6 Mayıs 2007 Pazar

Kleptomani ( Calma Hastaligi)

Ihtiyaci olmadigi, hemen kullanmayacagi halde ve maddi degeri nedeniyle satma dusuncesi olmadan bir takim nesneleri izinsiz olarak alarak, onlara sahip olma seklinde bir durtu kontrol bozuklugudur. Kisinin aslinda o mali satin alabilecek yeterli maddi birikime sahip oldugu, ancak buna ragmen bu davranisi gerceklestirdigi gozlenmistir. Bu davranis daha onceden dusunulmemis ve planlanmamis olup, aniden gerceklestirilir. Bu davranis birinden intikam alma amaciyla yapilmamistir. Birey bu davranisin yanlis ve uygunsuz oldugunun bilincindedir. Kisiler bu davranisi gerceklestirmek icin baskalarindan yardim istemezler. Tarihte Fransa krali 4. Henry ve Sardunya krali Victor un bu ozelliklere sahip oldugu bilinmektedir.

Rahatsizligin cocukluk yaslarinda basladigi belirlenmistir. Kisi bu davranisi gerceklestirmeden once, yogun bir gerilim hisseder. Bu davranis akabinde, mutluluk, rahatlama ve buyukluk hissi icine girmektedir.

Rahatsizlik hakkinda yapilan calismalarin azligi ve bu durumlarin kisiler tarafindan gizlenmesi ve bu durumu gerceklestiren kisilerin saglik hizmetlerinden cok, adli makamlara sevk edilmeleri nedeniyle gercek sikligi tam olarak bilinemese de bin kiside alti kiside rastlandigi saptanmistir. Yakalanan dukkan hirsizlarinin % 5-25 inde saptanmistir. Goldman 1991’deki derlemesinde bu bulgulardan yola cikarak toplum icinde kleptomani oraninin % 0,6 oldugunu one surmustur.

Hastalarin genel ozellikleri:

Kadinlarda erkeklere gore yaklasik dort kat daha sik gorulmektedir. Cinsiyetler arasindaki oranin bu kadar yuksek olmasinin bir nedeni de, erkeklerin boyle bir durumda cogunlukla hastaneler yerine cezaevlerine gonderilmeleri olabilir. Kadinlarda ortalama olarak 30-35 yasta; erkeklerde 50-55 yasta daha sik gorulmektedir. Hem erkek hem de kadinlarda diger durtu kontrol bozukluklari rahatsizliga eslik edebilir. Erkeklerde daha cok piromani (durtusel olarak ates yakip, yangin cikarma) ve hastalik derecesinde kumar oynama ve tekrarlayici patlayici davranim bozuklugu ile bir arada iken; kadinlarda trikotilomani ( durtusel olarak sac ve vucut tuylerini yolma hastaligi) ile beraber bulunabilmektedir. Rahatsizlik sosyoekonomik duzey ile dogrudan iliskili olmayip, bu durumdaki kisinin sosyokulturel duzeyi yuksek de olabilmektedir.Kisiler bu davranislarina engel olabilmek icin sosyal hayatlarini kisitlayabilir ve cevrelerinden uzaklasabilir, alisveris yapmamaya calisabilirler.

Hastaliga neden olabilecek etmenler:

Cocukluk doneminde yasanan olumsuz kosullarin sonucu gelisen kayip yasantilari onemli etkenler arasindadir. Kleptomanik davranislar da bunlarin etkisini gidermeye yoneliktir. Bilincaltindaki bu anilarin kisiyi zorlamasi ile olustugu dusunulmektedir. Bu kisilerin cocukluklarindaki aile hayatlarinin oldukca travmatik ve sorunlu oldugu saptanmistir. Bu bireylerde narsisistik (kendine olan sevgi,ilgi ve destekler) kirilmalarin, ozguven yaralanmalarinin sonucu olarak ortaya ciktigi da dusunulmektedir. Kisinin ozsaygisi ve degerliligine yonelik yapilan saldirilar, ilerleyen donemlerde kisinin olgun bir benlik yapisi gelistirmesine engel olur ve bu tur davranislara zemin hazirlar.

Kleptomani eylemleri bir kayip yasantisini izleyerek de gelisebilmektedir. Bu duruma kadinlarda cocuklarin evden uzaklasmasi; erkeklerde andropoz doneminde rastlanabilir. Kadinlarda gerilimin arttigi adet donemleri ve hamilelik donemlerinde bu tur eylemler artmaktadir. Ozellikle bizim toplumumuzda hamile kadinlarda baskasinin evinde misafir iken, yiyecek maddelerine karsi olan bu davranis ilgi cekicidir.

Bu tur davranislarda odaklanilan maddeler kisi icin cinsel bir anlam da tasimaktadir. Cok etkileyici bir parfum ya da kisi icin cinsel anlam ifade eden bir kitap kolayca canta ya da elbise icine girebilmektedir.Bu kisilerde siklikla cinsellikle ilgili sorunlara da rastlanabilmektedir. Cesitli psikiyatrlara gore cocukta 3-5 yas arasinda gozlenen ve Freud tarafindan “fallik donem” olarak adlandirilan, cocugun cinsel organlara yonelik ilgi ve hareketlerinde artisin oldugu donemlerde karsilasilan sorunlarla iliskili oldugu dusunulmektedir.

Freudun ruhsal yapi modeline gore, kiside dogustan geldigi dusunulen ve her an istedigi herseyi futursuzca yaparak haz almayi hedefleyen altbenlik (id) ile; anne-baba ,ogretmen vb gibi otorite konumundaki kisilerin ahlak anlayislarinin etkisi ile olusturulup,bunun tam tersi bir sekilde “hicbir yerde ve asla” seklinde hareket eden kisinin topluma uyumu icin kisinin istek ve eylemlerine sinir koyan ustbenlik (superego) ve bunlarin ikisi arasindaki dengeyi saglayan asil uygulayici guc olan benlik (ego) arasinda duzenli bir danisma ve uzlasma olmalidir. Kleptomani davranislari gosteren kisilerde bu duzenli isleyisin bozuldugu ve ustbenligin etkisini cok arttirarak , acimasizlastigi ve kisinin kendisini suclamak, cezalandirmak, kucuk durumlara dusurmek icin bu tur hirsizlik eylemlerine giristigi dusunulmektedir.

