Bilgisayar kullaniminin son yillarda artmasi ve gerekli onlemlerin yeterince alinmamasi surekli olarak klavye ve mouse kullaniminin yol acabildigi, bilegin ic kisminin masaya temasi ile karpal tunelin baskiya ugramasi sonucunda olusabilen bir sendrom. Eli innerve eden sinirlerden biri olan median sinir, bilegin palmar yuzeyini (bilegin ic tarafi) "karpal tunel" adi verilen, dar bir kanal icerisinde gecer.
Tendonlarin ve tendon kiliflarinin akut veya kronik enflamasyonu, el bilegindeki tam iyilesmemis bir kirik ya da bir el enfeksiyonu, bu tuneli daraltarak median sinirin baski altina alinmasina neden olur. Bu baski basparmakla isaret parmaginda ve yuzuk parmaginin da yarisinda devamli, kunt bir siziyi, yayilan agriya ve uyusukluga neden olur. Semptomlar genellikle geceleri siddetlenir . Egzersiz yapmak kisa sureli bir duzelme saglar. Kroniklesen vakalarda eldeki duyular azalir ve kas atrofisi basgosterir.
Tedavi amaciyla ilk asamada istirahat onerilir, antienflamatuar ilaclar ve bazi diuretikler kullanilir ve atel uygulanir. Bazi vakalarda ihtiyac duyulan cerrahi tedavi ile tuneli genisletmek genellikle iyi sonuc vermektedir
Tanimlanan belirtilere sahipseniz en kisa zamanda tani ve tedavi amacli doktorunuza basvurmaniz hastaliginizin ilerlemesini onleyebilecektir.
9 Nisan 2007 Pazartesi
Osteoporoz (Kemik erimesi)
Osteoporoz, kemik kutlesinde azalma ve kemik kirilganliginda artis ve kiriga yatkinlik ile karakterize bir hastaliktir. Bu durum icin onlem alinmaz veya tedavi edilmezse hastalik kemik kirilana kadar ilerleyebilir. Kemik kutlesi cocukluk ve ergenlik doneminde artis gosterir, 30-40 yaslarinda doruk noktasina ulasir ve yaslanmayla birlikte giderek azalir. Kadinlar erkeklere gore daha az kemik kutlesine sahiptir ve menopozu takiben bes yil icinde hizli bir sekilde kemik kaybederler. Yasla ilgili kayip yilda ortalama %1’dir. Yasam boyu kadinlar kemik kitlesinin %30-40’ini, erkekler %20-30’unu kaybederler.
Osteoporozun Tanisi
Kemiginiz kirilana, kamburlasana ve boyunuz kisalana kadar osteoporoz belirtileri fark edilmeyebilir. Osteoporoza neden olabilecek diger hastaliklarin varligi (tiroid hast, astim, ilac kullanimi vb.) kirik oykusunun varligi, beslenme durumu, ailede ozellikle annede kirik oykusu hastanin osteoporoz icin riskli olup olmadigini belirlemede yardimcidir.
Risk varliginin kemik mineral yogunlugu olcumu taniyi kesinlestirir. Riski yuksek hastalarda yilda bir kez, riski dusuk hastalarda 2-5 yilda tekrarlanir. Kemik olcumleri hizli ve kolay yapilabilen testlerdir. Cok cesitli yontemler varsa da en cok DEXA kullanilmaktadir. DEXA ile %1-2’lik kayip bile degerlendirilebilir.
Kalsitonin ve bitostomatlar: Kemik yikimini durdurmaktadirlar. Kalsitoninler enjeksiyon ve burun spreyi seklinde, bitostomatlar ise agizdan alinan tabletler seklindedir. Ostrojen tedavisinin uygun olmadigi menopoz sonrasi osteoporoz serul (yasliliga bagli) osteoporoz veya ilaca bagli gelisen osteoporozda kullanilmaktadir. Bu ilaclarin kullanimlari ve yan etkileri, tedavinin etkinligi ve yan etkilerinin en aza indirilmesi icin hekimleri tarafindan hastalara anlatilmaktadir.
