Antibakteriyel sabun riskli mi?
ABD’lİ uzmanlar, bakteri öldüren sabunların, antibiyotiklere ve antibakteriyel maddelere dirençli bakterilerin gelişmesine neden olduğunu ileri sürdü. Halbuki bu sabunlar, salgın hastalıklardan korunmanın en etkin yollarından biri olarak gösteriliyordu. Bilim adamları, bakterilerin bu sabunlardaki öldürücü maddelere karşı direnç kazandığını ve ölmediğini söyledi.
28 Mayıs 2007 Pazartesi
Metal takılar ruhu bozuyor
Metal takılar ruhu bozuyor
Uzmanlar, özellikle sinirsel sorunları olanları, güzel görenmek uğruna sağlığından olmaması konusunda uyardılar. Metal takılar bakın insanın ruh sağlığını nasıl etkileyebiliyor:
Sinir sisteminde sorun olan kişilerin kullandığı altın ya da gümüş gibi metal takılar, hastalığı tetikliyor.
Uzmanlar bu nedenle, depresif günlerde kolye ve bilezik takılmamasını öneriyor.
Çünkü vücudun metalla temas etmesi, psikolojik yapıyı olumsuz etkiliyor.
Uzmanlar, özellikle sinirsel sorunları olanları, güzel görenmek uğruna sağlığından olmaması konusunda uyardılar. Metal takılar bakın insanın ruh sağlığını nasıl etkileyebiliyor:
Sinir sisteminde sorun olan kişilerin kullandığı altın ya da gümüş gibi metal takılar, hastalığı tetikliyor.
Uzmanlar bu nedenle, depresif günlerde kolye ve bilezik takılmamasını öneriyor.
Çünkü vücudun metalla temas etmesi, psikolojik yapıyı olumsuz etkiliyor.
Alzheimer ilaçlarında ölüm riski
Alzheimer ilaçlarında ölüm riski
ABD’li bilim adamları, Alzheimer tedavisinde kullanılan ilaçların ölüm riskini artırabildiğini belirledi.
California Üniversitesi’nden Psikiyatr Dr. Lon Schneider başkanlığındaki araştırmacılar, 5000’den fazla Alzheimer hastası üzerinde 10-12 hafta süren 15 klinik deney yaptı. Journal of the American Medical Association (JAMA) adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, deneylerde kullanılan antipsikotik Risperidone, Aripiprazole, Zyprexa, Olanzapine ve Seroquel adlı ilaçlardan birini alan hastaların ölüm riskinde, tedaviye başlanmasından sonra 3 ay içinde, placebo verilen hastalara göre yüzde 54 oranında artış gözlemlendi.
Bu ilaçlardan birini alan 3353 hastanın 118’i hayatını kaybederken, placebo verilen 1757 hastanın 40’ı öldü. Buna göre, ilaçlardan birini alan hastaların ölüm oranı yüzde 3.5, placebo alan hastalarınki ise yüzde 2.3.
Bilim adamları ayrıca, bu ilaçların her birinin riskinin aynı olduğunu belirtti.
Dr. Schneider, “araştırmanın sonuçlarının bu ilaçlara başvururken daha dikkatli olunması gerektiğini gösterdiğini” söyledi.
ABD’li bilim adamları, Alzheimer tedavisinde kullanılan ilaçların ölüm riskini artırabildiğini belirledi.
California Üniversitesi’nden Psikiyatr Dr. Lon Schneider başkanlığındaki araştırmacılar, 5000’den fazla Alzheimer hastası üzerinde 10-12 hafta süren 15 klinik deney yaptı. Journal of the American Medical Association (JAMA) adlı tıp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, deneylerde kullanılan antipsikotik Risperidone, Aripiprazole, Zyprexa, Olanzapine ve Seroquel adlı ilaçlardan birini alan hastaların ölüm riskinde, tedaviye başlanmasından sonra 3 ay içinde, placebo verilen hastalara göre yüzde 54 oranında artış gözlemlendi.
Bu ilaçlardan birini alan 3353 hastanın 118’i hayatını kaybederken, placebo verilen 1757 hastanın 40’ı öldü. Buna göre, ilaçlardan birini alan hastaların ölüm oranı yüzde 3.5, placebo alan hastalarınki ise yüzde 2.3.
Bilim adamları ayrıca, bu ilaçların her birinin riskinin aynı olduğunu belirtti.
Dr. Schneider, “araştırmanın sonuçlarının bu ilaçlara başvururken daha dikkatli olunması gerektiğini gösterdiğini” söyledi.
Bu senenin grip virüsü Kaliforniya'dan yola çıktı!
Gripten korunmanın tek ve en iyi yolu; her yıl düzenli olarak aşılanmak. Ancak bu aşı, sizi soğuk algınlığı ve nezleden korumaz! Grip olunca, iyileşmek için dinlenmeniz şart
İstanbul Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Çalangu, bu seneki grip salgınıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.