Kleptomani kiside varolan obsesif kompulsif bozukluk (saplanti-zorlanti bozuklugu) ve depresif bozukluklarin farkli bir gorunumu olabilir. Kleptomanik davranislar ile kisi kendisini gecici olarak iyi hissederek, kaygisini ve ruhsal cokkunlugunu azaltmayi hedefler. Bununla birlikte bu durtusel eylemlerin artarak devam etmesi ve olusturdugu sorunlar bu rahatlamanin , buzdaginin ustunu yoketmekle ayni anlama gelmektedir.

Kleptomanin eslik ettigi psikiyatrik bozukluklar arasinda dissosiyatif bozukluklar, duygudurum bozukluklari ve yeme bozukluklari da sayilabilir. Bu rahatsizlik baska vucutsal hastaliklarin sonucu da gorulebilmektedir. Bunlar arasinda epilepsi (sara), beyin atrofisinin goruldugu durumlar ve demans (bunama), bazi ilac tedavilerinin yan etkileri ve bazi tumorler sayilabilir.

Tedavi:

Kisinin gecmisi ve su ani ile ilgili zedeleyici olaylarin saptanarak, bunlara yonelik uygun dusunce semalari gelistirilmesi ve toplumsal iliskilerdeki uygunsuz savunma mekanizmalarinin degistirilmelerini hedefleyen terapiler, durtusel hareketleri ve kaygi durumunu azaltmaya yonelik ilac tedavileri ve gerekirse hipnoz ile basarili sonuclar alinmaktadir.



Prof.Dr. Kerem Doksat'in Yazisindan:

Kleptomani denen illet psikiyatride "Durtu (Impuls) Denetim Bozukluklari" denen bir grup marazdan biri. Kleptomanisi olan kisiler belli bir seyi yurutmek y�ni calmak icin once dayanilmaz bir arzu duyuyorlar, bunun yanlisligini bildikleri icin direnmeye calisiyorlar ama n�file, sonunda durtulerine magl�p oluyorlar. Calmadan once gittikce artan bir gerilim ve heyecan hissediyorlar, gerceklestirdikten sonra da muthis bir rahatlama yasiyorlar ve bunu tekrar tekrar gerceklestiriyorlar.

Calma eylemini gerceklestirirken sizofreni, mani, antisosyal kisilik veya diger bir ruhsal hastaligin dogrudan etkisiyle hareket etmiyorlar; baska bakimdan akillari baslarinda y�ni. Calinan nesneler genellikle madd� degeri pek olmayan veya kisinin rahatlikla karsilayabilecegi kadar kiymete s�hip: Tuzluk, magazalardaki abur cuburlar, basit bir sus esy�si vs. Hatt� b�zilari, caldiklarini caktirmadan tekrar yerine koyup, akabinde gene calabiliyorlar! Pl�nli, programli ve cete h�lindeki hirsizliklar asl� kleptomani sinifina girmiyor.

Kleptomanlar genellikle bu eylemi gerceklestirdikten sonraki ilk tatmin hissini muteakip, buyuk bir sucluluk ve yakalanma tel�si hissediyorlar. Yaptiklarinin dogru olmadigini, ayip ve suc teskil ettigini biliyorlar ama bir sure sonra dayanamayip, ayni seyi tekrarliyorlar. Davranislari egolarina yabanci y�ni Kompulsif Alisveris Yapma ve Major Depresyon'la sik sik ic ice giriyor bu tablo. Kleptomanlarda Bulimia Nervoza'ya da sikca rastlaniyor. Mesel�, supermarketten asirdigi cikolatalari deli gibi yedikten sonra kusan kadinlar en sik rastlanan vak'alar arasinda. Kleptomanlarin yakin akrabalari arasinda Obsesif Kompulsif Bozukluklu hastalara daha sik rastlaniyor ama bu iki ruhsal bozuklugun akrabaligi uzerinde cok fazla akademik tartisma var.

Yakalanan veya bir sekilde tedaviye gelen hastalar incelendiginde, kleptomanlarin ucte ikisini kadinlarin olusturdugu tesbit edilmis. Dukk�nlardan bir seyler asirirken yakalananlarin s�dece %5 kadari gercek kleptomanlar, digerleri ise resmen hirsizlik amaciyla veya eglenmek icin bunu yapan kisiler. Cogu vak-a yakalanmadan aramizda yasadigi icin, bu ruhsal bozuklugun gercek gorulme orani bilinmiyor. Ama, yakalananlarin baslari hem ahl�k� acidan hem de yasal acidan bel�ya girdigi icin, ciddi sosyal ve meslek� kayiplar yasiyorlar.


Her yasta baslayabilen ama ileri yaslarda ilk defa ortaya ciktigina pek rastlanmamis olan bu hastaligin seyri muhtelif sekillerde olabiliyorsa da, baslica uc turu belirlenmis:
  • Zaman zaman calip, uzun sureler buna ara verenler;
  • Hecmeler h�linde bir sure calip bir sure ara verenler;
  • Muzmin bir h�lde , hemen hep bu isi yapanlar.
Ozellikle bu son gruptakilerin basi defalarca polisle, mahkemelerle derde girmesine ragmen, yapmaya devam ediyorlar.

Montaigne: Aliskanlik...

Montaigne: Aliskanlik...

Bir koylu kadin, bir danayi dogar dogmaz kucagina alip sevmis, sonra da bunu adet edinmis, her gun danayi kucagina alip tasirmis; sonunda buna o kadar alismis ki dana buyuyup koskoca okuz oldugu zaman, onu yine kucaginda tasiyabilmis. Bu hikayeyi kim uydurduysa, aliskanligin ne buyuk bir guc oldugunu cok iyi anlatmis olacak. Gercekten aliskanlik pek yaman bir hocadir ve hic sakasi yoktur. Yavas yavas, sinsi sinsi icimize ilk adimini atar; baslangicta kuzu gibi sevimli, alcak gonulludur ama, zamanla, oraya yerlesip koklesti mi, oyle azili, oyle amansiz bir yuz takinir ki kendisine, gozlerimizi bile kaldirmaya izin vermez...

