi Sırbistan’da çıkardığı Vila albümünün prodüktörü olan Sandal, çıkış şarkısı Pile Moje’ye klip çektirdi.

GAZETE HABERTÜRK-HT MAGAZİN-ZAFER AKBAŞ-ÖZEL HABER

Klibin son halini izleyen ünlü popçu, küplere bindi. Görüntüleri fazla erotik, Emina’nın kıyafetini de fazla dekolte bulan Sandal, eşine “Sen artık annesin, kıyafetlerine dikkat etmen gerekir” diyerek klibi yayına vermeden çöpe attı.

10 BİN DOLARA YENİ KLİP

PRODÜKSİYONU gerçekleştiren şirketin parasını ödedikten sonra, klibi yayına vermeden imha eden Sandal, 10 bin dolar daha ödeyerek yeni bir klip çektirdi. Musti’nin sansüründen geçen yeni klip, Sırbistan ve Bosna Hersek müzik kanallarına dağıtıldı. Sandal ayrıca, ülkesinde Emina Jahovic adıyla tanınan eşinden bundan böyle Sandal soyadını kullanmasını istedi.

 


Türkçe kısa mesaj ucuzluyor

trke-ksa-mesaj-ucuzluyor.jpg

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), cep telefonlarında 1 Temmuz’dan itibaren Türkçe karakter zorunluluğu getirdi. Bu özelliği taşımayan telefonlar toplatılacak.

BTK’nın Kısa Mesaj Hizmetlerinde Türkçe Karakter Kullanımına Dair Yönetmelik’i Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre; piyasaya arz edilen kısa mesaj hizmetini haiz cihazlar, Türkçe karakterlerin tamamını ihtiva eden ETSI TS 123.038 V8.0.0 ve ETSI TS 123.040 V8.1.0 teknik özelliklerine veya bu teknik özelliklerin sonraki sürümlerine uygun olacak.


Yönetmelikte belirtilen şartlara uygun olmayan cihazların piyasaya arzına izin verilmeyecek. Kurum tarafından yapılan veya yaptırılan denetimlerde bu Yönetmelikte belirtilen şartlara uygun olmayan cihazların varlığının tespiti halinde, cihazların piyasaya arzı durdurulacak, cihazlar sırasıyla imalatçısı, üreticisi, yetkili temsilcisi veya dağıtıcısı tarafından toplanacak veya toplattırılacak.


İşletmeciler, kısa mesaj altyapılarında, ETSI TS 123.038 V8.0.0 ve ETSI TS 123.040 V8.1.0 teknik özelliklerini veya bu teknik özelliklerin sonraki sürümlerini haiz olmayan cihazlar ile unicode sistemi kullanılarak kodlanan, Türkçe karakterleri içeren ve 160 karaktere kadar olan kısa mesajı, tek bir mesaj olarak kabul edecek ve ücretlendirecek.


Türkçe karakter bilgisini de içeren, cihazların tanıtma ve kullanma kılavuzlarında bulunması gereken açıklayıcı bilgiler, 1 Temmuz 2010 tarihine kadar cihaz ambalajı içine konulacak bilgilendirme sayfasında yer alabilecek.
Yönetmelik 1 Temmuz 2009 tarihinde yürürlüğe girecek.

Karga

karga.jpgSevgili İlber hoca,
duydum ki sarayın kargalarına savaş açmışsınız.
Gördükleri her parlak objeyi çalan, yükseklerden ceviz atıp kıran, çöpleri karıştıran, Topkapı’nın papağan kolonisiyle didişen bu kargalar konusunda serzenişinizi anlıyorum.
Hatta, Osmanlı’nın güzelim şahin ve şahinci geleneğini tekrar gündeme getirmenizi romantik bile buluyorum...
Düşünsenize, güzelim Topkapı Sarayımızın koruyucu bir şahini olabilir ve bu şahin, her zaman takım oyunu oynayan kargaları sarayın bahçesinde kovalayabilir.
Heyhat, kargalara olan zaafımdan mıdır, kaçan-kovalayan hayvan görüntülerine karşı geliştirdiğim kerahattan mıdır nedir, bu niyetinize çok da sıcak bakamıyorum.

