23 Ekim 2007 Salı

Almanya'dan tüp bebek için gelinir mi?

Cevdet Bey, sorduklarýnýz gerçekten çok önemli, sayenizde sizin durumunuzda olan bir milyona yakýn
çifti de aydýnlatalým. Ýnsan haklarýnýn en baþta geleni ve varoluþun en önemli nedenlerinden biri
üreme ve soyunu devam ettirme arzusudur. Ýstemeden çocuk sahibi olamamak (kýsýrlýk) sanýlandan
yaygýndýr. Her evli yedi çiftten birinde üreme sorunu olduðu görülmektedir. Bu sorun neredeyse kadýn
ve erkek için ayný oranlardadýr. Birey için yaþamýndaki en önemli sosyal ve psikolojik sorun olan
istemsiz çocuksuzluk, son 10 yýldaki hýzlý geliþmelerle çeþitli tüp bebek yöntemleri sayesinde
önemli ölçüde baþ edilebilir hale gelmiþtir. Bu nedenlerle yardýmcý üreme tekniklerine (tüp bebek)
çok ihtiyaç vardýr ve Türkiye bu yolda çok önemli adýmlar atmýþtýr.

DÝNEN ENGEL YOK
Gelin ülkemizin bu tedavi uygulamalarýnda ne durumda olduðuna bir göz atalým. Yasal düzenlemeler:
Türkiye'deki tüp bebek merkezleri mevcut yönetmelikler ile ruhsatlandýrýlmakta ve sýký denetim
altýnda tutulmaktadýr. Merkezlerin açýlmasý, personel nitelikleri ve donanýmý Saðlýk Bakanlýðý
tarafýndan hazýrlanan düzenlemeler ile modern týbbýn gereklerini yerine getirecek þekilde
olmaktadýr. Tüp bebek merkezlerinin uygulamalarý ve baþarý oranlarý yakýn takip altýndadýr. Dini
düzenlemeler: Türkiye'de tüp bebek yönetmeliði dinimize uygun þekilde düzenlenmiþtir. Diyanet Ýþleri
Baþkanlýðý Mart 2006'da tüp bebek uygulamalarýný Ýslam Dini açýsýndan deðerlendirmiþ ve görüþlerini
yayýnlamýþtýr. Mevcut yönetmelikte dinen sakýnca görülmemiþtir. Hekim ve embroyolog kadrolarý: Her
iki kesim için de gerekli düzenlemeler yapýlmýþ ve eðitim ve uygulamalarý denetim altýna alýnmýþtýr.
Tüp bebek uygulamalarý için özel sertifika zorunluluðu getirilmiþtir.

BAÞARIMIZ YÜKSEK
Baþarý oranlarý: ABD ve Avrupa'da merkezlerin baþarý oranlarý zorunlu olarak denetleyici kurumlara
bildirilmektedir. Türkiye'de de böyledir. Ancak tek fark, sonuçlarýn Batý'da kamuya açýklanmasýdýr.
Bu durum ülkemizde belki de haklý olarak yasaktýr. Ancak tanýdýðým birkaç merkezin baþarý
oranlarýnýn, Avrupa ülkelerinden ve çoðu ABD merkezinden daha yüksek olduðunu iyi biliyorum. Devlet
yardýmý: Aslýnda Türkiye en büyük farký burada yaratmýþtýr. Geliþmekte olan hiçbir ülkede tüp bebek
için devlet desteði verilmemektedir. Avrupa ülkelerinde ise bu uygulama çok yaygýndýr. Ülkemizde
belirli þartlara uygun tüm çiftler devlet yardýmý alabilmektedir. Buna ilaç bedelleri de dahildir.
Ancak bu uygulamada bazý sýkýntýlar mevcuttur. Devlet tarafýndan ödenen miktar yeterli deðildir ama
Türkiye koþullarýna göre tayin edilmiþtir. En büyük sorun çiftlerin rapor almasýnda yaþanmaktadýr.
Bu süreçte bazý nedenlerle gecikme ve engeller ortaya çýkmakta ve çiftler için çok deðerli zaman
kaybýna neden olmaktadýr. Sosyal Güvenlik Kurumu anlaþmalý özel tüp bebek merkezlerindeki
uygulamalar için de ödeme yapmaktadýr.

