12 Haziran 2007 Salı

Duyarsız Kaldık.!

Organ bağışına duyarsız kaldık.!

Türkiye genelinde organ bağışında bulunanların sayıları ve illere göre dağılımına ilişkin yapılan araştırmada, toplumun bu konuya duyarsız olduğu ortaya çıktı.

Organ bağışı araştırmasına göre, Türkiye genelinde 2005 yılında 6 bin 224 kişi organ bağışında bulundu. İlk sırayı bin 952 kişi ile Bursa aldı. Bursa’yı 589 kişi ile Antalya, 477 kişi ile Aydın izledi. İstanbul’da ise 386 kişi organ bağışında bulundu. 16 ilde ise organ bağışı yapılmadı.

Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, ülke genelinde organ bağışında bulunanların sayıları ve illere göre dağılımını belirlemek amacıyla yapılan araştırma sonucuna göre, geçen yıl toplam 6 bin 224 kişinin organ bağışında bulunduğu belirtildi.

Buna göre, bin 952 kişinin organlarını bağışladığı Bursa ilk sırada yer alırken, 589 bağışla Antalya ikinci, 477 bağışla Aydın üçüncü, İstanbul ise 386 bağışla dördüncü oldu. 16 ilde ise hiç organ bağışı yapılmadı.

Araştırmanın, toplumun organ bağışına duyarsız olduğunu gösterdiği belirtilen açıklamada, şöyle denildi:

“Türkiye’de yeterli sayıda organ nakli merkezi ve deneyimli bilimadamı olmasına rağmen nakil sayıları henüz istenilen düzeye ulaşamadı.Gelişmiş ülkelerde organ bağışı yapan kişilerin sayıları yüz binlerle ifade edilirken, Türkiye genelinde 2002-2005 yılları arasında toplam 13 bin 343 kişi organ bağışında bulundu. Türkiye Organ Bağışı Araştırması 2005’in sonuçları, organ ve doku nakli hizmetlerinde yaşanan en önemli sorunun organ ve doku bağışının temini olduğunu ve ülkemizde organ bağışının artırılması, organ nakli hizmetlerinin hedeflenen düzeye çıkarılması amacıyla geniş kapsamlı çalışmalar yapılması gerektiğini gösteriyor.”

Geçen yıl yapılan organ bağışının illere göre dağılımı şöyle:

“Bursa bin 952, Antalya 589, Aydın 477, İstanbul 386, Kayseri 306, İzmir 294, Muğla ve Denizli 254, Ankara 234, Manisa 209, Bilecik 179, Tunceli 88, Aksaray 83, Çorum 81, Balıkesir 72, Burdur 65, Samsun56, Tekirdağ 50, Eskişehir 43, Bolu ve Karaman 36, Çanakkale 29, Kocaeli 28, Konya 24, Bartın 20, Çankırı 19, Adana, Kırklareli ve Kütahya 18, Isparta 14, Kırşehir ve Trabzon 13, Zonguldak 11, Artvin ve Kastamonu 10, Afyonkarahisar, Gaziantep, Sinop, Sivas ve Uşak 9, Rize, Osmaniye ve Kırıkkale 8, Kahramanmaraş 7, Niğde ve Kars 6, Karabük ve Muş 5, Yalova, Amasya ve Ordu 4, Tokat, Yozgat, Nevşehir, Erzincan ve Mardin 3, Elazığ ve Şırnak 2, Diyarbakır, Gümüşhane, Mersin, Ardahan, Iğdır, Kilis 1.”

AYDIN SON 4 YILDA HEP BİRİNCİ

Açıklamaya göre, 2002-2005 yılları toplamında Aydın 2 bin 191 bağışla yine ilk sırada yer aldı. Son 4 yılda Bursa bin 952 ile ikinci, İstanbul bin 35 ile üçüncü, İzmir bin 22 ile dördüncü olurken, Antalya 981, Balıkesir 431 ve Kayseri 306 organ bağışı ile sıralamadaki yerini aldı.