ATEŞLE BAŞLIYOR
Bu yılki virüs tipinin adı nedir?
Dünya Sağlık Örgütü'nün açıklamasında bu yılın virüsü; Amerika'nın Kaliforniya eyaletinden tüm dünyaya yayılan bir virüs tipi oldu. Bu virüs tipine yönelik aşılar da hemen tüm dünyaya dağıtıldı.
Nasıl belirtiler veriyor, bu yılki grip virüsü daha ağır mı seyrediyor?
Gribin belirtileri ateş, baş ağrısı, şiddetli halsizlik, kuru öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı veya tıkanıklığı ve kas ağrısıdır. Çocuklarda ek olarak bulantı, kusma ve ishal gibi gastrointestinal sorunlar görülebilir, ancak bu bulgular erişkinlerde nadirdir. Bu virüs tipi, ağır şikayetlerle ortaya çıkıyor.
AYIRT ETMEK ZOR
Grip başka hangi hastalıklara dönüşebiliyor?
Grip nedeniyle oluşan komplikasyonların bazıları; bakterilerin meydana getirdiği pnömoni (zatürre), dehidratasyon (vücuttan sıvı kaybı), şeker hastalığı, konjestif kalp yetmezliği veya astım gibi varolan kronik hastalıkların kötüleşmesidir. Çocuklarda grip komplikasyonu olarak, sinüs problemleri ve kulak enfeksiyonları görülebilir. Gribin ciddi komplikasyonları açısından en yüksek risk altındaki grup, yaşlılar ve kronik hastalığı olan her yaştaki insanlardır.
Birinin grip olduğundan nasıl emin olunabilir?
Gribi sadece hastalığın belirtilerine bakarak, diğer viral veya bakteriyel solunum yolu enfeksiyonu etkenlerinden ayırt etmek çok zordur. Semptomlar başladıktan 2-3 gün sonra yapılan testle hastalığın 'influenza' olup olmadığı anlaşılabilir. Ek olarak kişinin grip komplikasyonlarından herhangi birinin gelişip gelişmediğini anlamak için doktor muayenesi gerekebilir.
HER YIL DÜZENLİ AŞI ŞART!
Grip virüsü ile karşılaştıktan ne kadar sonra hastalanılır?
Grip virüsü ile karşılaştıktan sonra hastalığın belirtilerinin başlamasına kadar geçen süre ortalama iki gündür.
Grip virüsünü almış bir kişi ne kadar süreyle virüsü bulaştırır?
Enfekte kişinin virüsü bulaştırma süresi onun yaşıyla ilgilidir. Yetişkinler, hastalık belirtileri başlamadan bir gün önceden başlayarak belirtiler başladıktan sonra 3-7 gün süreyle hastalığı bulaştırır.
Kendimizi gripten korumak için neler yapabiliriz?
Özellikle gribin ciddi komplikasyonları açısından yüksek risk grubunda bulunan kişiler için gripten korunmanın tek ve en iyi yolu her yıl düzenli olarak aşılanmaktır.
Grip aşısı ne kadar koruyucu; aşı olmasına rağmen insanlar yine de grip olabilir mi?
Grip aşısı, yüzde 80-90 oranında koruyucudur. Aşı olmaya rağmen grip olma ihtimali çok azdır. Fakat grip aşısı sadece gribe karşı koruyucudur. Soğuk algınlığı ve nezle gibi şikayetlerden korumaz. Bu şikayetler griple karıştırıldığı için, hastalar yanılgıya düşüyor. İyileşmek için dinlenmek şart. Griplilerin iyileşebilmesi için birkaç gün dinlenmesi gerekiyor. Öncelikle yatak istirahati veriyoruz. Hastalar, 1-3 gün süreyle dinlenmeli. Bol sıvı almalılar. Ateş düşürücü ve ağrı kesici ilaçlar veriyoruz. İlaçlar ilk 48 saat içinde alındığında gribin süresini ve komplikasyonlarını azaltıyor.
C VİTAMİNİ KORUMUYOR
Grip salgınından bol C vitamini alarak korunulabilir mi?
Bu pek mümkün olmaz, vitaminlerden son yıllarda çok şey bekleniyor. Ayrıca hastalık döneminde çok fazla meyve suyuna yönelerek C vitamini almaya kalkışmak ishale yol açabileceğinden bir başka sorun da doğurabilir.
Enerji kaynağı portakal suyu
Enerji kaynağı portakal suyu
C vİtamİnİ açısından çok zengindir. Portakal suyundaki flavanoidlerin, C vitaminiyle birlikte bağışıklık sistemini güçlendirdiği belirtilmiştir. Bir bardak portakal suyu 112 kkal içerir. Potasyum, folik asit için iyi kaynaktır. Araştırmalar gün içerisinde 750 ml, yani 3 su bardağı portakal suyu içen yüksek kolesterol hastalarında, LDL (kötü kolesterol) düzeyinin yüzde 21 oranında azaldığına işaret ediyor.
