Çağın hastalığı kanserin tedavisi üzerinde çalışan ABD'li bilimadamları kanser hücrelerine ve tümörlerine karşı etkili olabilen yeni bir teknik üzerinde çalışıyor. Bu teknikle kanser hücrelerinin içine sızabilen hücre görünümünde bir cihaz geliştirildi. İçiçe geçmiş iki balon görünümünde olan bu cihaz kanser hücresinin veya tümörünün içine sızdıktan sonra, iki aşamalı bir tedavi uyguluyor.
İKİ AŞAMALI TEDAVİ
Tümörün içine yerleşen cihaz önce dış tabakasını ya da bir başka deyişle dıştaki balonu patlatarak bir ilaç salgılıyor. Bu ilaç, tümörün beslendiği kan damarları ile olan bağlantısını kesiyor. Ardından da cihazın iç tabakası içindeki ilaç salgılanıyor. Bu ilaç da kanser hücrelerinin ölümünü ve tümörün küçülmesini sağlıyor. Üstelik bu teknik sayesinde kanser hücrelerinin çevresinde bulunan sağlıklı hücreler de diğer tedavi yöntemlerine göre daha az zarar görüyor.
Bilimadamları bu tekniğin kan damarlarıyla kesiştiği için ulaşılamayan tümörlerin ortadan kaldırılmasında çok etkili olabileceğini ifade ediyor.
KANSER TEDAVİSİNDE ÇIĞIR AÇABİLİR
Teknik ilk olarak fareler üzerinde denendi ve kanser hastası olan farelerin diğer tedavi yöntemlerine kıyasla 65 gün daha fazla yaşadığı görüldü.
Bilimadamları tekniğin insanlar üzerinde kullanılmasının zaman alacağını belirtse de "akıllı bomba" olarak nitelendirdikleri bu tedavi yönteminin kanser tedavisinde çığır açabileceğini söylüyor.
18 Mayıs 2007 Cuma
VÜcudumuzun Saatİ
Vücudunuzun Saati Neyi Gösteriyor?
El hünerleri kadar kelimeleri kullanma becerisi de 16.00-17.00 saatleri arasında en üst noktadadır. Başkalarını fikrinize ortak etmek, onları buna inandırmak istiyorsanız bunu bu saatte yapın.
Sabah saatlerinde...
Sabahları,uykuda olsanız bile vücudunuz uyanıktır. Hormon salgılaması harekete geçer. Yataktan kalkmanız gerekiyorsa, birden değil yavaş yavaş kalkmalısınız. Bu ve bundan sonra gelen iki saatte kalp atışları hızlanır, vücut ısısı yükselir, stres olsun veya olmasın stres hormonları üretilir. Aynı zamanda testesteron ve östrojen harekete geçer.
Sigara içenler ve kolestrol sorunu olanlar
Sigara içenler ve kolesterol sorunu bulunanlar, bu saatte enfarktüs ve felç için hassas bir durumdadır. Kalp ve damar hastaları için riskli bir saat. İnsanın kavrayıcı düşünce yeteneği bu saatte artar. Beynin kavrama, anlama bölümleri çok dinç ve canlıdır. Bu saatler gazete, kitap, rapor okumak için idealdir.
Bu saatte yedikleriniz şişmanlatmıyor
Bu saatte yenilen şeyler şişmanlatmaz. Çünkü, bünye yağı işleme fonksiyonunu bu saatte daha iyi gerçekleştirmektedir. Mola zamanı duygusu uyanır. Çünkü, mideniz hararetli bir şekilde asit üretir ve yediklerinizi rahatlıkla hazmedebilirsiniz. Sindirim saatidir. Saat 13.00 civarında gastrit asit miktarı, en yüksek seviyeye ulaşır.
13.00-15.00 arası
Öğle yemeğini yeyin veya yemeyin, bu saatlerde kendinizi yorgun hissedersiniz. Çünkü, organizmanın uykuya ihtiyacı vardır. 10 dakika süreyle hiçbir şey düşünmeyin ve gözlerinizi kapatarak rahatlayın. Bu ufak hileyle verimliliğinizi artırmış olursunuz.
Saç şekillenmesi için uygun saat
Vücudun elektrostatik yüklenmesi bu saatte özellikle azdır. Saç iyi şekil alır. Kuaförden randevu almak için ideal bir saattir.
Sabır isteyen işleri bu saate atın
Yine bir hareketlilik başlar. Zekanız açılır. Öğleden önceki süratli tempoya karşın bu saatte, sabır isteyen işler için zindesinizdir.
15.00-16.00 arası
Bu saatlerde zihin açıklığı en üst düzeydedir. Uzun süre bellek sabah saat 9'da olduğundan yüzde 10 oranında daha iyi çalışır. Ellerimizi en iyi şekilde 15 ile 16 saatleri arasında kullanırız.
16.00...
Vücudunuz hareket ister. Adale kuvveti, hareketliliği, dolaşım aktivitesi çok fazladır. Aynı zamanda ruh halinin kötü olduğu saatlerdir. Saat 16'ya doğru moral bozukluğu doruk noktasındadır. Saat 17.00'den sonra, moral düzelmeye başlar.
Saat 16.00-17.00...
Çelişkilerin üstesinden gelmek için en uygun saatlerdir. Ciğerler, en iyi bu saatlerde performans gösterir. El hünerleri, bu saatte en üst noktadadır. Kelimeleri kullanma becerisi de öyle. Otoriteleri, komşuları veya tanıdıkları fikrinize ortak etmek,onları buna inandırmak istiyorsanız bunu bu saatte yapın. Ayrıca, bu saatlerde bilgisayarda daha hızlı yazılır.