Çok iyi bilirsiniz, kargalar zeki kuşlardır.
Gılgamış destanının Nuh’u Utnapiştum, suların çekildiğini öğrenmekiçin iki kuş salmıştır. Bunlardan güvercin olanı, zeytin dalsız, yani “toprak-habersiz” geri döner.
Oysa karga geri gelmez- eski insanlar, karga aklını bildikleri için, toprak
bulmuştur hükmüne varıp yeni düzenlerine geçerler. Gemi sürgününden hayata...
Aesop’un M.S.2 yüzyılda yazdığı masalı da çok iyi bilirsiniz.
Akıllı karga, sürahinin dibindeki suya ulaşamayınca, çakıl taşı doldurarak suyu yükseltir.
Kaba güç kullanarak değil, zekasını kullanarak hedefine ulaşır.
Siz onların mitolojide ölü ruhu taşıyan karanlık varlıklar olduklarına, gotik yaftalamalara bakmayın.
Zavallı karga ispiyonculuk yaptığı için “karartılmıştır”.
Apollo’ya, sevgilisi Coronis’in onu aldattığını söyledeği için, Tanrı onu bir nazarıyla beyazdan siyaha boyamıştır.  
Kuş ne yapsın, ulaklık görevini yerine getirmekten başka bir suç işlememiştir.

Sonuçta kargalar, Topkapı’nın sütlü mermerlerini, kırdıkları cevizlerle lekeliyor mu? Evet. Ama, bu yeşil lekeler, paslanmış bronzlara, İznik mürekkeplerine pek güzel yakışıyor.
Kargalar, devrik kamyonlardan üreme yeşil papağanların yumurtalarını çalıp, laleleri mi gagalıyor? Evet
Ama muzurluğun da bir cazibesi yok mudur?

Filhakika, her şeyin çoğu zararlıdır, bu doğru.
Ama şimdilik Topkapı’nın kargaları bize oyunbazlığın en matrak halini göstererek çok yararlı bir şey yapıyorlar.
Yeşil ceviz damgaları ve çalıntı çivileriyle.
Ayrıca unutmayalım, gelecekte kargaları meslek sahibi yapabiliriz:
2008 yılında, Joshua Klein, otomatlardan “kopardıkları” küçük mükefatlar karşılığında kargaların ideal birer çöp toplayıcısına dönüştürebileceğini öne sürdü.
Topkapı kargaları, pekala oranın temizliyicisi olabilirler.


En çok taraftar kimde?

en-ok-taraftar-kimde.jpgEn büyük tartışma konusudur, kimin ne kadar taraftarı olduğu. Bir araştırmayla bu "zor" soruya yanıt arandı. Ankette en büyük taraftar sayısı Galatasaray'da çıkarken, bu sonuç Fenerbahçe ve Beşiktaş cephesşnden büyük tepki çekti. Bilyoner.com'un 1 milyon üye üzerinde yaptığı çalışmada çıkan "Türkiye'nin Taraf Haritası"na göre, 5 büyük ilden İstanbul ve Ankara'da en çok taraftarı olan takım Fenerbahçe iken; İzmir, Bursa ve Adana'da ise Galatasaraylılar çoğunlukta. Türkiye genelinde ise futbolseverlerin yüzde 35'i Galatasaray, yüzde 33'ü Fenerbahçe, yüzde 20'si de Beşiktaş taraftarı. Biz de bu sonuçları spor yazarlarına sorduk. İşte aldığımız cevaplar.

GÜLİN YILDIRIMKAYA


Eski F.Bahçe Başkanı ALİ ŞEN:

İNTERNETTEKİ bu tip araştırmalara inananlar var inanmayanlar var. Bunun için en iyi gösterge pazartesi günü gazete tirajlarına bakmaktır. Fenerbahçe'nin kazandığı maçlar sonrasında tirajlar artar. Bu 15 yıl önce de böyleydi, şimdi de böyle. Ben o zamanlar, "25 milyon Fenerbahçe taraftarı var" demiştim. Şimdi bunun çok daha fazla olduğunu söylüyorum. Fenerbahçe, Türkiye'de en fazla taraftarı olan kulüptür kesinlikle. Bunun için tribünlere de bakmak lazım. Bir zaferin ardından yapılan kutlamalara bakmak lazım.

Beşiktaşlı yönetici NEDİM SARSILMAZ:
Bu kadar açık ara fark olamaz

GALATASARAY birinci çıkmış olabilir. Bizim 'birinciyiz' diye kesin bir iddiamız yok ama bu kadar açık ara fark olmaz. Yüzde 5'lik bir fark çıkabilir bu doğaldır. Biz gerçek Beşiktaşlılar'ı biliyoruz. Bana göre nüfus sayımında yapılacak taraftar anketinde kesin sonuca ulaşılabilir. Bu tarz anketlerin fazla reel olduğunu sanmıyorum.

Trabzonspor Asbaşkanı HAYRETTİN HACISALİHOĞLU:
Gerçeği yansıtmıyor

BU tür araştırmaların gerçeği yansıttığını düşünmüyoruz. Bunun en büyük göstergesi Trabzon'daki taraftar oranımızın yüzde 72'i çıkması. Halbuki biz Trabzon'daki taraftar oranımızın yüzde 99 olduğunu biliyoruz. Kalan yüzde l'i de dışardan gelenler oluşturuyor. Kısacası bu araştırmayı inandırıcı bulmuyoruz.