Sonuç olarak bu çok önemli sosyal sorunla baþa çýkmak için Türkiye çoðu yönden Batý ülkelerini bile
geri býrakan düzenleme ve uygulamalarý hayata geçirmiþtir. Tüp bebek merkezleri de bundan geri
kalmamýþ, Avrupa ve ABD merkezlerini bile sollamýþlardýr. Haberin fotoðraflarý
</div>

12 Haziran 2007 Salı

Bulgaristan'da kuş gribi şüphesi

Hasköy’de bir kişi kuş gribi şüphesiyle karantina altına alındı.


Bulgaristan’da yaklaşık 20 gün önce Tuna Nehri’nde ölü olarak bulanan bir kuğuda H5N1 tipi kuşu gribi virüsünün tespit edilmesinin adından bu kez bir insan kuş gribi şüphesiyle karantina altına alındı.

İnternet üzerinden yayın yapan BGNES adlı sitede yer alan habere göre, Hasköy’ün Praslaves köyünde yaşayan ve ismi açıklanmayan bir erkek hasta Hasköy hastanesi bulaşıcı hastalıklar bölümünde kuş gribi şüphesiyle gözlem altına alındı.

Hastanenin nöbetçi doktoru, ölü olarak bulunan iki tavukla temas ettiğini söyleyen hastada şimdiye kadar kuş gribi hastalığı belirtileri tespit edilmediğini, ancak risk durumu göz önünde bulundurularak hastanın karantina altına alındığını açıkladı.

Hastadan alınan kan örneklerinin incelenmek üzere Sofya’daki merkez laboratuvarına gönderildiğini belirten nöbetçi hekim, tahlil sonuçlarının bir hafta içinde belli olacağını bildirdi.

Mavi forum

Alzheimer eğitimlide hızlı ilerliyor

Alzheimer hastalığının, yüksek eğitim görmüş kişilerde daha hızlı ilerlediği tesbit edildi.

ABD’li bilimadamları, Alzheimer hastaları üzerinde yapılan araştırmaların, yüksek eğitimli hastaların durumunun daha hızlı kötüye gittiğini ortaya koyduğunu söylediler. Öte yandan Japonların geliştirdiği “Paro” adlı peluş robot fok yavrusunun, Alzheimer gibi “nöro-dejeneratif” hastalıklara iyi geldiği belirtildi.


Columbia Üniversitesi Tıp Merkezi’nden doktor Nikolaos Scarmeas ve ekibinin, araştırma çerçevesinde okuma yazma bilmeyenden yüksek eğitim görene kadar değişik eğitim seviyelerine sahip 312 kişide 5 yıl süreyle hastalığın seyrini gözlediği belirtildi. Bilimadamları, gözlenen sürede tüm hastalarda kavrama yetisinin kötüye gittiğini, ancak fazladan her bir yıllık eğitimin, özellikle hafıza ve düşünce sürecinin hızının yüzde 0.3 daha fazla kötüleşmesine yol açtığını kaydettiler.

Sonuçları “Journal of Neurology, Neurosurgery and Psychiatry” dergisinde yayımlanan araştırma sırasında hastaların beyinlerindeki değişimler, yüksek tansiyon, depresyon ve yaş gibi faktörlere de bakıldığı, ancak bunların hastalığın yüksek eğitim görmüş kişilerde daha hızlı gelişmesiyle bağlantısının bulunmadığı ifade edildi.

PELUŞ ROBOT FOK YAVRUSU İYİ GELİYOR
Japonların geliştirdiği “Paro” adlı peluş robot fok yavrusunun, Alzheimer gibi “nöro-dejeneratif” hastalıklara iyi geldiği belirtildi. Japon Ulusal Bilim ve Teknik Enstitüsü’nün geliştirdiği “terapi robotu”, bakteri üremesini engelleyen peluşla kaplı bir fok yavrusu. Alıcılar ve minik motorlarla donanmış robot, kullanıcısının dokunuşuna kımıldayarak veya göz kırparak canlı hayvan gibi tepki veriyor.