Akşam yemeği için uygun saat
Tat alma ve koku duyusu, bu saatte çok hassas olur. Bu nedenle de akşam yemeği için en iyi saattir. Fakat ölçüyü kaçırmamak gerekir. Çünkü, öğleden sonraki saatlerden beri alınan kaloriler enerjiden çok yağa dönüştürülür.
Güzellik maskeleri için iyi zaman
Teniniz bu saatlerde herşeyi alma yeteneğine sahiptir. Bu nedenle, güzellik maskeleri için çok iyi bir zamandır. Organizma da ilaçları öğleden önceki saatlerde daha iyi değerlendirir.
Tembellik çöker
Estetik duygusu keskinleşir. Bu saatler dinlenme saatleridir. Refleksler zayıflar, yalnızlık duygusu artar. Beyin, bu saatte uyku hormonu verir. Vücut ısısı ve metabolizmanın hareketlilik oranı düşer. Bu saatte yiyeceğiniz birşey hazmedilmeden midede kalır. Burada mayalanır ve mukozayı tahrip eder. Bu saatte yalnızlığa zor tahammül edilir. Bağışıklık sistemi, en yüksek düzeyde çalışır. Hayal kurma saati. İnsanın aklına parlak fikirler gelir. Ama, fikirlerin işleme konulması aksayabilir.
Dahilik saatleri
23.00-01.30, dahilik saatleridir. Gece geç yatanlar için, yeni bir şeyler üretmek ortalamanın üstündedir.
Depresyon saati
Sabaha kadar tepki süresi büyük ölçüde yavaşlar, hassasiyet ve verimlilik azalır. Bu saatte uyanık kalan insan korkularla ve depresyonla karşı karşıya kalır. En iyi çare uyumaktır.
01.00: Doğumlar genellikle geceyarısı ile sabah 04.00 arasında olur.
02.00-04.00...
Hata yapma saati. Gece çalışanların en çok hata yaptıkları saatlerdir. Görme yeteneği azalır.
04.00-05.00...
Trafik kazalarının en çok olduğu saatler. Ayrıca, tansiyonun en düşük olduğu saatlerdir.
El hünerleri kadar kelimeleri kullanma becerisi de 16.00-17.00 saatleri arasında en üst noktadadır. Başkalarını fikrinize ortak etmek, onları buna inandırmak istiyorsanız bunu bu saatte yapın.
Sabah saatlerinde...
Sabahları,uykuda olsanız bile vücudunuz uyanıktır. Hormon salgılaması harekete geçer. Yataktan kalkmanız gerekiyorsa, birden değil yavaş yavaş kalkmalısınız. Bu ve bundan sonra gelen iki saatte kalp atışları hızlanır, vücut ısısı yükselir, stres olsun veya olmasın stres hormonları üretilir. Aynı zamanda testesteron ve östrojen harekete geçer.
Sigara içenler ve kolestrol sorunu olanlar
Sigara içenler ve kolesterol sorunu bulunanlar, bu saatte enfarktüs ve felç için hassas bir durumdadır. Kalp ve damar hastaları için riskli bir saat. İnsanın kavrayıcı düşünce yeteneği bu saatte artar. Beynin kavrama, anlama bölümleri çok dinç ve canlıdır. Bu saatler gazete, kitap, rapor okumak için idealdir.
Bu saatte yedikleriniz şişmanlatmıyor
Bu saatte yenilen şeyler şişmanlatmaz. Çünkü, bünye yağı işleme fonksiyonunu bu saatte daha iyi gerçekleştirmektedir. Mola zamanı duygusu uyanır. Çünkü, mideniz hararetli bir şekilde asit üretir ve yediklerinizi rahatlıkla hazmedebilirsiniz. Sindirim saatidir. Saat 13.00 civarında gastrit asit miktarı, en yüksek seviyeye ulaşır.
13.00-15.00 arası
Öğle yemeğini yeyin veya yemeyin, bu saatlerde kendinizi yorgun hissedersiniz. Çünkü, organizmanın uykuya ihtiyacı vardır. 10 dakika süreyle hiçbir şey düşünmeyin ve gözlerinizi kapatarak rahatlayın. Bu ufak hileyle verimliliğinizi artırmış olursunuz.
Saç şekillenmesi için uygun saat
Vücudun elektrostatik yüklenmesi bu saatte özellikle azdır. Saç iyi şekil alır. Kuaförden randevu almak için ideal bir saattir.
Sabır isteyen işleri bu saate atın
Yine bir hareketlilik başlar. Zekanız açılır. Öğleden önceki süratli tempoya karşın bu saatte, sabır isteyen işler için zindesinizdir.
15.00-16.00 arası
Bu saatlerde zihin açıklığı en üst düzeydedir. Uzun süre bellek sabah saat 9'da olduğundan yüzde 10 oranında daha iyi çalışır. Ellerimizi en iyi şekilde 15 ile 16 saatleri arasında kullanırız.
16.00...
Vücudunuz hareket ister. Adale kuvveti, hareketliliği, dolaşım aktivitesi çok fazladır. Aynı zamanda ruh halinin kötü olduğu saatlerdir. Saat 16'ya doğru moral bozukluğu doruk noktasındadır. Saat 17.00'den sonra, moral düzelmeye başlar.
Saat 16.00-17.00...