C vİtamİnİ açısından çok zengindir. Portakal suyundaki flavanoidlerin, C vitaminiyle birlikte bağışıklık sistemini güçlendirdiği belirtilmiştir. Bir bardak portakal suyu 112 kkal içerir. Potasyum, folik asit için iyi kaynaktır. Araştırmalar gün içerisinde 750 ml, yani 3 su bardağı portakal suyu içen yüksek kolesterol hastalarında, LDL (kötü kolesterol) düzeyinin yüzde 21 oranında azaldığına işaret ediyor.
Yorgunluğa savaş açın
Yorgunluğa savaş açın
Kendinizi son günlerde aşırı yorgun, bitkin mi hissediyorsunuz? O zaman enerjinizi yükseltmek için bazı önerilerimiz var
Yorgunluk kelimesi günümüzde yaşam koşullarına bağlı olarak sıkça kullandığımız bir kelime. Yoğun iş temposu, stres, hava kirliliği, uyku düzensizlikleri zamanla vücudu hem ruhsal hem de fiziksel açıdan yıpratıyor ve kronik yorgunluktan şikayet eder hale geliyoruz. Yorgunluğun yarattığı uykusuzluk, depresyon, cinsel fonksiyon bozuklukları da yaşam kalitesinin düşmesine neden oluyor.
SEBZESİZ OLMAZ
Daha enerjik olmak için diyetinize daha çok C vitamini, magnezyum, demir ve çinko dahil edin. Çünkü bunlar bol enerji verir. Turunçgiller, biber, patates, brokoli ve kivide bol miktarda C vitamini bulunur. Tahıllar ve mercimekse bol miktarda demir içerir. Yeşil sebzelerde de magnezyum vardır. Ayrıca B vitamini içeren besinleri de sofradan eksik etmeyin. Ton balığı, somon, tavuk, fasulye, mısır, arpa ve esmer buğday gibi kepekli gıdalar B vitaminleri açısından zengindir.
UYKUNUZU İYİ ALDINIZ MI?
Enerji seviyesini yükseltmek için bir diğer önemli şey de uykudur. Her gün aynı saatte yatıp kalkmaya çalışın. Yatağınız rahat, yattığınız odanın ısısı ne çok sıcak ne de çok soğuk olsun. Işık almayan bir odada yatmaya özen gösterin. İnsan ömrünü uzatan ve dinç tutan iki önemli hormon var ve bunların ikisi de uyku sırasında salgılanıyor. Biri melatonin hormonu, diğeri ise büyüme hormonu... Bu yüzden uyku kaliteniz, yattığınız odanın uygun şartlarda olması çok önemli. Yatak odanızda televizyon gibi elektronik eşya bulundurmayın ve asla televizyon karşısında uyumayın.
KISA YÜRÜYÜŞ
Evde ya da çalıştığınız ofiste kapalı kalmayın. Mutlaka gün ışığından yararlanın. Öğlenleri evden ya da ofisten çıkıp kısa bir yürüyüş yapmayı alışkanlık geliştirmeye çalışın. Gün ışığı, enerji seviyelerini kontrol eden hormonlar üzerinde doğrudan etkiye sahiptir.
Kendinizi son günlerde aşırı yorgun, bitkin mi hissediyorsunuz? O zaman enerjinizi yükseltmek için bazı önerilerimiz var
Yorgunluk kelimesi günümüzde yaşam koşullarına bağlı olarak sıkça kullandığımız bir kelime. Yoğun iş temposu, stres, hava kirliliği, uyku düzensizlikleri zamanla vücudu hem ruhsal hem de fiziksel açıdan yıpratıyor ve kronik yorgunluktan şikayet eder hale geliyoruz. Yorgunluğun yarattığı uykusuzluk, depresyon, cinsel fonksiyon bozuklukları da yaşam kalitesinin düşmesine neden oluyor.
SEBZESİZ OLMAZ
Daha enerjik olmak için diyetinize daha çok C vitamini, magnezyum, demir ve çinko dahil edin. Çünkü bunlar bol enerji verir. Turunçgiller, biber, patates, brokoli ve kivide bol miktarda C vitamini bulunur. Tahıllar ve mercimekse bol miktarda demir içerir. Yeşil sebzelerde de magnezyum vardır. Ayrıca B vitamini içeren besinleri de sofradan eksik etmeyin. Ton balığı, somon, tavuk, fasulye, mısır, arpa ve esmer buğday gibi kepekli gıdalar B vitaminleri açısından zengindir.
UYKUNUZU İYİ ALDINIZ MI?
