Bio enerji uzmanı Fatma Tatriyeva, hastalıkların olumsuz düşüncenin etkisiyle başladığı görüşünde. Tatriyeva'ya göre kırılgan kişilerin karaciğeri, sevgide sorun yaşayanların ise kalbi hasta oluyor.
Eski Sovyet ülkelerinden Kazakistan'da doğup büyüyen Çeçen asıllı Fatma Tatriyeva'da Sovyetlerin dağılmasından sonra bio enerji eğitimi alıp geçimini bu yolla kazanan alternatif tıp doktorlarından birisi. Kremlin ile Çeçenistan arasında bitmeyen savaşta eşini kaybedince geçimini sağlamak için sadece yakınlarını iyileştirmek için kullandığı bilgi ve yeteneğini bir mesleğe dönüştürmeye karar vermiş. Şimdi İstanbul'da doktorlar tarafından umutsuz görülen bir çok rahatsızlığı uyguladığı 8 ayrı çeşit masaj tekniği ve bio enerji seanslarıyla tedavi ediyor.
Fatma Tatriyeva 1999'da eşi ve oğlu ile bir yakınlarına misafir olmak üzere İstanbul'a gelir. Eşi onları misafir kaldıkları yakınlarının yanında bir süreliğine bırakıp başlayan ikinci Çeçenistan Savaşı yüzünden geri döner. Bu onların birbirlerini son görüşleri olur. Bir süre sonra Fatma, eşinin savaşta öldüğü haberini alır. Ondan sonra da sıkıntılı günler başlar. Üç ay içinde kendi çabalarıyla Türkçe öğrenir. Kazakistan'da eğitimini aldığı ve diploma sahibi olduğu uzmanlık alanı "bio enerji" ile Türkiye'de kendine yeni bir hayat kurmaya çalışır. Fatma Tatriyeva ilk önce ona yardım etmek isteyen bir tandığının annesinin uzun yıllardır şikayetçi olduğu başağrısı, tansiyon ve uykusuzluk sorunlarını uyguladığı özel tekniklerle tedavi ederek başlar. Ardından da bunu duyan diğer komşuları yavaş yavaş ona yeni hastalar getirir. İkinci evliliğini yapan Tatriyeva şimdi İstanbul'da modern tıpdan umudunu kesen insanlara da yardım etmeye devam ediyor.
Nasıl tedavi ediyor?
Bütün fiziksel ve ruhsal hastalıkların tek nedeninin olumsuz düşünceler olduğunu söyleyen bio enerji uzmanı Fatma Tatriyeva'nın uyguladığı 8 çeşit masaj yöntemi şunlar: Sigmentar Masaj, Şiatsu, Vakum, Bal ile Masaj, Vibro Masaj, Japon Masajı, Akupunktur ve Zayıflama Masajları. Bu masaj çeşitlerinin her biri farklı amaçlar için yapılıyor. Kadınlar en çok kreçlenme, bel ve omurg ağrılarına iyi gelen ve kasları rahatlatan bal masajına ve her seansta 2 santim incelten zayıflama masajına ilgi gösteriyor. Tatriyeva seans sırasında öncelikle vücudun enerji alanında elleri yardımıyla inceleme yaparak sorunlu bölgeleri tespit ediyor. O alanda kilitlenen enerjiyi rahatlatacak uygulamalar yapıp sonra hastanın taşıdığı fiziksel rahatsızlık hangi masaj yöntemiyla tedavi edilebilir onu tespit ediyor. Ardından da birkaç seans sürecek olan masaj tedavisi başlıyor. Fatih'de Nisa Kuaför'de kendisine özel bir yer ayrılan Tatriyeva, burada hastalarına şifa veriyor.
Maddi sıkıntı bele vuruyor
Fatma Tatriyeva hangi olumsuz düşüncenin hangi bedensel hastalığa neden olduğunu da anlattı. Buna göre bel ağrısını daha çok maddi sıkıntılar üzerine yoğunlaşan insanlar çekiyor. Özellikle de erkekler. Karaciğer rahatsızlıkları kırılgan ve hassas insanların başına gelirken kalp hastalıkları ise daha çok sevdiği insanlarla sorun yaşayan kişilerde görülüyor. Varis problemi hayattan bıkmış, yorgun, yaşama sevincini yitirmiş kişilerde görülürken boyun ağrıları ve boyun bölgesinde rahatsızlık çeken insanların ortak derdi hayatın zorluklarını taşıyamıyor olmaları. Göz ağrısı ise gözlerin artık her şeyi görmek istememesi. Üzücü ve kötü yaşantıları gözlemlemekten acı çekiyor olması.
BİO ENERJİ NEDİR?
20. yüzyılın başında Rus bilim adamları tarafından ortaya atılmış ancak "Marksizm-Leninizm'e aykırı" diye yasaklanmış. Bugün ise yeniden biyoenerji dünyada ilgi görüyor. Çok eski doğu kültürlerinde halk doktorları insan vücudunda 'qi' denilen bir enerjinin olduğunu, bel kemiğinde 7 noktadan oluşan bu enerjinin sinir merkezine bağlandığını keşfetmişler.
Kaynak:Yeni Şafak
20 Mayıs 2007 Pazar
Doğadan gelen mucize
"Mucize İlaç", "Doğal Şifa", "Yanık Bitkisi" olarak insanoğlunun 4000 yıldır tanıdığı doğal sağlık ve şifa kaynağı muhteşem bir bitkidir.
Antik çağlara uzanan geçmişi, ilk olarak 1862 yılında Alman Mısır Bilimci George Ebers tarafından bir dizi bitkisel tedavi reçetesini bünyesinde bulunduran MÖ 3500 yılına ait antik Mısır papirüsü üzerinde keşfedilmiştir.Efsaneye göre Aristo, Büyük İskender 'e yaralı askerlerini iyileştirmede zengin Aloe kaynaklarından faydalanabilmsei için Hint Okyanusu'ndaki Socotra adasını ele geçirmesi için tavsiyede bulunmuştur. Mısır kraliçeleri Nefertiti ve Kleopatra da güzellik amaçlı Aloe'den yararlanmıştır. Modern tıbbın babası Galen'in (kalbin ve dolaşımın nasıl işlediğini tarif eden ilk doktor) de tedavilerinde Aloe Vera kullandığı bilinmektedir.
Aloe Vera nın 200 den fazla çeşidi olmasına rağmen bunlardan sadece 3-4 tanesi tıbbi amaçla kullanılmaktadır (Linne, Barbadensis Miller gibi).Peki hangisi daha iyi? Hangisinin kullanıldığı ürünleri almalıyım? Barbadensis Miller ın kullanıldığı ürünleri ve Uluslararası Aloe Bilim Konseyi damgalı ürünleri kullanmalıyız.
ALOE VERA hastalanmama oranını % 80 artırır.
Bağışıklık sistemini güçlendirir, Toksin ve zehir atımını sağlar.
Enerji artırımını sağlar, Hücre yenilenmesini ve onarılmasını sağlar.
http://aleovera.tr.cx/
Antik çağlara uzanan geçmişi, ilk olarak 1862 yılında Alman Mısır Bilimci George Ebers tarafından bir dizi bitkisel tedavi reçetesini bünyesinde bulunduran MÖ 3500 yılına ait antik Mısır papirüsü üzerinde keşfedilmiştir.Efsaneye göre Aristo, Büyük İskender 'e yaralı askerlerini iyileştirmede zengin Aloe kaynaklarından faydalanabilmsei için Hint Okyanusu'ndaki Socotra adasını ele geçirmesi için tavsiyede bulunmuştur. Mısır kraliçeleri Nefertiti ve Kleopatra da güzellik amaçlı Aloe'den yararlanmıştır. Modern tıbbın babası Galen'in (kalbin ve dolaşımın nasıl işlediğini tarif eden ilk doktor) de tedavilerinde Aloe Vera kullandığı bilinmektedir.
Aloe Vera nın 200 den fazla çeşidi olmasına rağmen bunlardan sadece 3-4 tanesi tıbbi amaçla kullanılmaktadır (Linne, Barbadensis Miller gibi).Peki hangisi daha iyi? Hangisinin kullanıldığı ürünleri almalıyım? Barbadensis Miller ın kullanıldığı ürünleri ve Uluslararası Aloe Bilim Konseyi damgalı ürünleri kullanmalıyız.
ALOE VERA hastalanmama oranını % 80 artırır.
Bağışıklık sistemini güçlendirir, Toksin ve zehir atımını sağlar.
Enerji artırımını sağlar, Hücre yenilenmesini ve onarılmasını sağlar.
http://aleovera.tr.cx/
Antiseptik ilaçlar (Antiseptika)
Bir hastalık belirtisinde antiseptik(mikrop kırıcı) ilaçlar gerektiğinde, genel anlamda veya idrar yolları için kullanılan antiseptik ilaçlara başvurulabilir. Bu ilaçlardan bazıları: Kocayemiş yaprağı, civanperçemi, kekik, sarmısak, ayrıkotu kökü, ardıç kozalağı, aynısafa, altınbaşak, kestane yaprağı, mayıs papatyası, ısırganotu, lavanta, echinacea kökü veya preparatları.