Çelişkilerin üstesinden gelmek için en uygun saatlerdir. Ciğerler, en iyi bu saatlerde performans gösterir. El hünerleri, bu saatte en üst noktadadır. Kelimeleri kullanma becerisi de öyle. Otoriteleri, komşuları veya tanıdıkları fikrinize ortak etmek,onları buna inandırmak istiyorsanız bunu bu saatte yapın. Ayrıca, bu saatlerde bilgisayarda daha hızlı yazılır.
Akşam yemeği için uygun saat
Tat alma ve koku duyusu, bu saatte çok hassas olur. Bu nedenle de akşam yemeği için en iyi saattir. Fakat ölçüyü kaçırmamak gerekir. Çünkü, öğleden sonraki saatlerden beri alınan kaloriler enerjiden çok yağa dönüştürülür.
Güzellik maskeleri için iyi zaman
Teniniz bu saatlerde herşeyi alma yeteneğine sahiptir. Bu nedenle, güzellik maskeleri için çok iyi bir zamandır. Organizma da ilaçları öğleden önceki saatlerde daha iyi değerlendirir.
Tembellik çöker
Estetik duygusu keskinleşir. Bu saatler dinlenme saatleridir. Refleksler zayıflar, yalnızlık duygusu artar. Beyin, bu saatte uyku hormonu verir. Vücut ısısı ve metabolizmanın hareketlilik oranı düşer. Bu saatte yiyeceğiniz birşey hazmedilmeden midede kalır. Burada mayalanır ve mukozayı tahrip eder. Bu saatte yalnızlığa zor tahammül edilir. Bağışıklık sistemi, en yüksek düzeyde çalışır. Hayal kurma saati. İnsanın aklına parlak fikirler gelir. Ama, fikirlerin işleme konulması aksayabilir.
Dahilik saatleri
23.00-01.30, dahilik saatleridir. Gece geç yatanlar için, yeni bir şeyler üretmek ortalamanın üstündedir.
Depresyon saati
Sabaha kadar tepki süresi büyük ölçüde yavaşlar, hassasiyet ve verimlilik azalır. Bu saatte uyanık kalan insan korkularla ve depresyonla karşı karşıya kalır. En iyi çare uyumaktır.
01.00: Doğumlar genellikle geceyarısı ile sabah 04.00 arasında olur.
02.00-04.00...
Hata yapma saati. Gece çalışanların en çok hata yaptıkları saatlerdir. Görme yeteneği azalır.
04.00-05.00...
Trafik kazalarının en çok olduğu saatler. Ayrıca, tansiyonun en düşük olduğu saatlerdir.
Parmaklarinizi Çitlatmayin...
CİDDEN GÖZÜM KORKTU BUNU OKUYUNCA ÇÜNKÜ SÜREKLİ YAPTIĞIM BİRŞEYDİR...TIRRRSSSTIM)
Parmaklarımız niçin çıtlar?
Bazı insanlar her iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek ve onları gererek ses çıkartırlar, yani çıtlatırlar. Çoğumuz buradan gelen sesin kemiklerden geldiğini sanırız, hatta rahatsız oluruz ama nedense bunu yapanlar hallerinden memnun görünürler. En çok ve kolaylıkla çıtlattığımız yerler vücudumuzda en çok bulunan sürtünmeli eklem yerleridir.
Bu tip eklem yerlerinde, meselâ, parmaklarınızda, iki kemiğin birleştiği yerde bir bağlantı kapsülü vardır. Bu kapsülün içinde, kemiklerin hareketleri sırasında, buraları yağlayan bir sıvı vardır. Bu sıvının içinde erimiş halde oksijen, nitrojen ve karbondioksit gazları bulunur.
Vücudumuzda en kolay çıtlatabileceğimiz eklem yerlerimiz parmaklarımızdır. Parmaklarımız gerilince ve eklem yerlerimiz düzleşince bu kapsül de gerilir. içindeki sıvının basıncı azalır ve gaz kabarcıkları patlamaya baslar. iste kulağımıza gelenler bu seslerdir. Patlayan kabarcıklar neticesinde gazlar bu sıvıyı terk eder, sıvı daha da genlesir ve eklem yerinin hareket kabiliyetini arttırır. şüphesiz ki eklem yerinin gerilmesi, bu kapsülün boyu ile sinirlidir.
Eğer parmaklarınızı çıtlattığınız anda röntgenini de çekmiş olsanız, eklem içinde oluşan gaz kabarcıklarını görebilirsiniz. Bu olay eklem yerindeki hacmi yaklaşık yüzde 15-20 arttırır. Ayni parmağınızı arka arkaya çıtlatamazsınız. Bir süre beklemeniz gerekir, çünkü gaz kabarcıklarının sıvı içerisinde tekrar oluşması biraz zaman alır. Tüm bu açıklamalar, deneylerle ispatlanmasına rağmen, yine de bu kadar küçük gazin, bu kadar büyük bir ses çıkartabilmesinin nedeni hâlâ anlaşılmış değildir. Bu sorunun tatmin edici bir cevabi da henüz yoktur.
Ayrıca detaylı çalışmalar göstermiştir ki, çıtırdama sırasında iki ayrı ses duyulmaktadır. Birincisinin gaz kabarcıklarının patlaması olduğu biliniyor.ikinci sesin ise kapsülün uzama sınırına vardığında çıktığı sanılıyor.
Parmaklarımızı çıtlatmak vücudumuz için zararlı midir?
Sürekli olarak bunu yapanlarda ve bunu alışkanlık haline getirenlerde, eklemler etrafındaki yumuşak doku zarar görmekte, parmaklar şişmekte, dolayısı ile elin kavrama gücü azalmaktadır.
Parmaklarımız niçin çıtlar?
