Tedavide inanç ve ilaç birlikte çalışır
İnancın hastalıkların iyileşme süreçlerine etkisi yoğun olarak tartışılıyor. İlaçların, iyileşmenin yüzde 20'sini sağladığı, yüzde 80'inin ise ruh tarafından yapıldığı iddia ediliyor
Alman Nişantaşı Kliniği Medikal Direktörü Yard. Doç. Dr. Metin Okucu din ve hastalıklarla ilgili dünyada yapılan çalışmaları anlattı:
Ruh ve inanç sağlığımızı etkiler mi?
Bazılarına göre ilaçlar ve cerrahi hastalıktan iyileşmenin sadece yüzde 20'sini sağlarken, geri kalan yüzde 80 ruh tarafından yapılmaktadır. Bunu kesin olarak ölçmek mümkün olmamasına rağmen, çok eski tarihlerden beri süregelen ruh, inançlar ve duanın sağlık üzerindeki etkilerinin araştırılması zamanı çoktan gelmiştir. İşte bu nedenlerle din ve inancın sağlık üzerindeki etkileri giderek daha çok tartışılmaya ve araştırılmaya başlandı.
Sağlık merkezlerinde alternatif yöntemlere sizce yer verilmeli mi? Tıp fakültelerinde din konusu araştırma kapsamına alınmalı mı?
Günümüz tıbbı bunu uygulayan hekimlere bazı kurallar getirdi. Tıp mesleği, fakültelerde alınan eğitim sonrası, tıbbi dergi, kongre ve sempozyumları takip ederek ve tıp derneklerinin sık sık yayımlanan teşhis, tedavi ve uygulama algoritmalarını izleyerek icra edilir. Ama bu sayılanların hiçbirinde din, inançlar, dini uygulamalar ve duanın eğitimi yer almaz. Yani biz doktorlar köşeye sıkışmış durumdayız. Eğitimini almadığımız ancak giderek sağlam deliller ile sağlığa faydası kanıtlanan bu uygulamaların neresinde durabiliriz? İnsanlarımızın tamamına yakını bir din sahibi iken, cennet cehenneme inanırken, duanın iyileşmedeki güçlü rolünü kullanırken Türkiye'de bu konularda bilimsel araştırma yapılmaması, tıp fakültelerinde eğitiminin verilmemesi de bir önemli eksik olabilir.
Alternatif tıp nedir? Modern uygulamaları neler?
Günümüzde alternatif tıp tedavileri çok sayıda farklı inanç ve uygulama içermektedir. Tarihi açıdan ise alternatif tıp, bir camiadaki hekimlerin çoğunluğu tarafından uygulanmayan veya onaylanmayan bir yöntem olarak tanımlanabilir. Buna ek olarak, alternatif tedaviler ne yaygın olarak tıp fakültelerinde ders olarak verilmekte, ne de hastanelerde uygulanmaktadır. Ancak modern tıbbın böyle bir desteğe, tamamlayıcı unsura ihtiyacı olduğu da artık kabul edilmektedir. Bitkisel ürünler, vitaminler, bazı gıdalar, biyoenerji, akupunktur ve zihin-bedenruh çevresindeki uygulamalar alternatif veya tamamlayıcı tıp olarak tanımlanır.
Kimler alternatif yöntemleri istiyor?
Her yıl ABD nüfusunun yarısının alternatif tıbba başvurduğu ortaya çıkmıştır. Bu, yılda 600 milyon vizite ve sarf edilen 30 milyar dolar demektir. Dua etmek de eklenirse, nüfusun yüzde 65'inin bu yöntemleri uyguladığı söylenebilir. Ülkemizde kesin rakamlar olmamakla birlikte, geleneksel otların veya yöntemlerin kullanımı, vitamin alımı ve hele hastalarımız için edilen dualar, aslında neredeyse hepimizin pek farkında olmadan alternatif tıp kullandığımızı ortaya çıkarmaktadır.
25 Mayıs 2007 Cuma
Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalık
Epilepsi tedavi edilebilir bir hastalık
Epilepsi doğuştan olduğu gibi sonradan da ortaya çıkabilir. Beyin zarı iltihabı ve travmalar etkilidir...
Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi, nörolojik bir hastalık. Epilepsi merkez sinir sistemi hücrelerinin ani boşalmaları sonucu gelişen bir tablo. Acıbadem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yasef Özsarfati 'Şöyle bir gelenek söz konusudur: 'Herkesin hayatta bir kez epilepsi nöbeti geçirme hakkı vardır.' Bu açıdan bir sara nöbeti geçirdi diye bir kişi epilepsi hastası sayılamaz. Eğer bu nöbetler zaman zaman tekrarlama eğiliminde olursa o durumda epilepsiden söz edilebilir' diyor.