D Vitamini: Eve bagimli olan ve gunesten yeterince yararlanmayan yetersiz beslenen yaslilarda D Vit. Alimi cok onemlidir. Ca ile birlikte D Vitamini alimi %30-35 oaraninda kemik kazanci saglayarak kirik riskini azaltmaktadir.
Ca(Kalsiyum preparatlari: Ca ihtiyacini desteklemek amaciyla ihtiyacin arttigi donemlerde verilmelidir. Diger tedavilerin yani sira hemen tum menopoz sonrasi kadinlara onerilen bir ilactir.
O.P. Rehabilitasyon: Reh. Yontemleri kemik kutlesini artirmaya, kiriklari onlemeye ve tedavi etmeye yoneliktir. O.P.’da kas gucunu kemik kutlesini artirmak, posturu korumak, dengeyi saglamak ve kemik yikim hizini yavaslatmak icin fizik aktivite ve egzersiz onerilir.
O.P.’da uygulanan egzersizler;
Yurume: Tempolu ve hizli yurume en yararli ve en kolay uygulanan egzersizlerden biridir. Yurume hizi bireyin rahat yurume hizinin biraz ustunde olmalidir. Hergun yada haftada 3-4 gun en az 15-20 dakika arasi yuruyus onerilir. Once 5 dakikalik yuruyusle baslanir ve her gun sure artirilir.
Yuzme: bacak ve kol kaslarinin yani sira sirt ve karin kaslarini da calistirir. Stil onemli degildir. Yuzme bilmeyenlerden su ici yurume emniyetli ve iyi bir egzersizdir.
Butun bu bilgiler isiginda O.P.’dan korunma ve tedavi nasil olmalidir?
O.P. gelistikten sonra kemik kitlesini artirmak yada kaybedilen kemik dokusunu yerine koymak mumkun olmadigindan O.P. onlenmesi, tedavisinden daha onceliklidir.
O.P.’dan korunmanin temeli; bebeklikten baslayarak maksimum guc ve kutle iceren saglikli bir iskelet saglanacaktir. Ailesel yatkinlik (genetik yapi) degistirilemez; ancak beslenme, bedensel aktivite, vitamin D alimi, aliskanliklar (sigara, alkol, kahve tuketimi gibi) gunes gorme gibi faktorler degistirebilir.
Beslenme: sut cocuklari anne sutu ile beslenmeli ve cocukluktan itibaren kalsiyum acisindan zengin sut ve sut urunleri tuketme aliskanligi kazandirmalidir. Yine yesil yaprakli sebzeler, pekmez, susam, kuru baklagiller, kurutulmus meyveler gibi kalsiyumdan zengin gidalar fazla tuketilmelidir. Gebelik, emzirme ve buyume donemlerinde kalsiyum gereksinimi arttigi icin diyetle daha fazla kalsiyum alinmalidir. Diyetle alinan kalsiyumun kemiklerde depolanmasi D Vitamini ile saglanmaktadir. D Vitamini %50’sinden fazlasi ciltte olusmaktadir. Bu nedenle yeterli D Vitamini alimini saglamak amaciyla gunes isinlari ile cildin temasi saglanmali, ozellikle bahar ve kis aylarinda mumkun oldugunca gunesli saatlerde yuruyus yapilmalidir.
Aliskanliklar: Sigara ve alkol alimi kalsiyumu duzenleyen hormonlari etkileyerek kemik kaybina neden olmaktadir. Ayrica asiri kahve (gunde 3 fincandan fazla) ve kafein iceren gidalarin tuketimi idrarla kalsiyum atilimini arttirir ve O.P. icin risk olustururlar. Cayin O.P.’deki rolu bilinmemektedir.
Fiziksel aktivite: Egzersiz kemik yogunlugunu arttirirken, hareketsiz yasam tarzi osteoporoz riskini arttirmaktadir. Bu nedenle osteoporozdan korunmada yasam boyu yapilan egzersiz ve fiziksel aktivitenin onemi buyuktur.
