16 Aralık 2007 Pazar

Kulak çýnlamasý hastalýk habercisi

Kulak çınlamasının, özellikle diyabet ve kalp rahatsızlığı başta olmak üzere çeşitli hastalıklara eşlik edebildiği, bu yüzden nedeninin mutlaka araştırılması gerektiği bildirildi.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, halk arasında "kulak çınlaması" olarak bilinen "tinnitus rahatsızlığı"nın, kulak içindeki gürültü, çınlama ve ıslık benzeri seslerle belirti verdiğini söyledi.
 
Kulaktaki sesleri kişi harici kimsenin duymadığını ve genellikle sessiz ortamlarda fark edilebildiğini belirten Doç. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu:
 
"Bir dizi sağlık sorununun neden olabildiği semptom olan çınlama, oldukça yaygın görülüyor. En büyük hasta grubunu ise hastalığın nedenini fark edemediğimiz grup oluşturuyor.
 
Kulakta tırmalayıcı şekilde duyulan ses, kişinin yaşam kalitesini düşürdüğü gibi, çoğu zaman psikolojik bozukluklara da yol açabiliyor. Hasta çoğu zaman ilaç tedavisinin yanı sıra çınlamanın yol açtığı sorunlar için de psikolojik destek almak durumunda kalabiliyor."
 
Çınlamanın, tek başına ortaya çıkabildiği gibi başta diyabet, kalp rahatsızlıkları, kolesterol gibi çeşitli hastalıklarla birlikte görülebildiğini ifade eden Doç.Dr. Aydoğan, hastalığın oluş nedeninin mutlaka bulunması gerektiğini söyledi.
 
Aydoğan, diğer rahatsızlıklara eşlik edenlerin yanı sıra orta kulak damarlarıyla ilgili sorunlar, kireçlenme, damarlarda aşırı yağlanma, yüksek sese maruz kalma gibi nedenlerin de çınlamaya yol açabileceğini söyledi.
 
Stresin çınlamayı tetiklediğini bildiren Doç.Dr. Aydoğan, bu durumda kişinin stresi yaratıcı etkenleri mutlaka azaltması gerektiğini ifade etti.
 
Rahatsızlığın en fazla uyku sorununa yol açtığını vurgulayan Aydoğan, "Ses dolayısıyla uyku sorunu çeken kişiler, hafif bir müzik ve kısık seste dinlenen radyo ile çınlama sesini örterek uykuya geçebilir" dedi.


"Nargile sigara kadar zararlý olabilir"

Dünya Sağlık Örgütü, nargilenin sigara kadar sağlığı tehdit ediyor olabileceğini, ancak nargile içimi ile ölümler arasında bağlantı olduğu konusunda daha fazla araştırmaya gerek bulunduğunu açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamasında, "nargile kullanımının, sigara kullanımına karşı güvenli bir alternatif olmadığı", tersine nargile harmanında da akciğer, kalp ve diğer hastalıklara neden olacak maddeler bulunduğu kaydedildi.
 
Sağlık örgütünün "istişare notunda", nargilenin sigaradan daha uzun süre içildiği hatırlatılarak, ilk araştırmalarda nargile içimi ile sigaranın aynı oranda tehlikeli gibi görüldüğü aktarıldı.
 
Ortadoğu, Kuzey Afrika ile Orta ve Güney Asya'da yaygın olarak kullanılan nargile, ABD ve Avrupa'da da özellikle gençler arasında yaygınlaşıyor.

'Obezite, ciddi saðlýk riski'

ABD'de gençler arasında artan orandaki obezliğin, 2035 yılına kadar ülkede kalp hastalığı vakalarında artışa neden olabileceği bildirildi.

New England Journal of Medicine'de yayımlanan bir araştırmada, yaşam tarzına bağlı olan obezliğin halk sağlığında ciddi kriz yaratabileceği belirtildi.
 
Araştırma, ülkede 2035'e kadar kalp hastası olan insan sayısının yüzde 16 oranında artabileceğini, bunun da fazladan 100 bin hastaya denk geldiğini ve obezliğin neden olduğu kalp hastalıklarına bağlı ölümlerinse yüzde 19 artabileceğini ortaya koydu.
 
San Francisco Üniversitesinden biyo istatistik ve salgın hastalıkları uzmanı Kirsten Bibbins-Domingo, yaptıkları araştırmanın, gençlerin büyük bölümünün 30-35 yaşlarında kalp hastası olacaklarını gösterdiğini söyledi.
 
Bu durumun da daha fazla kişinin hastaneye yatması anlamına geldiğini ifade eden Bibbins-Domingo, bunun da daha fazla tıbbi prosedür, kronik hastalıklar için daha fazla tedavi ihtiyacı, hastalık dolayısıyla rapor alma ve ortalama hayat süresindeki azalış sonucunu doğuracağını belirtti.
 