NEDENLERİ
Epilepsiye özellikle çocukluk çağında daha sık rastlanıyor. Doğuştan gelen faktörler etkili. Ancak epilepsinin tek nedeni doğuştan gelen etmenler değil. Sonradan oluşan faktörler de epilepsiye sebep oluyor. Beyin travmaları, beyin zarlarının iltihabi durumu, doğum esnasında bebeğin oksijensiz kalması, beyin apseleri ve beyin tümörleri bunlar arasında sıralanıyor.
KARIŞTIRMAYIN
Epilepsi nöbetleri ile ateşli havale birbirine karıştırılabiliyor. Öncelikle şunu bilmek gerekir ki ateşli havale ay ve 5 yaş arasında görülür. 6 aydan önce veya 5 yaştan sonra rastlanmaz. Ateşli havalelerde epilepsi nöbeti gibi titreme ve kasılma görülür.
Epilepsi doğuştan olduğu gibi sonradan da ortaya çıkabilir. Beyin zarı iltihabı ve travmalar etkilidir...
Halk arasında sara olarak bilinen epilepsi, nörolojik bir hastalık. Epilepsi merkez sinir sistemi hücrelerinin ani boşalmaları sonucu gelişen bir tablo. Acıbadem Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Yasef Özsarfati 'Şöyle bir gelenek söz konusudur: 'Herkesin hayatta bir kez epilepsi nöbeti geçirme hakkı vardır.' Bu açıdan bir sara nöbeti geçirdi diye bir kişi epilepsi hastası sayılamaz. Eğer bu nöbetler zaman zaman tekrarlama eğiliminde olursa o durumda epilepsiden söz edilebilir' diyor.
NEDENLERİ
Epilepsiye özellikle çocukluk çağında daha sık rastlanıyor. Doğuştan gelen faktörler etkili. Ancak epilepsinin tek nedeni doğuştan gelen etmenler değil. Sonradan oluşan faktörler de epilepsiye sebep oluyor. Beyin travmaları, beyin zarlarının iltihabi durumu, doğum esnasında bebeğin oksijensiz kalması, beyin apseleri ve beyin tümörleri bunlar arasında sıralanıyor.
KARIŞTIRMAYIN
Epilepsi nöbetleri ile ateşli havale birbirine karıştırılabiliyor. Öncelikle şunu bilmek gerekir ki ateşli havale ay ve 5 yaş arasında görülür. 6 aydan önce veya 5 yaştan sonra rastlanmaz. Ateşli havalelerde epilepsi nöbeti gibi titreme ve kasılma görülür.
Avrupa'da grip salgını uyarısı
Avrupa'da grip salgını uyarısı
Avrupalı bilim adamları, sağlık uzmanları ve hükümet temsilcileri, AB'ye, olası bir grip salgınına hazırlık için bir görev gücü oluşturulması çağrısında bulundu.
Avrupa bilimsel çalışma grubu başkanı, Hollanda'daki Erasmus Tıp
Merkezi profesörlerinden Albert Osterhaus, Malta'da 4 gün süren
uluslararası influenza (grip) konferansının sonunda yaptığı
açıklamada, ''Şu an harekete geçmekte başarısız olursak, salgın baş
gösterdiğinde ellerimiz boş kalacak ve bu da gereksiz ölümlere yol
açacak'' dedi.
Prof. Dr Osterhaus, oluşturulacak bir görev gücünün, hastalığı
takip edeceğini, aşı ve anti-viral ilaç üretimlerini, bunların
stoklanmasını kontrol edeceğini, salgınla mücadele için ulusal planlar
arasında koordinasyonu ve yetkililer ile ilaç firmaları arasında
işbirliğini sağlayacağını söyledi.
Sağlık uzmanları, Asya'da ortaya çıkan H5N1 tipi kuş gribinin
öldürücü gribe dönüşebileceğinden ve türünün, 1918-1919 yıllarında,
İspanya'da baş gösteren ve dünya çapında 20 ila 40 milyon kişinin
ölümüne yol açan grip salgınından daha ölümcül olabileceğinden endişe
ediyorlar.
Malta'daki uluslararası grip konferansına yaklaşık 800 kişinin
katıldığı bildirildi.
