Geçen yıl Avrupa'da en fazla organ nakli yapan birinci merkez olarak rekor kıran Organ Nakli Eğitim, Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin Müdürü Prof.Dr. Alper Demirbaş, ekibiyle birlikte düzenlediği basın toplantısında, dünyada bu yıl en fazla böbrek nakli yapan merkez olarak haklı bir gurur yaşadıklarını anlattı. Yılbaşından bu yana 306 nakil gerçekleştirdiklerini kaydeden Prof.Dr. Demirbaş, bu rakamla ilk sırada olduklarını, ikinciliği ABD Viskonsin Üniversitesi Nakil Merkezi'nin 304 nakille, üçüncülüğü de yine ABD'den Alabama Üniversitesi Nakil Merkezi'nin 303 nakille aldığını söyledi. Avrupa'da 280, ABD'de 300 böbrek nakil merkezinin önüne geçtiklerini belirten Prof. Dr. Alper Demirbaş, yıl sonuna kadar da 12 randevulu nakil daha olduğunu kaydetti. Kan grubu uyumsuz nakil Demirbaş, böbrek nakilleriyle ilgili şunları söyledi: "Kaybedilen hasta sayısı 3'te kaldı. Başarı oranı da yüzde 99.5'tir. Bunun bir örneği dünyada yok. 6 kan grubu uyumusuz nakil yaptık. Bu da dünyada bir ilktir. Bunu yaptığımızda birçok meslektaşımızın bu olaydan haberi yoktu, olanlar da 'imkansız' diyordu. Doku uyumsuz böbrek nakli için de eleştiri almıştık. Sonuçlar bilimsel olarak yayınlandı. Yüzde 100 uyumludan farksız olduğu kabul edildi. 306 böbrek naklini Türkiye'nin 60 değişik ilinden gelen hastalarla yaptık. Örneğin, Diyarbakır'dan 10, Şanlıurfa'dan 10, 17 nakil merkezi bulunan İstanbul'dan 47, Konya'dan 16, Mersin'den 10, Adana'dan 13 kişi merkezimizde böbrek nakli oldu." Dünya rekorunu kıran ekip Merkez Müdürü Prof. Dr. Alper Demirbaş'ın yaptığı basın açıklamasına ekip arkadaşları Doç.Dr. Murat Tuncer, Doç.Dr. Okan Erdoğan, Doç.Dr. Zeki Ertuğ ve Dr. Levent Yücetin de katıldı. Basın toplantısında konuşan Nefrolog Doç.Dr. Murat Tuncer, rakamsal başarının yanında bilimsel alanda da çok önemli başarılara da imza attıklarını belirterek, "Dünya tıbbına kazandırdıklarımız da var. Türkiye'de pankreas ve böbrek naklini birlikte ilk yapan merkez olduk. Bu şeker hastalarının hayatiyeti için çok önemli bir başarıdır. Kan grubu uyumsuz böbrek naklini ilk kez biz yaptık. Fransa'dan önümüzdeki günlerde gelecek olan bir hastaya kan uyumsuz nakil yapacağız. Çünkü Fransa'da bu tekniği bilen ve uygulayan merkez yok. Tüm bu yaptığımız olumlu işlere karşın halen bekleme sıramızda 2 bin 700 kişi bulunuyor" dedi. Doç.Dr. Okan Erdoğan ise, "Vericiye kapalı yöntemle müdahale edip nakil yaptığımız ameliyatların başlatıcısı biz olduk. Bu yöntemle 70 nakil gerçekleştirdik. Bir bakıma eğitim merkezi konumundayız. Merkezimizde şu ana kadar 4 nefrolog yetiştirdik" dedi. | ||
14 Aralık 2007 Cuma
Böbrek naklinde dünya rekoru bizim
Hafýza kaybýna kamera
Microsoft tarafından üretilen Sensecam adlı kamera, hafızanın hızlı şekilde canlandırılmasını sağlamak için daha sonra izlenmek üzere, gün içinde yaşananların her 30 saniyede bir fotoğrafını çekiyor. Testler sonucu, kameranın, hafıza sorunu olanlara, olayları ve buna bağlı duyguları hatırlamalarında yardımcı olduğu görülürken, uzmanlar,dijital kameranın genel hafıza kaybı sorunu ve Alzheimer hastalığı gibi daha ciddi durumda olanlar tarafından rahatlıkla kullanılabileceğini belirtiyorlar. Amerikan ve İngiliz üniversitelerince denemeleri yapılmakta olan kamera, avuca sığabiliyor ve 30 binden fazla görüntüyü depolayabiliyor. Beyin enfeksiyonu nedeniyle hafıza kaybına uğrayan 63 yaşındaki bir kadın üzerinde yapılan testlerde denek, iki hafta boyunca görüntüleri iki günde bir ve bir saat süreyle yeniden izledi. Olayları anımsamasına herhangi bir yardım olmadığında her şeyi beş gün içinde unutan deneğin testler sırasında hafızası gözle görülür biçimde düzeldi ve iki haftasonunda yaşadığı olayların yüzde 90'ını anımsamaya başladı. Araştırmacılar, kamerayı belirli bir hastalığı olmamasına karşın tipik hafıza kaybı olan sağlıklı yaşlılar ile Alzheimer hastaları üzerinde de deniyorlar. | ||
13 Aralık 2007 Perşembe
Hafýza kaybýna kamera yardýmý