ABD istatistiklerine göre, yaklaşık 9 milyon genç aşırı kilolu,çocuklarda obezlik oranı 1970'lere oranla üç katına çıktı.


Aðýz kuruluðu diþleri vuruyor

Diş hekimliğinde 'Xerostomia' adı verilen ağız kuruluğu, tedavi edilmediği taktirde ciddi sorunlara yol açabiliyor.

Günlük yaşamda önemsenmeyen sorun diş çürükleri, dişeti iltihaplanmaları ve beslenme bozukluklarına yol açabiliyor.
 
Diş Hekimi Altuğ Serçe, sorunun kaynağını ve çözüm önerilerini anlattı:
 
"Tükürük bezlerinin yetersiz çalışması ağız kuruluğuna (xerostomia) yol açmaktadır. Tükürük miktarındaki yetersizlik dolayısıyla diş yüzeyinde aşırı miktarda gıda ve bakteri plağı birikmesi meydana gelir.
 
Bu da diş çürükleri, dişeti iltihaplanmaları ve beslenme bozukluklarına neden olur. Ayrıca ağız kuruluğu, çiğneme ve yutma güçlüğüne neden olduğu için beslenme bozuklukları da oluşur."
 
Yan etki olarak ortaya çıkıyor
 
Ağız kuruluğu, tansiyon, alerji, antidepresan, ağrı kesici gibi ilaçların kullanımı ile radyoterapi ve kemoterapinin yan etkisi olarak ortaya çıkabiliyor.
 
Kişide devam eden boğaz ağrısı, dilde yanma, sık susama, ağız kokusu, konuşma güçlüğü, protez kullanmada güçlük, tat bozukluğu, dudak ve dudak kenarlarında çatlama gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.
 
Tükürük miktarındaki yetersizlik, tükürük yapısında bulunan kalsiyum ve fosfat gibi bazı minerallerin de azalmasına yol açarken, bu minerallerin azlığı diş çürüklerinde artışa neden oluyor. Ağız kuruluğu bu nedenle hafife alınmamalı ve mutlaka bir diş hekimine başvurulmalıdır."
 
Ağız kuruluğunun nedenleri:
 
  • Biyolojik yaşlılık: Etkili bir faktör, tek başına etkili değil.
  • Sistemik hastalıklar: Romatizmal hastalıklar
  • Bağışklık sistemi hasarı (AIDS), Hormonal bozukluklar (Şeker hatalığı), Nörolojik bozukluklar (Parkinson)
  • Çiğneme kabiliyetinin azalması
  • Tükürük bezlerinin cerrahi olarak çıkarılması
  • Radyoterapi (Radyasyon tükürük bezlerinde kalıcı hasar yapar)
  • İlaçlar  (400'ün üstünde ilaç türü ağız kuruluğu yapar: deconjestanlar, diüretikler, tansiyon ilaçları, antidepresanlar, antihistaminikler)
  • Kafein ve alkol tüketimi
       
      Ağız kuruluğu nasıl kontrol altına alınır?
    • Sık sık yudum yudum su içilmeli. Gece yatarken yanında sıvı içecek, su bulundurulmalı
    • Şekersiz sakız çiğnenmeli
    • Sigara, alkol, şekerli yiyeceklerden uzak durulmalı
    • Yaşanılan mekanın nemi ayarlanmalı
    • Gerekirse eczanelerden temin edilebilen yapay tükürük tabletleri kullanılmalı
    • Bakteri plağı kontrol altına alınmalı
    • Floridli diş macunu, jel, gargara kullanılmalı
    • C vitamini kullanılmalı


    • Temizlik maddesi içenlerde kanser riski

      Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, yanlışlıkla sıvı temizlik maddesi içen kişilerin, yemek borusunda yanıklar oluştuğundan ve tedavi uzun sürdüğünden 20-40 yıl sonra yemek borusu kanseriyle karşılaşabildiklerini söyledi.

      Yemek borusu yanığı oluşan her 100 çocuktan 4'ünün öldüğünü söyleyen Prof. Dr. Yorulmaz, "Bu maddeler yanlışlıkla içildiğinde yemek borusu yanıklarına neden olabilmektedir. ABD'de yılda 5 bin ile 15 bin kişide böyle yanıklar görülmektedir" dedi.

      Hastaların yüzde 75'inin beş yaşından küçük çocuklar ve yarıdan çoğunun erkekler olduğunu belirten Yorulmaz, bu tür yanıklara yol açan temizlik maddelerin başında çamaşır suyu, yağ çözücü, kireç sökücü ve lavabo açıcılar geldiğini söyledi.
       