Enstitü yetkililerine göre, Japonya’da ve başka ülkelerde huzurevleri ve hastanelerde yapılan deney ve gözlemler, beyinlerinde fonksiyon yetersizliği bulunan kimselerin tanıma (cognitif) yetilerinin, robotla temas ettikten sonra iyileştiğini gösteriyor.

Yetkililer, Paro’nun zihinsel, fizyolojik ve ruhsal bakımdan hastalara yararlı olduğunun belirlendiğini söylediler.

Kedi ya da köpek değil de fok
Fok yavrusu, özellikle yumuşaklık duygusu uyandırdığı için seçildi. Bir araştırmacı, “Kedi ya da köpeği de tercih edebilirdik, ama bu ev hayvanlarının nasıl davrandığı zaten bilindiği için herkes robota dokunmayla gerçek hayvana dokunma arasındaki farkı hissedecek ve ortaya çıkan sonuç farklı olacaktı. O nedenle çok az kimsenin tanıdığı foku seçtik” dedi.

Dünyada 12 milyon Alzheimer hastası var. Hasta sayısının, nüfusun yaşlanmasıyla artması bekleniyor.


Mavi forum

Hollanda'da deli dana vakası

Hollanda’da 7 yaşındaki bir sığırda, kısa adı BSE (Bovine Spongiforme Encephalopathie) olan deli dana hastalığına rastlandı.

Hollanda Tarım Bakanlığı’ndan verilen bilgiye göre, hastalık, Gelderland vilayetine bağlı Oude Ijsselstreek kasabasındaki bir çiftlikteki sığırda görüldü. Hastalık, kesiminden sonra yapılan testlerle ortaya çıktı.

Çiftlikte yaşayan öteki sığırlarda hastalık belirtisi görülmediği,ancak bulaşma riski olanların önlem amacıyla derhal itlaf edildiği bildirildi. Hastalığın yemlerden bulaşma olasılığı bulunduğu belirtilerek, araştırma başlatıldığı kaydedildi.

Hollanda’da, bu olayla 2006 yılında ilk kez deli dana hastalığının belirlendiği bildirildi.

Hastalığın ilk ortaya çıktığı 1997 yılından bu yanaysa toplam vaka sayısının 81’e yükseldiği kaydedildi.

HIRVATİSTAN’DA DELİ DANA TESPİT EDİLDİ
Öte yandan Hırvatistan’da da geçen hafta kesilen bir sığırda deli dana hastalığına rastlandığı açıklanmıştı. Tarım Bakanı, ülkenin doğusundaki bir çiflikte kesilen beş yaşındaki bir sığırda deli dana hastalığının görüldüğünü duyurmuştu. Bakan, ülkede üst üste yapılan üç testin pozitif çıkmasının ardından, ileri düzeyde testler için numunelerin İngiltere’ye yollandığını belirtmiş, İngiltere’deki testler de pozitif çıkarsa sığırın ait olduğu sürüdeki tüm hayvanların itlaf edileceğini söylemişti. Sözkonusu hayvanın kesildiği mezbahanın da dezenfekte edildiği ve kesimin durdurulduğu açıklanmıştı.


Mavi forum

Sigaradan ölümler hızla artıyor

Sigaradan ölenlerin sayısının 2020 yılına kadar iki katına çıkarak, yılda 10 milyonu bulması bekleniyor.

Dünya çapında 13-15 yaşları arasındaki çocuklarla yapılan bir araştırmaya katılan uzmanlar, her yıl sigaradan ölenlerin gerçek sayısının tahmin edilenden çok daha fazla olabileceğini, özellikle genç kızlar arasında sigara içenler, duman altı olanlar ve diğer tütünürünlerini kullananların sayısında önemli artış olduğunu belirttiler.