Tüm Türkiye genelinde 2002’de bin 73, 2003’de 984, 2004’de 5 bin 62 ve 2005’de 6 bin 224 kişi olmak üzere 13 bin 343 kişi organ bağışında bulundu.

16 İLDE HİÇ BAĞIŞ YAPILMADI

“Türkiye Organ Bağışı Araştırması 2005”in sonuçlarına göre Adıyaman, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Edirne, Giresun, Hakkari, Hatay, Malatya, Sakarya, Siirt, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Batman ve Düzce’de organ bağışı yapılmadı.

Öte yandan, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Hakkari, Siirt, Şanlıurfa ve Batman’da ise son 4 yılda hiç organ bağışı olmadı.

BAĞIŞ BÜROSUNA BAŞVURU YETERLİ

Açıklamada ayrıca, Sağlık Bakanlığı’nca organ bağışının artırılması ve organ nakli hizmetlerinin hedeflenen düzeye çıkarılmasıamacıyla geniş kapsamlı çalışmalar yapıldığı belirtildi.

Yürürlükteki “Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında 2238 Sayılı Kanun” doğrultusunda 18 yaşını dolduranların ölümlerinden sonra kullanılmak üzere organ ve dokularını bağışlamak istediklerinde, sağlık kurum ve kuruluşlarında bulunan organ bağış bürolarına başvurmalarının yeterli olduğu vurgulandı.

Mavi forum

Su içmek için susamayı beklemeyin.!

Su içmek için susamayı beklemeyin.!

Vücuttaki su miktarının azalmasının sağlığı tehdit ettiğine dikkat çeken uzmanlar, su içmek için susamayı beklememek gerektiğini belirtti.

Uzmanlar, vücutta su miktarının azalmasının (dehidrasyon) kişinin konsantrasyon kapasitesini etkilediğini, enerjisini azalttığını ve organlarının normal şekilde çalışmasını engelleyerek sağlığını tehdit ettiğina dikkat çekti. Yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için, vücuttan kaybedilen suyun gün içinde mutlaka yerine konması gerektiğini kaydeden uzmanlar, bunun için en iyi yöntemin su içmek olduğunu ifade etti.

Kaybedilen suyun, diğer içecekler, katı besinler ve besin öğelerinin vücutta yanmasından oluşan su ile yerine konmaya çalışıldığını belirten uzmanlar, "İnsanlar, yedikleri katı gıdalardan gün boyunca 4 su bardağı kadar su elde ederken, besinlerin vücutta yanması sırasında da yaklaşık bir su bardağı kadar su oluşur. Su ve diğer içecekler ise kalan ihtiyacın karşılanmasına yardımcı olur. Yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için, kaybedilen suyun gün içinde mutlaka yerine konması gerekir. Bunun için en iyi yöntem ise su içmektir" dediler.

Dehidrasyonun en erken bulgusunun ağız ve boğaz kuruluğu olsa da, pek çok kişinin bu bulguların farkına varamadığını belirten uzmanlar, böyle bir tehdit altında kalınmaması için, susama hissi uyanmadan önce yeteri kadar su içilmesini öneriyor. Uzmanlar, dehidrasyon konusunda şu görüşleri paylaşıyor: "Diğer bir önemli bulgusu ise bulantı ve kusmadır. Baş ağrısı, sürekli sıcaklık hissi, dudaklarda ve dilde kuruma, seyrek veya az idrara çıkma, idrar renginin koyulaşması, deride kuruma, eklem ve kaslarda acıma hissi ise, vücutta su kaybı yaşandığının sinyalini veren diğer bulgular olarak karşımıza çıkmaktadır. Vücudun su ihtiyacı karşılanmadığı takdirde yaşanan diğer sağlık sorunları, kalori oluşumunda yetersizlik, sürekli sindirim sistemi sorunları, yorgunluk, sersemlik hissi ve kas krampları olarak sıralanır".