Avrupalı bilim adamları, sağlık uzmanları ve hükümet temsilcileri, AB'ye, olası bir grip salgınına hazırlık için bir görev gücü oluşturulması çağrısında bulundu.
Avrupa bilimsel çalışma grubu başkanı, Hollanda'daki Erasmus Tıp
Merkezi profesörlerinden Albert Osterhaus, Malta'da 4 gün süren
uluslararası influenza (grip) konferansının sonunda yaptığı
açıklamada, ''Şu an harekete geçmekte başarısız olursak, salgın baş
gösterdiğinde ellerimiz boş kalacak ve bu da gereksiz ölümlere yol
açacak'' dedi.
Prof. Dr Osterhaus, oluşturulacak bir görev gücünün, hastalığı
takip edeceğini, aşı ve anti-viral ilaç üretimlerini, bunların
stoklanmasını kontrol edeceğini, salgınla mücadele için ulusal planlar
arasında koordinasyonu ve yetkililer ile ilaç firmaları arasında
işbirliğini sağlayacağını söyledi.
Sağlık uzmanları, Asya'da ortaya çıkan H5N1 tipi kuş gribinin
öldürücü gribe dönüşebileceğinden ve türünün, 1918-1919 yıllarında,
İspanya'da baş gösteren ve dünya çapında 20 ila 40 milyon kişinin
ölümüne yol açan grip salgınından daha ölümcül olabileceğinden endişe
ediyorlar.
Malta'daki uluslararası grip konferansına yaklaşık 800 kişinin
katıldığı bildirildi.
Hamilelere beslenme önerileri
Hamilelere beslenme önerileri
Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, aşermenin, hormonal etkiler sonucu gerçekleştiği belirtilerek, hamilelerin canlarının çektiği yiyeceği değil, vücut için gerekli olanları, ölçülü şekilde tüketmeleri önerildi.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Türkiye’de her yıl yaklaşık 1 milyon 400 bin doğum gerçekleştiği, gebelik öncesi ve gebelik döneminde yetersiz ve dengesiz beslenmenin, anne ve bebek ölümlerine yol açan bir çok sağlık sorununu beraberinde getirdiği kaydedildi.
Açıklamada, gebelik öncesi ve gebelik dönemindeki beslenme şekli ile bebeğin doğum ağırlığı, beyin gelişimi ve sağlığı arasında yakın ilişki olduğu vurgulandı.
Beslenme bozukluklarına bağlı olarak, hamile kadınların yüzde 58’inde, kansızlık, kan hücrelerinin yapımında gerekli olan folik asit, fiziksel ve zihinsel gelişimde etkili iyot ve kemik gelişiminde rol oynayan kalsiyum yetersizliklerinin görüldüğü bildirilen açıklamada, dünyada her yıl doğan 6 bebekten 1’inin, 2 bin 500 gramın altında ve düşük doğum ağırlığı ile doğduğu, bu oranın Türkiye’de yüzde 10-12 arası olduğu belirtildi.
1-2 KAŞIK ÇÖKELEK
Düşük doğum ağırlığının en önemli nedenlerinden birinin, hamile kadınlarda görülen beslenme bozuklukları olduğu kaydedilen açıklamada, anne adaylarına şu uyarılar yapıldı: "Normal zamanda yediklerinize ek olarak, her gün en az 2 su bardağı kadar süt veya yoğurt tüketin. Bu besinlerin yerine 2-3 kibrit kutusu kadar peynir veya 1-2 kaşık çökelek de tüketmeniz yararlı olacaktır. Çiğ süt ve bundan yapılan peynirler zararlı mikropları içerdiğinden pastörize süt ve bu sütlerden yapılan peynirleri tercih edin.
Normal zamanda yediklerinize ek olarak, bir adet yumurta veya yumurta kadar et, tavuk, balık, bu besinler tüketilemiyorsa kurubaklagil yemekleri, mercimekli veya nohutlu çorbaların tüketilmesine özen gösterin. Vitaminler açısından zengin olan taze sebze ve meyveleri her öğünde düzenli olarak tüketmeye çalışın. Azar azar ve sık aralıklarla beslenin. Uzun süre aç kalmayın.
Yemeklerde sıvı yağları tercih edin. Gün içinde zeytinyağı da tüketmeye özen gösterin. Fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagillerin yanında, C vitamini açısından zengin bol limonlu salata, taze soğan veya meyve tüketin. Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanın." Gebelikte aşermenin hormonal etkiler sonucu gerçekleştiği kaydedilen açıklamada, "Bu nedenle canınızın her çektiği yiyeceği değil, vücudunuz için gerekli olanları, ölçülü şekilde tüketin.