Bence en buyuk kotuluklerimiz, kucuk yasimizda belirmeye baslar ve asil egitimimiz bizi emzirip buyutenlerin elindedir. Cocuk bir tavugun boynunu sikar, kediyi, kopegi oyuncak edip yara bere icinde
birakir; anasi da ona bakip eglenir. Kimi baba da, oglunun savunmasiz bir koyluyu, bir usagi olduresiye dovdugunu, bir arkadasini kurnazca ve kahpece aldattigini gordugu zaman, bunu yigitlik belirtisi sayarak sevinir. Oysa bunlar zalimligin, zorbaligin, donekligin asil tohumlari, kokleridir; cocukta filizlenirler, sonra aliskanligin kucaginda, alabildigine buyuyup gelisirler. Bu kotu yonsemeleri yasin
kucuklugune ve isin onemsizligine bakarak hos gormek tehlikeli bir egitim yoludur. Once su bakimdan ki, cocukta doga egemendir ve doga asil yeni tomurcuk salarken katiksiz ve gurbuzdur; sonra da,
hirsizligin cirkinligi, calinan seye gore degismez ki: Ha altin calmissin, ha bir igne. �Igne caldi, ama altin calmak aklina bile gelmez� diyenlere benim diyecegim sudur: �Igneyi caldiktan sonra nicin altini da calmasin?�

Kendimiz sandigimizdan cok daha zenginiz; ama bizi ordan burdan alarak, dilenerek yasamaya alistirmislar: Kendimizden cok baskalarindan yararlanmaya zorlamislar bizi.


aLintidir...

Somatizasyon

Yasanan psikolojik sorunlar, kisinin bedensel bir sorununun oldugunu ifade etmesini gerektirebilir. Bazen sikintiniz daha somut olmak zorundadir mesela basiniz ya da mideniz agrimalidir. Psikiyatride buna bedensellestirme (Somatizasyon) denir. O zaman cevrenizden daha cok yardim gorur daha cok ilgi alaka bulursunuz. Uzun yillar boyunca gecmeyen bu tur bedensel hastaliklarin altinda psikiyatrik bir hastalik arama cogu zaman hekimlerin de aklina gelmez. Agri kesicilerle bir turlu kesilmeyen agrilar sikinti ve gerginlik veren durumlarda hastalik belirtilerinde eger artma da varsa o zaman psikiyatrik hastaliklar dusunulmelidir.

Daha cok kadinlarda gorulen ve somatik (bedensel) agrilarla giden somatizasyon bozuklugu ile hastalar doktor doktor dolasir, cantalar dolusu ilac alir ancak ciddi bir duzelme olmaz. Stressor faktorler devam ettikce mevcut hastalikta devam eder. Tarihte histeri olarak da bilinen bu rahatsizlik genellikle 30 yasindan once baslar ve yillarca degisik bedensel yakinmalarla devam eder gider. Psikiyatri literaturunde Somatizasyon bozuklugu olarak bilinen bu rahatsizlikta bir cok bedensel belirti ile giden yakinmalar vardir. En az dort alanda belirti tanimlanir.

Bas, karin, sirt, eklem agrilari, mide, bagirsak yakinmalari vardir. Agri disinda en az bir cinsel yakinmada eslik eder. Kadinlarda adet duzensizlikleri, agrili adet gorme bulanti kusama ile giden gebelikler geciririler. Erkeklerde ise sertlesme bozuklugu ve ejekulasyonla ilgili bozukluklar sikca karsimiza cikar.

Ayrica agrinin disinda mide barsak hareketlerinde bozulmadan tutunda bulanti kusma ve ishale varan belirtiler sikca karsimiza cikar. Ancak burada gorulen belirtilerin zannedildiginin aksine amacli olarak ortaya cikarilmadiginin bilinmesi gerekir. Gerci amacli olarak belirtileri cikaranlar da vardir. Onlara somatizasyon bozuklugu demiyoruz zaten. Bu cogul bedensel yakinmalar bilinen herhangi bir tibbi duruma bagli degildir. Yani bu sikayetlerle basvurulan hekimler belirtilerin ardinda herhangi bir hastalik bulamamaktadirlar.

Bu hastalar genellikle yakinmalarini renkli ve abartili kelimelerle dile getirirler. Etrafinizda tiyatral olarak bunu yasayan insanlar olmustur. Hic boyle karin agrisi tarifi duymamis olugunuzu fark edersiniz. Bu hastalar genellikle ayni anda ayni hastalik icin bir cok hekime basvururlar bu yuzden karisan tedaviler bazen hastaligin seyrini bile etkiler ve hastalik tablosu hekiminde kafasini karistirir. Bu yuzdende uzayan ve bitmeyen bir tedavi sureci hasta icin hem madden hem de manen bir yuk olur.

Mevcut bu yakinmalar sik sik film cektirmeye sik sik hekime muracaat etmeye yol acar. Mevcut yakinmalarla uyumlu bir laboratuar bulgusu ise cogunlukla yoktur. Bu nedenle de hastalar hastaliklarinin tip tarafindan bile kesfedilemediginden yakinirlar. Bazen geriye donup bakildiginda bir yigin mudahalelerde bulunuldugu fark edilebilir. Hatta bazen ameliyat edilmis hastalarla bile karsilasiriz.

Bu hastaligin sikligi %0,2'den %2'ye kadar degisen oranlarda verilmektedir. Uzun suren ancak dalgali bir seyir gosterir yani belirtiler bazen cok agirlasir. Kisinin isi gucu aksar ama genelde hep halinden ve hastaliklarindan sikayetci insanlar olarak karsimiza cikarlar.

Bu durum kadinlarda erkeklerden daha siklikla karsimiza cikar. Ancak nadiren de olsa gorulebilen erkekler vardir ki bu hastalar genellikle cok daha dramatik seyrederler. Isleri bozulur. Uzerlerine dusen vazifeyi hastaliklari nedeniyle yapamazlar. Ve sosyal uyumlari bozulur.