Etkili bir bitki karışımı: Kocayemiş yaprağı 2 ölçü, civanperçemi 1 ölçü, altınbaşak(veya ısırganotu) 1 ölçü, mayıs papatyası 1 ölçü, kekik 1 ölçü. Bitkiler çok ince kıyılır, ölçülür ve iyice karıştırılır. Yarım veya bir tatlı kaşığı bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, ağzı kapalı olarak 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay, aç karnına veya öğün aralarında, soğutulmadan içilir.
Kocayemiş yaprağı, civanperçemi, kekik, mayıs papatyası, ısırganotu ve aynısafa oturma banyoları da, çay içiminin yanı sıra günde 1-2 kere yapıldığında, iyileşme süreci kısalacaktır.
Etkili bir bitki karışımı: Kocayemiş yaprağı 2 ölçü, civanperçemi 1 ölçü, altınbaşak(veya ısırganotu) 1 ölçü, mayıs papatyası 1 ölçü, kekik 1 ölçü. Bitkiler çok ince kıyılır, ölçülür ve iyice karıştırılır. Yarım veya bir tatlı kaşığı bitki, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır, ağzı kapalı olarak 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak taze demlenmiş çay, aç karnına veya öğün aralarında, soğutulmadan içilir.
Kocayemiş yaprağı, civanperçemi, kekik, mayıs papatyası, ısırganotu ve aynısafa oturma banyoları da, çay içiminin yanı sıra günde 1-2 kere yapıldığında, iyileşme süreci kısalacaktır.
Bilgisayar Kullanımına Bağlı Göz Yorgunluğu
Günümüz modern teknolojisinde, ister iş hayatı ister özel hayat olsun, bilgisayarların yeri ve önemi inkar edilemez. Bu makinelerin faydası yadsınamamakla birlikte, kullanımları yüksek görsel dikkat istemektedir. Bilgisayar kullanımına bağlı olarak artan şikayetlerin büyük çoğunluğu, gözlerle ilgili olanlarıdır.
Bilgisayar kullanımına bağlı olarak, gözün kendisinde ya da görme kalitesinde birtakım problemlerin meydana gelmesi, göz yorgunluğu hali olarak yorumlanmaktadır. Sıklıkla görülen belirtileri şöyle sıralanabilir: Yorgun ve ağrılı gözler, gözlerde yanma ve batma, bulanık görme, kuruluk hissi, sulanma, kaşıntı, kızarıklık, gözleri kısarak bakmak, odaklama zorluğu, çift görme, yazı karakterlerinin veya grafiklerin etrafında ışık hareleri ya da saçılmalar görmek, ışığa karşı hassasiyet, baş ağrısı, boyun, sırt ve omuz ağrısı.
Sayılan bu belirtilerden bazılarının, bilgisayar karşısında çalışırken yaşanıyor olması, bilgisayara bağlı göz yorgunluğunu işaret ediyor olabilir. Belirtilerin görülme sıklığı ve şiddeti, kişiye bağlı sebepler dışında, çalışma ortamının şekline ve kişinin alışkanlıklarına göre de değişiklikler gösterecektir. Bu bağlamda, bilgisayar kullanımının gözlerde yarattığı problemlerden ve çözüm önerilerinden bahsetmek faydalı olacaktır.
Bahsedilen yorgunluk belirtilerini kendisinde hisseden kişi ilk olarak muayenesini yaptırıp, göz sağlığı hakkında bilgi edinmelidir; çünkü bu belirtilerin en büyük nedeni gözlerdeki kırma kusurudur (gözlük veya lens takmayı gerektirecek numara bozukluğu). Miyopi, hipermetropi, astigmatizma gibi kırma kusurlarının olup olmadığı saptanarak bunların gözlük camı veya lenslerle düzeltilmesi bu konudaki ilk aşamadır. Ayrıca halen kullanılan gözlük camı veya lenslerin numaralarının yetersiz kalması da göz yorgunluğuna sebep olabilecektir. Burada, halk arasında yaygınca inanılan yanlış bir görüşe değinmek ve doğrusunu anlatmak yerinde olacaktır; bilgisayar kullanımı insanların gözlerini bozmaz. Ancak mevcut olan ve kişinin o ana kadar önemsemediği veya bilmediği bir kırma kusurunun, belirtileriyle ortaya çıkmasına aracılık eder. Çalışma koşulları çok aşırıya kaçmadıkça normal bir göz bilgisayar karşısında bozulmaz.
Yakın objelere bakarken gözlerde meydana gelen uyum değişiklikleri, tıp dilinde akomodasyon olarak adlandırılır. Uzaktaki cisimden yakın bir cisme bakıldığında, gözlerdeki birtakım küçük kaslar kasılarak, kristal lens dediğimiz göz içindeki merceğin çapını değiştirir, böylece gözler yakına uyum sağlamış olur. Farklı uzaklıktaki objelerin her an net görülebilmesi, ancak bu bahsettiğimiz akomodasyon mekanizmasının sorunsuz çalışabilmesiyle mümkündür. Mekanizmada yetersizlik oluşursa, bilgisayar monitöründeki objelere ve/veya uzaktaki cisimlere bakarken kısa veya uzun süreli geçici bir bulanık görme hali oluşur. Normal şartlarda gözler, yakından uzağa ( veya uzaktan yakına) yarım saniye içerisinde uyum sağlarlar, yani yakın objeye bakarken birden uzaktaki cismi seçmek ve onu net algılamak bu süreyi geçmemelidir. Eğer bu süre uzarsa uyum mekanizmasında yetersizlik söz konusudur. Bu durum göz yorgunluğu ve baş ağrısına yol açacaktır, tedavisinde gözlükler kullanılmaktadır.
Akomodasyon (uyum) mekanizması, 40 yaşından sonra insanlarda doğal bir süreç olarak yetersiz olmaya başlar ve 60 yaşlarında tam yetersizlik gelişir. Bu duruma presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme bozukluğu) adı verilir. Tedavisi yakın okuma gözlüğüdür ve genellikle 35-40 cm' lik yakın okuma mesafesine göre ayarlanarak verilir. Ancak bilgisayar karşısında çalışırken monitörler genellikle 70- 75 cm uzakta bulunur, bu mesafeyi net görmek için ikinci bir yakın gözlük edinmek yararlı olacaktır, çünkü esas yakın gözlüğüyle monitöre bakmak, mesafe uygunsuzluğu nedeniyle gözleri yoracaktır.
Bilgisayarlarda ekran özellikleri, gözleri etkileyen diğer bir önemli faktördür. Çalışmalar sonucu anlaşılmıştır ki, gözler monitöre baktığında tam bir kilitlenme (yani tam bir ekrana uyum) sağlanamamakta, yukarda bahsettiğimiz küçük göz kasları sürekli kasılıp gevşemekte ve kristal göz merceği devamlı şekil değiştirmektedir; bunun anlamı gözlerin ekrana tam odaklanamamasıdır, tabii ki sonucunda göz yorgunluğu şikayetleri başlayacaktır. Bu sebeple, göz sağlığı açısından, kullanılan ekranlar yüksek çözünürlü ve düşük parlaklık oranlı olmalıdır, büyük ve daha gelişmiş teknoloji ürünü ekranlar (LCD) en sorunsuz ekran tipleridir. Koruyucu filtre kullanılması hem yansımayı azaltır, hem de düşük bir oranda da olsa monitörden yayılan radyasyonu süzer. Teknik bir bilgi olarak, 14'' lik monitörlerin, yeni teknoloji ürünü düşük radyasyonlu büyük monitörlere oranla on kat daha fazla radyasyon yaydığını burada vurgulayalım.
Gözlerde kuruma hissi, bilgisayar kullanıcılarının en sık karşılaştığı sorundur; yanma, batma, kaşınma, göz yaşarması ve kızarma ile kendini belli eder. Bu durum kontakt lens kullananlarda daha belirginleşir, sebebi lensin doğallığını koruyan gözyaşı tabiatının monitör karşısında değişmeye başlamasıdır. Gözdeki kuruma hissinin en büyük sebebi, monitöre bakarken normalin 1/3' üne inen göz kırpmalarıdır, çünkü insan yakındaki bir objeye dikkatini verdiğinde refleks olarak daha az göz kırpmaya başlar. Gözkapakları her kırpmada gözyaşını kornea dediğimiz saydam tabakaya yayıp, oksijenlenmesini, nemlenmesini ve beslenmesini sağladıkları için, az kırpıldığında gözler kuru kalacak ve batmaya başlayacaktır. Diğer bir sebep monitörün göz hizasının üzerinde bulunmasıdır, bu durumda gözler yukarı doğru bakacağından kapaklar daha açılmış kalacak, bu da göz yaşının buharlaşmasını arttırarak kurumaya yol açacaktır. Ayrıca, çalışma ortamındaki havalandırmanın nem oranının yüksek olması ve havalandırmanın direk göze doğru gelmesi de gözlerde kurumaya yol açabilecektir. Bilgisayar kullanırken, sayılan bu etkenlerden gözlerin kurumasını önlemek için, göz kırpma sayısını bilinçli olarak arttırmak, belirli aralıklarla uzağa bakarak göz kırpma refleksini normale döndürmek alınacak önlemler arasındadır. Monitörü göz hizasının altına yerleştirmek gerekir, bunun ayarı monitörün üst kenarının göz seviyesinin biraz altında kalmasını sağlayarak yapılabilir. Bu önlemlerle geçmeyen göz kuruması, suni gözyaşı damlalarıyla tedavi edilmek durumundadır.