ABD’nin Georgia eyaletindeki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin 130’dan fazla ülkede 750 bin çocuk üzerinde yaptığı araştırma, öğrencilerin yüzde 9’unun sigara içtiğini, yüzde 11’inin ise diğer tütün ürünlerini kullandığını ortaya çıkardı.

Önceki araştırmalarda sigara içen erkeklerin sayısının kadınlara oranla 4 kat fazla olduğu belirlenirken, son araştırmada bu oranın 2,3 kata düştüğü belirlendi.


Mavi forum

Gençlerde kalp krizi daha öldürücü

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, genç insanlarda, kalpte henüz kolleteral adı verilen kılcal damarlar oluşmadığı için kalp krizlerinin daha ölümcül olduğunu söyledi.

Gençlerde sigara kullanımının tek başına bile kalp krizi için risk oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Abdurrahman Oğuzhan, “erkekler, kadınlara göre daha fazla risk taşıyor” dedi.

Doç. Dr. Oğuzhan, son dönemde genç yaştaki insanların kalp rahatsızlıklarına bağlı olarak yaşamlarını yitirmelerinin gündeme taşındığını hatırlattı. Yüksek tansiyon, şeker, kandaki kolestrol oranının yüksek olması, hareketsiz yaşantı, fazla kilolar, yanlış beslenme, sigara ve irsi özelliklerin kalp krizini artıran faktörler olduğunu anlatan Oğuzhan, bu faktörlerin yaşlı insanlarda daha fazla ortaya çıkması nedeniyle kalp krizi riskinin de doğal olarak yaşlı insanlarda daha fazla görüldüğünü belirtti. Oğuzhan, buna rağmen genç yaştaki insanların da kalp krizi riski altında bulunduğunu anımsattı.

GENÇLERDE DAHA ÖLÜMCÜL
İnsanda yaş ilerledikçe kalbin tahrip olan bölümlerinde kolleteraladı verilen kılcal damarlar oluştuğu için kalp krizinde ölüm oranının gençlere göre daha az olduğunu bildiren Oğuzhan, şu bilgileri verdi:
“Yaş ilerledikçe kalpte kolleteral adı verilen kılcal damarlar oluşmaktadır. Bu damarlar, kalbe kan taşıyan damarların tahrip olan bölümlerinde takviye görevi üstlenir. Kalp krizi geçirildiğinde hangi damarlar tıkanırsa, kolleteral damarları o bölgeye kan taşır. Bu damarlar sayesinde yaşlı insanlarda ölüm oranı gençlere göre azalır. Ancak, krize neden olan tıkanma ana damarlarda olmuşsa kolleteral damarları yeterli olamayıp ölüm ortaya çıkabilir. Genç yaşlarda ise kalpte henüz kolleteral damarları oluşmadığı için kalp krizi daha ölümcül olmaktadır.”

SİGARA TEK BAŞINA RİSK
Kalp krizine neden olan risklerin birden fazlasının bir araya gelmesinin veya faktörlerin etkisinin artmasının kriz olasılığını artırdığını kaydeden Oğuzhan, bazı durumlarda risk faktörlerinin çoğunu taşımayan insanlarda da kalp krizinin görülebildiğini vurguladı.

Faktörlerin çoğunu taşımayan genç insanlarda kalp krizi görülmesinin en önemli sebebinin sigara olduğuna dikkati çeken Oğuzhan, “Gençlerde sigara kullanımı, tek başına bile kalp krizi içinrisk oluşturuyor. Kalp krizi geçiren gençlerin tamamına yakınında başka hiçbir sebep olmasa bile sigara kullanımı ortaya çıkmaktadır. Sigaranın yanı sıra ırsi olarak ortaya çıkan yüksek kolesterol oranı da, gençler için kalp krizi riski oluşturmaktadır” diye konuştu.

Oğuzhan, hiçbir rahatsızlığı olmasa bile yukarda sıralanan risk faktörlerini taşıyan insanların doktor kontrolünden geçmesi gerektiğini belirtti.