ANNE ADAYLARI DAHA ÇOK SU İÇMELİ

Suyun anne adayları için taşıdığı önem, bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı için de geçerliliğini koruyor. Bu sıvı her üç saatte bir kendini yenilediğinden, yetersiz su alımına bağlı olarak ortaya çıkan dehidrasyon durumunda miktarı azalabiliyor. Bu nedenle sıvı alımı, hamileliğin her döneminde son derece büyük önem taşıyor. Yeterli sıvı alımı, anne adayının kendisini enerjik hissetmesine yardımcı olmanın yanı sıra cilt kuruluğu gibi problemlerin de görülmesini engelliyor. Yeterli miktarda sıvı alındığında, hem annenin hem de bebeğin kanındaki elektrolit dengesi de kolaylıkla sağlanabiliyor.

Hamilelikte salgılanan hormonlar, kişinin sıvıları kullanım şeklini değiştiriyor. Özellikle gebeliğin son dönemleri yaklaştıkça, kan hacmi yaklaşık 1.5 katına çıkıyor. Solunum yolu ile akciğerlerden kaybedilen su miktarı da hamilelik öncesine göre daha fazla oluyor. Bu nedenle anne adaylarının normal bir yetişkinden daha fazla su içmeleri, böylece hem kendilerini hem de doğacak bebeklerini su kaybı tehlikesinden uzak tutmaları gerekiyor.

Hamilelikte dehidrasyonun bir başka olumsuz etkisi de erken doğum ağrılarıdır. Dehidrasyon durumunda salgılanan bazı hormonlar, doğum kasılmalarını başlatan hormonu taklit ederek, erken doğum kasılmalarına neden olabiliyor. Erken doğum tehdidi karşısında yapılan ilk işlem, damar yolu açarak sıvı verilmesidir. Besin maddeleri ve oksijen, kan yoluyla bebeğe taşınıyor. Hamilelikte sık görülen, erken doğum ve düşüklere neden olabilen idrar yolu enfeksiyonlarının önlenmesinde de su aktif bir rol oynuyor.

Sağlıklı bir hamilelik geçirmek için anne adayının günde en az 8-10 bardak su içmesi gerekiyor. Anne adayı aktif çalışan bir kişiyse veya egzersiz yapıyorsa, alması gereken su miktarı daha da artıyor. Her bir saatlik egzersiz için, en az bir bardak fazla su içmesi gerekiyor.

HER ZAMAN HER YERDE SU İÇİN

Ağırlığımızın yarısından fazlasını oluşturan suyun vücuttaki dengesini korumak, sağlığımız için büyük önem taşıyor. Uzmanlar, kaybedilen suyu yerine koymak için en iyi seçim su içme olduğundan, gün boyunca belirtilen ölçülerde su içilmesi gerektiğini belirtiyor. Bunun dışında uzmanlar, yemeğe bir kase çorba ile başlanılması ve yemek sırasında da en az bir bardak su içilmesi gerektiğini kaydediyor. Diğer bir dikkat edilmesi gereken noktanın ise fiziksel aktivite sırasında vücuttaki su kaybının, dolayısıyla su ihtiyacının artması olduğuna dikkat çeken uzmanlar, "Bu nedenle, fiziksel aktiviteye su içerek başlamanın ve aktiviteyi su içerek sürdürmenin, vücuttaki su dengesinin bozulmaması açısından önemi büyüktür. Kişi, fiziksel aktivite bittiğinde dahi su içmeye devam ederek, vücudunda oluşan su kaybını eski dengesine kavuşturmaya çalışmalıdır. Otomobilde, trende, uçakta, kısacası tüm yolculuklarda da kişinin yanında mutlaka içme suyu bulundurması gerekir. Özellikle uçak yolculuğu ve dağ tırmanışları gibi yüksek rakımlara çıkılan durumlarda, vücudun su kaybı artar. Fark edilmese de, uçakta ortamın nemi düşer. Yolculukta vücudun kaybettiği suyu hızla geri kazanabilmek için su veya limonla tatlandırılan sıcak su içmek önerilir" diye görüş belirtiyor.