Gözlerimizde, fazla ışığın içeri girmesini ve gözü rahatsız etmesini engelleyen bir mekanizma bulunmaktadır. Aşırı parlak bir ışık bu mekanizmayı otomatik olarak devreye sokar ve gözün daha fazla çalışarak efor sarf etmesine neden olur. Bunun uzun sürmesi durumunda gözler yorulacak, bu aşırı ışıklı ortamdan rahatsız olduğunu, yorgunluk belirtilerini ortaya çıkararak anlatmaya çalışacaktır. Çalışma ortamında direk göze gelen bir ışık kaynağını ortadan kaldırmak gerekir, pencereden sızan ışığın arkaya alınması da gözleri rahatlatacaktır. Kullanılacak ışık kaynağının, arkadan, omuz hizasından monitöre veya çalışma masasına düşecek şekilde ayarlanması gerekir. Ayrıca monitörün kontrast ve parlaklık ayarının da uygun bir şekilde ayarlanması yerinde olacaktır, ekran zemin renginin açık, yazı karakterlerinin ise koyu renklerde tercih edilmesi gözlerin zorlanmasını önleyecektir.
Bilgisayar karşısında çalışırken, gözlerin sağlığını korumanın en güzel yolu, onları sık sık dinlendirmektir. Her yarım saatte bir ara vermek, birkaç saniye kapalı tuttuktan sonra uzaktaki bir objeye bakıp gözleri rahatlatmak yeterlidir. Çalışma masası ve sandalyesinin ergonomi kurallarına uygunluğu vücudu da rahatlatacaktır. Uzun süreli çalışmalarda, saat başı yapılacak basit vücut egzersizleri, diri kalmaya yardımcı olacaktır.
Op.Dr. Özcan Karakurt
Göz Hastalıkları Uzmanı
İstanbul - 17.07.2001
Bilgisayar kullanımına bağlı olarak, gözün kendisinde ya da görme kalitesinde birtakım problemlerin meydana gelmesi, göz yorgunluğu hali olarak yorumlanmaktadır. Sıklıkla görülen belirtileri şöyle sıralanabilir: Yorgun ve ağrılı gözler, gözlerde yanma ve batma, bulanık görme, kuruluk hissi, sulanma, kaşıntı, kızarıklık, gözleri kısarak bakmak, odaklama zorluğu, çift görme, yazı karakterlerinin veya grafiklerin etrafında ışık hareleri ya da saçılmalar görmek, ışığa karşı hassasiyet, baş ağrısı, boyun, sırt ve omuz ağrısı.
Sayılan bu belirtilerden bazılarının, bilgisayar karşısında çalışırken yaşanıyor olması, bilgisayara bağlı göz yorgunluğunu işaret ediyor olabilir. Belirtilerin görülme sıklığı ve şiddeti, kişiye bağlı sebepler dışında, çalışma ortamının şekline ve kişinin alışkanlıklarına göre de değişiklikler gösterecektir. Bu bağlamda, bilgisayar kullanımının gözlerde yarattığı problemlerden ve çözüm önerilerinden bahsetmek faydalı olacaktır.
Bahsedilen yorgunluk belirtilerini kendisinde hisseden kişi ilk olarak muayenesini yaptırıp, göz sağlığı hakkında bilgi edinmelidir; çünkü bu belirtilerin en büyük nedeni gözlerdeki kırma kusurudur (gözlük veya lens takmayı gerektirecek numara bozukluğu). Miyopi, hipermetropi, astigmatizma gibi kırma kusurlarının olup olmadığı saptanarak bunların gözlük camı veya lenslerle düzeltilmesi bu konudaki ilk aşamadır. Ayrıca halen kullanılan gözlük camı veya lenslerin numaralarının yetersiz kalması da göz yorgunluğuna sebep olabilecektir. Burada, halk arasında yaygınca inanılan yanlış bir görüşe değinmek ve doğrusunu anlatmak yerinde olacaktır; bilgisayar kullanımı insanların gözlerini bozmaz. Ancak mevcut olan ve kişinin o ana kadar önemsemediği veya bilmediği bir kırma kusurunun, belirtileriyle ortaya çıkmasına aracılık eder. Çalışma koşulları çok aşırıya kaçmadıkça normal bir göz bilgisayar karşısında bozulmaz.
Yakın objelere bakarken gözlerde meydana gelen uyum değişiklikleri, tıp dilinde akomodasyon olarak adlandırılır. Uzaktaki cisimden yakın bir cisme bakıldığında, gözlerdeki birtakım küçük kaslar kasılarak, kristal lens dediğimiz göz içindeki merceğin çapını değiştirir, böylece gözler yakına uyum sağlamış olur. Farklı uzaklıktaki objelerin her an net görülebilmesi, ancak bu bahsettiğimiz akomodasyon mekanizmasının sorunsuz çalışabilmesiyle mümkündür. Mekanizmada yetersizlik oluşursa, bilgisayar monitöründeki objelere ve/veya uzaktaki cisimlere bakarken kısa veya uzun süreli geçici bir bulanık görme hali oluşur. Normal şartlarda gözler, yakından uzağa ( veya uzaktan yakına) yarım saniye içerisinde uyum sağlarlar, yani yakın objeye bakarken birden uzaktaki cismi seçmek ve onu net algılamak bu süreyi geçmemelidir. Eğer bu süre uzarsa uyum mekanizmasında yetersizlik söz konusudur. Bu durum göz yorgunluğu ve baş ağrısına yol açacaktır, tedavisinde gözlükler kullanılmaktadır.
Akomodasyon (uyum) mekanizması, 40 yaşından sonra insanlarda doğal bir süreç olarak yetersiz olmaya başlar ve 60 yaşlarında tam yetersizlik gelişir. Bu duruma presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme bozukluğu) adı verilir. Tedavisi yakın okuma gözlüğüdür ve genellikle 35-40 cm' lik yakın okuma mesafesine göre ayarlanarak verilir. Ancak bilgisayar karşısında çalışırken monitörler genellikle 70- 75 cm uzakta bulunur, bu mesafeyi net görmek için ikinci bir yakın gözlük edinmek yararlı olacaktır, çünkü esas yakın gözlüğüyle monitöre bakmak, mesafe uygunsuzluğu nedeniyle gözleri yoracaktır.
Bilgisayarlarda ekran özellikleri, gözleri etkileyen diğer bir önemli faktördür. Çalışmalar sonucu anlaşılmıştır ki, gözler monitöre baktığında tam bir kilitlenme (yani tam bir ekrana uyum) sağlanamamakta, yukarda bahsettiğimiz küçük göz kasları sürekli kasılıp gevşemekte ve kristal göz merceği devamlı şekil değiştirmektedir; bunun anlamı gözlerin ekrana tam odaklanamamasıdır, tabii ki sonucunda göz yorgunluğu şikayetleri başlayacaktır. Bu sebeple, göz sağlığı açısından, kullanılan ekranlar yüksek çözünürlü ve düşük parlaklık oranlı olmalıdır, büyük ve daha gelişmiş teknoloji ürünü ekranlar (LCD) en sorunsuz ekran tipleridir. Koruyucu filtre kullanılması hem yansımayı azaltır, hem de düşük bir oranda da olsa monitörden yayılan radyasyonu süzer. Teknik bir bilgi olarak, 14'' lik monitörlerin, yeni teknoloji ürünü düşük radyasyonlu büyük monitörlere oranla on kat daha fazla radyasyon yaydığını burada vurgulayalım.
Gözlerde kuruma hissi, bilgisayar kullanıcılarının en sık karşılaştığı sorundur; yanma, batma, kaşınma, göz yaşarması ve kızarma ile kendini belli eder. Bu durum kontakt lens kullananlarda daha belirginleşir, sebebi lensin doğallığını koruyan gözyaşı tabiatının monitör karşısında değişmeye başlamasıdır. Gözdeki kuruma hissinin en büyük sebebi, monitöre bakarken normalin 1/3' üne inen göz kırpmalarıdır, çünkü insan yakındaki bir objeye dikkatini verdiğinde refleks olarak daha az göz kırpmaya başlar. Gözkapakları her kırpmada gözyaşını kornea dediğimiz saydam tabakaya yayıp, oksijenlenmesini, nemlenmesini ve beslenmesini sağladıkları için, az kırpıldığında gözler kuru kalacak ve batmaya başlayacaktır. Diğer bir sebep monitörün göz hizasının üzerinde bulunmasıdır, bu durumda gözler yukarı doğru bakacağından kapaklar daha açılmış kalacak, bu da göz yaşının buharlaşmasını arttırarak kurumaya yol açacaktır. Ayrıca, çalışma ortamındaki havalandırmanın nem oranının yüksek olması ve havalandırmanın direk göze doğru gelmesi de gözlerde kurumaya yol açabilecektir. Bilgisayar kullanırken, sayılan bu etkenlerden gözlerin kurumasını önlemek için, göz kırpma sayısını bilinçli olarak arttırmak, belirli aralıklarla uzağa bakarak göz kırpma refleksini normale döndürmek alınacak önlemler arasındadır. Monitörü göz hizasının altına yerleştirmek gerekir, bunun ayarı monitörün üst kenarının göz seviyesinin biraz altında kalmasını sağlayarak yapılabilir. Bu önlemlerle geçmeyen göz kuruması, suni gözyaşı damlalarıyla tedavi edilmek durumundadır.