Enerji seviyesini yükseltmek için bir diğer önemli şey de uykudur. Her gün aynı saatte yatıp kalkmaya çalışın. Yatağınız rahat, yattığınız odanın ısısı ne çok sıcak ne de çok soğuk olsun. Işık almayan bir odada yatmaya özen gösterin. İnsan ömrünü uzatan ve dinç tutan iki önemli hormon var ve bunların ikisi de uyku sırasında salgılanıyor. Biri melatonin hormonu, diğeri ise büyüme hormonu... Bu yüzden uyku kaliteniz, yattığınız odanın uygun şartlarda olması çok önemli. Yatak odanızda televizyon gibi elektronik eşya bulundurmayın ve asla televizyon karşısında uyumayın.
KISA YÜRÜYÜŞ
Evde ya da çalıştığınız ofiste kapalı kalmayın. Mutlaka gün ışığından yararlanın. Öğlenleri evden ya da ofisten çıkıp kısa bir yürüyüş yapmayı alışkanlık geliştirmeye çalışın. Gün ışığı, enerji seviyelerini kontrol eden hormonlar üzerinde doğrudan etkiye sahiptir.
Cİnsel Yolla BulaŞan Hastaliklar
Cinsel Yolla bulaşan hastalıklar sizin de sorununuz.
Önlem alın !
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar yalnız ‘diğer’ insanların hastalığı değildir. Böyle düşünürsek, yakalanma ihtimalimiz daha da artar. Bu hastalıklar kadın ve erkekleri, doğacak çocuklarını ve yakın çevrelerini etkiler. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan uzak durmak için bu hastalıkların neler olduğunu, nasıl korunulacağını ve belirtilerini bilmek gereklidir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kadınlara erkeklerden daha fazla etki yapar. Bu hastalıkların çoğu tedavi edilebilir. Tedavi edilmediklerinde ise, kısırlıktan ölüme dek pek çok olumsuz sonuca yol açabilirler. Anne karnındaki bebekler ya da yeni doğmuş çocuklar için de tehlike oluştururlar.Cinsel yolla bulaşan hastalıklar nelerdir?
Sık görülen cinsel yolla bulaşan hastalıklar :
Gonore (Bel soğukluğu) :
Erkeklerde sık ve yanmalı idrar yapma ve akıntı; kadınlarda akıntı, adet düzensizliği, sık ve yanmalı idrara çıkma belirtileriyle tanınır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık rastlanılanıdır. Karın içi iltihaplarına, kısırlığa ve üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadında, doğum kanalından bebeğe bulaşabilir. Yeni doğan bebekte körlük, zatürre gibi hastalıklara yol açar. Hastalık bulaştıktan 2-3 hafta sonra belirtiler başlar. Tedavisi kolay bir hastalıktır.
Sifiliz (Frengi) :
Bütün vücudu etkileyen bir hastalıktır. Erken fark edildiğinde tedavi edilebilir. Annede varsa bebeğe de geçebilir. Hastalığı yapan etkenin vücuda giriş yerinde şişkin ve ağrsız bir yara ile kendini belli eder. Tedavi edilmeyip ilerlerse,sinir sistemine zarar vererek körlüğe ya da sağırlığa yol açar. Kalp kasına zarar vererek kalp hastalıklarına neden olur. Vücudun çeşitli yerlerinde tümör oluşumuna ve ölüme neden olabilir.
Şankroid (Yumuşak Çıban) :
Üreme organlarında ağrılı yaralarla kendini belli eder. Genellikle yaraya yakın kasıkta oluşan şişlikler zamanla büyür ve içindeki iltihap akar. Tedavisi kolaydır.
Klamidya :
Kadınlarda sarı köpüklü bir akıntı ile kendini belli eder. Erkeklerde yanmalı idrara çıkma ve sarı akıntı ile belli olur. Kadınlarda karın içinde yaygın iltihaplanmalara yol açar. Bu durum kısırlığa, üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadınlarda yüksek ateş, düşük ve ölü doğuma yol açar. Doğum sırasında bebek, annenin doğum kanalından mikrobu alabilir ve akciğerlerinde ya da gözlerinde iltihaplar oluşabilir. Tedavisi kolaydır.
Trichomonas :
Yeşil ve kötü kokulu bir akıntı ile belli olan bir hastalıktır. Kadında tüplerde iltihaplanmaya neden olarak geçici kısırlığa yol açabilir. Tedavisi kolaydır.
Herpes (Genital uçuk) :
Üreme organlarında kaşıntılı ve ağrılı, uçuk şeklinde sivilceler görülür ve bunlar çok ağrılı yaralara dönüşür. Kendiliğinden iyileşir, ancak tekrarlar. Tedavisi zordur. İdrar yollarında hastalıklara, menenjite, kadınlarda rahim ağzı kanseri ve düşüklere neden olur. Bebek doğarken, doğum kanalından hastalığı alabilir. Gözleri, deriyi ve sinir sistemini etkiler, bebek ölümüne yol açabilir.