Mavi forum

Erkekler bu hastalığa dikkat.!

Erkekler bu hastalığa dikkat.!

Nesilden nesile geçen ve sadece erkeklerde görülen hemofili hastalığına dikkat !

Hemofilinin nesilden nesile geçen ve sadece erkeklerde görülen ciddi bir kan hastalığı olduğunu söyleyen Hemofili Federasyonu Başkanı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Kaan Kavaklı, şu bilgileri verdi: "Bu önemli hastalık ömür boyu devam eder. İyi tedavi edilemeyen hastalar kalıcı eklem sakatlıkları nedeniyle "özürlü" birey haline gelebilir. Tedavide kullanılan kan ürünlerinin yurt dışından gelmesi nedeniyle tedavi maliyeti çok yüksektir. Hemofili hastalarının kanamaya eğilimleri fazladır, çünkü bu hastalarda kanın pıhtılaşmasında sorun vardır. Hemofili teşhisi genellikle, 1-2 yaşlarında konulmaktadır. Yürümeye ve koşmaya başlayan bebeğin, travmalar sonrası, derisinde morluklar ve diz, dirsek veya ayak bileği eklemlerinde ağrılı şişlikler (eklem içi kanamaları) olur. Hafif travmalarda bile ciddi kanamalar olabilir. Onun dışında, kaslara veya organ boşluklarının içine en önemlisi beyin içine kanamalar olabilir. Eklem içi kanamalar tekrarlarsa ve iyi tedavi edilemezse eklemde kalıcı hasarlara neden olabilir."

KİMLER RİSK ALTINDA

Hemofili tüm dünyada her ırktan insanı etkilemektedir. Her 5 bin erkek doğumunda bir kişide ortaya çıkar. Hemofili sadece erkeklerde görülür, kadınlar ancak taşıyıcı olabilir. Taşıyıcı olan bir annenin erkek çocuğuna yüzde 50 oranında hastalığı geçirme olasılığı vardır. Türkiye'de 2 bin 500 hemofili hastası resmi olarak kayıt altındadır. Her yıl en az 100 yeni bebek hemofili hastalığı tanısı almaktadır.

Takvim

8 Şubat 2006

Mavi forum

Bilgisayar başında sağlığınızdan olmayın.!

Bilgisayar başında sağlığınızdan olmayın.!

Bilgisayar başında uzun süre zaman geçiriyorsanız bu uyarıları dikkate alın.!





İşiniz gereği bütün gün bilgisayar başında çalışıyorsunuz ama, el, boyun ve sırt ağrılarınız kimi zaman dayanılmaz oluyor. Demek ki, bilgisayar kullanırken dikkat etmeniz gereken kuralları gözardı ediyorsunuz. İşte birkaç öneri...

- Gözün bakış açısı 20 -30 derece yukarıda ve ekrandan uzaklık ise ortalama 60 -70 cm. olmalı. Ekran tepe noktasının gözlerle aynı hizada bulunmasına dikkat edilmeli.

- Oturulan sandalyenin yüksekliği, kalça, gövde üzerinde dik açı ile duracak şekilde ayarlanmalı. Ayrıca, sandalyenin bel çukurluğuna gelecek şekilde ayarlanabildiği bir bölümü olmalı. Eğer bu bölüm yoksa, beli içine alan ve iskemleye bağlanan bel yastıkçığı kullanılmalı.

- Sırt, boyun ve bel dik tutulmalı, kambur oturmaya kesinlikle izin verilmemeli. Kambur oturma eğilimi varsa, ileride oluşabilecek meslek hastalıklarından korunmak için, sırtı dik konumda tutmaya yarayan “postureks" adlı korselerden kullanılmalı. Ancak, en iyisi korse yerine düzenli egzersizler yaparak adaleleri geliştirmektir.

