24 Aralık 2007 Pazartesi

Peçetede kanser riski

Washington Post gazetesinde yayınlanan habere göre Amerikan Çevre Koruma Dairesi tarafından yayınlanan raporda, klorla ağartılarak üretilen kağıt ve benzeri ürünlerde gıda ürünlerine geçebilen dioksin adlı maddenin kanserojen sınıfına alındığı açıklandı.

Dünya Sağlık Örgütü  tarafından da kanser yapıcı kimyasal maddeler grubuna dahil edilen dioksinler , kağıt sanayinde, klorla ağartma işlemi sırasında oluşuyor ve araştırmacılar zehirli kimyasallar sıralamasında başı çeken dioksinlerin, östrojen gibi "doğal steroid" hormonlarını taklit ederek birçok biyokimyasal reaksiyonu başlattığına dikkat çekiyor.
 
En ufak dozda bile vücuda alımının eklem ağrıları, uykusuzluk, doğum bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığına yol açabileceğini belirten uzmanlar, dioksinlerin yağda çözünür olduğundan bedenimizdeki yağ hücrelerinde birikme eğilimini vurguluyorlar.
 
Bebekler yetişkinlere göre 200 kat fazla dioksine maruz kalma riskini taşırken,  tuvalet kağıtları, kağıt mendiller, süt veya meyva suyu kartonları, tek kullanımlık çocuk bezleri, bilhassa peçeteler eğer klorla ağartma işleminden geçiyorlarsa düşük dozda dioksin içeriyorlar.
 
Bu ürünlerin herhangi birinden yiyeceklere ve vücuda da kolayca bulaşan bu zararlı kimyasallar  Amerikan Çevre Koruma dairesinin raporunda , en ufak miktarının bile laboratuvar hayvanlarında kansere sebep olduğu açıklandı.


23 Aralık 2007 Pazar

Ýlaçsýz tüp bebek umudu

Yakın bir geçmişe kadar daha çok polikistik over (çok sayıda kist içeren yumurtalık) hastalığında uygulanan, ''ilaçsız tüp bebek'' yöntemi de denilen In-Vitro Maturasyon (IVM) tekniği, artık çocuk sahibi olmak isteyen diğer hastalarda da olumlu sonuç veriyor.

IVM yöntemiyle ilk kez 1.5 yıl önce polikistik overli hastasının anne olmasını sağlayan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Prof. Dr. Timur Gürgan, son olarak farklı nedenlere bağlı sorun yaşayan 2 hastasının bu metotla hamile kaldığını açıkladı.
 
Gürgan, rutin tüp bebek yönteminin pahalı olduğunu, tedavinin maliyetinin 3 bin 500 doların üzerine çıkabildiğini kaydederek, yumurtaları geliştirmek için kullanılan ilaçların da önemli yan etkileri olabildiğini belirtti.
 
Gürgan, "Tam olarak ispatlanamamış olmakla birlikte nadir de olsa çok sık ve yüksek dozlarda kullanılan yumurtlatma ilaçlarıyla yumurtalık kanseri arasında bir ilişki olabileceği ileri sürülmüştür" dedi.
 
Bu nedenlerle yumurtaların yumurtalıklardan ilaç kullanılmadan alınması, döllenmesi ve gebelik oluşturulabilmesi için yürütülen araştırmalar sonunda IVM tekniğinin geliştirildiğini belirten Gürgan, son birkaç senede olgunlaşmamış yumurtaların yumurtalıklardan daha kolay alınmasına olanak sağlayan özel incelikte iğneler yapılması, olgunlaşmamış yumurtaların kısa sürede ve etkin şekilde olgunlaşmasına olanak sağlayacak özel sıvıların geliştirilmesiyle bu tekniğin başarı şansının arttığını bildirdi.
 