Bazı insanlar her iki elinin parmaklarını birbirine geçirerek ve onları gererek ses çıkartırlar, yani çıtlatırlar. Çoğumuz buradan gelen sesin kemiklerden geldiğini sanırız, hatta rahatsız oluruz ama nedense bunu yapanlar hallerinden memnun görünürler. En çok ve kolaylıkla çıtlattığımız yerler vücudumuzda en çok bulunan sürtünmeli eklem yerleridir.
Bu tip eklem yerlerinde, meselâ, parmaklarınızda, iki kemiğin birleştiği yerde bir bağlantı kapsülü vardır. Bu kapsülün içinde, kemiklerin hareketleri sırasında, buraları yağlayan bir sıvı vardır. Bu sıvının içinde erimiş halde oksijen, nitrojen ve karbondioksit gazları bulunur.
Vücudumuzda en kolay çıtlatabileceğimiz eklem yerlerimiz parmaklarımızdır. Parmaklarımız gerilince ve eklem yerlerimiz düzleşince bu kapsül de gerilir. içindeki sıvının basıncı azalır ve gaz kabarcıkları patlamaya baslar. iste kulağımıza gelenler bu seslerdir. Patlayan kabarcıklar neticesinde gazlar bu sıvıyı terk eder, sıvı daha da genlesir ve eklem yerinin hareket kabiliyetini arttırır. şüphesiz ki eklem yerinin gerilmesi, bu kapsülün boyu ile sinirlidir.
Eğer parmaklarınızı çıtlattığınız anda röntgenini de çekmiş olsanız, eklem içinde oluşan gaz kabarcıklarını görebilirsiniz. Bu olay eklem yerindeki hacmi yaklaşık yüzde 15-20 arttırır. Ayni parmağınızı arka arkaya çıtlatamazsınız. Bir süre beklemeniz gerekir, çünkü gaz kabarcıklarının sıvı içerisinde tekrar oluşması biraz zaman alır. Tüm bu açıklamalar, deneylerle ispatlanmasına rağmen, yine de bu kadar küçük gazin, bu kadar büyük bir ses çıkartabilmesinin nedeni hâlâ anlaşılmış değildir. Bu sorunun tatmin edici bir cevabi da henüz yoktur.
Ayrıca detaylı çalışmalar göstermiştir ki, çıtırdama sırasında iki ayrı ses duyulmaktadır. Birincisinin gaz kabarcıklarının patlaması olduğu biliniyor.ikinci sesin ise kapsülün uzama sınırına vardığında çıktığı sanılıyor.
Parmaklarımızı çıtlatmak vücudumuz için zararlı midir?
Sürekli olarak bunu yapanlarda ve bunu alışkanlık haline getirenlerde, eklemler etrafındaki yumuşak doku zarar görmekte, parmaklar şişmekte, dolayısı ile elin kavrama gücü azalmaktadır.
'Kalp hastaları günlük aspirin kullanmalıdır'
'Kalp hastaları günlük aspirin kullanmalıdır'
İnönü Üniversitesi (İÜ) Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramazan Özdemir, kalp hastası olan kişilerin günlük aspirin kullanmaları tavsiyesinde bulunurken, cep telefonlarının kalp rahatsızlığı bulunan insanlarda ritim bozukluğuna yol açtığını söyledi.
Doç. Dr. Ramazan Özdemir, cep telefonlarının insan sağlığı üzerindeki etkisiyle ilgili olarak sorulan bir soruya, "Cep telefonları kalp hastalarında ritimle ilgili problem yapıyor. İnsanlarımız kalbin bulunduğu yere yani sol göğüs üstüne cep telefonlarını koymasınlar. Cep telefonlarıyla daha çok sağ elle konuşsunlar" cevabını verdi.
Kalp hastalarına günlük küçük tozda aspirin kullanmaları tavsiyesinde bulunan Doç. Dr. Özdemir, "Gizli kalp krizi şeker hastası olan insanlarda daha çoktur. Şeker hastaları ağrıyı daha az hissederler. Şeker hastaları ve yaşlılarda gizli kalp krizi daha fazladır. Bu hastalarda sinirin ağrıyı hissetme duyarlılığı azdır. Hasta ağrıyı hissettiği an evde var ise 500 miligramlık aspirinin yarısını kırıp, çiğnesin. Ondan sonra hemen 112 acil servisi arasın. Takılı dişi var ise, hemen çıkartsın. Aspirin kanın sulanmasını sağlıyor. Kalp hastalarına aspirini küçük tozda normalde koruyucu olarak günlük kullanılmasını tavsiye ediyorum" diye konuştu.
Hapşırık, kalp için çok faydalı
Â¥ Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Telli, "Hapşırık sırasında oluşan basınç sebebiyle kalp damarlarına yoğun kan gider bu da kalbe iyi gelir" dedi.
Hapşırık sırasında oluşan basınç nedeniyle kalp damarlarına yoğun kan pompalanmasının kalbe iyi geldiği bildirildi.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Telli, yaptığı açıklamada, vücudun doğal refleksi hapşırık sırasında ağızdan çıkan havanın hızının çok yüksek olduğunu söyledi. Bu hızın vücutta oluşan yüksek basınçtan kaynaklandığını belirten Telli, ''Hapşırırken karın bölgesi ve beyin ağırlıklı olmak üzere vücutta büyük bir basınç ortaya çıkar. Bu basınç nedeniyle kalp damarlarına yoğun kan gider'' dedi. Bazı riskler taşısa da kalp damarlarına kan gitmesini sağlayan hapşırığın kalp için faydalı olduğunu vurgulayan Telli, ''Basınç nedeniyle bayılmalar, hatta hapşırığın tutulması durumunda çok ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Ancak, biz kalp uzmanları, sağlıklı kalp için hapşırığı severiz. Tansiyon hastalığı ve bayılma tehlikesi olmayan kişiler, hapşırıkla sağlıklı bir kalbe sahip olabilirler'' diye konuştu.