      "Kanser riskini bin kat artırıyor"
       
      Yanık sonrası, yemek borusunda kanser gelişme riskinin yanık olmayanlara göre bin kat arttığını ifade eden Prof. Dr. Yorulmaz, gün içinde en tehlikeli zamanın çocuğun oyun için serbest bırakıldığı öğleden sonra ve akşam saatleri olduğunu belirtti.
       
      Temizlik maddeleri içildiğinde, yemek borusu, dudaklar, ağız içi, yutak gırtlak ve midede hasar oluşabildiğini bildiren Yorulmaz, temizlik maddesi içen çocukta aniden salya akması, bulantı, kusma, yutma güçlüğü, göğüs ağrısı, hırıltılı solunumun ortaya çıktığını, bu çocukların yaklaşık üçte birinde yutmayı engelleyecek biçimde yemek borusunda darlık meydana geldiğini belirtti.
       
      Korunmak için yapılması gerekenler
       
      Temizlik maddesi gibi şeyler içmiş olan çocukların asla kusturulmaması ve derhal hastaneye yetiştirilmesi gerektiğini belirten Yorulmaz, "Evde kullanılan temizlik maddeleri kendi orijinal ambalajlarında tutulmalıdır. Açıkta satılan maddeler asla meşrubat ya da su kaplarına konulmamalıdır" dedi.
       
      Bu tür maddelerin çocukların erişebileceği yerlerde tutulmaması gerektiğini belirten Yorulmaz, "Kilitli ve çocuklardan uzak bir uygun yerde bulundurulmalı, ambalajları çocuklar tarafından kolay açılmayan türde olmalıdır. Anneler beş yaşından küçük çocukları diğer çocuklarla oynarken göz önünden ayırmamalı" diye konuştu.

      Zayýflamak için 'light gýda' çözüm deðil

      Özellikle yaz aylarında tüketimi artan ve kilo aldırmıyor gibi algılanan 'light ürünler', 'enerjisi azaltılmış gıda' anlamına geliyor. Zayıflamak için yaşa ve cinsiyete göre bilinçli diyet yapılması öneriliyor.

      Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan Doç. Dr. Murat Sert,  bisküvi ile başlayan 'light gıda' üretiminin reçelden pirince, çikolatadan süt, yoğurt ve ekmeğe kadar her üründe uygulandığını ve tüketicinin bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadığını belirtti.
       
      Sert, 'light ürünlerin', 'enerjisi azaltılmış gıda' anlamına geldiğini anlattı:

      "'Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği'ne göre, bir ürünün light olabilmesi için, orijinal veya benzeri gıda maddesine göre, enerji değerinin en az yüzde 25 azaltılması gerekiyor. Bir ürünün üzerinde düşük kalorili yazabilmesi için de o ürünün 100 gramında 40 kaloriden az kalori bulunması şartı var."
       
      Yapılan araştırmalara göre light ürün pazarının her yıl yüzde 25 büyüdüğünün belirtildiğini vurgulayan Sert, "Bu büyümede, 'light gıdaların' sanki hiç kilo yapmıyor gibi algılanmasının payı çok büyük. Oysa, bir kişi herhangi bir ürünü bir birim tüketiyor, daha sonra bu ürünün light olanını iki birim tüketiyorsa eskisinden daha fazla kalori alıyor demektir" dedi.
       
      Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de modern çağın önemli sağlık problemlerinden olan şişmanlık ve obezitenin artış gösterdiğine dikkat çeken Sert, "Yapılan araştırmalar, her 5 kadından birinin aşırı kilolu olduğunu ortaya koyuyor. Bu da light ürünlerin kurtarıcı gibi algılanmasına neden oluyor" dedi.
       
      Şişmanlık, diyabet ve metabolik hastalıklar

      Sert, light gıdaların fazla miktarda düzensiz alınmasının, şişmanlık, diyabet ve çeşitli metabolik hastalıkları kamçıladığını anlattı:
       
      "Tıpkı sigara paketlerinde olduğu gibi gıda ürünlerinde de katkı maddeleri ve kalori miktarları okunabilir şekilde yazılmalı. Oysa, günümüzde tüm ürünlerde olduğu gibi light ürünlerin ambalajına baktığınızda karınca duasını andıran yazıları okuyabilmenin ve bu sayede bilinçlenmenin imkanı yok. Bunun yasak savma zihniyetiyle yapıldığı açıkça ortada."
       
      Doç. Dr. Sert, zayıflamak için bir uzmandan yardım alınmasını ve yaşa, cinsiyete göre bilinçli diyet yapılmasını önerdi:
       
      "Eğer light gıdaların bir faydası olsaydı, bunu ilk çıkaran ülke olan Amerika ve ardından bunu uygulayan diğer ülkeler ve Türkiye'de bugün şişmanlık ve obezite sorunu bu kadar çok konuşulmazdı. Bilinçli bir diyet kilo problemini ortadan kaldırır.
       