Gözlerimizde, fazla ışığın içeri girmesini ve gözü rahatsız etmesini engelleyen bir mekanizma bulunmaktadır. Aşırı parlak bir ışık bu mekanizmayı otomatik olarak devreye sokar ve gözün daha fazla çalışarak efor sarf etmesine neden olur. Bunun uzun sürmesi durumunda gözler yorulacak, bu aşırı ışıklı ortamdan rahatsız olduğunu, yorgunluk belirtilerini ortaya çıkararak anlatmaya çalışacaktır. Çalışma ortamında direk göze gelen bir ışık kaynağını ortadan kaldırmak gerekir, pencereden sızan ışığın arkaya alınması da gözleri rahatlatacaktır. Kullanılacak ışık kaynağının, arkadan, omuz hizasından monitöre veya çalışma masasına düşecek şekilde ayarlanması gerekir. Ayrıca monitörün kontrast ve parlaklık ayarının da uygun bir şekilde ayarlanması yerinde olacaktır, ekran zemin renginin açık, yazı karakterlerinin ise koyu renklerde tercih edilmesi gözlerin zorlanmasını önleyecektir.
Bilgisayar karşısında çalışırken, gözlerin sağlığını korumanın en güzel yolu, onları sık sık dinlendirmektir. Her yarım saatte bir ara vermek, birkaç saniye kapalı tuttuktan sonra uzaktaki bir objeye bakıp gözleri rahatlatmak yeterlidir. Çalışma masası ve sandalyesinin ergonomi kurallarına uygunluğu vücudu da rahatlatacaktır. Uzun süreli çalışmalarda, saat başı yapılacak basit vücut egzersizleri, diri kalmaya yardımcı olacaktır.
Op.Dr. Özcan Karakurt
Göz Hastalıkları Uzmanı
İstanbul - 17.07.2001
Tıp sözlüğü
ABDOMEN:Karın,batın.
ABORTUS:Çocuk düşürme,düşük.
ABSANS:Kısa süreli şuur kaybı.
ABSE:Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sınırlı içerisi cerahat ile dolu oluşum.
ABSORBSİYON:Emilme, örn.sindirim, gıdaların barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.
ADRENALİN:Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.
AFAKİ:Gözde, lensin olmaması.
AFAZİ:Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, aynı durumun daha hafif bir formudur.
AFRODİZYAK: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.
AFONİ: Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konuşmamamk arzusudur.
AGLÜTİNASYON: Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.
AGORAFOBİ:Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.
AJİTASYON:Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.
AJİTE:Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.
AKNE:Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir.
AKONDROPLAZİ:Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklükte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.
AKOMODASYON:Gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin sağlanması.
AKROMEGALİ:Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.
AKUSTİK SİNİR:İşitme siniri.
AMBLİYOPİ:Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.
AMNEZİ:Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.
ANALJEZİK:Ağrı kesici.
ANEMİ:Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.
ANEMİK:Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.
ANERJİ:Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanın savunma yeteneğinin kaybolması.
ANESTEZİ: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.
ANKSİETE:İç sıkıntısı, iç daralması.
ANOSMİ:Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.
ANOREKSİ:Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.
ANSEFALİT:Beyin iltihabı.
ANTİENFLAMATUAR:İltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç...
ANTİSEPTİK:Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir. Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazı özellikleri ve kullanımları farklıdır.
ANTİSEPTİKLERİN TARİHİ:İnsanlar, "mikrop kuramının" bulunmasından yüzyıllarca önce neden ve nasıl etki yaptığını bilmeksizin antiseptikleri kullanıyorlardı. Örneğin çiğ etin bol tuz ve baharatla yoğrularak sucuk biçiminde saklanması, sebzelerin yoğun bir tuz ve limon ya da sirke çözeltisi içinde bekletilerek turşu yapılması, bakterileri büyük ölçüde yok ederek bu besinlerin bozulmasını önlüyordu. Bugünkü antiseptikler ise Louis Pasteur'ün değerli çalışmalarının ürünüdür.
ANTİSEPTİKLER NASIL ETKİ YAPAR?Kimyasal antiseptiklerin mikroplar üzerinde nasıl etkili oldukları tam olarak açıklanamamıştır. Bu maddeler doğrudan doğruya mikrop hücresine girerek yaşamsal işlevlerini engelleyebileceği gibi, mikrop hücresinin dış zarını eriterek de yıkıcı etki gösterebilir. Ne var ki birçok antiseptik normal hücreler üzerinde de ayn etkiyi yapar. Bu yüzden bu maddelerin dikkatli kullanılması gerekir. Bazı antiseptikler ağızdan alındığında ya da vücuda şırınga edildiğinde ağır sonuçlara, hatta ölüme yol açabilir.
ANTİSPAZMODİK: Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını çözen ilaç grubuna verilen isim.
ANTİSTATİK: Statik elektrik birikimini önleyen madde.
ANTİTOKSİK:Toksin giderici.
ANTİTÜSSİF:Öksürük giderici.
ANTİVİRAL:Virüslara etkili, virusların zararlı etkilerini önleyen.
ANÜLER:Halka şeklinde.
ANÜRİ:İdrar çıkaramama.
ANÜS:Makat, sindirim kanalının bitiş kısmı.
AORTA:Kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.
AORTİK ANEVRİZMA:Aort damarının her hangi bir bölümünde görülen genişleme.
APANDİSİT:Kör barsak (apendiks) iltihabı.
APATİ:Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık.
APEKS:Uç, tepe, zirve.
APİROJEN:Ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan.
APNE: Solunumun geçici bir zaman içinde durması.
APOPLEKSİ:Felç, inme.
ARAKNOİD:Beynin üzerinin örten ince zar.
ASETABULUM:Uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk
ASETİLSALİSİLİK ASİT:Yaygın olarak kullanılan ve bilinen aspirinin kimyasal adı.
ASİDOZ:Organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.
ASO:"Antistreptolizin O" için kullanılan kısaltma. Streptolizin, "Hemolitik Streptokok" adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarında yükselir bu açıdan teşhis te ASO değerleri önem taşır.
AŞİL TENDONU:Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı(kiriş).
ATROPİN:Belladonna (Güzel Avrat Otu) adlı bitkiden elde edilen bir alkaloiddir. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.
ABORTUS:Çocuk düşürme,düşük.
ABSANS:Kısa süreli şuur kaybı.
ABSE:Çevre dokulardan kese tarzında doku ile sınırlı içerisi cerahat ile dolu oluşum.
ABSORBSİYON:Emilme, örn.sindirim, gıdaların barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.
ADRENALİN:Böbreküstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayı acil harekete hazırlamaktır ve etkisini, nabzın atışı, kanın iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karaciğerdeki glikojenin glikoza değişmesi ve böylelikle acil bir enerji kaynağı sağlanması şeklinde gösterir.
AFAKİ:Gözde, lensin olmaması.
AFAZİ:Beyindeki ilgili alanların tahribi sonucu, konuşma veya konuşulanı anlama yeteneğinin kaybı. Disfazi, aynı durumun daha hafif bir formudur.
AFRODİZYAK: Cinsi arzuyu artırıcı maddeler, ilaçlara verilen isim.
AFONİ: Ses kaybı. Kısmi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konuşma kaslarını kontrol eden sinirlerin hastalığı veya zedelenmesi, boğaz, gırtlak hastalıkları veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, şuuraltı, hiç konuşamamak veya özel bir durumda konuşmamamk arzusudur.
AGLÜTİNASYON: Sıvı bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapışmasıdır.
AGORAFOBİ:Geniş, açık bir sahada yalnız kalınca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.
AJİTASYON:Kişinin etrafa saldırganlığı, aşırı aktivitesi ile karakterize durum.
AJİTE:Rahatsız, huzursuz, taşkınlık yapan.
AKNE:Yüz, omuzlar, sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığıdır. En çok 14-20 yaşlar arasında görülür ve bu hastalığın tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsızlıklara yol açar. Yağ bezlerinin kanalında bir tıkaç oluşur ve bu tıkacın başı sertleşip siyahlaşır. Bazen, kanal tıkalı olduğu halde, bez yağ salgılamaya devam eder ve böylece içi yağ dolu bir kist oluşur. Siyah noktalara tıpta komedon adı verilir.
AKONDROPLAZİ:Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalıtsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklükte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kısa ve baş normalden büyüktür.
AKOMODASYON:Gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklara uyum yaparak net görmenin sağlanması.
AKROMEGALİ:Beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.
AKUSTİK SİNİR:İşitme siniri.
AMBLİYOPİ:Gözde belirli bir bozukluk olmaksızın oluşan görme tembelliği.
AMNEZİ:Hafızanın kısmen veya tamamen kaybolması.
ANALJEZİK:Ağrı kesici.
ANEMİ:Kısaca, halk arasında kansızlık olarak bilinen anemi, alyuvarların sayı olarak az olması ve alyuvarların içerisinde bulunan hemoglobin adı verilen maddenin miktarının azlığıdır.
ANEMİK:Kan değerleri düşük olan, yani kan sayımında eritrosit sayıları ve hemoglobin miktarı düşük olan kişi.
ANERJİ:Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanın savunma yeteneğinin kaybolması.
ANESTEZİ: Doktorlar, ameliyat sırasında ağrı duymaması için, ameliyattan önce hastaya bir iğne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanın bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki ağrıları duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.
ANKSİETE:İç sıkıntısı, iç daralması.
ANOSMİ:Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildiği gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.