İnönü Üniversitesi (İÜ) Turgut Özal Tıp Merkezi Kardiyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramazan Özdemir, kalp hastası olan kişilerin günlük aspirin kullanmaları tavsiyesinde bulunurken, cep telefonlarının kalp rahatsızlığı bulunan insanlarda ritim bozukluğuna yol açtığını söyledi.
Doç. Dr. Ramazan Özdemir, cep telefonlarının insan sağlığı üzerindeki etkisiyle ilgili olarak sorulan bir soruya, "Cep telefonları kalp hastalarında ritimle ilgili problem yapıyor. İnsanlarımız kalbin bulunduğu yere yani sol göğüs üstüne cep telefonlarını koymasınlar. Cep telefonlarıyla daha çok sağ elle konuşsunlar" cevabını verdi.
Kalp hastalarına günlük küçük tozda aspirin kullanmaları tavsiyesinde bulunan Doç. Dr. Özdemir, "Gizli kalp krizi şeker hastası olan insanlarda daha çoktur. Şeker hastaları ağrıyı daha az hissederler. Şeker hastaları ve yaşlılarda gizli kalp krizi daha fazladır. Bu hastalarda sinirin ağrıyı hissetme duyarlılığı azdır. Hasta ağrıyı hissettiği an evde var ise 500 miligramlık aspirinin yarısını kırıp, çiğnesin. Ondan sonra hemen 112 acil servisi arasın. Takılı dişi var ise, hemen çıkartsın. Aspirin kanın sulanmasını sağlıyor. Kalp hastalarına aspirini küçük tozda normalde koruyucu olarak günlük kullanılmasını tavsiye ediyorum" diye konuştu.
Hapşırık, kalp için çok faydalı
Â¥ Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Telli, "Hapşırık sırasında oluşan basınç sebebiyle kalp damarlarına yoğun kan gider bu da kalbe iyi gelir" dedi.
Hapşırık sırasında oluşan basınç nedeniyle kalp damarlarına yoğun kan pompalanmasının kalbe iyi geldiği bildirildi.
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Telli, yaptığı açıklamada, vücudun doğal refleksi hapşırık sırasında ağızdan çıkan havanın hızının çok yüksek olduğunu söyledi. Bu hızın vücutta oluşan yüksek basınçtan kaynaklandığını belirten Telli, ''Hapşırırken karın bölgesi ve beyin ağırlıklı olmak üzere vücutta büyük bir basınç ortaya çıkar. Bu basınç nedeniyle kalp damarlarına yoğun kan gider'' dedi. Bazı riskler taşısa da kalp damarlarına kan gitmesini sağlayan hapşırığın kalp için faydalı olduğunu vurgulayan Telli, ''Basınç nedeniyle bayılmalar, hatta hapşırığın tutulması durumunda çok ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Ancak, biz kalp uzmanları, sağlıklı kalp için hapşırığı severiz. Tansiyon hastalığı ve bayılma tehlikesi olmayan kişiler, hapşırıkla sağlıklı bir kalbe sahip olabilirler'' diye konuştu.
klima yolu ile buluşan hastalıklar....
İçinde bulunduğumuz sıcak yaz günlerinde, bir nebze olsun rahatlatan klimaların yararlı etkilerinin yanında, bir takım hastalıklara neden olma gibi zararlı etkileri de bulunmaktadır.Gripal enfeksiyonlar, bazı viral enfeksiyonlar,kas ağrıları,kas tutulması ve zatürre gibi.
Memorial Hastanesi'nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Soysal klimalar yoluyla bulaşan hastalıklarla ilgili şu bilgileri verdi:
'Akciğer dokusunun iltihaplanması olarak tanımladığımız zatürrenin,havalandırma sistemleri yoluyla bulaşan şeklini 'Legionella Pnömonisi' olarak adlandırıyoruz.
Bu hastalık ilk kez,1976 senesinde Pensilvanya lejyonerlerinin yaptıkları bir toplantıda bulunan kişilerde görülmüş ve toplantı salonundaki havalandırma sisteminden kaynaklandığı anlaşılmıştır.Hastalığın tanınması ile birlikte, bu zatürre tipinin, alışılagelmiş yüksek ateş, öksürük, balgam gibi bulguların görüldüğü tipik zatürreden farklı olduğu anlaşılmıştır.
Hastalığa neden olan, Legionella Pneumophilia denen bir bakteridir. Bu bakteri,klimaların filtre sistemlerinde, uygun nem ve ısıda kolonize olmakta ve buradan ortam havasına dağılmaktadır. Sıklıkla otel ve hastanelerden kaynaklanan salgınlar yapa,ancak tek tek vakalar da nadir değildir. İnsandan insana bulaştığı görülmemiştir. Akciğerlere girişi için saptanmış en önemli yollar, solunum cihazları, havalandırma sistemleri ve hastanelerde solunum yollarına uygulanan birtakım işlemlerdir. Dolayısıyla, klimatize büyük otel ve iş yerlerinde çalışanlar, havalandırma işçileri ve sağlık personeli riskli gruplardır. Bu arada bakteriyi alan kişinin vücut direnci de çok önemlidir. Şeker hastaları, alkolikler, yaşlılar ve bebekler, kortizen tedavisi altında olanlar, kemoterapi görenler, böbrek yetersizliği ve kronik akciğer hastalıklarına sahip kişilerde hastalığın oluşumu daha yüksek orandadır. En yaygın, kolaylaştırıcı faktör ise sigara içimidir.