5 Mayıs 2007 Cumartesi

Psikoterapi Cesitleri

Psikoterapi, psikolojik ve duygusal rahatsizliklari konusarak tedavi etme yontemlerinin genel ismidir.

Ayrica konusma terapisi, danismanlik yada psikososyal terapi olarakda bilinir.

Bu terapotik konusma seanslarinda, kisinin icinde bulundugu durumun sebeplerini ogrenerek, sorununu daha iyi anlamasi saglanir. Ayrica kisi, problem yaratan dusuncelerini ve davranislarini nasil belirleyecegini, nasil degistirecegini, iliskilerini ve tecrubelerini nasil inceleyecegini, problemleri ile nasil basedebilecegini, sorunlara nasil cozumler uretebilecegini ve yasam ile ilgili nasil gercekci hedefler belirleyecegini ogrenir. Psikoterapi ile kisi yasamindan mutlu olmayi ve hayatini kontrol altina almayi ogrenir. Ayrica psikoterapi kisilere, caresizlik ve ofkeden dogan cesitli psikolojik rahatsizliklarin semptomlarinin giderilmesi icin yardimci olabilir.

Psikoterapi bir kac hafta icinde iki uc gorusme olabilecek kadar kisa sureli, yada bir kac yil boyunca surebilecek kadar uzun vadeli olabilir. Bireysel terapi, ciftler terapisi, aile ve grup terapileri uygulanir.

Bazen psikoterapi cesitli tedavi yontemleri ile karistirilarak uygulanabilir; ornegin ilac tedavisi. Bu durumlarda kisiye uygun tedavi yontemi cesitli etkenlere bagli olarak degisir, ornegin: Psikolojik rahatsizligin tipi, ne kadar sure devam ettigi, diger tibbi sorunlar, gecmisteki tedaviler, kisisel tercihler ve ucret.

Pek cok psikoterapi yontemleri mevcuttur, en onemlileri asagida listelenmistir:
  1. Davranis Terapisi

    Davranis terapisi sagliksiz ve istenmeyen davranislar uzerine yogunlasir ve genelde odullendirme, olumlu davranislari pekistirme ve olumsuz davranislari elemine etme sistemleri kullanilir. Elemine etme islemi, rahatsizlik, korku yada sikinti yaratan bir olayi kisiye gostermek ve bu olaya bagli olarak ortaya cikan tepkileri ortadan kaldirmaktir. Ornegin kisi mikroplardan korkuyorsa ve surekli olarak ellerini yikiyorsa, davranis terapisi kisiyi cesitli yontemlerle egiterek ellerini asiri derecede yikamasina gerek olmadigini ogretir. Bu terapi seklinde kisinin gunluk hayatta yasamis oldugu diger sorunlar, aile iliskileri, gecmiste yasanilanlar yada diger cevresel etkenler dikkate alinmaz, sadece davranis bozukluguna yogunlasilir ve bunun duzeltilmesi icin caba sarfedilir.

    En basarili oldugu hastalik:
    1. Obsesif-Kompulsif bozukluk
  2. Kognitif (Bilissel) Terapi

    Bu terapi sekli, problemli duygu ve davranislara yol acan bozuk dusunce kaliplarini tesbit etmek ve duzeltmek icin calisir. Hayattaki tecrubelerin nasil yorumlandiginin, kisinin duygularini ve davranislarini o yonde degistirecegine inanir. Ornegin kisi depresyonda ise, yasamini ve kendisini negatif bir acidan gorme egilimindedir ve bu kisinin depresyonunu arttirir. Davranis terapisinde oldugu gibi, Kognitif terapide de bilincaltinda yada gecmiste yasanmis eski catismalar yerine kisinin simdiki zamanda olan problemlerine ve semptomlarina yogunlasilir. Fakat Davranis Terapisinden farkli olarak, gunluk hayatta yasanilan tecrubeler sorunun parcasi olarak gorulur ve terapinin onemli bir parcasidir.

    En basarili oldugu hastalik:
    1. Depresyon
  3. Bilissel-Davranis Terapi

    Bu terapi tipi, sagliksiz, negatif inanc ve davranislari tesbit etmek ve saglikli, pozitif inanc ve davranislarla degistirmek icin hem Kognitif hemde Davranis terapilerinin bir birlesiminden olusur. Kisilerin kendi dusuncelerinin (baska insanlarin dusunceleri yada cevresel kosullar degil) nasil yasamalari gerektigini belirledigine inanirlar. Istenmeyen ortam ve cevre kosullari degismese bile, kisinin olaya bakis acisini ve davranislarini degistirebilecegine ve daha pozitif bir yaklasim gelistirebilecegine inanirlar.
  4. Disavurumcu Sanat Terapisi

    Bu terapi sekli duygu ve dusuncelerini ifade etmekte zorlanan insanlarin yaratici yontemler kullanarak bu sorunu asmalarini hedefler. Sanat Terapisi kisinin kendine olan guvenini arttirmasini, travmatik tecrubeler ve semptomlarla bas etmesini ve pozitif degisimlerin gelismesini saglayabilir. Bu terapi sanat, dans, hareket, tiyatro, muzik ve siir gibi degisik sanatsal aktiviteleri kapsar.
  5. Diyalektik Davranis Terapisi

    Bilissel-Davranis Terapisinin degisik bir bicimi olan bu terapi cesidinin amaci, stres ile mucadele edebilmesi, duygularini sakinlestirebilmesi ve baskalari ile olan iliskilerini gelistirebilmesi icin kisileri egitmektir. Bu terapi ozellikle intihar egilimi olan Borderline Kisilik Bozukluguna sahip kisiler icin ortaya cikmistir. Fakat Yeme Bozuklugu yada Madde Bagimliligi gibi sorunlari olan hastalara da basari ile uygulanmaktadir.