Üreme organı siğilleri ve deri kabarıklıkları :
Dış üreme organlarında, haznede, makat ve idrar kanalının dışa yakın kısımlarında görülen, ağrısız, karnıbahar görünümünde et kümeleri belirtisi taşır. Tedavisi mümkün, ancak zordur. Tedavisi edilmezse kümeler büyüyerek çevre organlara zarar verir. Doğum yolunu, idrar kanalını, makatı tıkayabilir. Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir ve bebeğin solunum yolunda siğiller oluşarak solunum sıkıntısına yol açabilir.
Hepatit – B
Su ve besinlerle bulaşan sarılık tipleri olduğu gibi kan ürünleriyle ve cinsel temasla geçen sarılık türleri de vardır. Hepatit B bunlardan biridir. Karaciğerde büyüme ve hassaslık, idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ateş, kusma gibi belirtileri vardır. Hastalığın salgın olduğu yerlerde aşı yapılabilir. Karaciğer iltihabı,siroz, karaciğerde kanser ve ölüme neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur. Vücudu güçlendirici tedavi, hastalığın zararını azaltır.
HIV-AİDS :
Cinsel yolla bulaşan virüslerden biridir. HIV taşıyan kanla veya kana temas etmiş araçlar yoluyla da bir insandan diğerine geçebilir. Anneden bebeğe, hamilelik döneminde, doğum sırasında ya da sütle bulaşabilir. HIV vücuda girdikten 3 ay sonra ‘ELISA’ testi ile saptanır. İnsana bulaşan HIV virüsü bazen hiç hastalık yapmayabilir. Ancak virüsü taşıyanlar başkalarına bulaştırabilir.
HIV’in neden olduğu hastalığa AIDS denmektedir. AIDS, tedavisi olmayan bir hastalıktır. Vücudun mikroplara karşı korunma sistemini bozarak bütün vücudu etkiler ve başka hastalıkların oluşmasına neden olur. HIV vücuda girdikten 5-10 yıl sonra ortaya çıkabilir. Hastalığın çıkma belirtileri arasında sürekli halsizlik, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri, cinsel organlarda uzun süreli yaralar ve tedavi ile geçmeyen mantarlar, zatürre sayılabilir. Vücudu güçlendiren tedavilerle hastanın yaşamı uzatılır.
HIV, virüsü taşıyan kişinin kullandığı klozet, bardak ya da çatıl, kaşık ile bulaşmaz. Virüs, tokalaşma, kucaklaşma, öpme ile bulaşmaz. Ancak ağzı ağıza öpüşmede kanamaya yol açacak sert öpüşmeler, ağızdaki yaralar, diş fırçalanması sırasında diş etlerinin kanamış olması bulaşmaya neden olabilir.
HIV virüsü sivrisinek ya da böcekler vasıtası ile insanlara bulaşamaz. HIV virüsü, tükürük, gözyaşı, ter aksırık, öksürük, idrar ve dışkıyla bulaşmaz.Bulaşma yolları
En sık görülen bulaşma yolu, korunmasız cinsel ilişkilerdir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunabilmek için,
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunabilmek için, ne şekillerde bulaştıklarını ve güvenli cinselliğin ne olduğunu bilmek gerekir. Cinsel ilişki sırasında, erkeğin penisinin veya kadının salgısının (hazne sıvısının) diğer eşin ağzı, vaginası veya anüsüyle teması, bulaşmaya neden olabilir. Kucaklaşma, sarılıp yatma, öpüşme, masaj, elle okşama ve mastürbasyon güvenli yollardır. En güvenli yol vaginal (penis-hazne ilişkisi), anal (arkadan ilişki) ve oral (ağızla) cinsel ilişki sırasında kondom (prezervatif) kullanmaktır.
Penis vagina (hazne) ile temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden vagina dokusuna veya vagina salgısından penisteki idrar deliğinin uç kısmına bulaşabilir. Vaginada veya peniste yara varsa, bulaşma kan ile vagina dokusuna veya penisteki idrar deliğinin uç kısmına olabilir.
Penisten akan sıvı veya meni ağızla temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma ihtimali vardır. Ağızda kanama veya yara varsa, bulaşma ihtimali artar. Aynı şekilde ağız, vagina salgısı ile temas ettiğinde de bulaşma olabilir. Ayrıca ağzın, cinsel organlar ve anüs çevresindeki deri ile temasında parazitler bulaşabilir.
Anal (arkadan) cinsel ilişkide, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden anüs dokusuna veya anüs dokusundaki kandan penisteki idrar deliğinin uç kısmına geçebilir.
Frengi, Hepatit B ve HIV için diğer bir bulaşma şekli , kan yoluyla bulaşmadır. Hasta kişiden kan nakli, hastayla aynı iğnenin veya aynı traş bıçağının kullanılması mikrobun bulaşmasına neden olur. İyi temizlenmemiş manikür-pedikür araçları, diş ve kadın doğum muayenesi araçları da bulaşmaya yol açar.Korunma Yolları
Cinsel ilişki sırasında cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmayı sağlayacak tek yöntem kondom (prezervatif) kullanmaktır. Sperm öldürücü krem, köpük ve fitillerin (spermisitler) de bazı mikroplara karşı KISMEN koruyuculuğu vardır. Ancak bu maddeler tek başına korunmayı sağlamaz. Eğer spermisitler ve kondom birlikte kullanılırsa korunma oranı artar.