Hastalarda, tipik zatürreden farklı olarak, akciğere ait şikayetler ön planda değildir. Yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, ateş, huzursuzluk vardır. İlk iki günde yoğun olmak üzere kuru öksürük görülür. Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi sindirim sistemi bulguları olabilir. Hastaların %20 sinde sinir sistemi bulguları, ajitasyon, konsantrasyon bozuklukları, hatta koma görülebilir. Bu belirtiler arasında solunum sistemini aklımıza getirecek en önemli bulgu, kuru öksürüktür.
Hastanın muayenesi ve akciğer filminde, kesin tanıyı koydurabilecek özel bulgular yoktur. Grafide akciğerlerin alt kısımlarında iltihaplı alan görülebilir, akciğer zarında sıvı birikimi olabilir. Hastalık genellikle tek taraflıdır. Akciğerlerin bilgisayarlı tomografisi, daha detaylı incelemeye olanak verir. Laboratuar olarak, serolojik birtakım testler tanıya yardımcıdır.
Hastalığın tedevisinde, 15-21 gün süreyle, bu bakterilere yönelik antibiotiklerin kullanımı önemlidir. Uygun zamanda ve dozda kullanılan antibiotiklerle hastalığın iyileşmesi tamdır.
Klimaları yoğun olarak kullandığımız şu günlerde ateş ve öksürük şikayeti olan kişiler, bu bulguların basit bir gripal enfeksiyon olmayıp, zatürre başlangıcı da olabileceğini akılda bulundurmalı ve hastaneye başvurarak tetkiklerini yaptırmalıdır.'
(össye hazırlandığım sene dershanede klimanın tam önünde oturuyordum...ben baş ağrımı stresten ve çalışmaktan zannederken klimadan olduğunu sonradan farkettim..hele o dayanılmaz sırt ağrılarım..doktora gitmiştik adam sırtımda bi problem olmadığını söylediğinde şaşırdık ve anladıkki klişmadanmış...dikkat edin farkında olmadan klimalar çok kötü etkiler bırakabilir üzerinizde....)
Memorial Hastanesi'nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Soysal klimalar yoluyla bulaşan hastalıklarla ilgili şu bilgileri verdi:
'Akciğer dokusunun iltihaplanması olarak tanımladığımız zatürrenin,havalandırma sistemleri yoluyla bulaşan şeklini 'Legionella Pnömonisi' olarak adlandırıyoruz.
Bu hastalık ilk kez,1976 senesinde Pensilvanya lejyonerlerinin yaptıkları bir toplantıda bulunan kişilerde görülmüş ve toplantı salonundaki havalandırma sisteminden kaynaklandığı anlaşılmıştır.Hastalığın tanınması ile birlikte, bu zatürre tipinin, alışılagelmiş yüksek ateş, öksürük, balgam gibi bulguların görüldüğü tipik zatürreden farklı olduğu anlaşılmıştır.
Hastalığa neden olan, Legionella Pneumophilia denen bir bakteridir. Bu bakteri,klimaların filtre sistemlerinde, uygun nem ve ısıda kolonize olmakta ve buradan ortam havasına dağılmaktadır. Sıklıkla otel ve hastanelerden kaynaklanan salgınlar yapa,ancak tek tek vakalar da nadir değildir. İnsandan insana bulaştığı görülmemiştir. Akciğerlere girişi için saptanmış en önemli yollar, solunum cihazları, havalandırma sistemleri ve hastanelerde solunum yollarına uygulanan birtakım işlemlerdir. Dolayısıyla, klimatize büyük otel ve iş yerlerinde çalışanlar, havalandırma işçileri ve sağlık personeli riskli gruplardır. Bu arada bakteriyi alan kişinin vücut direnci de çok önemlidir. Şeker hastaları, alkolikler, yaşlılar ve bebekler, kortizen tedavisi altında olanlar, kemoterapi görenler, böbrek yetersizliği ve kronik akciğer hastalıklarına sahip kişilerde hastalığın oluşumu daha yüksek orandadır. En yaygın, kolaylaştırıcı faktör ise sigara içimidir.
Hastalarda, tipik zatürreden farklı olarak, akciğere ait şikayetler ön planda değildir. Yaygın kas ağrıları, baş ağrısı, halsizlik, ateş, huzursuzluk vardır. İlk iki günde yoğun olmak üzere kuru öksürük görülür. Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi sindirim sistemi bulguları olabilir. Hastaların %20 sinde sinir sistemi bulguları, ajitasyon, konsantrasyon bozuklukları, hatta koma görülebilir. Bu belirtiler arasında solunum sistemini aklımıza getirecek en önemli bulgu, kuru öksürüktür.
Hastanın muayenesi ve akciğer filminde, kesin tanıyı koydurabilecek özel bulgular yoktur. Grafide akciğerlerin alt kısımlarında iltihaplı alan görülebilir, akciğer zarında sıvı birikimi olabilir. Hastalık genellikle tek taraflıdır. Akciğerlerin bilgisayarlı tomografisi, daha detaylı incelemeye olanak verir. Laboratuar olarak, serolojik birtakım testler tanıya yardımcıdır.
Hastalığın tedevisinde, 15-21 gün süreyle, bu bakterilere yönelik antibiotiklerin kullanımı önemlidir. Uygun zamanda ve dozda kullanılan antibiotiklerle hastalığın iyileşmesi tamdır.