Microsoft tarafından üretilen Sensecam adlı kamera, hafızanın hızlı şekilde canlandırılmasını sağlamak için daha sonra izlenmek üzere, gün içinde yaşananların her 30 saniyede bir fotoğrafını çekiyor. Testler sonucu, kameranın, hafıza sorunu olanlara, olayları ve buna bağlı duyguları hatırlamalarında yardımcı olduğu görülürken, uzmanlar,dijital kameranın genel hafıza kaybı sorunu ve Alzheimer hastalığı gibi daha ciddi durumda olanlar tarafından rahatlıkla kullanılabileceğini belirtiyorlar. Amerikan ve İngiliz üniversitelerince denemeleri yapılmakta olan kamera, avuca sığabiliyor ve 30 binden fazla görüntüyü depolayabiliyor. Beyin enfeksiyonu nedeniyle hafıza kaybına uğrayan 63 yaşındaki bir kadın üzerinde yapılan testlerde denek, iki hafta boyunca görüntüleri iki günde bir ve bir saat süreyle yeniden izledi. Olayları anımsamasına herhangi bir yardım olmadığında her şeyi beş gün içinde unutan deneğin testler sırasında hafızası gözle görülür biçimde düzeldi ve iki haftasonunda yaşadığı olayların yüzde 90'ını anımsamaya başladı. Araştırmacılar, kamerayı belirli bir hastalığı olmamasına karşın tipik hafıza kaybı olan sağlıklı yaşlılar ile Alzheimer hastaları üzerinde de deniyorlar. | ||
Kansere karþý yeni umut
Göttingen Üniversitesinden bir grup bilim adamı, farelerdeki akyuvarları aktif hale getirerek kanserli hücreleri yok etmelerini sağlayan bir yöntem geliştirdi. Araştırmacıların açıklamasında, farelerdeki akyuvarların "HSP70" adlı bir stres proteiniyle aktif hale getirildiği, kanserli hücre üretimine neden olan bu protein sayesinde akyuvarların kanserli hücreleri tanıdığı ve yok ettiği bildirildi. Üniversitenin araştırma görevlisi Ralf Dressel, "HSP70"in insanlardaki akyuvarlar üzerinde de etkili olup olamayacağının araştırılacağını, bu yeni yöntemin belirli kanser çeşitlerinin tedavisinde yeni perspektifler açacağını kaydetti. | ||
10 Aralık 2007 Pazartesi
Lens kullananlar dikkat!
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Gülay Güllülü, lens kullanımına, uzman hekim muayenesi sonucu karar verilmesi gerektiğini belirtti. Kontakt lenslerin gözdeki kırma bozukluklarını düzeltmek için kullanılan önemli bir teknolojik ürün olduğunu ifade eden Prof.Dr. Güllülü, özellikle son yıllarda kozmetik amaçlı kontakt lens kullanımının arttığını söyledi. Kontakt lens kullanımı öncesi mutlaka uzman hekim muayenesinden geçilmesi gerektiğini vurgulayan Prof.Dr. Güllülü, lens kullanımı süresince de belirli periyotlarla muayeneden geçilmesini önerdi. Prof.Dr. Güllülü, "Lens kullanımında en önemli nokta, gerekli hijyen kurallarına dikkat edilmesidir" dedi. Gerekli hijyen kurallarına dikkat edilmeden lens kullanımının korneada iltihaplanmalara neden olabileceğini bildiren Prof. Dr. Güllülü, şunları söyledi: "Bu iltihaplanmalardan en önemlisi, psödomonas keratitidir. Bu binde birden daha az sıklıkta görülmesine rağmen 24 veya 48 saat içinde körlüğe neden olabilmektedir. Bu nedenle lens kullanımında hijyen kurallarına çok dikkat edilmelidir." Uyulması gereken hijyen kuralları Lens kullanımında en sık yapılan hatanın tasarruf amacıyla lens solüsyonlarının gerektiği zamanlarda değiştirilmemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Güllülü, şöyle devam etti: "Lensler, üzerinde biriken mikropların yok edilebilmesi için çıkarıldıklarında, özel solüsyonlar içinde bekletilmelidir. Fakat tasarruf amacıyla solüsyonlar gerektiği zamanlarda değiştirilmiyor. Bu da göz sağlığı açısından çok tehlikelidir. Ayrıca kullanılan lens hangi tür olursa olsun gece mutlaka çıkarılmalıdır." Kuruluk, yüksek irtifa ve hamileliğin lens kullanımını olumsuz yönde etkilediğini kaydeden Prof.Dr. Güllülü, kadınların makyaj yapmadan önce lenslerini takması, makyajlarını temizlemeden önce de lenslerini çıkarması gerektiğini söyledi. Lens kullananların gözlerinde ağrı, batma, kanlanma, görme bulanıklığı yaşadıkları zaman mutlaka uzman hekime başvurmaları gerektiğini belirten Prof. Dr. Güllülü, küçük yaşta lens kullanımının da sakıncalı olduğunu ifade etti. Özellikle genç kızların estetik görüntü amacıyla renkli lensler kullandıklarını söyleyen Prof. Dr. Güllülü, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Özellikle lise çağındaki kız çocukları bu tür lensleri kullanmamalıdırlar. Çünkü gerekli hijyen kurallarının tam algılanamadığı veya ciddiyetle uygulanamadığı yaşlarda bu tür lenslerin kullanımı sakıncalıdır ve gözde çeşitli kalıcı hasarlara yol açabilir. Ebeveynler bu konuda dikkatli olmalıdırlar." | ||
