Vücudun C vitamini ihtiyacını karşılamak için özellikle kışın bol miktarda alınması tavsiye edilen portakal, mandalina, greyfurt gibi turunçgiller, kış aylarının en fazla tüketilen meyveleri olma özelliği taşıyor. Konya'da toptan yaş sebze ve meyve satışı yapan Fuat Kibrit, kışın turunçgillerin tüketiminde, ürünün dondan etkilenip etkilenmediğine dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Dondan etkilendiği nasıl anlaşılır? Dondan zarar görmüş portakal, mandalina gibi turunçgillerin satın alınmaması gerektiğini belirten Kibrit, "Dondan etkilenmiş meyve çok diri durmaz, kendini bırakmış gibi görünür. Ayrıca don görmüş turunçgiller ele alındığında kabuğu normalden çok daha kolay soyulur. Dilimlerin içinde, normal portakalda bulunmayan beyaz tanecikler görülür, ayrıca meyve yeterince sulu olmaz" dedi. Kibrit, portakal ve mandalinanın tazeliğinin, sap kısımlarının yeşil olmasından da anlaşılabileceğini ifade etti. Ambalaj içinde paket olarak satılan portakalların da hileli çıkabileceğini dile getiren Kibrit, satışa hazırlanmış poşetler halinde narenciye tercih edilmemesinin faydalı olacağını, bu paketlerin iç bölümlerinde don ya da kalitesiz ürünlerin yer alabildiğini vurguladı. Taze sıkılmış portakal suyu 2 saat içinde tüketilmeli Selçuk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Elgün ise "Taze sıkılmış meyve sularının bekletilmemesi önemlidir. Uzun süre beklerse içindeki özellikle C vitamini okside (sirkeleşme) olabilir. İçindeki B vitamini de eriyerek etkisini hızla kaybeder. En doğrusu 2 saat içinde tüketmektir, ancak en fazla bekletilme süresi 24 saat olabilir" dedi. Prof. Dr. Elgün, sıkılmış meyve sularının tat, koku ve vitamin açısından daha uzun süre özelliğini koruyabilmesi için içine bir miktar limon sıkılmasının yararlı olacağını sözlerine ekledi. | ||
2 Aralık 2007 Pazar
"C vitamini depolarýný saðlýklý tüketin"
Uykunuz yoksa zorlamayýn
Tamam, uykusuzluğun hemen herkesin bazı dönemler yaşadığı sorun olduğunu, uzun süreli devam etmesi halinde ise tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak değerlendirildiğini söyledi. Düzenli ve gerektiği kadar uykunun sağlıklı bir fiziksel ve ruhsal yaşam için gerekli olduğuna işaret eden Tamam, uykusunu alamayan kişilerde gün içinde dikkat ve konsantrasyon eksikliği, uyuklama, vücutta yorgunluk ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi olumsuz etkilerin görüldüğünü kaydetti. Tamam, uykusuzluğun pek çok nedeni bulunduğunu, en sık rastlanan nedenlerinin ise gün içindeki duygusal açıdan etki bırakan iyi ya da kötü olaylar ile seyahat ve iş saatlerindeki değişiklik gibi nedenlerle günlük düzendeki değişimler olduğunu belirtti. Yapılmaması gerekenler ve önlemler Bazı noktalara dikkat edilerek, sağlıklı bir uyku düzeninin sağlanabileceğini ve uykusuzluk sorununun aşılabileceğini ifade eden Tamam, "Uykusuzluk çeken kişilerin en sık yaptıkları hatalardan birisi, uykusu gelmediği halde kendisini uyumaya zorlamaktır. Yattıktan 20-30 dakika sonra uyku gelmediyse kendini uyumaya zorlamak, zihni ve bedeni dahafazla uyarmaya ve uykunun iyice kaçmasına neden olur. Böyle bir durumda yapılacak en iyi iş, kalkıp başka bir odada sessiz bir işle uğraşmak, heyecan oluşturmayan ve dikkat gerektirmeyen bir yazı okumak ya da program seyretmektir" dedi. "Uyku gelince yatılmalı, yine uyunamazsa tekrar kalkılmalı ve uyuyana kadar bu uygulama sürdürülmelidir" diyen Tamam, "Ayrıca yatağa girmeden hemen önce egzersiz yapmak, rekabete dayanan oyunlar