Klimaları yoğun olarak kullandığımız şu günlerde ateş ve öksürük şikayeti olan kişiler, bu bulguların basit bir gripal enfeksiyon olmayıp, zatürre başlangıcı da olabileceğini akılda bulundurmalı ve hastaneye başvurarak tetkiklerini yaptırmalıdır.'
(össye hazırlandığım sene dershanede klimanın tam önünde oturuyordum...ben baş ağrımı stresten ve çalışmaktan zannederken klimadan olduğunu sonradan farkettim..hele o dayanılmaz sırt ağrılarım..doktora gitmiştik adam sırtımda bi problem olmadığını söylediğinde şaşırdık ve anladıkki klişmadanmış...dikkat edin farkında olmadan klimalar çok kötü etkiler bırakabilir üzerinizde....)
İlk Yardim
İlk yardımın Tanımı, Önemi, Eğitimi
Bir kaza ya da hayatı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da kazazedenin durumunun kötüleşmesini önlemek için, ilaç kullanılmadan yapılan uygulamalara ilkyardım denir.
Belirli bir eğitim almış ve insan vücuduna müdahale etme alanında yasalarla yetkilendirilmiş kişilerce yapılan, ilaçlı müdahalelere acil tedavi denir ve ilkyardım kavramı ile karıştırılmamalıdır. İlkyardım eğitimi almış olmak bir kişiyi sağlık personeli yapmaz.
İlkyardım bir kaza anında ya da hayatı tehlikeye düşüren durumlarda uygulanır. Bu durumlarda nasıl davranılması gerektiği sade vatandaşlar bir yana, ülkemizde itfaiye, sivil savunma, emniyet, eğitim, ulaşım, sanayi alanlarında profesyonel olarak çalışan insanlarca dahi yeterince bilinmemektedir. Az sayıda insanımızın katıldığı ilkyardım kursları ise nitelik olarak çoğu kez yetersiz kalmaktadır. Sürücü kursları, görsel ve yazılı basın aracılığıyla geniş kesimlere ulaşan ilkyardıma ilişkin çeşitli mesajlar ise anlamlı yararlar sağlamak bir yana pek çok traji-komik örnek olaylarla sonuçlanmaktadır.
İlkyardım bilgisi açığımızın büyüklüğüne paralel bir özelliğimiz de, ilkyardım gerektirecek olayların sıklığıdır. Yetersiz altyapı, eğitimsiz insan gücü, kurumsallaşma bozuklukları, idari ve kişisel sorumsuzluklar işyerlerinde, trafikte ve evlerde sık rastladığımız sakatlanma, yaralanma hatta ölümle sonuçlanan kazalara neden olmaktadır. Bireysel ve toplumsal zararları en aza indirmek dışında sosyal bir varlık olmanın bir gereği olarak, ilkyardım eğitimi almak ve uygulamak özel bir anlam ve önem taşımaktadır.
Doğru ilkyardım eğitimi belli özelliklere sahiptir:
1-Eğitim verecek kişiler ilkyardım bilgi ve becerisi dışında, eğiticilik yönünden de nitelikli olmalıdır.
2-Eğitilenler öncelikli olarak, ilkyardım bilgisinin gerçekten gerekli olacağı ortamlarda çalışanlardan seçilmeli, bu özelliklerinin farkında ve öğrenmeye istekli olmalıdır.
3-Eğitilen grupları 10-12 kişiyi geçmemeli, birbirine yakın eğitim düzeyinde olmalı, eğitim mekanı sağlıklı, yeterli olmalıdır.
4-Eğitimde erişkin eğitimi ilkeleri gözetilmeli, eğitilenin her aşamaya katılımı sağlanmalıdır.
5-Eğitim malzemeleri, manken, maketler, afişler, slayt, tepegöz, film kasetleri gibi desteklerle zenginleşen konu aktarımlarından sonra, tüm beceriler tüm eğitilenlerce doğru uygulanana dek tekrarlanmalıdır.
6-Eğitimden önce bir ön değerlendirme, kurs sonunda uygulamalar ve teorik test içeren bir son değerlendirme mutlaka yapılmalı, başarılı olanlar belgelendirilmelidir.
7-Eğitilenlerin çalışma yaşamlarına dönüşlerinden sonra eğiticileri ile bağı kopmamalı, bilgi ve becerileri belli aralarla tazelenmelidir.
Bir kaza ya da hayatı tehlikeye düşüren bir durumda, sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar, hayatın kurtarılması ya da kazazedenin durumunun kötüleşmesini önlemek için, ilaç kullanılmadan yapılan uygulamalara ilkyardım denir.
Belirli bir eğitim almış ve insan vücuduna müdahale etme alanında yasalarla yetkilendirilmiş kişilerce yapılan, ilaçlı müdahalelere acil tedavi denir ve ilkyardım kavramı ile karıştırılmamalıdır. İlkyardım eğitimi almış olmak bir kişiyi sağlık personeli yapmaz.
İlkyardım bir kaza anında ya da hayatı tehlikeye düşüren durumlarda uygulanır. Bu durumlarda nasıl davranılması gerektiği sade vatandaşlar bir yana, ülkemizde itfaiye, sivil savunma, emniyet, eğitim, ulaşım, sanayi alanlarında profesyonel olarak çalışan insanlarca dahi yeterince bilinmemektedir. Az sayıda insanımızın katıldığı ilkyardım kursları ise nitelik olarak çoğu kez yetersiz kalmaktadır. Sürücü kursları, görsel ve yazılı basın aracılığıyla geniş kesimlere ulaşan ilkyardıma ilişkin çeşitli mesajlar ise anlamlı yararlar sağlamak bir yana pek çok traji-komik örnek olaylarla sonuçlanmaktadır.