ERKEKLERDE RİSK DAHA FAZLA
Sadece erkek olmanın bile kalp krizi ihtimali bakımından bir risk olduğunu ifade eden Oğuzhan, şöyle devam etti:
“Erkekler, kadınlara göre daha fazla risk taşıyor. Kadınlarda bulunan östorojen hormonu damarların yapısını güçlendirmekte, böylece kalp krizi riskini azaltmaktadır. Erkekler de ise bu tür bir koruma olmadığı için kriz riski daha fazladır. Kadınlarda menopoz dönemi ile birlikte östörojen hormonu azalmakta ve koruma ortadan kalkmaktadır.”

Son bir hafta içinde İstanbul’da Doç. Dr. Tolga Ulus (37) ve Kayseri’de 35 yaşındaki öğretmen Ferhat Özkılavuz spor yaparken, Adana’da hemşire İlkay Baş (28) doğum yaptıktan sonra, yine Kayseri’de10 yaşındaki Gökhan Kalyoncu arkadaşının güreş antrenmanını izlerken kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybetmişlerdi.


Mavi forum

Hangi besin size yararlı.?

Hangi besin size yararlı.?


Brokoli, yoğurt, süt, enginar... Sizce bu besinler yararlı mı? Yanıtınız ne olursa olsun yanılıyor olabilirsiniz... İşte uzmanlara göre herkese yararlı olacak besinler...

Bilim adamları şimdiye kadar herkes için sağlık kaynağı olduğuna inanılan bazı besinlerin aslında bazı kişilere faydadan çok zararı olduğunu ortaya çıkardı.

Lüksemburg'daki Reunis Kutter laboratuvarı araştırmacılarının bulgularına göre, 'her gıda maddesi her bünyede aynı etkiyi yaratmıyor', kimi için iyi ve sağlıklı olan bir başkası için atom bombası kadar tehlikeli olabiliyor.


Birine yarar, diğerine zarar

Bilim adamlarının geliştirdiği 'ImuPro300' adlı kan testi ise hangi besin maddelerinin hangi bünyelerle uyumlu olduğunu, hangilerinin zararlı olduğunu ortaya çıkarıyor.

Araştırmacı gruptan biyokimyager Dr. Camille Lieners, "Bugüne kadar brokoli kesin olarak herkese faydalı olarak bilinirdi. Herkesin sık sık sağlıklı olduğuna inanılan enginar yemesi önerilirdi. Ancak birisinin bünyesinde olumlu etki yapan bir besin bir başkasında kronik hastalıklara yol açabilir" dedi.


Sigara içen brokoli yemesin

'Gıda intolerans (duyarlılık) testi' (ImuPro300) size faydadan çok zarar veren besinleri basit bir kan testi ile belirliyor. Test aynı zamanda kilo vermek isteyenler için de uygulanıyor.

Dr. Camille Lieners testin kişiye özel olduğunu belirterek, "Test neticesinde hiç ummadığınız gıda maddelerinden uzaklaşmanız gerekebilir. Bu süt bile olabilir. Buna alternatif yoğurt ve brokoli var.

Ancak o da birisine iyi gelirken bir başkasına zarar verebilir. Örneğin brokoli sigara içenler için çok zararlı. Bağışıklık sistemini provoke ediyor" diye konuştu.


Sinsice hasta ediyor

Dr. Lieners gıda duyarlılıklarında (intolerans) temel problemin vücudun duyarlı olduğu besin maddelerinin vücuda sinsice zarar vermesi ve bunun uzun bir süre ortaya çıkmamasından kaynaklandığını belirtti.


Alerji gibi değil

"Alınan gıdalar, bakteri, virüs, mantar ve parazitlerin yol açabileceği enfeksiyonların oluşmasını engeller, ancak vücut bu besinlere duyarlı ise alınan gıdalar bünyeyi olumsuz etkiler" diyen Dr. Lieners bu noktada 'gıda duyarlılığı' adı verilen bir durumun söz konusu olduğuna dikkat çekti. Ancak Dr. Camille Lieners gıda duyarlılığının alerjik reaksiyonlardan farklı olduğunu da vurguladı.