oynamak, tartışmalar yapmak, yatmadan birkaç saat öncesine kadar kafeinli içecekler içmek ya da çok fazla yemek de kişiyi uyararak, uykuyu kaçırabilir" diye konuştu. Tamam, "Yatmadan önce uyku getirmesi amacıyla alkol almak ya da hekim tavsiyesi olmadan bir başkasının uyku ilacını kullanmak da yanlış bir davranıştır ve tersi etki yaratabilir" açıklamasında da bulundu. Tamam, her gün aynı saatte yatıp kalkmanın, tercihen sabahları düzenli egzersiz yapmanın, ılık bir banyo yapmanın ve ılık içecekler içmenin, yatılan odanın ısısını rahat edilecek şekilde ayarlamanın, yatınca el ve ayakları sıcak tutmanın, odanın sessiz ve karanlık olmasını sağlamanın da uykuya dalmayı kolaylaştıracağını belirtti. | ||
Çok veya az uyumak ölüm riskini artýrýyor
İngiltere'de yapılan ve sonuçları ABD'de açıklanan bir araştırmada, genellikle 6, 7 veya 8 saat uyuyan insanların uyku sürelerindeki azalmanın kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riskinin yüzde 110 oranında artmasına yol açacağını ortaya koydu. Araştırmayı yapanlardan, College London Tıp Fakültesi'nden doktor Jane Ferrie yayımladığı bildiride, bununla birlikte, genellikle 7 veya 8 saat uyuyanların uyku sürelerindeki artışın da ölüm riskini yüzde 110 oranında artırdığını, ancak bu durumlardaki ölüm riskinin kalp damar hastalıkları dışındaki nedenlere dayandığını belirtti. Ferrie, araştırmalarının sonucunda 7 veya 8 saatlik uykunun yetişkin bir insanın sağlığı için ideal olduğunu, çalışmalarının ayrıca, genellikle 5 veya 6 saat uyuyanların uyku sürelerinin uzamasının bu kişilerin sağlıkları için yararlı olabileceğini de gösterdiğini kaydetti. Araştırma, 1985 ve 1993 yılları arasında 35-55 yaş arası 10 bin 308 kişi arasında yapıldı. Birkaç yıl süreyle takip edilen bu kişilerin sosyo-demografik özellikleri ve daha önce var olan sağlık sorunları gözönünde bulundurulmadı. | ||
Bugün 1 Aralýk Dünya AIDS Günü
UNICEF Türkiye Temsilcisi Edmond McLoughney, AIDS'in küresel bir sorun olduğunu belirterek, Türkiye'de resmi rakamlara göre 2 bin 500 kişide AIDS/HIV bulunduğunu ve vakaların daha çok büyük şehirlerde görüldüğünü söyledi. 1988 yılında çoğu AIDS vakasının ABD'de erkekler arasında görüldüğünü, ancak 20 yıl sonra, günümüzde tahmini 33 milyon insanın ve 2.5 milyon çocuğunun AIDS hastası olduğunu söyleyen McLoughney, "Dolayısıyla bu küresel bir sorun ve her ülke bir şekilde etkileniyor" dedi. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Trabzon gibi büyük ve turistik şehirlerde AIDS vakalarının ve salgınının daha fazla görüldüğünü kaydeden UNICEF temsilcisi, hastalığa ilişkin farkındalığın artırılmasının, toplumların bilgilendirilmesinin ve böylece salgının önüne geçilmesinin önemini vurguladı. Bu yılki Dünya AIDS gününün temasının "liderlik" olduğunu belirten McLoughney, AIDS ile mücadelede liderliğin önemine dikkat çekerek, bununla sadece siyasi liderliğin kastedilmediğini, sivil toplum örgütleri gibi toplumun bütün grup ve organizasyonlarında liderliğin gerekli olduğunu ve böylece toplumların AIDS salgını konusunda bilinç düzeyinin artacağını sözlerine ekledi. BM'den hükümetlere çağrı BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun da, Dünya AIDS Günü dolayısıyla hükümetlere çağrıda bulunarak, onların liderliği olmadan AIDS hastalığıyla etkin mücadele edilemeyeceğini söyledi. Ban, Dünya AIDS Günü dolayısıyla New York St. Bartholomew Kilisesi'nde düzenlenen anma toplantısına katılarak bir konuşma yaptı. Ban, konuşmasında hastalıkla mücadelenin en önemli yolunun