Ilac tedavisi: Ostrojen (kadinlik hormonu) Menopoz sonrasi kemik kaybini onlemede etkili bir tedavidir. Ancak hormon tedavisi yan etkileri nedeniyle kadin dogum uzmaninin uygun gordugu hastalara baslanmaktadir. Ostrojen tek basina ya da progesteron hormonu ile birlikte verilebilmektedir. Ostrojen tedavisinin O.P.’da etkili olmasi icin menopozdan hemen sonra baslanmalidir.
O.P.’da son birkac yildir kullanima giren, ostrojen benzeri etkiyle kemik yikimini onleyen ilaclarda kullanilmaktadir. Ancak yan etkileri acisindan ostrojene oranla daha guvenilir olduklari gosterilmistir. (Ostrojen reseptor menologlari)
Ip atlama, kosma gibi egzersizler zorlayici olduklari icin ileri yastaki ve ciddi osteoporozu olan hastalara onerilmez.
Ayrica osteoporozun ciddiyetine gore her hastaya ozel egzersiz onerilebilir.
Dusmelerin engellenmesi: Osteoporoz sonucu incelen kemik cok hafif bir zorlama sonucu bile kirilabilir. Bu nedenle dusme riskinin azaltilmasi ilac ile tedavi kadar onemlidir.
Dusme riskinin azaltilmasi icin alinmasi gereken onlemler:
1- Egzersiz ile kas gucu ve denge gelistirilmesi
2- Dusme riski yaratan hastaliklarin (tansiyon degisiklikleri, gorme problemleri, kalp hst.) kontrol altina alinmasi
3- Denge bozuklugu yapan ilaclardan mumkun oldugunca kacinilmasi
4- Yurume bozuklugu olan kisilere yurutec yada baston gibi yardimci cihazlarin kullanilmasi
5- Uygun giyim esyalarinin kullanilmasi (alcak topuklu ayakkabi) rahat giysiler
6- Cevre kosullarinin uygun bicimde duzenlenmesi (zeminin kaygan olmamasi, evde yeterli aydinlatma gibi)
Osteoporozun Tanisi
Kemiginiz kirilana, kamburlasana ve boyunuz kisalana kadar osteoporoz belirtileri fark edilmeyebilir. Osteoporoza neden olabilecek diger hastaliklarin varligi (tiroid hast, astim, ilac kullanimi vb.) kirik oykusunun varligi, beslenme durumu, ailede ozellikle annede kirik oykusu hastanin osteoporoz icin riskli olup olmadigini belirlemede yardimcidir.
Risk varliginin kemik mineral yogunlugu olcumu taniyi kesinlestirir. Riski yuksek hastalarda yilda bir kez, riski dusuk hastalarda 2-5 yilda tekrarlanir. Kemik olcumleri hizli ve kolay yapilabilen testlerdir. Cok cesitli yontemler varsa da en cok DEXA kullanilmaktadir. DEXA ile %1-2’lik kayip bile degerlendirilebilir.
Kalsitonin ve bitostomatlar: Kemik yikimini durdurmaktadirlar. Kalsitoninler enjeksiyon ve burun spreyi seklinde, bitostomatlar ise agizdan alinan tabletler seklindedir. Ostrojen tedavisinin uygun olmadigi menopoz sonrasi osteoporoz serul (yasliliga bagli) osteoporoz veya ilaca bagli gelisen osteoporozda kullanilmaktadir. Bu ilaclarin kullanimlari ve yan etkileri, tedavinin etkinligi ve yan etkilerinin en aza indirilmesi icin hekimleri tarafindan hastalara anlatilmaktadir.
D Vitamini: Eve bagimli olan ve gunesten yeterince yararlanmayan yetersiz beslenen yaslilarda D Vit. Alimi cok onemlidir. Ca ile birlikte D Vitamini alimi %30-35 oaraninda kemik kazanci saglayarak kirik riskini azaltmaktadir.
Ca(Kalsiyum preparatlari: Ca ihtiyacini desteklemek amaciyla ihtiyacin arttigi donemlerde verilmelidir. Diger tedavilerin yani sira hemen tum menopoz sonrasi kadinlara onerilen bir ilactir.
O.P. Rehabilitasyon: Reh. Yontemleri kemik kutlesini artirmaya, kiriklari onlemeye ve tedavi etmeye yoneliktir. O.P.’da kas gucunu kemik kutlesini artirmak, posturu korumak, dengeyi saglamak ve kemik yikim hizini yavaslatmak icin fizik aktivite ve egzersiz onerilir.