Gebeliğiniz boyunca her ay 1-1.5 kg olmak üzere, toplam 7-14 kg alacak şekilde ağırlık artışınızı kontrol edin" denildi.
Açıklamada, hamilelerin, kesinlikle sigara ve alkol kullanmamaları, sigara içilen ortamlardan uzak durmaları gerektiği vurgulandı.
Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, aşermenin, hormonal etkiler sonucu gerçekleştiği belirtilerek, hamilelerin canlarının çektiği yiyeceği değil, vücut için gerekli olanları, ölçülü şekilde tüketmeleri önerildi.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Türkiye’de her yıl yaklaşık 1 milyon 400 bin doğum gerçekleştiği, gebelik öncesi ve gebelik döneminde yetersiz ve dengesiz beslenmenin, anne ve bebek ölümlerine yol açan bir çok sağlık sorununu beraberinde getirdiği kaydedildi.
Açıklamada, gebelik öncesi ve gebelik dönemindeki beslenme şekli ile bebeğin doğum ağırlığı, beyin gelişimi ve sağlığı arasında yakın ilişki olduğu vurgulandı.
Beslenme bozukluklarına bağlı olarak, hamile kadınların yüzde 58’inde, kansızlık, kan hücrelerinin yapımında gerekli olan folik asit, fiziksel ve zihinsel gelişimde etkili iyot ve kemik gelişiminde rol oynayan kalsiyum yetersizliklerinin görüldüğü bildirilen açıklamada, dünyada her yıl doğan 6 bebekten 1’inin, 2 bin 500 gramın altında ve düşük doğum ağırlığı ile doğduğu, bu oranın Türkiye’de yüzde 10-12 arası olduğu belirtildi.
1-2 KAŞIK ÇÖKELEK
Düşük doğum ağırlığının en önemli nedenlerinden birinin, hamile kadınlarda görülen beslenme bozuklukları olduğu kaydedilen açıklamada, anne adaylarına şu uyarılar yapıldı: "Normal zamanda yediklerinize ek olarak, her gün en az 2 su bardağı kadar süt veya yoğurt tüketin. Bu besinlerin yerine 2-3 kibrit kutusu kadar peynir veya 1-2 kaşık çökelek de tüketmeniz yararlı olacaktır. Çiğ süt ve bundan yapılan peynirler zararlı mikropları içerdiğinden pastörize süt ve bu sütlerden yapılan peynirleri tercih edin.
Normal zamanda yediklerinize ek olarak, bir adet yumurta veya yumurta kadar et, tavuk, balık, bu besinler tüketilemiyorsa kurubaklagil yemekleri, mercimekli veya nohutlu çorbaların tüketilmesine özen gösterin. Vitaminler açısından zengin olan taze sebze ve meyveleri her öğünde düzenli olarak tüketmeye çalışın. Azar azar ve sık aralıklarla beslenin. Uzun süre aç kalmayın.
Yemeklerde sıvı yağları tercih edin. Gün içinde zeytinyağı da tüketmeye özen gösterin. Fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagillerin yanında, C vitamini açısından zengin bol limonlu salata, taze soğan veya meyve tüketin. Yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanın." Gebelikte aşermenin hormonal etkiler sonucu gerçekleştiği kaydedilen açıklamada, "Bu nedenle canınızın her çektiği yiyeceği değil, vücudunuz için gerekli olanları, ölçülü şekilde tüketin.
Gebeliğiniz boyunca her ay 1-1.5 kg olmak üzere, toplam 7-14 kg alacak şekilde ağırlık artışınızı kontrol edin" denildi.
Açıklamada, hamilelerin, kesinlikle sigara ve alkol kullanmamaları, sigara içilen ortamlardan uzak durmaları gerektiği vurgulandı.
Alkol kasları tahrip ediyor
Alkol kasları tahrip ediyor
Uzun süreli alkol kullanımının vücuda verdiği zararlardan biri de kasları tahrip etmesi. Bu yüzden alkol tüketimini mutlaka sınırlayın
Alkolün uzun süre kullanılması halinde vücuda verdiği zararlardan biri de kasların tahrip olması. İngiliz bilim adamları tarafından yapılan araştırmada, uzun süreli alkol kullanımının bacaklardaki ve vücudun diğer yerlerindeki kaslarda tahribata yol açabildiğini gösteriyor.