IVM'nin avantajları
 
Gürgan, IVM tekniğinin avantajlarını şöyle sıraladı:
 
* Pahalı ilaçların kullanılmasını gerektirmediği için rutin yönteme göre yarıya yarıya daha ucuzdur. (Tedavi ücreti bin dolar civarında)
* Hastalar daha az tetkik yaptırır, daha az doktor ziyareti yapar ve daha az zaman harcar.
* Tedavi süresi daha kısadır.
* Tedavi başarılı olmazsa diğer tedaviye başlamak için aylarca beklemek gerekmez.
* Hastalar, ilaçların saydığımız yan etkileri ve tehlikelerine maruz kalmazlar, yumurtaların elde edilmesi esnasında ağrı duymazlar, genel anestezi almaları gerekmez.
* Tecrübeli ve başarılı merkezlerde uygun hastalar yüzde 30-35 gebelik şansı elde ederler.
* Hastanın yaşı arttıkça gebelik şansı da düşer. Bu metotla birlikte genetik ayrıştırma ve laser uygulaması gebelik şansını artırır. Tekniklerin ve olgulaştırma metotlarının geliştirilmesiyle ileride başarının daha da artacağı düşünülüyor.
* Bu metotla doğan çocukların genetik risklerinin artmadığı tespit edildi.
 
Hangi hastalara uygulanabilir?
 
IVM metodunun ilk başlarda polikistik over hastalığı olanlarda uygulandığını ve başarılı sonuçlar elde edildiğini anlatan Gürgan, "Bu kişilere yumurtlatma ilaçları verildiğinde, yumurtalıkları bu ilaçlara karşı çok hassas olduğundan ani şişme, kistleşme ve karında sıvı toplanması, pıhtılaşma bozukluğu, böbrek iflası gibi problemler ortaya çıkabiliyor. Ayrıca gebe kalsalar dahi düşük oranları yüksek olabiliyor. Bu hastaların yumurtalıklarındaki yumurtalar hiç ilaç kullanılmadan IVM tekniğiyle kolaylıkla alınabilmekte, döllenebilmekte ve gebelikler elde edilebilmektedir" dedi.

Tabular ve baskýlar cinsel yaþamý vuruyor

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercan Abay, ''Toplumumuzda erkekler arasında cinselliğin abartılı algılanması, performans anksiyetesine (kaygı) yol açmaktadır'' dedi.

Toplumda görülme sıklığı oldukça yaygın olan cinsel işlev bozukluğunun, kadın ya da erkek her 3 kişiden 1'inin yaşamının herhangi bir döneminde görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Abay, ancak psikososyal nedenler ve tabular nedeniyle kişilerin genellikle yardım ve çözüm arayışına yönelmediğini söyledi.

Erkeklerde toplumda en sık karşılaşılan sorunun erken boşalma olduğunu belirten Abay, bu da cinselliğin özgürce yaşanmadığı, cinsel deneyimin yetersiz olduğu toplumsal kesim ya da gençlerde sık rastlanan bir sorun olduğunu belirtti.

Her 4 erkekten 1'inin erken boşalma sorunu yaşadığını anlatan Abay, "Erkekler sertleşme sorunlarını daha fazla ciddiye alarak hekime başvurmaktadır. Toplumuzda erkekler arasında cinselliğin abartılı algılanması, performans anksiyetesine yol açmaktadır" dedi.

Toplumda kadınlarda en sık karşılaşılan sorunların cinsel isteksizlik, uyarılamama, vajinusmus (cinsel ilişkiye girememe) ve orgazm bozukluğu olduğunu belirtti.

Abay, "Bize başvuran kadınların büyük çoğunluğunda vajinusmus şikayeti görülüyor. Muhafazakar toplumlarda cinselliğin yasaklanması, cinsel eğitimin olmaması, cinselliğin bir tabu olarak algılanması ve bekaretin önemsenmesi gibi etkenler kadınlarda vajinismusun daha yüksek oranlarda rastlanmasına yol açmaktadır" diye konuştu.

Vajinusmusun psikolojik bir sorun olduğunu söyleyen Prof. Abay, hastalığın tek tedavi yönteminin cinsel terapi olduğunu ve terapide yüzde 95'lik bir tedavi imkanı sağlandığını belirtti.

Prof. Abay, cinsel isteksizliğin ise çok yaygın olmasına rağmen başvuruların az olduğunu kaydederek, "Çünkü toplumumuz da kadınların yaşadıkları cinsellikten zevk almaması ve cinselliği bir görev olarak algılaması bu sorununun nedenleri arasındadır" dedi.

Saðlýklý diþler için florür

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr. Banu Ermiş, hayat boyu sağlıkla dişlere sahip olmak için florürlü diş ipi ve diş macunu kullanılmasını önerdi.