ANOREKSİ:Anorexia Nervosa, özellikle genç kadınlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna rağmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kişinin çok şişmanladığı kanısı ile mübalağalı bir şekilde rejim uygulaması ile başlar, önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayıflama normal ölçüleri aşar.
ANSEFALİT:Beyin iltihabı.
ANTİENFLAMATUAR:İltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç...
ANTİSEPTİK:Mikropları, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularına yerleşerek hastalığa yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlıları yok etmek sağlıklı yaşamın temel koşullarından biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi değişik adlarla anılan birçok madde bu amaçla geliştirilmiştir. Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazı özellikleri ve kullanımları farklıdır.
ANTİSEPTİKLERİN TARİHİ:İnsanlar, "mikrop kuramının" bulunmasından yüzyıllarca önce neden ve nasıl etki yaptığını bilmeksizin antiseptikleri kullanıyorlardı. Örneğin çiğ etin bol tuz ve baharatla yoğrularak sucuk biçiminde saklanması, sebzelerin yoğun bir tuz ve limon ya da sirke çözeltisi içinde bekletilerek turşu yapılması, bakterileri büyük ölçüde yok ederek bu besinlerin bozulmasını önlüyordu. Bugünkü antiseptikler ise Louis Pasteur'ün değerli çalışmalarının ürünüdür.
ANTİSEPTİKLER NASIL ETKİ YAPAR?Kimyasal antiseptiklerin mikroplar üzerinde nasıl etkili oldukları tam olarak açıklanamamıştır. Bu maddeler doğrudan doğruya mikrop hücresine girerek yaşamsal işlevlerini engelleyebileceği gibi, mikrop hücresinin dış zarını eriterek de yıkıcı etki gösterebilir. Ne var ki birçok antiseptik normal hücreler üzerinde de ayn etkiyi yapar. Bu yüzden bu maddelerin dikkatli kullanılması gerekir. Bazı antiseptikler ağızdan alındığında ya da vücuda şırınga edildiğinde ağır sonuçlara, hatta ölüme yol açabilir.
ANTİSPAZMODİK: Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kasların kasılmalarını çözen ilaç grubuna verilen isim.
ANTİSTATİK: Statik elektrik birikimini önleyen madde.
ANTİTOKSİK:Toksin giderici.
ANTİTÜSSİF:Öksürük giderici.
ANTİVİRAL:Virüslara etkili, virusların zararlı etkilerini önleyen.
ANÜLER:Halka şeklinde.
ANÜRİ:İdrar çıkaramama.
ANÜS:Makat, sindirim kanalının bitiş kısmı.
AORTA:Kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.
AORTİK ANEVRİZMA:Aort damarının her hangi bir bölümünde görülen genişleme.
APANDİSİT:Kör barsak (apendiks) iltihabı.
APATİ:Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık.
APEKS:Uç, tepe, zirve.
APİROJEN:Ateş yükselmesine neden olan herhangi bir madde taşımayan.
APNE: Solunumun geçici bir zaman içinde durması.
APOPLEKSİ:Felç, inme.
ARAKNOİD:Beynin üzerinin örten ince zar.
ASETABULUM:Uyluk kemiğinin başının, kalça kemiği ile eklem yaptığı çukurluk
ASETİLSALİSİLİK ASİT:Yaygın olarak kullanılan ve bilinen aspirinin kimyasal adı.
ASİDOZ:Organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.
ASO:"Antistreptolizin O" için kullanılan kısaltma. Streptolizin, "Hemolitik Streptokok" adı verilen bakterilerin salgıladığı toksinin adıdır. Bu toksinin varlığını tespit için yapılan tetkike de kısaca ASO adı verilir. ASO, romatizma gibi bazı Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarında yükselir bu açıdan teşhis te ASO değerleri önem taşır.
AŞİL TENDONU:Baldır arka kısmındaki kas grubunun, topuk kemiğine birleşmesini ve ayağın aşağı yukarı hareketini sağlayan yapı(kiriş).
ATROPİN:Belladonna (Güzel Avrat Otu) adlı bitkiden elde edilen bir alkaloiddir. Tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.
Bayanlar Dikkat!Aşırı spor ve diyet kısırlık nedeni!
Aşırı spor ve diyet kısırlık nedeni
Kadınların uyguladıkları ağır diyet ve spor programlarının kısırlığa yol açabileceği belirtildi.
Kadınların son yıllarda uyguladıkları ağır diyet ve sporla bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdikleri için hamile kalmakta zorlandıklarını belirten uzmanlar, kısırlığın gelecek yıllarda 2 katına çıkacağının tahmin edildiğini kaydediyor.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aşırı zayıflığın da aşırı şişmanlıkta olduğu gibi kısırlığa yol açabileceğini belirterek, kadınları, spor ve diyet yaparken aşırıya kaçmamaları konusunda uyardı.
Kadınların, son yıllarda uyguladığı ağır diyet ve spor programlarının bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdiğini söyleyen Yaralı, bunun hormonları olumsuz yönde etkilediğini ve adet düzensizliklerine yol açtığını söyledi.
Kadınların uyguladıkları ağır diyet ve spor programlarının kısırlığa yol açabileceği belirtildi.
Kadınların son yıllarda uyguladıkları ağır diyet ve sporla bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdikleri için hamile kalmakta zorlandıklarını belirten uzmanlar, kısırlığın gelecek yıllarda 2 katına çıkacağının tahmin edildiğini kaydediyor.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Yaralı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aşırı zayıflığın da aşırı şişmanlıkta olduğu gibi kısırlığa yol açabileceğini belirterek, kadınları, spor ve diyet yaparken aşırıya kaçmamaları konusunda uyardı.
Kadınların, son yıllarda uyguladığı ağır diyet ve spor programlarının bünyelerindeki yağ oranını tükenmeye yakın hale getirdiğini söyleyen Yaralı, bunun hormonları olumsuz yönde etkilediğini ve adet düzensizliklerine yol açtığını söyledi.
keten tohumunun yararları
10 bin yıldır gıda olarak da kullanılan keten bitkisi, etkili bir gençlik,
sağlık ve güzellik kaynağı
Keten tohumunu hayatınıza sokun
Keten tohumunda yok yok;
Kolesterol düşürücü, felç, kanser, unutkanlık önleyici,
bağırsak çalıştırıcı ve temizleyici etkisi bunlardan birkaçı.
Uzmanlar, sıvı şeklinde, salataların üzerine serpiştirilerek
veya günde bir çorba kaşığı şeklinde tüketmeyi öneriyor
Sağlık açısından pek çok yararı var keten tohumunun.
Yüksek oranda lif, Omega-3, Omega-6 yağ asitleri, protein,
B12 vitamini, mineral ve amino asit içeren keten tohumu,
özellikle mide-bağırsak sistemindeki sorunlar, fazla kilolar,
yüksek kolesterol, yüksek kan şekeri, kemik zayıflığı,
kalp-damar sağlığı, romatizmal hastalıklar, bazı deri hastalıkları,
yaralar, solunum yolu rahatsızlıkları üzerinde olumlu etki yapıyor.
Anadolu'nun hemen hemen her yerinde yetişmesine rağmen, aslında keten tohumunun, layık olduğu ilgiyi pek de göremediğini söyleyebiliriz. Hatta
Türkiye'de birçok doktor bile keten tohumunun şifa dağıttığından habersiz.
Oysa, günde bir çorba kaşığı keten tohumu sayesinde pek çok hastalıktan
uzak durmak mümkün...
Şifa kaynağı
Latince adı 'Linum Usitatissimum' ile keten, dünyada tarımı yapılan ilk ürünler arasında yer alıyor.
Sadece dokumacılıkta, kumaş yapımında değil,
yaklaşık 10.000 yıldır gıda olarak da kullanılıyor keten bitkisi.
Vatanının Mısır olduğu düşünülüyor.
Çünkü milattan en az 5000 yıl önce Mısırlılar keten bitkisini, mumyaları sarmak için yetiştirmeye başlamışlar.
Ancak artık Türkiye ve Hindistan dahil,
tüm dünyada yetişiyor.
Uzmanlara göre sağlık açısından ketenin özellikle tohumlarından
ve yağından yararlanmak gerekiyor.
Keten tohumunun yararlarından söz eden
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can Başer, keten tohumunun özellikle mide-bağırsak sistemindeki sorunlara karşı iyi geldiğini ve içerdiği yüksek oranda Omega-3 yağ asitleri sayesinde, adeta bir şifa kaynağı olduğunu söylüyor.
Ayrıca Anadolu Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitki ve İlaç
Araştırma Merkezi (TBAM) kurucusu ve eski müdürü olan Başer, "Keten tohumunun, ayrıca kolon kanserini önleyici etkileri hayvan deneylerinde de gösterilmiştir.
Keten tohumu içeren gıda takviyeleriyle kandaki kolesterol
seviyesinde de düşme gözlenmiştir.
Klinik çalışmalarda keten tohumu destekli gıdaların
kanser ve lupus nephritis gibi hastalıklarda olumlu
etki yarattığı gözlenmiştir.
Keten tohumu, kalp-damar hastalıklarını da önler.
Ayrıca eklem romatizmasındaki yararlı etkilerinin keten tohumunda
yüksek oranda bulunan linolenik asit ve sekoizolarisirezinol'den ileri
geldiği sanılmaktadır" diyor.