öncelikle hastalığın ve etkilerinin neler olduğunu çok iyi anlamak olduğunu vurguladı. AIDS'in hem sosyal, hem ekonomik, hem de insan hakları sorunuolduğunu ifade eden, Genel Sekreter Ban, toplumda AIDS hastalığına karşı duyulan "utanç duygusunu ve önyargıyı" yenmek gerektiğini belirterek, "Yaşamda rollerimiz ne olursa olsun, nerede yaşarsak yaşayalım bir şekilde hepimiz HIV/AIDS ile yaşıyoruz, ondan etkileniyoruz. Bu yüzden hepimiz onunla mücadelede sorumluluk almalıyız" dedi. Ban, devletlerin, AIDS ile mücadele ve herkesin hastalıktan korunma, hastalığa yakalandığında ise tedavi, bakım ve destek görmelerini sağlamada büyük sorumlulukları oluğunu söyledi ve tüm devletleri bu yolda harcadıkları çabaları hızlandırmaya çağırdı. UNAIDS ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 20 Kasım'da açıklanan raporda, 2007 yılı itibariyle dünyada 33.2 milyon kişinin HIV virüsü taşıdığına, 2.5 milyon kişinin virüse yeni yakalandığına inanıldığına ve 2.1 milyon kişinin de AIDS'den öldüğüne dikkat çekilmişti. | ||
30 Kasım 2007 Cuma
Türkiye'de 2 bin 711 vaka
Sağlık Bakanlığı'ndan Dünya AIDS Günü nedeniyle yapılan yazılı açıklamada, hastalığın HIV nedeniyle oluştuğu, gerekli önlemler alınmadığı takdirde hızla yayıldığı belirtildi. Dünyada her gün 11 bin yeni HIV enfeksiyonu meydana geldiğinin tahmin edildiği kaydedilen açıklamada, etkilenen kişilerin çoğunluğunu en üretici çağlarındaki 25 yaş altındaki gençlerin oluşturduğu belirtildi. Hala dünyada yaklaşık 40 milyon erişkin ve çocuğun HIV ile enfekte olduğu ifade edilen açıklamada, yeni HIV/AIDS'li çocuk sayısının ise 2.3 milyon olduğuna işaret edildi. Türkiye'de 1985'den bu yana AIDS/HIV enfeksiyonu görüldüğü hatırlatılan açıklamada, bu yılın Haziran ayı itibariyle 638'i AIDS, 2 bin 73'ü taşıyıcı olmak üzere vaka sayısının 2 bin 711'e ulaştığı bildirildi. İstatistiklere göre, enfekte olanlardan yüzde 52'sinin hastalığı korunmasız cinsel ilişki yoluyla, bunların başlıcasının da heteroseksüel ilişkiden kaynaklandığı kaydedilen açıklamada, "Bu yolla, eşlerinden HIV enfeksiyonunu kapan kadın sayısı artmaktadır" denildi. Sağlık Bakanlığı, AIDS'in aileleri ve toplumu parçalamasına izinverilmemesi, hasta bir kişinin kan bağışında bulunmaması ve durumuncinsel partnere açıklanması gerektiğini bildirildi. Bakanlık uyarıları: | ||
Ýkiz Kuleler saldýrýsý astýmý artýrdý
New York sağlık yetkililerinin yaptığı araştırma, saldırının ardından 2001, 2003 ve 2004'te kontrolden geçirilen 3 bin 100 çocuktan yarısının solunum sorunu olduğunu ortaya koydu. Araştırmada, "İkiz Kuleler'in yıkılmasının ardından toz bulutlarına maruz kalan çocukların kentin başka bölgelerinde yaşayan çocuklara göre astıma yakalanma riskinin iki fazla olduğu" belirtildi. Araştırmanın, 5 yaşın altındaki çocukların saldırıyı izleyen 2-3 yıl içinde astıma yakalanma olasılığının çok daha fazla olduğu vurgulandı. Travma konusundaysa, İkiz Kuleler'in bulunduğu Manhattan'ın güneyinde yaşayan çocukların diğer çocuklara göre daha fazla psikolojik gerilim yaşadığına ilişkin bir gösterge bulunmadığı belirtildi. Saldırıdan 6 yıl sonra da çocukların solunum sorunları olup olmayacağını belirlemek için araştırmalar devam ediyor. Saldırının ardından bölgeye giden kurtarma ekipleri ve enkazı kaldıran ekiplerin astıma yakalanma olasılığının daha fazla olduğuna dikkat çekildi. | ||
Tiroid az çalýþýrsa hamile kalmak zor