    Diyalektik Davranis Terapisi, filozofide diyalektik olarak bahsedilen bir olaydan gelmektedir; Bir birine zit gibi gorunen iki kavramin yada fikrin karsilikli uygulanmasi sonucunda dengeli bir cozum bulmak icin calisilmasi. Ornegin kisi kendini oldugu gibi kabul etmesi gerektigini ogrenir ama bunu basarabilmek icin ayni zamanda dusuncelerinde ve davranislarinda degisiklikler yapar.

    En basarili oldugu hastalik:
    1. Borderline Kisilik Bozuklugu
    2. Yeme Bozuklugu
    3. Madde Bagimliligi
  6. Sistematik Desensitizasyon Terapi

    Davranis terapisinin bir cesidi olan bu terapi tipi, kisiyi korktugu yada rahatsiz oldugu bir olay ile ozellikle yuzlestirmeye calisir. Bu terapi yontemi genelde Obsesif-kompulsif kisilik bozuklugu olan kisiler yada Travma sonrasi stres problemi olanlar icin faydalidir. Hastalar, kontrol altinda tutulan kosullar icinde, obsesif duygulari canlandiran yada travmatik tepkileri yaratan olaylarla, cisimlerle yada varliklarla yuzlestirilirler.

    En basarili oldugu hastalik:
    1. Obsesif-kompulsif kisilik bozuklugu
    2. Travma sonrasi stres problemi
  7. Bireylerarasi Terapi

    Bu yontem, kisinin baska insanlar ile olan iliskilerine yogunlasir. Terapinin amaci kisinin iliski kurmaktaki yeteneklerini gelistirmektir (aile, arkadaslar ve is arkadaslari ile iletisim yetenekleri). Bu terapi ile kisi baskalari ile olan iletisimini nasil degerlendirmesi gerektigini ve iliskilerde yasadigi problemleri asmak icin ne tur stratejiler gelistirmesi gerektigini ogrenir.
  8. Oyun Terapisi

    Bu terapi yontemi gelisim doneminde olan kucuk yastaki cocuklar icin tasarlanmistir. Oyuncaklarla oynamak, resim yapmak ve diger aktiviteler ile ugrasmak gibi pek cok farkli teknigi kullanir. Bu teknikler ozellikle duygu ve dusuncelerini sozcuklerle ifade edemeyen cocuklarin kendilerini cok daha rahat ve kolayca ifade edebilmelerini saglar.
  9. Psikoanaliz

    Bu terapi yonteminde, simdiki zamanda yasanan duygu ve davranislari aciklamak icin kisinin gecmiste yasadigi anilari, olaylari ve duygulari incelenir. Cocukluk olaylarinin ve biyolojik durtulerin, insanin davranisini ve dusuncelerini etkileyen ve kontrol eden bilincalti mekanizmasini olusturduguna inanirlar. Bu terapi turunde, bilincalti durtuleri incelenerek, kisinin yasamini gelistirecek degisimleri yapmasi icin caba sarfedilir. Ruya analizi ve ozgur cagrisim (akla ne gelirse ozgurce konusmak) gibi teknikler ile bilincaltina ulasmaya calisilir.

    Psikoanaliz uzun donemli ve yogun bir terapi seklidir. Bazen bir kac yil boyunca haftada bir kac seansi icerebilir. Psikoanaliz Sigmund Freud tarafindan bulunmustur. Geleneksel olarak hasta bir kanepeye yatirilir ve terapist gorus alani disinda oturarak, hastanin etkilenmeden rahatca konusabilmesini saglamaya calisir.
  10. Psikodinamik Psikoterapi

    Bu terapi sekli psikoanalizin teorileri uzerine kurulmustur. Kisinin bilincaltindaki duygu ve davranislarini, arzu ve isteklerinin nereden kaynaklandigini ve icinde yasadigi catismalarin cozumunu bilincli hale getirebilmek icin ugrasir. Gunumuzde en yaygin olarak uygulanan terapi sekillerinden birisidir. Psikoanalizden daha az yogundur. Genelde terapist ile yuz yuze konusarak uygulanir. Ayrica daha genis araliklar ile uygulanir (genelde haftada bir defa) ve daha kisa surede bitirilir (genelde bir yil yada daha kisa)

    Psikodinamik Psikoterapi pek cok degisik terapi teknigini kullanir, ornegin; kisinin gecmisini incelemek, kisiyi inanclari ve davranislari ile yuzlestirmek, destek vermek ve kisinin duygu ve dusuncelerini yorumlamak gibi. Bu islem ile kisi duygulari, dusunceleri, semptomlari yada davranislari ile bilincaltindaki durtuleri arasinda bir baglanti kurar. Boylece bu yeni anlayis ile, kisi istemedigi davranislarini ve dusuncelerini degistirebilir.
Ozellikle baslangicta terapi rahatsiz edici ve urkutucu gelebilir. Fakat bir kac hafta icinde semptomlarda azalma gorulmeye baslanir. Kisinin stresi azalir, karar verme yetenekleri gelisir, iliskilerinde iyilesmeler baslar ve sorunlar ile daha iyi bir sekilde bas etmeye baslar. Eger bu gelismeler gorulmuyor ise doktorunuz ile konusun, belkide sizin icin daha uygun bir terapi yontemi gerekli olabilir.

Terapi yontemi kisiye ozel olarak belirlenmelidir. Eger sonuclar istediginiz gibi degilse yada dogru olmadigini hissediyorsaniz, ikinci bir terapistten fikir alin. Terapi herkese uyan tek bir tedaviden olusmaz. Yukarida bahsedilen pek cok terapi cesidinden bir yada birden fazlasi birlestirilerek size uygun bir tedavi yontemi bulunmasi icin caba sarfedin

ONEMLI::Psikoloji Nedir?

Insan ve hayvan davranislariyla ve bilissel surecleriyle ilgilenen psikoloji biliminin 125 yillik bir tarihi vardir. Bu genc yasina ragmen psikoloji, biyolojiden sosyolojiye kadar uzanan oldukca genis kapsamli bir alandir. Psikoloji insan ve hayvan davranislarini ve bu davranislarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik surecleri inceleyen bir alandir. Bir meslek olarak ise psikoloji, psikoloji bilgilerinin insan sorunlarini cozmek icin kullanilmasidir. Bu bilginin kullanilmasi psikolojinin alt alanlarina gore degismekle birlikte dili iyi kullanma, arastirma, istatistiksel analiz ve empati gibi bazi ozel beceri ve yetenekleri gerektirir.