Kulak çýnlamasý hastalýk habercisi
Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barlas Aydoğan, halk arasında "kulak çınlaması" olarak bilinen "tinnitus rahatsızlığı"nın, kulak içindeki gürültü, çınlama ve ıslık benzeri seslerle belirti verdiğini söyledi. Kulaktaki sesleri kişi harici kimsenin duymadığını ve genellikle sessiz ortamlarda fark edilebildiğini belirten Doç. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu: "Bir dizi sağlık sorununun neden olabildiği semptom olan çınlama, oldukça yaygın görülüyor. En büyük hasta grubunu ise hastalığın nedenini fark edemediğimiz grup oluşturuyor. Kulakta tırmalayıcı şekilde duyulan ses, kişinin yaşam kalitesini düşürdüğü gibi, çoğu zaman psikolojik bozukluklara da yol açabiliyor. Hasta çoğu zaman ilaç tedavisinin yanı sıra çınlamanın yol açtığı sorunlar için de psikolojik destek almak durumunda kalabiliyor." Çınlamanın, tek başına ortaya çıkabildiği gibi başta diyabet, kalp rahatsızlıkları, kolesterol gibi çeşitli hastalıklarla birlikte görülebildiğini ifade eden Doç.Dr. Aydoğan, hastalığın oluş nedeninin mutlaka bulunması gerektiğini söyledi. Aydoğan, diğer rahatsızlıklara eşlik edenlerin yanı sıra orta kulak damarlarıyla ilgili sorunlar, kireçlenme, damarlarda aşırı yağlanma, yüksek sese maruz kalma gibi nedenlerin de çınlamaya yol açabileceğini söyledi. Stresin çınlamayı tetiklediğini bildiren Doç.Dr. Aydoğan, bu durumda kişinin stresi yaratıcı etkenleri mutlaka azaltması gerektiğini ifade etti. Rahatsızlığın en fazla uyku sorununa yol açtığını vurgulayan Aydoğan, "Ses dolayısıyla uyku sorunu çeken kişiler, hafif bir müzik ve kısık seste dinlenen radyo ile çınlama sesini örterek uykuya geçebilir" dedi. | ||
2 Aralık 2007 Pazar
"C vitamini depolarýný saðlýklý tüketin"
Vücudun C vitamini ihtiyacını karşılamak için özellikle kışın bol miktarda alınması tavsiye edilen portakal, mandalina, greyfurt gibi turunçgiller, kış aylarının en fazla tüketilen meyveleri olma özelliği taşıyor. Konya'da toptan yaş sebze ve meyve satışı yapan Fuat Kibrit, kışın turunçgillerin tüketiminde, ürünün dondan etkilenip etkilenmediğine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Dondan etkilendiği nasıl anlaşılır? Dondan zarar görmüş portakal, mandalina gibi turunçgillerin satın alınmaması gerektiğini belirten Kibrit, "Dondan etkilenmiş meyve çok diri durmaz, kendini bırakmış gibi görünür. Ayrıca don görmüş turunçgiller ele alındığında kabuğu normalden çok daha kolay soyulur. Dilimlerin içinde, normal portakalda bulunmayan beyaz tanecikler görülür, ayrıca meyve yeterince sulu olmaz" dedi. Kibrit, portakal ve mandalinanın tazeliğinin, sap kısımlarının yeşil olmasından da anlaşılabileceğini ifade etti. Ambalaj içinde paket olarak satılan portakalların da hileli çıkabileceğini dile getiren Kibrit, satışa hazırlanmış poşetler halinde narenciye tercih edilmemesinin faydalı olacağını, bu paketlerin iç bölümlerinde don ya da kalitesiz ürünlerin yer alabildiğini vurguladı. Taze sıkılmış portakal suyu 2 saat içinde tüketilmeli Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Elgün ise "Taze sıkılmış meyve sularının bekletilmemesi önemlidir. Uzun süre beklerse içindeki özellikle C vitamini okside (sirkeleşme) olabilir. İçindeki B vitamini de eriyerek etkisini hızla kaybeder. En doğrusu 2 saat içinde tüketmektir, ancak en fazla bekletilme süresi 24 saat olabilir" dedi. Prof. Dr. Elgün, sıkılmış meyve sularının tat, koku ve vitamin açısından daha uzun süre özelliğini koruyabilmesi için içine bir miktar limon sıkılmasının yararlı olacağını sözlerine ekledi. | ||
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)