UYKU KALİTESİNİ DÜŞÜRÜR
Araştırmayı yapan bilim adamları, alkolden kaynaklanan bu kas tahribatının, kalp kasları ile mide ve ince bağırsak sisteminin düz kasları da dahil, tüm vücudu etkileyen bir hastalık sürecinin parçası olabileceğine dikkati çektiler. Öte yandan iyi bir uyku için yatmadan 4 saat öncesinde alkol kullanımını kesmenizde, mümkünse alkolden tamamen uzak durmanızda yarar var.
Uzun süreli alkol kullanımının vücuda verdiği zararlardan biri de kasları tahrip etmesi. Bu yüzden alkol tüketimini mutlaka sınırlayın
Alkolün uzun süre kullanılması halinde vücuda verdiği zararlardan biri de kasların tahrip olması. İngiliz bilim adamları tarafından yapılan araştırmada, uzun süreli alkol kullanımının bacaklardaki ve vücudun diğer yerlerindeki kaslarda tahribata yol açabildiğini gösteriyor.
UYKU KALİTESİNİ DÜŞÜRÜR
Araştırmayı yapan bilim adamları, alkolden kaynaklanan bu kas tahribatının, kalp kasları ile mide ve ince bağırsak sisteminin düz kasları da dahil, tüm vücudu etkileyen bir hastalık sürecinin parçası olabileceğine dikkati çektiler. Öte yandan iyi bir uyku için yatmadan 4 saat öncesinde alkol kullanımını kesmenizde, mümkünse alkolden tamamen uzak durmanızda yarar var.
Yaşlanmayı geciktirmek mümkün. Nasıl mı?
Yaşlanmayı durdurmak mümkün değildir. Ancak yaşlanmayı geciktirmek ve yaşlılıkta oluşabilecek bazı hastalıkları ve yetersizlikleri önlemek olasıdır. Herşeyden önemlisi beyin fonksiyonlarını diri tutup, yaşlılığı ertelemek mümkün.
Bir şeyi ne kadar çok yaparsak bir süre sonra o yaptığın şeyi çok iyi yapmaya başladığımızı çoğumuz biliyoruz. Bu düşünceden hareketle kendimizi geliştirmek ve bunu sürdürmek elimizde. Genç bir erişkin olarak yapmaya alıştığımız ve çok iyi yaptığımız şeyleri aynı alışkanlıklarla yapmayı sürdürmek yaşlılığı geciktirmek için yapılacak şeylerin ilk basamağını teşkil eder.
Bir şeyi devamlı yapmak, o yaptığımız şeyi çok iyi yapmamızı sağlar, bunun yanında öğrendiklerimize hergün yeni şeyler eklemek bizi aktif ve zinde tutar. Beynin yaşlanmasını geciktirir ve beyin kapasitesini arttırır.
Yaşlanmaya yol açan faktörlerden birisi de hormon salınımlarındaki azalmadır. Bunu replase etmek mümkündür. Hormon replasman tedavileri eksik olan yerine koyma tedavileridir.
Kesinlikle ebedi gençliği vadetmez, fakat eksiklik sendromlarında yerinde ve zamanında kullanılırsa, çok işe yaradığı da kanıtlanmıştır. Örneğin; östrojen yetmezliği sendromları, testesteron yetmezliği belirtileri, trioid hormonları eksiklikleri gibi durumlarda eksik olanı yerine koyma tedavileri doğru ve uygun zamanda kullanılırsa, çok fayda sağlanılan tedavilerdir.
Beden yaşlandıkca bazı vitamin ve minerallere gereksinimi artar. Ancak avuç dolusu vitamin almak hiçbir zaman ebedi gençliği getirmez. Ayrıca bazı vitaminlerin gerekliliği ve dozu üzerinde de tam bir fikir birliğine varılamamıştır.
Beslenme yoluyla doğru ve doğal vitamin almak en uygun yoldur, ancak yaşlılıkta bozulan beslenme düzeni bazı vitamin ve minerallerin verilmesini lüzumlu kılmaktadır.
Yaşlılığı geciktirici yöntemlerden biri de yaşam tarzı değişiklikleridir. Sosyal yaşam, hareketlilik, iş değişikliği, çevre değişikliliği, pozitif düşünce tarzı insanı ruh ve beden olarak zinde tutar ve motive eder. Sürekli gelecekle ilgili planlar yapmak, sık seyahat etmek, ev eşyaları, gardrop yenilemek, yeni arkadaşlar edinmek, yeni şeyler öğrenmek sürekli insanı motive ederek ve pozitif duygular vererek devamlı bir zindelik sağlar.