ALGILAMA SURECLERI

Secici Dikkat (Selective attention)
Dis dunyada olup bitenlerin buyuk bir kismini duyu organlarimiz yakalar, ne var ki biz bu enerjilerin farkina varamayiz. Insanoglu, cevresini secici bir bicimde algilar. Duyu organlarimizin yakaladigi uyaricilarin ancak bir kismini secerek algilariz. Ornegin, su anda kitap okumayi birakin ve gozlerinizi kapatin, cevredekini sesleri dinleyin. Uzakta veya yakinda farkina vardiginiz yeni sesler var mi? Kalbinizin atisini hissedebiliyor musunuz? Ayaginizda corap var mi, kitap okurken corabin oldugunun veya olmadiginin farkinda miydiniz? Oturdugunuz yer yumusak mi, yoksa sert mi? Bedeninizin durumu nasil; beliniz, omzunuz, boynunuz rahat mi, yoksa gergin misiniz?
Dis uyaricilarin hepsinin farkinda olarak okumaya devam etseydiniz, okudugunuzdan bir sey anlayamazdiniz. Beynimizin giren duyu verileri isleyerek anlamli bir algi olusturma kapasitesi son derece sinirlidir. Bu nedenle beyin belirli degiskenlerin etkisi altinda surekli secerek algilar. Secme olayi, algilama olayinin en belirgin ozelliklerindendir.
Algisal secimi etkileyen degiskenleri ilki temel grupta toplayabiliriz. Bunlardan ilkini algilanan uyariciyla ilgili ozellikler, ikincisini de algilayan bireyle ilgili ozellikler olusturur.
Algisal secimi etkileyen uyarici ile ilgili degiskenler: dis dunyadaki uyaricilar, belirli bazi ozelliklerine gore dikkatimizi ceker ve hemen algilanirlar. Bu ozelliklerden en basta geleni uyaricinin degiskenligidir( change in stimulus). Degisiklik gosteren uyarici hemen dikkati ceker.
Seciciligin temelinde hem duyusal uyum hem de evrimsel yasam kavgasi yer alabilir. Daha once de soz etmistik, bir duyu organi belirli tur bir uyariciya uzun sure maruz birakilirsa, duyu organi o uyariciya uyum yapar. Uyaricida bir degisiklik oldugu zaman, duyu organi hemen farkina varir. Evrimsel yonden, uyarici degiskenligini hemen farkina varmanin onemini kavramak zor degildir. Dogada, hayvanlara gelen tehlike, hareket halinde olan diger yaratiklardan gelir. Bu nedenle hem avlayan, hem de avlanan hareketlerine dikkat etmek zorundadir. Gecmiste biz insanlar, bazi hayvanlar gibi avciydik. Kendi karnimizi doyurmak ve cocuklarimizi beslemek ancak iyi avci olmakla mumkundu.
Dikkatimizi ceken uyarici ozelliklerinden bir digeri de uyaricinin buyuklugudur. Uyarici buyudukce dikkatimizi daha cok ceker. Ayni bicimde uyaricinin siddeti de dikkati etkiler. Parlak renkler, yuksek sesler, siddetli aci, kuvvetli koku hemen dikkatimizi ceker. Renkli uyaricilar, renksiz uyaricilardan daha kolaylikla dikkatimizi ceker. Renkler arasinda da, saf renkler, karisik renklerden daha cok dikkati ceker. Tum saf renkler arasinda da kirmizi ve mavi, sari ve yesile gore dikkati daha cok ceker.
Algisal secimi etkileyen algilayiciyla ilgili degiskenler: Icinde bulundugumuz durumla ilgili beklentilerimiz o durumda bulunan uyaricilara hangisini sececegimizi onemli derecede etkiler. Isten donup eve gelirken cocuklarin bizi karsiladiklari kosede “gozumuz onlari arar”.
Ilgiler, ve o anda icinde bulunulan gereksinimler algisal secimi etkiler. Istanbul’da ayni sokakta yuruyen iki turistten biri mimarsa evlerin yapi bicimlerine dikkat eder, digeri kedileri seviyorsa sokak kedilerini gozler. Ayni bicimde, ac olan birey lomantadan gelen kokulari hemen fak eder. Tok olan bunlarin farkina bile varmaz.
Orgutleme
Algilamayla ile ilgilenen psikologlarin ogrendikleri ilk sey, alginin bir orgutleme oldugudur. Dunyayi rast gele bir araya gelmis, gelisiguzel nesnelerin dizildigi bir cevre olarak gormeyiz. Bize gelen duyulari derler, toparlar, organize ederek bir anlam veririz. Algi, kendini olusturan duyusal girdilerin toplamindan daha fazla bir anlam ifade eder. Bu gercegi bir gun algisal psikoloji uzerinde calisan ilk Alman psikologlari, Gestalt kelimesi ile ifade ettiler. Bazi organizasyon kurallari “gestalt ilkeleri” algilamamizi etkiler; bu kurallardan onemli bir kacini kisaca belirtelim: (Cuceloglu, S; 121,122,123)
Sekil-Zemin Iliskisi: Insanlarin nesne algilamalarindaki baslica orgutleyici egilim sekil ve zeminin birbirlerinden ayrilmasina iliskindir. Bu egilim, nesnelerin zeminine gore goze carpmasi zeminden dogru sivriliyormus gibi gorunmesine neden olur. Resimler, duvarin uzerinde asilidir, kelimeler de sayfanin uzerinde yer alir. Bu orneklerle sekil, resim ve kelimeler; zemin ise duvar ve sayfadir.
Sekil-zemin iliskilerinin algilanmasi, gormenin disindaki diger duyum icinde gecerlidir. Bir senfoni dinlerken melodi veya tema sekil olarak algilanir. Akortlar ise zemini olusturan “Rock” muziginde gitarist, tekrarlanan akortlari zemin olarak kullanir. Bir olcude degisiklige sahip olan sarki ise on zemine gore sekildir. (Clifford, S; 266, 267)