- Dizler 90 -110 derece arası bir açıda duracak şekilde çalışılmalı. Bunu sağlamak için gerekirse ayak altına küçük eğimli bir ayak tahtası konabilir. Dizler, aynı pozisyonda uzun süre tutulmamalı ve fırsat buldukça hareket ettirilmeli.

- Dirsekler, çalışma sırasında en fazla 90 derece bükülmeli.

- Ayak bilekleri dik açıda tutulmalı ve mutlaka yere temas etmeli.

- Uzun süre çalışan eller zaman zaman dinlendirilmeli, parmaklara germe egzersizleri yaptırılmalı.

- Bilgisayarda çalışan kişilerin evrakları ve kullandığı diğer eşyalar yakında olmalı. Bu eşyalara kontrolsüzce uzanmak, beli ve sırtı anormal şekilde döndürerek çeşitli risklere girmek demektir.

- Kişi her saat başı ayağa kalkmalı, dolaşmalı, 10 dakika kadar boyun ve sırt egzersizi yapmalı.

Çok uzun süre oturan kişiler, aniden ayağa kalktıklarında başta omurga sakatlanmaları olmak üzere önemli tehlikelerle karşılaşabiliyor.

- Ani hareketlerden kaçınmak, öne eğilirken bel yerine dizleri bükerek eğilmek, vücuda gelen yükleri her iki bacağımıza veya kollarımıza eşit şekilde dağıtmak, genel bel - sırt ve boyun ağrılarından kaçınmak için şart.

Mavi forum

Zayıflama hapları öldürüyor.!

Zayıflama hapları öldürüyor.!

Çokça tüketilen zayıflama hapları ölüme bile yol açabiliyor.!

ABD'nin Illinois eyaletinde yapılan araştırmalara göre, ABD'de yaygın olarak tüketilen zayıflama haplarının çok da güvenli olmadığı ortaya çıktı.

ABD halkı tarafından büyük ilgi gören zayıflama haplarındaki bazı maddelerin kalbe zararlı olduğu tespit edildi. 2004 yılında, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) yaptığı araştırmalar sonucunda, bazı hapların içerisinde Kafein ve Sitrus Uranyum maddelerinin bulunduğu saptandı. Yetkililer, bu maddelerin birleşip kana karıştığında, kalp atışlarını hızlandırdığını ve hatta ölümlere yol açtığını ifade ediyor.

ABD'li bilim adamları ve doktorlar da, zayıflama haplarının etkili olduğunu, ancak kalbe zararlı yan etkilerinin olduğu ve hatta ölümlere yol açtığı uyarısında bulunuyor.

6 Şubat 2006

Mavi forum

Maden suyu hakkında 'doğru' bildiğiniz 'yanlışlar'

Sağlıklı bir hayatın şartlarından biri de, vücuda ihtiyacı olan mineralleri temin etmek. İnsan vücudu, fonksiyonlarını doğru bir şekilde yerine getirebilmek için 80'den fazla mineral kullanıyor. Nasıl ki karalardan okyanusa doğru akan deniz suları bu esnada birçok zehirli maddeyi tesirsiz hale getiriyor, insanın dolaşım sistemindeki mineraller de benzer şekilde faaliyet gösteriyor. Hücreler, sağlıklı olabilmeleri ve fonksiyonlarını yerine getirebilmeleri için minerallere ihtiyaç duyuyor.

Vücudun dengesi için çok önemli olan minerallerin eksikliği, dengenin bozulmasına sebep oluyor. Peki vücut, mineral eksikliğini nasıl tamamlayacak? Hangi mineralleri hangi gıdalardan alacak? Ne yazık ki bugün yediğimiz besinlerin büyük bölümü bu minerallerden yoksun. Zira yıllar boyu aynı topraklarda aynı cins ürünler yetiştirildiği için, bu topraklar artık mineral bakımından eskisi kadar zengin değil. Vücudumuz için gerekli mineralleri almak için geriye tek kaynak kalıyor, o da maden suyu...