Eski G.Saray Başkanı MEHMET CANSUN:
Tartışmasız lider

Bu anketler 6 yıl önce de yapıldı. O zaman da G.Saray yine öndeydi. Geçen zaman içinde takımımızın kazandığı şampiyonluklar sayesinde taraftar çoğunluğu konusundaki liderliğimiz sürüyor. Ben inanıyorum ki, bu araştırma yalnızca ülke düzeyinde değil dünya çapında yapılsa da Galatasaray yine öndedir.

Fotoma Gazetesi Yazarı ve Radyospor Spor Yorumcusu İLKER ATEŞ:
T.Bahçe 90'larda taraftarda birinciydi'

TÜRKİYE'deki taraftar sıralaması 90'lı yılların başına kadar şöyleydi, 1- Fenerbahçe, 2-Beşiktaş, 3- Galatasaray. 90'lı yıllardaki büyük Galatasaray başarılan üst üste 4 şampiyonluk; dışardan ilk kez getirilen büyük kupa Galatasaray'ın taraftar sayısını birkaç yılda çığ gibi artırdı. Bizler spor yazarı olarak Türkiye'nin ve Avrupa'nın dört bir yanım dolaşırken sarı kırmızılı renklerin çoğaldığım fark edebiliyorduk. Ben taraftar gazeteci olmadığım için bunu objektif söyleyebiliyorum.

Gazete HABERTURK Spor Müdürü HALİL ÖZER:
Yeni neslin tercihi Galatasaray

ASLINDA bu araştırma pek çok kez yapıldı. Ve hepsinde Galatasaray ilk sırada çıktı. Tabii ki bunda UEFA Kupası'nm kazanılmasının verdiği prestij büyük etken oldu. Zaten o dönemden sonra iki takım arasındaki dengeler oynamaya başladı. Daha doğrusu yeni nesil, Avrupa'da zirveye çıkan Galatasaray için tercihini kullandı. Sadece içeride kendini gösterebilen ve Türkiye ligi şampiyonlukları ile yetinen Fenerbahçe'nin taraftar sayısının, rakibin başarıları karşısında gerilemesi kaçınılmazdı. Araştırmanın dikkat çekici yönü daha farklı. Trabzonspor dışında kendi şehir takımına sahip çıkan ve kendi renklerine âşık olan taraftar kitlesi yok denecek kadar az. Ekonomik olarak Anadolu kulüpleri bu durumdan büyük darbe yiyor. Bu takımlara kendi şehirlerindeki insanlar sahip çıkmıyor. Bundan en çok Türk futbolu zararlı çıkıyor.

Milliyet Gazetesi Spor Yazarı ATİLLA GÖKÇE:
Sivas'ta bile Sivasspor 1. değil

BUNU bilimsel bir araştırma olarak görüp, yüzdeleri doğru kabul edeceğiz. Bence bu rakamlar mantığa aykırı değil. İçerisinde yaşadığımız futbol dünyasının göstergeleridir bunlar. Türkiye'de spor ve futbol, popüler kültüre uygun olarak ikili rekabet biçiminde algılanıyor. Galatasaray - Fenerbahçe biçiminde sportif futbol rekabetinin öne çıkması ve liderliği birlikle paylaşmaları doğaldır.

Bu anketler çok sağlıklı değil'
Hürriyet Gazetesi Spor Yazarı ALTAN TANRIKULU:

TEMELDE ben internet, telefon gibi elektronik ortamlarda yapılan araştırmaların ve buralardan alınan verilerin çok sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Sadece nüfus sayımında bu tam olarak ortaya çıkar. Yine de Galatasaray'ın az farkla ya da Fenerbahçe'nin az farkla önde
olmasım yadırgamıyorum. Gerçeğe yakın olabilir ama tam verileri yansıtmaz. Bir de taraftar psikolojisinin anlık olaylarla çok çabuk değişebildiğim, ateşlenebildiğim biliyorum. Fenerbahçe'nin iki yıldır şampiyon olamaması ve kötü sezon geçirmesi, bu sonucu doğurabilir. Araştırmanın yapıldığı dönemlerde Galatasaray'ın Rijkaard'ı getirmesi de bu sonuca etki etmiş olabilir. Beşiktaş camiası da taraftar sayısı açısından 3. olduklarını kabulleniyor ama bu ne Beşiktaş'ın büyüklüğünü değiştirir ne de elde ettiği başarıları. Gerçek bir sayımda Beşiktaş'ın 3. kalacağını ama öndeki ikiliye daha çok yaklaşacağını düşünüyorum. Nihat'ın alınması ve çifte kupa, özelliklegençlerin tercihleri üzerinde çok etkilidir ve tercihleri bu şekilde değişebilir.