Maaselef televizyon izlemek yaşlılığı tetikleyen olayların başında gelen bir alışkanlıktır. Çünkü televizyon seyretmek için arkadaşa ihtiyaç duymazsınız, konuşmaya gerek yoktur. Giyinip kendinize özen göstermenize de gerek yoktur.
Hareket etmezsiniz, düşünmezsiniz ama can sıkıntısından kurtulmak için televizyon karşısında sürekli bir şeyler atıştırırsınız. Bütün bunlar da ne yazık ki, yaşlılığı arttıran sebeplerin başında gelir.
Kısaca insan ömrü son yüzyıllarda uzasa da yaşlılığı önlemek henüz mümkün değil. Anti aging programlarındaki esas amaç uzayan ortalama insan ömründe yaşlı nufüsun artması nedeniyle yaşlılığın meydana getirdiği yetmezlikleri önlemek, mümkün olduğunca başka birisinin bakımına gereksinim duyulmadan yaşayabilmek ve nispeten sağlıklı ve mutlu bir dönem geçirilmesine olanak sağlamaktır.
Elektrikli aletler depresyon nedeni
Elektrikli aletler depresyon nedeni
Bilgisayar, mikrodalga fırınlar ve cep telefonlarının yarattığı manyetik alanın insanların hastalanmasına sebep olduğunu ilk kez resmen kabul edildi. İngiliz hükümetinin hazırladığı rapora göre, bu cihazlar insanlarda baş ağrısı, halsizlik ve depresyona zemin hazırlıyor. Şimdiye kadar bir hastalık olarak kabul edilmeyen bu alerjik reaksiyona ‘elektrik hassasiyeti’ adı veriliyor. Daha önce insanların şikayetlerini iş stresine bağlayan hükümet, nüfusun yüzde 5’inin elektrikli aletlerin oluşturduğu manyetik alandan rahatsızlandığını kabul ederek, yeni yasal düzenlemelerin ve tedavi yöntemlerinin önünü açmış oldu.
KADINLAR ELEKTRİK HASSASİYETİNDEN ŞİKAYETÇİ
‘Elektrik hassasiyeti’ hastalığına daha çok kadınlarda rastlanıyor. Bu alerjik reaksiyona yakalanan kadınlar, durumlarını eşlerine bile anlatamıyor. Çünkü eşleri kadınların işten kaçmak için bahane bulduğunu düşünüyor. Uzmanlar elektromanyetik dalgalardan korunmak için evlerin duvarlarının ince alüminyum levhalarla kaplanmasını, pencerelere ve yatakların üzerine gümüş kaplı özel kumaşlardan asılmasını öneriyor. Hatta İsveç’te elektrikli ocak nedeniyle ‘elektrik hassasiyeti’ vakaları arttığı için, gazlı ocak kullanımı yaygınlaşmaya başladı.
Bilgisayar, mikrodalga fırınlar ve cep telefonlarının yarattığı manyetik alanın insanların hastalanmasına sebep olduğunu ilk kez resmen kabul edildi. İngiliz hükümetinin hazırladığı rapora göre, bu cihazlar insanlarda baş ağrısı, halsizlik ve depresyona zemin hazırlıyor. Şimdiye kadar bir hastalık olarak kabul edilmeyen bu alerjik reaksiyona ‘elektrik hassasiyeti’ adı veriliyor. Daha önce insanların şikayetlerini iş stresine bağlayan hükümet, nüfusun yüzde 5’inin elektrikli aletlerin oluşturduğu manyetik alandan rahatsızlandığını kabul ederek, yeni yasal düzenlemelerin ve tedavi yöntemlerinin önünü açmış oldu.
KADINLAR ELEKTRİK HASSASİYETİNDEN ŞİKAYETÇİ
‘Elektrik hassasiyeti’ hastalığına daha çok kadınlarda rastlanıyor. Bu alerjik reaksiyona yakalanan kadınlar, durumlarını eşlerine bile anlatamıyor. Çünkü eşleri kadınların işten kaçmak için bahane bulduğunu düşünüyor. Uzmanlar elektromanyetik dalgalardan korunmak için evlerin duvarlarının ince alüminyum levhalarla kaplanmasını, pencerelere ve yatakların üzerine gümüş kaplı özel kumaşlardan asılmasını öneriyor. Hatta İsveç’te elektrikli ocak nedeniyle ‘elektrik hassasiyeti’ vakaları arttığı için, gazlı ocak kullanımı yaygınlaşmaya başladı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)