Uzmanlar, keten tohumunu mutlaka yaşamımıza
dahil etmemiz gerektiğini vurguluyorlar.
Bunun en önemli nedenlerinden biri de Omega-3 yağ asitleri.
Keten tohumunun, adeta bir somon balığı kadar Omega-3 içerdiğini belirten uzmanlar, bu yağların özellikle kalp
sağlığı açısından vazgeçilmez olduğunu belirtiyorlar.
Prof. Başer, "Keten tohumu uzun zincirli
Omega-3 yağ asitlerine dönüşen alfa-linolenik asitçe
(ALA) zengindir.
Balık yağları gibi, bu yağ asitlerinin eksikliğini
gidermek amacıyla bitkisel bir kaynak tercih edenler için
gıda takviyesi olarak kullanılabilir.
Optimum ALA miktarı günde bir veya iki tatlı kaşığı
(2-9 g) keten yağı alınmasıyla temin edilebilir.
Tohum içinde yağ iki yıl süreyle muhafaza olur. Yağ elde edildikten sonra dikkatle saklanmalı, raf ömrü etiketine yazılmalı, ısı ve ışıktan korunmalıdır.
Yağı dondurarak saklamak en iyi yoldur" diyor.
Hem dövülmüş keten tohumu hem de keten tohumu yağının,
çeşitli kronik hastalıkların tedavisinde, özellikle de kalp
rahatsızlıklarının önlenmesinde ve hormona bağlı kanserlerden korunmada ümit vaat ettiğini belirten Başer, keten tohumunun normal diyetin parçası olarak gıda maddelerine katılarak rahatlıkla kullanılabileceğini söylüyor.
Başer, "Güvenirliğinin yüksekliği ve başka ilaçlarla etkileşmemesi
nedeniyle ideal bir gıda bütünleştiricidir" diyor.
Zayıflatıcı özelliği de var
Keten tohumunu özellikle kadınlar için cazip kılan en önemli özelliği ise, zayıflatıcı özelliğe sahip olması.
Yıllardır Mısır Çarşısı'nda 'şifa dağıtan'
Ucuzcular Gıda Maddeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Eczacı Dilaver Kadıoğlu ise
bu bitki işine, eğitimsiz aktarların değil de, mutlaka eczacıların sahip çıkması gerektiğini savunuyor.
Yaklaşık 170 yıllık bir geçmişi olan 'Ucuzcular Baharat'ta yaklaşık 6000 çeşit baharat, ot, kök bulabilmek mümkün.
Bunlardan bir tanesi de keten tohumu. Keten bitkisinin yaprağından tohumuna kadar her tarafının yararlı olduğunu belirten Kadıoğlu, "Keten tohumunun ayrıca zayıflatıcı özelliği de var.
Tokluk hissi uyandırarak kişinin daha az yemek yemesine yol
açıyor. Zayıflatıcı özelliği, aslında içerdiği Omega-3 yağ asitlerinden
kaynaklanıyor. Tıpkı balık gibi etkisi var keten tohumunun. Keten tohumu, somon balığı kadar Omega-3 yağı içeriyor. Günde 1 yemek kaşığı alındığında ayda ortalama 4-5 kilo verilebilir.
Ancak tabii ki bu, kişiden kişiye ve bünyeden bünyeye de değişir.
Bir uzmana danışmak çok önemli" diyor.
Nedense 'doğal' gıdaların veya bitkilerin zararsız olduğuna inanılır Türk toplumunda. Oysa bir bitki de bilinçsiz kullanıldığında sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Kadıoğlu, "Suyun bile fazlası zarar. Keten tohumunu da dozunu kaçırarak tüketirseniz, bağırsaklar fazla yumuşar ve vücut aşırı su kaybeder. Dolayısıyla aşırı kilo kaybı olur. İdeali günde bir yemek kaşığı.
Ama kilo sorununa göre alınması gereken dozaj değişebilir.
Aslında bu dozajı insanlar kendileri de ayarlayabilirler.
Bağırsaklar fazla yumuşamayacak şekilde kullanılırsa dozu kaçırılmamış olur" diyor.
İnsanların bitkileri her derde deva olarak görmelerini yanlış buluyor
Kadıoğlu ve ekliyor:
"İnsanlar genellikle bu bitkileri kullanınca düzenli
olarak kullanmaları gereken ilaçları almıyorlar.
Bu yanlış. Tedavilerini ihmal etmemeliler.
Alınması gereken ilaçlar alınmalı.
Ayrıca bu bitkilerin de herhangi bir baharatçıdan alınmaması lazım. Bu işlerle mutlaka bir eczacının uğraşması gerekir
Bilinen ciddi bir yan etkisi yok
Susama benzeyen, ancak kahverengi olan, parlak bir madde keten tohumu. Özellikle gıda sanayiinde, başta ekmekler, kurabiyeler,
börekler olmak üzere pek çok unlu mamullere katılarak da kullanılıyor. Keten tohumunu yağ, tohum,
ya da öğütülmüş toz şeklinde kullanmak mümkün.
Doğal Tıp Derneği Başkanı Dr. Ender Saraç, "Amaca göre kullanım şekli değişir.
Bazen kabuklu, bazen de kabuksuz tüketmek gerekebilir.
Yeterince posalı, lifli gıda tüketmeyen insanlara bunu öğütmeden vermek daha yararlı. Çekirdek haliyle, posalı, lifli şekilde tüketmek daha iyi. Normal hazım yapabilen bir insan, çekirdek haliyle tüketebilir.
Bazı kişilerde belki gaz yapabilir, ama bu kişilere de keten tohumunun üzerine bir fincan rezene çayı içmelerini öneriyorum
ve sorun ortadan kalkıyor.
Keten tohumunun bilinen ciddi bir yan etkisi yok" diyor.
Keten tohumunun en büyük etkisi, müshil, yani bağırsakları çalıştırıcı olması. Uzmanlar özellikle de kabızlık sorunu olan kişilere keten tohumunu öneriyorlar. Genellikle tohumların tüketildiğini, ancak son yıllarda keten tohumu yağının da yaygınlaşmaya başladığını belirten Saraç,
"Keten tohumu yağı bağırsakları çalıştırırcı, temizleyici ve iç organların yüzeylerini rahatlatıcı olarak kullanılıyor.
Ayrıca cildi yumuşatıyor ve öksürüğe karşı iyi geliyor.
Kolay bozulan bir şey değil.
Yani herhangi bir kavanozda uzun süre saklanabilir.
Ayrıca ağız boşluğu, boğaz ve diş eti rahatsızlıklarında
gargara olarak da kullanılabilir.
Öksürükte, gıcıkta, ses kısıklığında ve de gastrit gibi mide
sorunlarında da olumlu etkisi var" diyor.
Keten tohumunun ciddi miktarda B12 vitamini içerdiğini de sözlerine ekleyen Saraç, özellikle vejetaryenlerin keten tohumu alımına dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor. Saraç,
"Son yıllarda dünyada vejetaryenlik çok arttı. Vejetaryenlerin en çok dikkat etmesi gereken konular ise kansızlık açısından demir, çinko ve B12 vitamini. Demir ve çinko doğadaki pek çok bitkide var. Ama hayvanlar ve hayvansal protein dışında B12'nin yüksek
oranda bulunduğu tek gıda keten tohumu.
Dolayısıyla keten tohumu, özellikle vejetaryenler için
Vitamin B12 açısından çok gerekiyor.
Her baharatçıda bir eczacı olmalı..."
önemli.
Her gün 1 çorba kaşığı keten tohumu yeterli olabilir.
Keten tohumu aynı zamanda Omega-3 yağ asitlerinden de çok zengin. Omega-3 de hayvansal kaynak dışında
özellikle keten tohumu, semizotu ve fındıkta bulunuyor.
Omega-3, özellikle kalp krizine, pek çok damar hastalıklarına,
bazı bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara,
bazı cilt hastalıklarına karşı korunmak için gerekli.
Somon balığındaki kadar Omega-3 var keten tohumunda" diyor.
Son yıllarda keten tohumu, östrojene benzer maddeler içerdiği,
menopoza bağlı şikâyetleri azalttığı için de
tüketilmeye başlandı.
Ancak uzmanlar, menopoz dönemi şikâyetlerini
gidermek için sadece keten tohumuna değil,
bir hekime de başvurulması ve
doktor kontrolünde olunması gerektiğini vurguluyorlar.
Keten tohumuyla genç kalın
Anti-aging,
dünyada ve Türkiye'de de gittikçe yaygınlaşmaya başladı.
İnsanlar 'genç yaşlanmak', zayıf kalmak,
formunu korumak için adeta birbirleriyle yarışıyorlar.
İşte uzmanlara göre, keten tohumunun burada da
olumlu etkileri var.
Keten tohumunun yaşlanmayı geciktirdiği belirten
Saraç, "Keten tohumundaki Omega-3, Vitamin B12
ve lifler, hücreleri genç tutarak yaşlanmayı geciktiriyorlar.
Zayıflatıcı özelliği de var bu tohumların.
Ben hastalarıma verdiğim zayıflama programlarında,
sabahları mayalı gıdalar yerine daha doğal tahılları
ön planda tutmaya çalışıyorum.
Ve onlara verdiğim karışımlar içerisine
genelde keten tohumu da oluyor.
Keten tohumu hem kabızlık oluşmasına engel oluyor
hem de çok lifli olduğu için de suyla, sütle ya da başka sıvılarla
şişerek tokluk hissi de sağlıyor.