Çözünmüş halde mineral ve gaz ihtiva eden kaynak sularına 'maden suyu' adı veriliyor. Batıda her geçen gün maden suyu tüketimi artış gösteriyor. Avrupa'da kişi başına yıllık maden suyu tüketimi 24 litre civarında. Türkiye'de ise bu rakam henüz sadece 2.2 litre.
Sağlıklı bir hayat sürdürmede önemli rol oynayan maden suyu tüketimiyle ilgili ne kadar bilgi sahibisiniz?

İşte, maden suyu hakkında 'doğru' bildiğiniz 'yanlışlar' ve 'yanlış' bildiğiniz 'doğrular'...

- Maden suyuyla soda arasında ne fark vardır?

Maden suyu, ihtiva ettiği tüm mineraller ve karbondioksit gazıyla birlikte, yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen doğaldır. Soda ise, su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen tamamen "soda" olan bir içecektir.

- Maden suyu asitli midir?

Halk arasında "asitli" denilen içeceklerden aslında kastedilen, içeceğin içindeki karbondioksit gazıdır. Karbondioksit gazı dilimiz ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcılarını uyuşturduğu için, içimi kolaylaştırmaktadır. Gazlı içecek üretiminde, çok özel proseslerle ve yüzde 99.99 saflıkta üretilen, gıda imalatı için özel karbondioksit gazı kullanılır.

- Günde ne kadar maden suyu tüketebiliriz?

Doğal suların ihtiva ettiği zengin mineraller, vücudumuzda vitaminlerin fonksiyonlarına yardımcı olur. Muhtevasındaki zengin kalsiyum ve florür gibi mineraller dolayısıyla özellikle çocuklar, bayanlar ve yaşlıların daha fazla maden suyu içmeleri gerekir. Uzmanlar, günde en az 2 litre civarında su ve maden suyu gibi "yararlı sıvı" tüketilmesini tavsiye ediyor.

- Çocukların maden suyu içmesi zararlı mıdır?

Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücudumuza sayısız yararı vardır. Büyüme çağındaki çocuklar, kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaçlarını karşılamanın en iyi yolu, bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır.

- Hamilelikte maden suyu içilir mi?

Hamilelik, beslenmeye özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. İnsan vücudu, bebeği besleyebilmek ve gelişmesini sağlamak için, normalden daha fazla gıda, sıvı, mineral ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilir.

- Maden suyu cilde yararlı mıdır?

Maden suyunun ihtiva ettiği zengin mineraller, vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilde de yararlıdır. Hatta piyasada, sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.

- Maden suyu böbrek taşı yapar mı?

Böbrek taşlarının oluşumunda ana sebep, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir ifadeyle, hayatı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez; ancak esas olan düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.

SAĞLIKLI BİR YAŞAM İÇİN DÜZENLİ MADEN SUYU TÜKETİMİ ŞART

- Avrupa'da ve Türkiye'de kişi başına yıllık maden suyu tüketimi ne kadar?

Avrupa'da kişi başına yılda 24 litre maden suyu tüketilirken, bu rakam Türkiye'de 3 litrenin altında. Ülkemiz aslında Avrupa'nın doğal mineralli sular açısından en zengin coğrafyasına sahip; ancak yıllık 65 milyon litre olan bu kaynağın sadece yüzde 1'i şişeleniyor, yüzde 99'u boşa akıyor. Süt ve süt ürünleri tüketiminde de Avrupa ile aramızda benzer oranlar olduğu için, neticede ulusal beslenme kültürüyle bağlantılı ilginç tablolar ortaya çıkıyor. Örneğin, bu beslenme kültürü sayesinde Avrupalı kemik erimesi gibi hastalıkları nadiren duyarken, Türkiye'de belirli yaş ve cinsiyet gruplarında kemik erimesi oranları yüzde 30'larda yaşanıyor. Bunun en önemli sebebi, hayat boyunca düzenli olarak tüketilen süt ve doğal suların miktarlarındaki, dolayısıyla bu yolla alınan kalsiyum takviyesindeki büyük farklılık.