Doç.Dr. Banu Ermiş, florürün, diş çürümelerinin önlenmesinde büyük payı olduğunu belirterek, diş sağlığı için diş fırçalamanın yanında gece yatmadan önce mutlaka dişlerin arasının diş ipiyle temizlenmesi gerektiğini kaydetti.
 
Dişlerin düzenli fırçalanmasının diş sağlığını korumada yeterli olmayacağını ifade eden Ermiş, diş ipinin kullanılmaması durumunda diş aralarında kalan artıkların çürümeye neden olacağını ve "Dişlerimi düzenli olarak fırçalıyorum ancak çürüyor" şikayetlerinin ortaya çıktığını söyledi.

Florür maddesinin, çürümelere neden olan mikroorganizmaları yok edici etkisi olduğunu kaydeden Ermiş, şöyle konuştu:

"Florür dişler için koruyucu etki yapıyor. Bu nedenle, hayat boyu sağlıklı dişler için florürlü diş ipi ve florürlü diş macunu kullanın. Gece yatmadan önce mutlaka diş ipi kullanın. Çünkü diş arasında kalan mikroorganizmalar gece boyunca faaliyette kalırlar.
 
Şimdi florürlü diş ipleri çıktı, her yerde bulmak zor olabiliyor ama bana göre diş ipi bir tercih değil, zorunluluk. Diş fırçasının ulaşamadığı diş araları ancak iple temizlenebilir."

Çürüklerin hep ara yüzeyde başladığını ve kişilerin fark edemediğini vurgulayan Ermiş, diş araları temizlenmediği için dişin içten içe çürüdüğünü ve bir anda kırıldığını söyledi. Ecemiş, "Sonuç olarak sağlıklı dişler için düzenli olarak florürlü diş macunu ile dişlerinizi fırçalayın ve gece yatmadan önce florürlü diş ipi kullanın ve bunu alışkanlık haline getirin" dedi.


19 Aralık 2007 Çarşamba

Baþ dönmesinde "taþçýklar"ýn etkisi

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Barlas Aydoğan, ''Başdönmesi şikayetlerini üçte birine, iç kulaktaki 'taşçıkların' yerdeğiştirmesi neden oluyor'' dedi.

Prof. Dr. Aydoğan, baş dönmesinin her yaşta görülebilen bir rahatsızlık olduğunu, bu şikayetle kendilerine başvuran hastaların üçte birinde ise "iyi huylu paroksismal pozisyonel vertigo" (BPPV) hastalığını belirlediklerini söyledi.
 
BPPV hastalığının, iç kulaktaki bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Aydoğan, şöyle devam etti.
 
"Hastalık, dengemizi sağlayan mekanizmadaki kalsiyum karbonat kristallerinden oluşan taşçıkların yer değiştirmesiyle meydana geliyor.
 
Kesin nedeni bilinmiyor, ancak aşırı yorgunluk, uzun seyahatler, başa alınan darbeler ve şiddetli sarsıntılar nedeniyle meydana gelebiliyor.
 
Hastalığın belirtisi, baş hareketleriyle ortaya çıkan baş dönmesi atakları ve sıklıkla bunlara eşlik eden bulantı, kusma, çarpıntı ve terleme.
 
Bu şikayetlerden sonra hekime başvurulursa, basit bir muayeneyle teşhis konulup, hastalık tedavi edilebiliyor."
 
Hastalığın tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını vurgulayan Aydoğan, şunları söyledi:
 
"Tedavi için yapılan birkaç çeşit manevra ve hareket var. Bu hareketler genellikle haftada birkaç kez 4-8 hafta boyunca uygulanıyor. Yüzde 80-90 oranında başarı sağlanıyor.
 
Hastalık tedavi edilmediği takdirde, birkaç ay sonra kendiliğinden geçebilmekte. Ancak, bu süre zarfında rahatsızlık vermesinin yanında, özellikle trafikte araç kullanırken, ani bir baş hareketiyle oluşabilecek baş dönmesi, tehlikeli sonuçlar doğurabilir.
 
Aynı şekilde denge gerektiren işlerde çalışan kişiler için tehlikeli olabilir. Bu nedenle mutlaka hekime başvurulmalı ve tedavi edilmelidir."

(Fotoğraf http://www.livingwithanxiety.com/ sitesinden alınmıştır.)