Tamamlama (closure):
Algi surecinde onemli noktalardan biri parca-butun iliskisidir. Algiladigimiz tum nesneler uyarimlardan olusmustur. Ancak, hicbir nesne, uyarimlarin bir toplami olarak algilanmaz. Algi, duyumlarin toplaminda daha fazla bir anlam ifade eder. Ornegin; bir melodi onu olusturan tonlarin toplamindan cok farklidir. Tonlarin tek tek hicbir anlami yoktur. Bunlar ancak bir “butunluk” olusturacak bicimde duzenlendiklerinde bir anlam kazanirlar. Nitekim, farkli bicimde duzenlendiklerine ayni tonlar, cok farkli melodiler olusturabilirler. (Erdem, S; 52)
Benzerlik (similarity): Birbirine benzer birimler bir algisal butnluk kazanirlar. Kalabaliga baktigimiz zaman bazi ozelliklerine gore bireyleri gruplariz; yas benzerligine gore grupladigimizda cocuklari, gencleri, orta yaslilari ve ihtiyarlari goruruz.; cinsel benzerligi kullanarak erkek ve disi gruplarini algilariz. Ayni toplulugu, giydikleri giysilerin renklerine gore de gruplayabiliriz.
Yakinlik: Zihinde zaman ya da uzay bakimindan birbirine yakin bulunan seyler de gruplanir. Sekil 9-5’te A ve B bolumundeki noktalari saymadigimiz zaman bu ilk grupta ayni miktarda nokta bulunmamasina ragmen, A grubundakileri yatay, B grubundakileri ise dikey cizgiler halinde algilariz. Bu turlu gormemizi etkileyen etme, yakinlik ilkesidir. Tipki bunun gibi, sekil 9-5 C’ deki cizgileri, soldan saga dogru olmak uzere uc cift cizgi ve bir tek cizgi olarak gruplandiririz. Bu nedenle bunun aksi yonde, yani sagdan sola dogru, uc cift ve bir tek cizgi olarak gorebilmek icin ayrica gayret sarf etmek gerekir. Muzikte ritim gruplamalari da zamanda yakinliga ornek olarak gosterebilir.

Serviks (Rahim Agzi ) Kanseri

Serviks (Rahim Agzi ) Kanseri


Serviks kanseri ozellikle az gelismis ulkelerde en cok olume neden olan kadin kanserlerinin basinda yer almaktadir. ABD ‘de meme, kalin bagirsak, yumurtalik ve rahimici(endometrium) kanserinden sonra en cok gorulen kanserdir. Ulkemizde ise en cok gorulen kanserler arasinda 7. sirayi almaktadir. Bir cok acidan kadin cinsel organlarinin en cok tartisilan kanserlerindendir;

�Dokulen hucreler mikroskobik olarak incelenerek (eksfoliyatif sitoloji, pap-test,smear) kanser oncusu hastalik duzeyinde yakalanip tedavi edilebilir
�Kanser gelisiminde HPV ( insan sigil virusu ) etkisi cok belirgindir.Bu yuzden HPV asilari hem korunma hem de kanser tedavisinde umut vermektedir
�HPV’ nin cinsel yolla bulasan bir ozelligi olmasi serviks kanserinin de onlenmesinde cinsel davranislarin duzenlenmesi , tek eslilik ve prezervatif kullanimi gibi bir takim sosyo- kulturel onlemleri one cikarmaktadir.
�Son 40 yilda pap-test taramalari sayesinde gelismis ulkelerde rahim agzi kanserinden olumler % 90 oraninda azalmistir.
Rahim agzi kanserinin ortalama gorulme yasi 52’ dir. Arastirmalar kanserden 10-15 yil once kanser oncusu hastaliklarin sik goruldugunu gostermektedir. Rahim agzi kanserinin en onemli nedenlerinden biri olan HPV enfeksiyonlari ve sigiller ise daha genc (30 yas civarinda) kadinlarda gorulmektedir.

BELIRTILER:

Tum kanserlerde oldugu gibi belirtiler ortaya ciktiktan sonra, genellikle hastalik basit tedavilerle duzelme sinirlarini asmistir. Genellikle kanser olusmadan yillar oncesinde bazi oncul hastalik asamasinda yakalanip kolayca tedavi edilebilen rahim agzi (serviks) kanserinde , belirtisiz olan bu donemin tespiti daha onemlidir.

En klasik belirti tum kadin cinsel organ kanserlerinde oldugu gibi vajinal kanamadir. Cinsel iliskiden sonra ortaya cikan kanamalarin rahim agzi kanserinden kaynaklanip kaynaklanmadigi gosterilmelidir.

Diger onemli belirti klasik olarak et suyu seklinde akintidir. Ancak kanli bir akinti olmasa da her turlu uzun sureli akinti rahim agzi, rahim , tup ve vajina kanseri acisindan arastirilmalidir.

NEDEN OLABILECEK veya RISK FAKTORLERI:

Baslica risk faktoru HPV’dir. HPV insanda degisik dokularda yerleserek genellikle ortucu zarlar ve deride sigillere neden olur. Rahim agzi kanseri olan hemen tum hastalarda ozel laboratuar yontemleri ile HPV DNA’si gosterilebilirken, HPV DNA’si tasiyan veya sigil geciren hastalarin ancak kucuk bir kisminda kanser gorulmektedir. HPV 100 kadar farkli DNA tipine ayrilir ve bunlardan DNA tip 16-18 en cok kansere yol acan tiplerdir. Deride gorulen diger sigillerde genellikle HPV DNA tip 1-5 sorumlu olup bu tiplerin kansere yol acmasi zayif bir olasiliktir.

Sigara kullanimi,yerel olarak bagisiklik sistemini zayiflatmasi nedeniyle rahim agzi kanserlerine neden olabilen bir risk faktorudur. Bunun tek basina direkt bir etki olmayip, HPV ‘ye direncin azalmasi sonucu kanser gelistigini one surenler vardir.