Ancak aşırı miktarda alınırsa, sonuçta bunda da yağ ve vitamin
olduğu için zayıflatıcı etkisi olmaz.
Ama 1 veya 1 buçuk çorba kaşığı keten tohumu, günlük tüketim açısından yeterli" diyor.
Keten tohumunun
yararlarının pek bilinmediğine, dolayısıyla insanların bunu pek fazla
tüketmediklerine değiniyor uzmanlar.
Oysa Türkiye'nin her köşesinde bulunan bu minik tohumlar,
hem sağlığa hem de ekonomik olduklarından
keseye de hitap ediyorlar...
Keten tohumunun yararları
· Mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi gelir
· Bağırsakları yumuşatır, kabızlığa karşı iyi gelir
· Kemikleri güçlendirir. Özellikle menopoz döneminde yararlı
· Bağışıklık sistemini güçlendirir
· Menopoza bağlı şikâyetleri hafifletir
· Kalp-damar hastalıklarından korur
· Kolesterol, şeker seviyesini dengeler
· Yüksek tansiyonu düşürür
· Romatizmal hastalıkları önler
· Sinir sistemini güçlendirir
· Hafızayı güçlendirir
· Konsantrasyon bozukluğuna karşı iyi gelir
· Yaşlanmaya bağlı dikkat dağınıklığına karşı iyi gelir
· Haricen kullanılarak yaraların çabuk iyileşmesini sağlar
· Egzama ve sedef hastalıklarında kullanılır
· Nasırlarda kompres olarak kullanılır
· Solunum yolu hastalıklarında olumlu etki yapar
· Ruhsal bozukluklara karşı iyi gelir
· Öksürüğü giderir
· Ağız boşluğu, boğaz ve diş eti rahatsızlıklarında gargara olarak
kullanılır
· Lifleri sanayide, özellikle dokumacılıkta kullanılır
Keten tohumu nasıl tüketilir?
· Kaynatılarak içilebilir.
· Dövülerek, öğütülerek toz haline getirilebilir. Bir kaşık ağza
atıldıktan sonra arkasından su içilebilir.
· Kavrulmuş olarak tüketildiğinde daha lezzetli olur. Keten tohumunun çok özel bir tadı veya kokusu yoktur,
ama kavrulunca güzel bir tada kavuşur.
· Tohum şeklinde de tüketilebilir.
· Yemeklere, yoğurda, salatalara, müsliye, pasta, börek gibi unlu
mamullere karıştırılarak da tüketilebilir.
· Günde 1-1.5 çorba kaşığı keten tohumu sağlıklı kalmak açısından
yeterlidir. Dozunu kaçırmamakta yarar var.
Keten tohumu ne içerir?
· Omega-3, Omega-6 ve Omega-9 yağ asitleri
· Yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif
· Protein
· Lignanlar (kansere karşı maddeler)
· Vitaminler
· Mineraller
· Aminoasitler
sağlık ve güzellik kaynağı
Keten tohumunu hayatınıza sokun
Keten tohumunda yok yok;
Kolesterol düşürücü, felç, kanser, unutkanlık önleyici,
bağırsak çalıştırıcı ve temizleyici etkisi bunlardan birkaçı.
Uzmanlar, sıvı şeklinde, salataların üzerine serpiştirilerek
veya günde bir çorba kaşığı şeklinde tüketmeyi öneriyor
Sağlık açısından pek çok yararı var keten tohumunun.
Yüksek oranda lif, Omega-3, Omega-6 yağ asitleri, protein,
B12 vitamini, mineral ve amino asit içeren keten tohumu,
özellikle mide-bağırsak sistemindeki sorunlar, fazla kilolar,
yüksek kolesterol, yüksek kan şekeri, kemik zayıflığı,
kalp-damar sağlığı, romatizmal hastalıklar, bazı deri hastalıkları,
yaralar, solunum yolu rahatsızlıkları üzerinde olumlu etki yapıyor.
Anadolu'nun hemen hemen her yerinde yetişmesine rağmen, aslında keten tohumunun, layık olduğu ilgiyi pek de göremediğini söyleyebiliriz. Hatta
Türkiye'de birçok doktor bile keten tohumunun şifa dağıttığından habersiz.
Oysa, günde bir çorba kaşığı keten tohumu sayesinde pek çok hastalıktan
uzak durmak mümkün...
Şifa kaynağı
Latince adı 'Linum Usitatissimum' ile keten, dünyada tarımı yapılan ilk ürünler arasında yer alıyor.
Sadece dokumacılıkta, kumaş yapımında değil,
yaklaşık 10.000 yıldır gıda olarak da kullanılıyor keten bitkisi.
Vatanının Mısır olduğu düşünülüyor.
Çünkü milattan en az 5000 yıl önce Mısırlılar keten bitkisini, mumyaları sarmak için yetiştirmeye başlamışlar.
Ancak artık Türkiye ve Hindistan dahil,
tüm dünyada yetişiyor.
Uzmanlara göre sağlık açısından ketenin özellikle tohumlarından
ve yağından yararlanmak gerekiyor.
Keten tohumunun yararlarından söz eden
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can Başer, keten tohumunun özellikle mide-bağırsak sistemindeki sorunlara karşı iyi geldiğini ve içerdiği yüksek oranda Omega-3 yağ asitleri sayesinde, adeta bir şifa kaynağı olduğunu söylüyor.
Ayrıca Anadolu Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitki ve İlaç
Araştırma Merkezi (TBAM) kurucusu ve eski müdürü olan Başer, "Keten tohumunun, ayrıca kolon kanserini önleyici etkileri hayvan deneylerinde de gösterilmiştir.
Keten tohumu içeren gıda takviyeleriyle kandaki kolesterol
seviyesinde de düşme gözlenmiştir.
Klinik çalışmalarda keten tohumu destekli gıdaların
kanser ve lupus nephritis gibi hastalıklarda olumlu
etki yarattığı gözlenmiştir.
Keten tohumu, kalp-damar hastalıklarını da önler.
Ayrıca eklem romatizmasındaki yararlı etkilerinin keten tohumunda
yüksek oranda bulunan linolenik asit ve sekoizolarisirezinol'den ileri
geldiği sanılmaktadır" diyor.
Uzmanlar, keten tohumunu mutlaka yaşamımıza
dahil etmemiz gerektiğini vurguluyorlar.
Bunun en önemli nedenlerinden biri de Omega-3 yağ asitleri.
Keten tohumunun, adeta bir somon balığı kadar Omega-3 içerdiğini belirten uzmanlar, bu yağların özellikle kalp
sağlığı açısından vazgeçilmez olduğunu belirtiyorlar.
Prof. Başer, "Keten tohumu uzun zincirli
Omega-3 yağ asitlerine dönüşen alfa-linolenik asitçe
(ALA) zengindir.
Balık yağları gibi, bu yağ asitlerinin eksikliğini
gidermek amacıyla bitkisel bir kaynak tercih edenler için
gıda takviyesi olarak kullanılabilir.
Optimum ALA miktarı günde bir veya iki tatlı kaşığı
(2-9 g) keten yağı alınmasıyla temin edilebilir.
Tohum içinde yağ iki yıl süreyle muhafaza olur. Yağ elde edildikten sonra dikkatle saklanmalı, raf ömrü etiketine yazılmalı, ısı ve ışıktan korunmalıdır.
Yağı dondurarak saklamak en iyi yoldur" diyor.
Hem dövülmüş keten tohumu hem de keten tohumu yağının,
çeşitli kronik hastalıkların tedavisinde, özellikle de kalp
rahatsızlıklarının önlenmesinde ve hormona bağlı kanserlerden korunmada ümit vaat ettiğini belirten Başer, keten tohumunun normal diyetin parçası olarak gıda maddelerine katılarak rahatlıkla kullanılabileceğini söylüyor.
Başer, "Güvenirliğinin yüksekliği ve başka ilaçlarla etkileşmemesi
nedeniyle ideal bir gıda bütünleştiricidir" diyor.
Zayıflatıcı özelliği de var
Keten tohumunu özellikle kadınlar için cazip kılan en önemli özelliği ise, zayıflatıcı özelliğe sahip olması.
Yıllardır Mısır Çarşısı'nda 'şifa dağıtan'
Ucuzcular Gıda Maddeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Eczacı Dilaver Kadıoğlu ise
bu bitki işine, eğitimsiz aktarların değil de, mutlaka eczacıların sahip çıkması gerektiğini savunuyor.
Yaklaşık 170 yıllık bir geçmişi olan 'Ucuzcular Baharat'ta yaklaşık 6000 çeşit baharat, ot, kök bulabilmek mümkün.
Bunlardan bir tanesi de keten tohumu. Keten bitkisinin yaprağından tohumuna kadar her tarafının yararlı olduğunu belirten Kadıoğlu, "Keten tohumunun ayrıca zayıflatıcı özelliği de var.
Tokluk hissi uyandırarak kişinin daha az yemek yemesine yol
açıyor. Zayıflatıcı özelliği, aslında içerdiği Omega-3 yağ asitlerinden
kaynaklanıyor. Tıpkı balık gibi etkisi var keten tohumunun. Keten tohumu, somon balığı kadar Omega-3 yağı içeriyor. Günde 1 yemek kaşığı alındığında ayda ortalama 4-5 kilo verilebilir.