      Ayrıca, yemek yerken çatal ya da kaşık sürekli elde tutulmamalı masaya bırakılmalı. Bu sayede çiğneme süresi uzadıkça tokluk duygusu oluşumu da kuvvetlenir."

      Haftasonu pikniði saðlýðýnýzdan etmesin!

      İlkbahar mevsiminde halk arasında saman nezlesi olarak bilinen 'alerjik rinit' en sık karşılaşılan hastalıklar arasında yer alıyor.

      Özellikle mevsime bağlı görülen alerjik rinit, polen gibi uyaranların etkisinin yoğun olduğu piknik ve doğa yürüyüşlerinden olumsuz etkilenebiliyor.
       
      Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tamer Haliloğlu, alerjik rinitle ilgili bilinmesi gerekenleri ve alınabilecek önlemleri anlattı:
       
      "Alerjik rinit (saman nezlesi), toplumda sık görülen alerjik hastalıkların başında gelmektedir. Özellikle alerjik olan anne ve babaların çocuklarında görülme sıklığı daha fazla olan bu hastalık, endüstriyel gelişmiş ülkelerde, çevre kirliliği gibi faktörlerin artması ile giderek artmaktadır.
       
      Hastalık genllikle alerjik konjonktivit (göz nezlesi), alerjik sinüzit veya astımla birliktelik gösterebilir. Alerjik rinit, hayatı tehdit etme özelliği olmayan, ancak hastanın konforunu belirgin şekilde bozan bir hastalıktır. Bu hastalıkta özellikle hastalar belirli bir alerjen ya da alerjenlerle karşılaştığı zaman şikayetler ortaya çıkar.
       
      Yılın her döneminde görülebilir
       
      Alerjik rinit, yıl boyu süren alerjik rinit, mevsimsel alerjik rinit ve yıl boyu süren ancak mevsimsel artışlar gösteren alerjik rinit olarak üç ayrı şekilde görülebilir. Bu hastalıklarda alerjiyi ortaya çıkaran alerjenler hastalığın görülme zamanını belirler.
       
      Yıl boyu alerjik rinit ev tozu akarlarına bağlıdır, mevsimsel alerjik rinit ise genel anlamda polenlere (ağaç, ot, yabani ot, hububat poleni) bağlıdır. Yıl boyu süren mevsimsel artışlı alerjik rinitlerde ise sorumlu alerjen hem ev tozu akarları hem de polenlerdir. Polen alerjisi olan hastalar, o bitkinin polenizasyon yaptığı mevsimde daha sık bulgu verirler.
       
      Aksırık ve burun akıntısına dikkat!
       
      Alerjik rinitli hastalarda alerjenle karşılaştıktan sonra dakikalar içinde hapşırma, burunda kaşınma, burun akması ve burun tıkanıklığı olur. Bu hastalarda genelde alerjik konjonktivit de (göz nezlesi) eşlik ettiği için gözlerde yanma, batma, kaşınma, sulanma gibi bulgular da görülebilir. Yine bu hastalarda eğer alerjik sinüzit varsa, geniz akması, baş ağrısı, gece gelen öksürük nöbetleri olabilir.
       
      Astımın da birlikte görüldüğü hastalarda, nefes darlığı, hırıltlı solunum, göğüste sıkışma hissi, öksürük gibi bulgular olabilir. Alerjik rinitli hastalara uzun süre grip zannedilip yanlış tedaviler uygulanabilmektedir. Eğer kişinin ailesinde alerjik hastalık hikayesi varsa, alerjik rinit hasta ve hekimin aklına daha erkenden gelmelidir.
       
      Alerjenle temas kesilmeli
       
      Alerjik rinitin tedavisinde öncelikle hastanın alerjenle temasını bitirmesi veya bunu minimum düzeye indirmek gerekir. Alerjik riniti bulunan kişiler özellikle ilkbaharda polenlerden mutlaka korunmalıdır. Bunun dışında ilaç olarak öncelikle burun içine uygulanacak veya ağızdan uygulanacak antihistaminiklerden fayda sağlanmaya çalışılır.
       
      Hastaların önemli bir kısmında bu ilaçlardan fayda elde edilir. Hekimin uygun gördüğü durumlarda burun içine uygulanan kortizonlu spreylerden de belirgin yarar sağlanır.
       
      Bu tür kortizon preparatlarının yan etkisi yok denecek kadar azdır. İlaçlardan yeterince fayda sağlanamayan hastalarda ise aşı tedavisi (alerjen immünoterap) uygulanabilir. Tedavi süresince kişiye yılda bir kez cilt testleri de yapılmalıdır. Yapılan çalışmalarda alerjen immünoterapi programının alerjik astımdan korumada da etkin olduğu kanıtlanmıştır.