Cinsel ilişkide bulunmamak da bir korunma yolu sayılır.
Frengi, Hepatit B ve HIV için, kanla bulaşma yoluna dikkat edilmeli ve gerek kuaför ve berber salonlarındaki araç gerecin, gerekse eczane ve sağlık kuruluşlarındaki hizmet amaçlı araç gerecin temizliğinden emin olunmalıdır.
Özellikle üreme organlarında meydana gelen yara, bere, sivilce ya da kaşıntıyla oluşan tahrişlerin hemen tedavi edilmesi, bulaşma tehlikesini azaltır.
Korunma yollarından bir diğeri, aşağıdaki belirtileri tanımak ve kişide ya da eşinde görüldüğü taktirde, derhal bir sağlık kuruluşun başvurmaktır. CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIĞI OLANLARIN EŞLERİNİN DE MUTLAKA TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİR.
Belirtiler :
Erkeklerde ;
Sık idrara çıkma ve idrarda yanma, ağrı
Penisten idrar sonrası veya sürekli akıntı
Penis yüzeyinde ağrılı ülserler ve kasıklarda elle hissedilen sertlikler
Kadınlarda ;
İdrara çıkmada ağrı ve yanma, sık idrara çıkma
Hazneden koyu renkli ve kötü kokulu akıntı
Her iki cinste ;
Cinsel birleş sırasında ya da cinsel organlarda sürekli ağrı
Sık ölü doğumlar
Üreme organlarında siğiller
Üreme organlarında uçuğa benzer döküntüler, şiddetli ağrı
Makat veya perine (bacakların arasında kalan ve üreme organlarını örten kas dokusu) bölgesinde apseler
Düzenli aralıklarla tekrarlanan kanser taramaları (kadınlarda pap smear testi), erken teşhis için önemlidir.
Yine çok bulaşıcı olan ve ölüme yol açan Hepatit-B virüsüne karşı aşılanma önemlidir. Her iki cinste de akıntılara dikkat etmek ve görüldüğünde hekime başvurmak gerekir. Erkekte ve kadında koyu renkli ve kokulu akıntılar cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtisidir. Beyaz ve kaşıntılı akıntılar ya da sırf kaşıntı, mantarların belirtisidir.
f) Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşma tehlikesi, eş sayısında artışla birlikte artar. Paralı cinsel ilişkiye girenler, korunmak için daima kondom (prezervatif) kullanmalı ve bulaşmaya yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır.
Önlem alın !
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar yalnız ‘diğer’ insanların hastalığı değildir. Böyle düşünürsek, yakalanma ihtimalimiz daha da artar. Bu hastalıklar kadın ve erkekleri, doğacak çocuklarını ve yakın çevrelerini etkiler. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan uzak durmak için bu hastalıkların neler olduğunu, nasıl korunulacağını ve belirtilerini bilmek gereklidir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kadınlara erkeklerden daha fazla etki yapar. Bu hastalıkların çoğu tedavi edilebilir. Tedavi edilmediklerinde ise, kısırlıktan ölüme dek pek çok olumsuz sonuca yol açabilirler. Anne karnındaki bebekler ya da yeni doğmuş çocuklar için de tehlike oluştururlar.Cinsel yolla bulaşan hastalıklar nelerdir?
Sık görülen cinsel yolla bulaşan hastalıklar :
Gonore (Bel soğukluğu) :
Erkeklerde sık ve yanmalı idrar yapma ve akıntı; kadınlarda akıntı, adet düzensizliği, sık ve yanmalı idrara çıkma belirtileriyle tanınır.
Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en sık rastlanılanıdır. Karın içi iltihaplarına, kısırlığa ve üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadında, doğum kanalından bebeğe bulaşabilir. Yeni doğan bebekte körlük, zatürre gibi hastalıklara yol açar. Hastalık bulaştıktan 2-3 hafta sonra belirtiler başlar. Tedavisi kolay bir hastalıktır.
Sifiliz (Frengi) :
Bütün vücudu etkileyen bir hastalıktır. Erken fark edildiğinde tedavi edilebilir. Annede varsa bebeğe de geçebilir. Hastalığı yapan etkenin vücuda giriş yerinde şişkin ve ağrsız bir yara ile kendini belli eder. Tedavi edilmeyip ilerlerse,sinir sistemine zarar vererek körlüğe ya da sağırlığa yol açar. Kalp kasına zarar vererek kalp hastalıklarına neden olur. Vücudun çeşitli yerlerinde tümör oluşumuna ve ölüme neden olabilir.