Günler sonra anlaşılıyor

Gıda duyarlılığında zararlı etkenin gıdanın tüketilmesinden günlerce sonra ortaya çıktığına dikkat çeken Dr. Lieners, "Eğer vücudun bir gıdaya karşı bağışıklık sorunu varsa, antikor dediğimiz G tipi globulinler oluşmaya başlar. Bu antikorları 'ImuPro300' testiyle yaklaşık 300 gıda maddesi için güvenli şekilde ortaya çıkartabiliyoruz" dedi.

Belirli gıdalara karşı duyarlılık geliştirmenin birden fazla sebebi olabileceğini belirten bilim adamları, bunlar arasında gıdaların üretilme ve saklanma biçimleri, tek yönlü beslenme alışkanlığı, stres ve çevresel etkenler gibi pek çok değişkenin bulunduğunu bildirdi.



Zararlı' bağımlılık yapıyor

Bu tür etkenler sonucunda kişinin sindirim sisteminin etkilendiğini, tüketilen gıdaların içindeki bileşenlerin bağışıklık sistemine yabancı gelmesiyle sürekli bir savaşın başladığını anlatan Dr. Lieners, "Kişinin bağışıklık sistemi, dolayısıyla metabolizması ve organizması sürekli ve artan bir stres altına girer" ifadesini kullandı.

Bilim adamları bu durumda bir kısır döngünün ortaya çıktığını, kişinin kendisine zararlı olan besin maddelerine karşı bir uyuşturucu maddeye olduğu gibi bağımlılık geliştirebildiğini kaydettiler.


ImuPro300 testi ne işe yarar.?

Dr. Camille Lieners'e göre 'ImuPro300' testiyle kişinin farkında olmadan alışkanlık geliştirdiği ve aynı zamanda da zarar gördüğü besinlerin izi sürülebiliyor.

Test sırasında vücut tarafından oluşturulan IgG antikorlarının oluşup oluşmadığına bakılıyor. Ve eğer bu antikorlar oluşmuşsa vücudun hangi besinlere karşı duyarlılık geliştirdiği ortaya çıkarılıp buna göre önlemler alınıyor.


Türkiye'de de uygulanıyor

Bu sistem Türkiye'de ilk defa Vivitro Sağlık ve Kozmetik firması tarafından uygulanmaya başlandı. İşletmeci Bora Eren tarafından Dr.Camille Lieners'in yardımıyla Türkiye'ye getirilen sistem bünyeye dokunan besinleri tespit ederek özel beslenme profili çıkarıyor.


Sonuç: Enginar bile zararlı.!

'ImuPro300' testini Milliyet muhabiri Nevsal Elevli de denedi. Test sonucunda Elevli'nin en çok sevdiği ve sağlıklı olduğuna inandığı için bolca tükettiği marul, roka, keten tohumu, enginar, üzüm, çavdar, şamfıstığı gibi ürünlere karşı vücudunda bir duyarlılık olduğu tespit edildi.

Elevli'nin 36 gıda maddesine karşı duyarlılığı olduğu ve bu besinlerle ilişkisini bir süre kesmesi gerektiği ortaya çıktı. Bu çerçevede 1 yıl boyunca enginar yememesi önerilen Milliyet muhabiri, laboratuvar tarafından kendisine verilen listedeki gıdalardan istediği kadar tüketebilecek.


Ortaya çıkabilecek sorunlardan birkaçı

Bilim adamlarının verdiği bilgiye göre, kişinin kendisine zararlı olan maddeleri tüketmesi durumunda onlarca sorun ortaya çıkabiliyor.

Bu sorunların başlıcaları ise şöyle sıralanıyor:

Cilt sorunları, migren, aşırı kilo ya da aşırı kilo verme, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, romatizma, şişmiş göz kapakları, akne, idrar bozuklukları, nefes darlığı, egzama, halsizlik, sinirlilik, kalp ve dolaşım sorunları ve depresyon ortaya çıkabiliyor.


Yazı: Nevsal Elevli
Kaynak: www.milliyet.com.tr


Mavi forum