Son zamanlarda diger bazi cinsel yolla bulasan hastaliklarin kanser gelisimini kolaylastirici rol oynadigini bildiren arastirma sonuclari artmaktadir.
Kisaca;
�Cinsel iliskiye erken baslama
�HPV enfeksiyonlari ve genital sigiller
�Sigara
�Cok eslilik
baslica risk faktorleri olarak ozetlenebilir.



KANSER ONCUSU HASTALIK:

Rahim agzi kanserlerinin ortaya cikmasindan uzun sure once ortucu zarlarin icerisinde sinirlanmis, kendiliginden iyilesebilen bir takim hastaliklar tanimlanmistir. Bunlar hicbir bulgu ve belirti vermeyen, sadece pap-test , kolposkopi ve parca alinarak tani konulan hastaliklardir. Hafif (LGSIL) veya agir (HGSIL) hucresel bozukluklar gosterebilirler. Uygun tani yontemlerini kullanarak (kolposkopi, biopsi) hastalarin bu asamada tespiti hayati onem tasimaktadir.

TARAMA:

Kadin vucudunda, tarama yapilabilen, erken asamada veya olusmadan once tespit edilebilen baslica kanser rahim agzi kanseridir. Bu tarama yontemi, yaklasik 70 yildir bilinen sitolojik taramadir (pap-test, serviko-vaginal smear). Sitolojik tarama 1934 yilinda Papanicoloau (bu yuzden pap-test olarak anilmaktadir) ve Babes tarafindan ortaya atilmistir.

Bu islem, vajina ve rahim agzindan dokulen hucrelerin bir lam uzerine surulup ( ulkemizde bu yuzden akinti veya suruntu tetkiki olarak da tanimlanmaktadir), boyanarak , mikroskop altinda incelenmesidir. Boylece daha ortaya cikmadan, kansere donusebilecek hucreler tespit edilip, doku ornegi alinarak kanser oncusu hastalik veya rahim agzi kanseri cok erken asamada tespit edilebilir.

Bu asamada hastalar, basit, ucuz yontemlerle ve cok yuksek basari sansi ile tedavi edilebilirler. Suruntu alinmasi (pap-test) jinekolojik muayene sirasinda cok kisa bir sure alan ve agrisiz, kadinin hic farketmeyecegi bir islemdir.

Son 40 yilda gelismis ulkelerde, duzenli olarak sitolojik tarama yapilmasi sonucu, rahim agzi kanserinden olum orani %90 azalmistir. Taramada temel olan, yakinmasi olsun veya olmasin, her kadinin pap-test yaptirmasidir. Cunku bu yontem yakinmalari olan, rahim agzi kanserinden suphelenilen kadinlarda uygulanan bir tani yontemi degildir.

Herhangi bir saglik kurumunda en ucra saglik ocaklarinda bile alinabilen suruntuler , bir patoloji klinigine gonderilip (kargo, posta) burada anormal hucreler arastirilabilir. Anormal hucreler tespit edilirse, hasta ayrintili arastirmalar yapilabilen bir merkeze gonderilebilir. Yani tarama yapmak her kosulda mumkun olabilir. Yeni sitolojik ornek toplama ve boyama yontemleri bulunsa da, herkesin taranmasi ve suruntude anormal hucre gorulenlerin tani icin arastirilmasi kavrami degismemistir. Her ulke kendi saglik politikalarini belirleyip uygun bir tarama programi belirlemelidir. Ulkemizde halen herkesin kabul ettigi bir tarama programi yoktur. Tarama sikligi ve taramaya baslama yasi acisindan bazi risk faktorleri ve kosullar asagida siralanmistir.

Yuksek Riskli Grup:

�HPV enfeksiyonu (cinsel organlarda sigilleri halen veya gecmiste olmus olmasi
�Cok eslilik (kadin ve/veya esi)
�Sigara
�Erken yaslarda cinsel iliskiye baslama(20 yastan once)

Dusuk Riskli Grup:

�Tek eslilik
�Bekarlik

Dusuk risk grubunda ilk cinsel iliskiden sonra pap-test yapilir ve her yil test tekrarlanir. 2-3 kez pap-test normal olarak bulunursa en az 65 yasina kadar 2-3 yil aralarla pap-test yapilmaya devam edilmelidir.

Yuksek riskli grupta tarama icin her yil pap-test yapilmalidir.Kadinlarin 65 yasindan sonra da taramaya devam etmeleri halinde rahim agzi kanserinden olum oranlari %60 kadar daha azalmaktadir.

Tarama sonuclari anormal bulunan hastalar jinekologun onerileri dogrultusunda hafif derecede hucresel anormallikler icin tekrarlayan pap-test yaptirabilirler. Hafif veya agir hucresel anormallikler tespit edilen hastalar direkt olarak kolposkopi denilen bir mikroskopla muayene ve gerekirse parca alinmak (biopsi) icin bir kolposkopi klinigine gonderilebilirler. Boylece kesin tani ve gerekirse uygun tedavi planlanir.

TEDAVI:

�Cerrahi
�Radyoterapi (Isin)
�Ilac tedavisinden (kemoterapi) olusur.

Erken kanserlerde cok ozel durumlarda (genc ve cocuk istegi olan hastada) kucuk operasyonlar yapilabilir. Ancak cok fazla komsu organlara yayilmamis hastalikta cerrahi tedavi ile rahim ve etrafindaki baglar, tupler, yumurtaliklar, vajinanin ust kismi ve karindan bir kisim lenf bezeleri cikarilir. Cerrahiden sonra veya once komsu organ yayilmalari tespit edilirse hastaya cerrahiyi takiben veya cerrahi islem yapilmadan radyoterapi uygulanir. Ilac tedavisinin yeri az olup bu konuda yeni calisma ve arastirmalar surmektedir.

5 yil sag yasama sansi evrelere gore degismekte olup erken donemde %90’larda iken hastalik ilerlemis, lenf bezelerine yayilim olmussa %15-20’lere kadar duser