Tiroid bezinin fonksiyonel hastalıkları hipertiroidi (tiroid bezinin aşırı çalışması) ve hipotiroidi ( tiroid bezinin yavaş çalışması) olarak ikiye ayrılıyor. Tiroid bezinin yapısal kusurları da var. Eğer tiroid bezinin boyutları artmışsa bu duruma guatr deniliyor. Tiroid bezinin yapısı bozulmadan genel olarak hacmi atmış ise düffüz guatr, nodüller oluşturarak yapısı değişmiş ise nodüler guatr olarak isimlendiriliyor. Acıbadem Sağlık Grubu'nda görev yapan Doç. Dr. Ender Arıkan, bezin az çalışması durumunda ilk üç ayda sorunun giderilmesi gerektiğini söyledi. Kadınlarda tiroid bezinin az çalışması, hamile kalamamanın dışında önemli sorunlara neden oluyor. Eğer kadın hamile kalmasına rağmen, tiroid bezinin az çalıştığını bilmiyorsa ve sorun ilk üç ayda giderilmemişse, bebekte zeka ve gelişme sorunları ortaya çıkıyor. İlk üç ayda bebeğin tiroid bezleri gelişmediği için anne karnında büyümesini sağlayan ve annesinden alacağını tiroid hormonlarına ihtiyaç duyuyor. Buna rağmen bebeğe ihtiyacından daha az tiroid hormonu geçebiliyor. Anne tiroid bezinin az çalışmadığını bilmeyince de bebekte sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle, bebek yapmayı planlayan kadınlara mutlaka tiroid bezinin durumunu gösteren testler yapılmasını öneren Doç. Dr. Ender Arıkan, "Durumun önceden bilinmesi önlem alınmasını sağlar. Üç aydan sonra bunu öğrendiğimizde bebek için geç kalmış olabiliriz" dedi. Tiroid bezinin çok çalışması (Hipertiroidi) halinde kadının hamile kalmasında problem çıkmıyor. Ama erken doğum ve düşükler görülüyor. Burada sorun iyot eksikliğinden ve oto immün tiroid hastalıklarından (tiroid fonksiyonlarını bozmamış ama bozmaya aday hastalıklar) kaynaklanıyor. Doç. Arıkan, annelerde oto immün hastalıklardan biri olan Haşimoto'nun bulunması halinde hamileliğin mümkün olduğuna değindi: "Haşimotoda hafif doz tiroid hormonu verilerek düşük yapması sağlanıyor ancak hamileliğin sürmesinde genel anlamda sakınca bulunmuyor. Eğer hasta iyot eksikliği olan bir yerde yaşıyorsa, iyot eksikliğinde hem annenin tiroid bezi fonksiyonları bozuluyor, hem de bebeğin gelişiminde aksamalar oluyor. İleri derecede zeka geriliği oluyor. Günlük iyot ihtiyacı da normalde 150 mikrogram ise annede 200 mikrograma kadar yükseliyor, bu açıdan destek olunması gerekiyor. Annenin mutlaka iyot alması gerekiyor." Tiroid bezinin az veya çok çalışmasının dışında bir de, nodüler guatr sorunu var. Bu nodüller hamilelikte kalabiliyor, hamile kalınmasında da bir sakınca yok. Biraz büyüse de tedavi gerekmeyebiliyor. Ancak kişide tiroid kanseri varsa ve hamilelikte anlaşıldıysa, ameliyat hamilelik sonuna kadar bekletiliyor. Doğumdan sonra anne ameliyat olabilir. Hamilelikte tiroid bezinin çok çalışması halinde üç üyda bir bulantı ve kusmalar meydana geliyor. Kandaki TSH değeri düşüyor, T3 ve T4 hormonlarının oranı yükseliyor. Bu durumda hastaya ilaç verilmesi gerekiyor. Eğer sorun hamileliğin ilk 3 ayında düzelmezse, ikinci 3 aylık dönemde ameliyat olabiliyorlar. Doğumdan sonra sorunun artacağına değinen Doç. Arıkan, "Hamilelikte bağışıklık sistemi baskılanır. Doğumla birlikte bu baskı ortadan kalkınca, doğum olur olmaz bağışıklık sisteminin cevabı başlar. Hamilelik ve hamilelik sonrasındaki ilaç dozları bu nedenle önemli bir konu. Bu dozları doktor gözetiminde ayarlamak gerekiyor" dedi. Doğum olunca ilaca ihtiyaç azalıyor, ama bu dozlarda devam edilirse gereksiz ilaç kullanımına bağlı olarak tiroid bezi çok çalışıyor. Bu nedenle dozların doktor tarafından gelişmelere göre ayarlanması hayati önem taşıyor. | ||
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)