'Yeþil çay prostat riskini azaltýyor'

Düzenli olarak yeşil çay içmenin prostat kanserine yakalanma riskini azaltabileceği bildirildi.

Japonya Sağlık Bakanlığından araştırmacılar, yeşil çayda bulunan kateçin maddesinin organizmada prostat kanserine neden olan etkenleri etkisiz hale getirebileceği varsayımından yola çıkarak ülke genelinde 12 yıl boyunca 40-69 yaşındaki 50 bin erkeği inceledi.
 
Günde 5 fincandan fazla yeşil çay içenlerin prostat kanserine yakalanma riskinin günde 1 fincanın altında yeşil çay içenlere göre daha az olduğu ortaya çıktı.
 
Ancak, düzenli olarak yeşil çay tüketiminin prostat bezindeki kansere etkisi olmadığı belirtildi.



18 Aralık 2007 Salı

"Bu yýl 7,6 milyon kiþi kanserden ölecek"

Amerikan Kanser Derneğinin Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu verilerine dayanarak hazırladığı rapor, kanserden her gün 20 bin kişinin öldüğü dünyada, 2007'de yaklaşık 7,6 kişinin bu hastalıktan ölmüş olacağını, 12 milyondan fazla kişinin kansere yakalanacağını gösterdi.

Raporda, gelişmiş ülkelerdeki yeni 5,4 milyon kanser vakasından 2,9 milyonunun, gelişmekte olan ülkelerdeki 6,7 milyon vakadan 4,7 milyonunun ölümle sonuçlanacağı vurgulandı.
 
Zengin ülkelerde erkeklerde en fazla prostat, akciğer ve kolon kanserine, kadınlarda ise meme, kolon ve akciğer kanserine rastlandığı belirtilen raporda, gelişmekte olan ülkelerde de erkeklerde akciğer, mide ve karaciğer, kadınlarda rahim ve meme kanserinin görüldüğüne dikkat çekildi.
 
Dünyada kanser vakalarının yaklaşık yüzde 15'inin enfeksiyondan kaynaklandığına işaret edilen raporda, gelişmekte olan ülkelerde enfeksiyona bağlı kanser oranının gelişmiş ülkelerdekine göre 3 kat fazla olduğu (yüzde 26'ya yüzde 8) vurgulandı.
 
Helicobacter pylori bakterisinin mide, human papilloma virusün rahim ağzı, hepatit virüslerinin karaciğer kanserine neden olduğu belirtilirken, gelişmekte olan ülkelerdeki ölümlerin, erkenden tanı konulamaması ve tedavi olanaklarının yetersiz olmasından kaynaklandığı kaydedildi.
 
Sigara-Kanser
 
Raporda, sigara ve kanser konusuna da özel bir bölüm ayrıldı. Tütün kullanımının 2000'de 5 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olduğu kaydedilen raporda, sigaranın 20. yüzyılda dünya genelinde yaklaşık 100 milyon kişinin ölümünden sorumlu olduğu, 21. yüzyılda çoğu gelişmekte olan toplumlarda olmak üzere 1 milyardan fazla kişinin ölümüne yol açabileceği ifade edildi.
 
Kanserden çocuk ölümleri ve enfeksiyona bağlı ölümlerin azaldığını, artık ileri yaşlara kadar hayatta kalabilen kişilerin sayısının arttığını belirten rapora imza atanlardan Ahmedin Cemal, ancak halkın giderek artan bir bölümünün sigara içmek, az hareket etmek ve doymuş yağ oranı yüksek besinleri tüketmek gibi Batılı hayat tarzını benimseyen az gelişmiş ülkelerde kansere yakalanma sıklığının arttığını söyledi.
 
Dünya Sağlık Örgütüne göre dünyada tütün kullanan 1,3 milyar kişinin yaklaşık yüzde 84'ü gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
 
Örgüt, sadece Çin'de 350 milyon tütün bağımlısının bulunduğunu, bunun da ABD nüfusundan fazla olduğunu tahmin ediyor.
 
Tütün kullanımının bu şekilde devam etmesi halinde dünyada 2030'a dek  2 milyardan fazla tütün bağımlısının olacağı, bunların yarısının tütün bağımlılığının neden olduğu hastalıklardan öleceği tahmin ediliyor.