Şankroid (Yumuşak Çıban) :
Üreme organlarında ağrılı yaralarla kendini belli eder. Genellikle yaraya yakın kasıkta oluşan şişlikler zamanla büyür ve içindeki iltihap akar. Tedavisi kolaydır.
Klamidya :
Kadınlarda sarı köpüklü bir akıntı ile kendini belli eder. Erkeklerde yanmalı idrara çıkma ve sarı akıntı ile belli olur. Kadınlarda karın içinde yaygın iltihaplanmalara yol açar. Bu durum kısırlığa, üreme organlarında apselere neden olur. Gebe kadınlarda yüksek ateş, düşük ve ölü doğuma yol açar. Doğum sırasında bebek, annenin doğum kanalından mikrobu alabilir ve akciğerlerinde ya da gözlerinde iltihaplar oluşabilir. Tedavisi kolaydır.
Trichomonas :
Yeşil ve kötü kokulu bir akıntı ile belli olan bir hastalıktır. Kadında tüplerde iltihaplanmaya neden olarak geçici kısırlığa yol açabilir. Tedavisi kolaydır.
Herpes (Genital uçuk) :
Üreme organlarında kaşıntılı ve ağrılı, uçuk şeklinde sivilceler görülür ve bunlar çok ağrılı yaralara dönüşür. Kendiliğinden iyileşir, ancak tekrarlar. Tedavisi zordur. İdrar yollarında hastalıklara, menenjite, kadınlarda rahim ağzı kanseri ve düşüklere neden olur. Bebek doğarken, doğum kanalından hastalığı alabilir. Gözleri, deriyi ve sinir sistemini etkiler, bebek ölümüne yol açabilir.
Üreme organı siğilleri ve deri kabarıklıkları :
Dış üreme organlarında, haznede, makat ve idrar kanalının dışa yakın kısımlarında görülen, ağrısız, karnıbahar görünümünde et kümeleri belirtisi taşır. Tedavisi mümkün, ancak zordur. Tedavisi edilmezse kümeler büyüyerek çevre organlara zarar verir. Doğum yolunu, idrar kanalını, makatı tıkayabilir. Doğum sırasında anneden bebeğe bulaşabilir ve bebeğin solunum yolunda siğiller oluşarak solunum sıkıntısına yol açabilir.
Hepatit – B
Su ve besinlerle bulaşan sarılık tipleri olduğu gibi kan ürünleriyle ve cinsel temasla geçen sarılık türleri de vardır. Hepatit B bunlardan biridir. Karaciğerde büyüme ve hassaslık, idrar renginde koyulaşma ve sarılık, ateş, kusma gibi belirtileri vardır. Hastalığın salgın olduğu yerlerde aşı yapılabilir. Karaciğer iltihabı,siroz, karaciğerde kanser ve ölüme neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur. Vücudu güçlendirici tedavi, hastalığın zararını azaltır.
HIV-AİDS :
Cinsel yolla bulaşan virüslerden biridir. HIV taşıyan kanla veya kana temas etmiş araçlar yoluyla da bir insandan diğerine geçebilir. Anneden bebeğe, hamilelik döneminde, doğum sırasında ya da sütle bulaşabilir. HIV vücuda girdikten 3 ay sonra ‘ELISA’ testi ile saptanır. İnsana bulaşan HIV virüsü bazen hiç hastalık yapmayabilir. Ancak virüsü taşıyanlar başkalarına bulaştırabilir.
HIV’in neden olduğu hastalığa AIDS denmektedir. AIDS, tedavisi olmayan bir hastalıktır. Vücudun mikroplara karşı korunma sistemini bozarak bütün vücudu etkiler ve başka hastalıkların oluşmasına neden olur. HIV vücuda girdikten 5-10 yıl sonra ortaya çıkabilir. Hastalığın çıkma belirtileri arasında sürekli halsizlik, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, kilo kaybı, gece terlemeleri, cinsel organlarda uzun süreli yaralar ve tedavi ile geçmeyen mantarlar, zatürre sayılabilir. Vücudu güçlendiren tedavilerle hastanın yaşamı uzatılır.
HIV, virüsü taşıyan kişinin kullandığı klozet, bardak ya da çatıl, kaşık ile bulaşmaz. Virüs, tokalaşma, kucaklaşma, öpme ile bulaşmaz. Ancak ağzı ağıza öpüşmede kanamaya yol açacak sert öpüşmeler, ağızdaki yaralar, diş fırçalanması sırasında diş etlerinin kanamış olması bulaşmaya neden olabilir.