- Maden suyu son kullanma tarihinden sonra bozulur mu?

Maden suyu, kapağı açılmazsa kesinlikle bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi konulmasının tek sebebi, dolumdan sonra belirli bir süre geçtiği zaman kapak ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı kaçması ve azalmasıdır.

- Düzenli maden suyu tüketimiyle bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?

Maden suyunda zengin olarak bulunan minerallerden magnezyum, hücre içerisinde potasyumdan sonra en yoğun olarak bulunan katyondur. Hücre zarı, hücre içi ve hücre çekirdeğindeki birçok biyolojik olaylarda etkilidir ve kas ile sinirlerdeki elektrik uyarılarının iletilmesini sağlar. Kalp ve damar hastalıklarıyla çok ilgisi vardır. Enfarktüs geçiren insanlarda magnezyum düşüklüğü tespit edilmiştir. Damar sertliğine yol açan damarlardaki yağ ve kalsiyum birikmesi de magnezyum eksikliğinden oluşur.

Sodyum, vücut sıvılarında en fazla bulunan elementtir ve sıvı dağılımıyla sıvı dengesinin düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz dengesi ve sinir uyarılarının taşınması en önemli görevlerindendir.

Kalsiyum, vücudumuzda en fazla bulunan elementtir. Kemik yapısının yanı sıra kas kasılmalarının düzenlenmesine, sinir uyarılarının taşınmasına, hücre zarlarında iyon değişimine, hormonların, sindirim enzimlerinin ve nörotransmitterlerin salgılanmasına yardımcı olur. Yaşla ilgili kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler. Kalsiyum, sadece süt ve doğal sularda bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol olmadığı için maden suyu, kalsiyum açısından süte en iyi alternatif olmaktadır.

Bikarbonat, sitrat, magnezyum, sodyum, flor ve kalsiyum, maden suyunda bulunan doğal dengeleriyle ürolojik hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat sonrasında çok etkendir. Böbrek taşlarının tekrarlamasını önlemenin en kolay ve doğal yolu, maden suyunu bolca tüketmektir. Bikarbonatlı sular, alkali yapıları sayesinde mide asiditesini nötralize eder ve bu özelliği sebebiyle peptik ülser hastalığının tedavisinde önemli rol oynar. Yine fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarında semptomları azaltıcı etkileri vardır.

Kalsiyum ve magnezyum içeren sular, stres sonucu gelişen ishal gibi şikayetleri önlemede de etkili olur.
Sülfatlı sular ise safra salgılarını ve akımlarını artırır. Kalsiyum zengini doğal mineralli sular, menapoz döneminde kadınlarda ve ileri yaşlarda erkeklerde kemik erimesinin önlenmesi ve tedavisinde yeterli kalsiyum desteği sağlanmasında önemli bir seçenektir.

Mavi forum

hastayım arkadaşlar yardım

aarkadaşalar konun yeri neresi oldugunu bulamdım buraya açmya uygun gördüm

sorunum ani harektten oldu galiba şakalaşırlken oldu sanıyosam 3 gündür sağ göğüsüm ağrıyo zor nefes alıyom hıckırınca öksürünce ölüceğimi sanıyom ne yapmam lazım doktara da gittim ağrı kesici kas gevsetici verdi ama bi yararı olmadı yardımlarınızı esirgemiyn arkadaşlar.. yani kaslar zedelenmiş ne yapcam bilmiyorum

saygılar

Mavi forum