İlkyardım bilgisi açığımızın büyüklüğüne paralel bir özelliğimiz de, ilkyardım gerektirecek olayların sıklığıdır. Yetersiz altyapı, eğitimsiz insan gücü, kurumsallaşma bozuklukları, idari ve kişisel sorumsuzluklar işyerlerinde, trafikte ve evlerde sık rastladığımız sakatlanma, yaralanma hatta ölümle sonuçlanan kazalara neden olmaktadır. Bireysel ve toplumsal zararları en aza indirmek dışında sosyal bir varlık olmanın bir gereği olarak, ilkyardım eğitimi almak ve uygulamak özel bir anlam ve önem taşımaktadır.
Doğru ilkyardım eğitimi belli özelliklere sahiptir:
1-Eğitim verecek kişiler ilkyardım bilgi ve becerisi dışında, eğiticilik yönünden de nitelikli olmalıdır.
2-Eğitilenler öncelikli olarak, ilkyardım bilgisinin gerçekten gerekli olacağı ortamlarda çalışanlardan seçilmeli, bu özelliklerinin farkında ve öğrenmeye istekli olmalıdır.
3-Eğitilen grupları 10-12 kişiyi geçmemeli, birbirine yakın eğitim düzeyinde olmalı, eğitim mekanı sağlıklı, yeterli olmalıdır.
4-Eğitimde erişkin eğitimi ilkeleri gözetilmeli, eğitilenin her aşamaya katılımı sağlanmalıdır.
5-Eğitim malzemeleri, manken, maketler, afişler, slayt, tepegöz, film kasetleri gibi desteklerle zenginleşen konu aktarımlarından sonra, tüm beceriler tüm eğitilenlerce doğru uygulanana dek tekrarlanmalıdır.
6-Eğitimden önce bir ön değerlendirme, kurs sonunda uygulamalar ve teorik test içeren bir son değerlendirme mutlaka yapılmalı, başarılı olanlar belgelendirilmelidir.
7-Eğitilenlerin çalışma yaşamlarına dönüşlerinden sonra eğiticileri ile bağı kopmamalı, bilgi ve becerileri belli aralarla tazelenmelidir.
Estetik sonrası güneşe dikkat!
Estetik operasyonun ardından üç ay ile bir yıl arasında cildi güneşten korumak gerekiyor.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Metin Yavuz, estetik operasyonun ardından güneş ışınlarının yaranın iyileşmesini olumsuz etkilediğini ve yavaşlattığını söyledi.
Yavuz, "operasyon sonrası en az üç ay ile bir yıl arasında güneşten ciddi şekilde korunmak gerekir'' dedi.
Güneşte kalınırsa yüzde renk değişimi ve yara izlerinde belirginleşme ve kalınlaşma olabileceğini de belirten Yavuz, "izlerin düzeltilebilmesi için yeni bir operasyon gerekebilir'' yorumunda bulundu.
Doç. Dr. Metin Yavuz, estetik operasyonların gerekli koruma önlemleri alınması durumunda yaz aylarında da yapılmasının hiçbir sakıncasının olmadığını da vurguladı.
Yavuz, burun, göz kapağı, dudak ve kaş gibi özellikle yüze uygulanan estetik ameliyatların ardından hastanın güneş ışınlarından korunmak için mutlaka önlem alması gerektiğine de açıkladı.
Koruma önlemi olarak geniş kenarlı şapka ve koruma faktörlü güneş kremlerini de öneren Yavuz, ameliyat yaralarının tamamen iyileşmesinin bir yıl sürebileğini de sözlerine ekledi.
Enfeksiyon riskini oluşturan bir hafta ile 15 günün atlatılmasının ardından denize girilebileceğini de belirten Yavuz, güneş ışınlarının etkisini yitirdiği akşam saatleri ve sabah çok erken saatlerin tercih edilmesini de önerdi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Metin Yavuz, estetik operasyonun ardından güneş ışınlarının yaranın iyileşmesini olumsuz etkilediğini ve yavaşlattığını söyledi.
Yavuz, "operasyon sonrası en az üç ay ile bir yıl arasında güneşten ciddi şekilde korunmak gerekir'' dedi.
Güneşte kalınırsa yüzde renk değişimi ve yara izlerinde belirginleşme ve kalınlaşma olabileceğini de belirten Yavuz, "izlerin düzeltilebilmesi için yeni bir operasyon gerekebilir'' yorumunda bulundu.
Doç. Dr. Metin Yavuz, estetik operasyonların gerekli koruma önlemleri alınması durumunda yaz aylarında da yapılmasının hiçbir sakıncasının olmadığını da vurguladı.
Yavuz, burun, göz kapağı, dudak ve kaş gibi özellikle yüze uygulanan estetik ameliyatların ardından hastanın güneş ışınlarından korunmak için mutlaka önlem alması gerektiğine de açıkladı.
Koruma önlemi olarak geniş kenarlı şapka ve koruma faktörlü güneş kremlerini de öneren Yavuz, ameliyat yaralarının tamamen iyileşmesinin bir yıl sürebileğini de sözlerine ekledi.
Enfeksiyon riskini oluşturan bir hafta ile 15 günün atlatılmasının ardından denize girilebileceğini de belirten Yavuz, güneş ışınlarının etkisini yitirdiği akşam saatleri ve sabah çok erken saatlerin tercih edilmesini de önerdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)