HIV virüsü sivrisinek ya da böcekler vasıtası ile insanlara bulaşamaz. HIV virüsü, tükürük, gözyaşı, ter aksırık, öksürük, idrar ve dışkıyla bulaşmaz.Bulaşma yolları
En sık görülen bulaşma yolu, korunmasız cinsel ilişkilerdir.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunabilmek için,
Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunabilmek için, ne şekillerde bulaştıklarını ve güvenli cinselliğin ne olduğunu bilmek gerekir. Cinsel ilişki sırasında, erkeğin penisinin veya kadının salgısının (hazne sıvısının) diğer eşin ağzı, vaginası veya anüsüyle teması, bulaşmaya neden olabilir. Kucaklaşma, sarılıp yatma, öpüşme, masaj, elle okşama ve mastürbasyon güvenli yollardır. En güvenli yol vaginal (penis-hazne ilişkisi), anal (arkadan ilişki) ve oral (ağızla) cinsel ilişki sırasında kondom (prezervatif) kullanmaktır.
Penis vagina (hazne) ile temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden vagina dokusuna veya vagina salgısından penisteki idrar deliğinin uç kısmına bulaşabilir. Vaginada veya peniste yara varsa, bulaşma kan ile vagina dokusuna veya penisteki idrar deliğinin uç kısmına olabilir.
Penisten akan sıvı veya meni ağızla temas ettiğinde, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma ihtimali vardır. Ağızda kanama veya yara varsa, bulaşma ihtimali artar. Aynı şekilde ağız, vagina salgısı ile temas ettiğinde de bulaşma olabilir. Ayrıca ağzın, cinsel organlar ve anüs çevresindeki deri ile temasında parazitler bulaşabilir.
Anal (arkadan) cinsel ilişkide, cinsel yolla bulaşan hastalıklar meniden anüs dokusuna veya anüs dokusundaki kandan penisteki idrar deliğinin uç kısmına geçebilir.
Frengi, Hepatit B ve HIV için diğer bir bulaşma şekli , kan yoluyla bulaşmadır. Hasta kişiden kan nakli, hastayla aynı iğnenin veya aynı traş bıçağının kullanılması mikrobun bulaşmasına neden olur. İyi temizlenmemiş manikür-pedikür araçları, diş ve kadın doğum muayenesi araçları da bulaşmaya yol açar.Korunma Yolları
Cinsel ilişki sırasında cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmayı sağlayacak tek yöntem kondom (prezervatif) kullanmaktır. Sperm öldürücü krem, köpük ve fitillerin (spermisitler) de bazı mikroplara karşı KISMEN koruyuculuğu vardır. Ancak bu maddeler tek başına korunmayı sağlamaz. Eğer spermisitler ve kondom birlikte kullanılırsa korunma oranı artar.
Cinsel ilişkide bulunmamak da bir korunma yolu sayılır.
Frengi, Hepatit B ve HIV için, kanla bulaşma yoluna dikkat edilmeli ve gerek kuaför ve berber salonlarındaki araç gerecin, gerekse eczane ve sağlık kuruluşlarındaki hizmet amaçlı araç gerecin temizliğinden emin olunmalıdır.
Özellikle üreme organlarında meydana gelen yara, bere, sivilce ya da kaşıntıyla oluşan tahrişlerin hemen tedavi edilmesi, bulaşma tehlikesini azaltır.
Korunma yollarından bir diğeri, aşağıdaki belirtileri tanımak ve kişide ya da eşinde görüldüğü taktirde, derhal bir sağlık kuruluşun başvurmaktır. CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIĞI OLANLARIN EŞLERİNİN DE MUTLAKA TEDAVİ EDİLMESİ GEREKİR.
Belirtiler :
Erkeklerde ;
Sık idrara çıkma ve idrarda yanma, ağrı
Penisten idrar sonrası veya sürekli akıntı
Penis yüzeyinde ağrılı ülserler ve kasıklarda elle hissedilen sertlikler
Kadınlarda ;
İdrara çıkmada ağrı ve yanma, sık idrara çıkma
Hazneden koyu renkli ve kötü kokulu akıntı
Her iki cinste ;
Cinsel birleş sırasında ya da cinsel organlarda sürekli ağrı
Sık ölü doğumlar
Üreme organlarında siğiller
Üreme organlarında uçuğa benzer döküntüler, şiddetli ağrı
Makat veya perine (bacakların arasında kalan ve üreme organlarını örten kas dokusu) bölgesinde apseler
Düzenli aralıklarla tekrarlanan kanser taramaları (kadınlarda pap smear testi), erken teşhis için önemlidir.
Yine çok bulaşıcı olan ve ölüme yol açan Hepatit-B virüsüne karşı aşılanma önemlidir. Her iki cinste de akıntılara dikkat etmek ve görüldüğünde hekime başvurmak gerekir. Erkekte ve kadında koyu renkli ve kokulu akıntılar cinsel yolla bulaşan hastalıkların belirtisidir. Beyaz ve kaşıntılı akıntılar ya da sırf kaşıntı, mantarların belirtisidir.
f) Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bulaşma tehlikesi, eş sayısında artışla birlikte artar. Paralı cinsel ilişkiye girenler, korunmak için daima kondom (prezervatif) kullanmalı ve bulaşmaya yol açacak davranışlardan kaçınmalıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)