Ancak tabii ki bu, kişiden kişiye ve bünyeden bünyeye de değişir.
Bir uzmana danışmak çok önemli" diyor.
Nedense 'doğal' gıdaların veya bitkilerin zararsız olduğuna inanılır Türk toplumunda. Oysa bir bitki de bilinçsiz kullanıldığında sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Kadıoğlu, "Suyun bile fazlası zarar. Keten tohumunu da dozunu kaçırarak tüketirseniz, bağırsaklar fazla yumuşar ve vücut aşırı su kaybeder. Dolayısıyla aşırı kilo kaybı olur. İdeali günde bir yemek kaşığı.
Ama kilo sorununa göre alınması gereken dozaj değişebilir.
Aslında bu dozajı insanlar kendileri de ayarlayabilirler.
Bağırsaklar fazla yumuşamayacak şekilde kullanılırsa dozu kaçırılmamış olur" diyor.
İnsanların bitkileri her derde deva olarak görmelerini yanlış buluyor
Kadıoğlu ve ekliyor:
"İnsanlar genellikle bu bitkileri kullanınca düzenli
olarak kullanmaları gereken ilaçları almıyorlar.
Bu yanlış. Tedavilerini ihmal etmemeliler.
Alınması gereken ilaçlar alınmalı.
Ayrıca bu bitkilerin de herhangi bir baharatçıdan alınmaması lazım. Bu işlerle mutlaka bir eczacının uğraşması gerekir
Bilinen ciddi bir yan etkisi yok
Susama benzeyen, ancak kahverengi olan, parlak bir madde keten tohumu. Özellikle gıda sanayiinde, başta ekmekler, kurabiyeler,
börekler olmak üzere pek çok unlu mamullere katılarak da kullanılıyor. Keten tohumunu yağ, tohum,
ya da öğütülmüş toz şeklinde kullanmak mümkün.
Doğal Tıp Derneği Başkanı Dr. Ender Saraç, "Amaca göre kullanım şekli değişir.
Bazen kabuklu, bazen de kabuksuz tüketmek gerekebilir.
Yeterince posalı, lifli gıda tüketmeyen insanlara bunu öğütmeden vermek daha yararlı. Çekirdek haliyle, posalı, lifli şekilde tüketmek daha iyi. Normal hazım yapabilen bir insan, çekirdek haliyle tüketebilir.
Bazı kişilerde belki gaz yapabilir, ama bu kişilere de keten tohumunun üzerine bir fincan rezene çayı içmelerini öneriyorum
ve sorun ortadan kalkıyor.
Keten tohumunun bilinen ciddi bir yan etkisi yok" diyor.
Keten tohumunun en büyük etkisi, müshil, yani bağırsakları çalıştırıcı olması. Uzmanlar özellikle de kabızlık sorunu olan kişilere keten tohumunu öneriyorlar. Genellikle tohumların tüketildiğini, ancak son yıllarda keten tohumu yağının da yaygınlaşmaya başladığını belirten Saraç,
"Keten tohumu yağı bağırsakları çalıştırırcı, temizleyici ve iç organların yüzeylerini rahatlatıcı olarak kullanılıyor.
Ayrıca cildi yumuşatıyor ve öksürüğe karşı iyi geliyor.
Kolay bozulan bir şey değil.
Yani herhangi bir kavanozda uzun süre saklanabilir.
Ayrıca ağız boşluğu, boğaz ve diş eti rahatsızlıklarında
gargara olarak da kullanılabilir.
Öksürükte, gıcıkta, ses kısıklığında ve de gastrit gibi mide
sorunlarında da olumlu etkisi var" diyor.
Keten tohumunun ciddi miktarda B12 vitamini içerdiğini de sözlerine ekleyen Saraç, özellikle vejetaryenlerin keten tohumu alımına dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor. Saraç,
"Son yıllarda dünyada vejetaryenlik çok arttı. Vejetaryenlerin en çok dikkat etmesi gereken konular ise kansızlık açısından demir, çinko ve B12 vitamini. Demir ve çinko doğadaki pek çok bitkide var. Ama hayvanlar ve hayvansal protein dışında B12'nin yüksek
oranda bulunduğu tek gıda keten tohumu.
Dolayısıyla keten tohumu, özellikle vejetaryenler için
Vitamin B12 açısından çok gerekiyor.
Her baharatçıda bir eczacı olmalı..."
önemli.
Her gün 1 çorba kaşığı keten tohumu yeterli olabilir.
Keten tohumu aynı zamanda Omega-3 yağ asitlerinden de çok zengin. Omega-3 de hayvansal kaynak dışında
özellikle keten tohumu, semizotu ve fındıkta bulunuyor.
Omega-3, özellikle kalp krizine, pek çok damar hastalıklarına,
bazı bağışıklık sistemi hastalıklarına, romatizmal hastalıklara,
bazı cilt hastalıklarına karşı korunmak için gerekli.
Somon balığındaki kadar Omega-3 var keten tohumunda" diyor.
Son yıllarda keten tohumu, östrojene benzer maddeler içerdiği,
menopoza bağlı şikâyetleri azalttığı için de
tüketilmeye başlandı.
Ancak uzmanlar, menopoz dönemi şikâyetlerini
gidermek için sadece keten tohumuna değil,
bir hekime de başvurulması ve
doktor kontrolünde olunması gerektiğini vurguluyorlar.
Keten tohumuyla genç kalın
Anti-aging,
dünyada ve Türkiye'de de gittikçe yaygınlaşmaya başladı.
İnsanlar 'genç yaşlanmak', zayıf kalmak,
formunu korumak için adeta birbirleriyle yarışıyorlar.
İşte uzmanlara göre, keten tohumunun burada da
olumlu etkileri var.
Keten tohumunun yaşlanmayı geciktirdiği belirten
Saraç, "Keten tohumundaki Omega-3, Vitamin B12
ve lifler, hücreleri genç tutarak yaşlanmayı geciktiriyorlar.
Zayıflatıcı özelliği de var bu tohumların.
Ben hastalarıma verdiğim zayıflama programlarında,
sabahları mayalı gıdalar yerine daha doğal tahılları
ön planda tutmaya çalışıyorum.
Ve onlara verdiğim karışımlar içerisine
genelde keten tohumu da oluyor.
Keten tohumu hem kabızlık oluşmasına engel oluyor
hem de çok lifli olduğu için de suyla, sütle ya da başka sıvılarla
şişerek tokluk hissi de sağlıyor.
Ancak aşırı miktarda alınırsa, sonuçta bunda da yağ ve vitamin
olduğu için zayıflatıcı etkisi olmaz.
Ama 1 veya 1 buçuk çorba kaşığı keten tohumu, günlük tüketim açısından yeterli" diyor.
Keten tohumunun
yararlarının pek bilinmediğine, dolayısıyla insanların bunu pek fazla
tüketmediklerine değiniyor uzmanlar.
Oysa Türkiye'nin her köşesinde bulunan bu minik tohumlar,
hem sağlığa hem de ekonomik olduklarından
keseye de hitap ediyorlar...
Keten tohumunun yararları
· Mide-bağırsak sorunlarına karşı iyi gelir
· Bağırsakları yumuşatır, kabızlığa karşı iyi gelir
· Kemikleri güçlendirir. Özellikle menopoz döneminde yararlı
· Bağışıklık sistemini güçlendirir
· Menopoza bağlı şikâyetleri hafifletir
· Kalp-damar hastalıklarından korur
· Kolesterol, şeker seviyesini dengeler
· Yüksek tansiyonu düşürür
· Romatizmal hastalıkları önler
· Sinir sistemini güçlendirir
· Hafızayı güçlendirir
· Konsantrasyon bozukluğuna karşı iyi gelir
· Yaşlanmaya bağlı dikkat dağınıklığına karşı iyi gelir
· Haricen kullanılarak yaraların çabuk iyileşmesini sağlar
· Egzama ve sedef hastalıklarında kullanılır
· Nasırlarda kompres olarak kullanılır
· Solunum yolu hastalıklarında olumlu etki yapar
· Ruhsal bozukluklara karşı iyi gelir
· Öksürüğü giderir
· Ağız boşluğu, boğaz ve diş eti rahatsızlıklarında gargara olarak
kullanılır
· Lifleri sanayide, özellikle dokumacılıkta kullanılır
Keten tohumu nasıl tüketilir?
· Kaynatılarak içilebilir.
· Dövülerek, öğütülerek toz haline getirilebilir. Bir kaşık ağza
atıldıktan sonra arkasından su içilebilir.
· Kavrulmuş olarak tüketildiğinde daha lezzetli olur. Keten tohumunun çok özel bir tadı veya kokusu yoktur,
ama kavrulunca güzel bir tada kavuşur.
· Tohum şeklinde de tüketilebilir.
· Yemeklere, yoğurda, salatalara, müsliye, pasta, börek gibi unlu
mamullere karıştırılarak da tüketilebilir.
· Günde 1-1.5 çorba kaşığı keten tohumu sağlıklı kalmak açısından
yeterlidir. Dozunu kaçırmamakta yarar var.
Keten tohumu ne içerir?
· Omega-3, Omega-6 ve Omega-9 yağ asitleri
· Yüksek oranda çözünür ve çözünmez lif
· Protein
· Lignanlar (kansere karşı maddeler)
· Vitaminler
· Mineraller
· Aminoasitler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)