O.P.’da uygulanan egzersizler;
Yurume: Tempolu ve hizli yurume en yararli ve en kolay uygulanan egzersizlerden biridir. Yurume hizi bireyin rahat yurume hizinin biraz ustunde olmalidir. Hergun yada haftada 3-4 gun en az 15-20 dakika arasi yuruyus onerilir. Once 5 dakikalik yuruyusle baslanir ve her gun sure artirilir.
Yuzme: bacak ve kol kaslarinin yani sira sirt ve karin kaslarini da calistirir. Stil onemli degildir. Yuzme bilmeyenlerden su ici yurume emniyetli ve iyi bir egzersizdir.
Butun bu bilgiler isiginda O.P.’dan korunma ve tedavi nasil olmalidir?
O.P. gelistikten sonra kemik kitlesini artirmak yada kaybedilen kemik dokusunu yerine koymak mumkun olmadigindan O.P. onlenmesi, tedavisinden daha onceliklidir.
O.P.’dan korunmanin temeli; bebeklikten baslayarak maksimum guc ve kutle iceren saglikli bir iskelet saglanacaktir. Ailesel yatkinlik (genetik yapi) degistirilemez; ancak beslenme, bedensel aktivite, vitamin D alimi, aliskanliklar (sigara, alkol, kahve tuketimi gibi) gunes gorme gibi faktorler degistirebilir.
Beslenme: sut cocuklari anne sutu ile beslenmeli ve cocukluktan itibaren kalsiyum acisindan zengin sut ve sut urunleri tuketme aliskanligi kazandirmalidir. Yine yesil yaprakli sebzeler, pekmez, susam, kuru baklagiller, kurutulmus meyveler gibi kalsiyumdan zengin gidalar fazla tuketilmelidir. Gebelik, emzirme ve buyume donemlerinde kalsiyum gereksinimi arttigi icin diyetle daha fazla kalsiyum alinmalidir. Diyetle alinan kalsiyumun kemiklerde depolanmasi D Vitamini ile saglanmaktadir. D Vitamini %50’sinden fazlasi ciltte olusmaktadir. Bu nedenle yeterli D Vitamini alimini saglamak amaciyla gunes isinlari ile cildin temasi saglanmali, ozellikle bahar ve kis aylarinda mumkun oldugunca gunesli saatlerde yuruyus yapilmalidir.
Aliskanliklar: Sigara ve alkol alimi kalsiyumu duzenleyen hormonlari etkileyerek kemik kaybina neden olmaktadir. Ayrica asiri kahve (gunde 3 fincandan fazla) ve kafein iceren gidalarin tuketimi idrarla kalsiyum atilimini arttirir ve O.P. icin risk olustururlar. Cayin O.P.’deki rolu bilinmemektedir.
Fiziksel aktivite: Egzersiz kemik yogunlugunu arttirirken, hareketsiz yasam tarzi osteoporoz riskini arttirmaktadir. Bu nedenle osteoporozdan korunmada yasam boyu yapilan egzersiz ve fiziksel aktivitenin onemi buyuktur.
Ilac tedavisi: Ostrojen (kadinlik hormonu) Menopoz sonrasi kemik kaybini onlemede etkili bir tedavidir. Ancak hormon tedavisi yan etkileri nedeniyle kadin dogum uzmaninin uygun gordugu hastalara baslanmaktadir. Ostrojen tek basina ya da progesteron hormonu ile birlikte verilebilmektedir. Ostrojen tedavisinin O.P.’da etkili olmasi icin menopozdan hemen sonra baslanmalidir.
O.P.’da son birkac yildir kullanima giren, ostrojen benzeri etkiyle kemik yikimini onleyen ilaclarda kullanilmaktadir. Ancak yan etkileri acisindan ostrojene oranla daha guvenilir olduklari gosterilmistir. (Ostrojen reseptor menologlari)
Ip atlama, kosma gibi egzersizler zorlayici olduklari icin ileri yastaki ve ciddi osteoporozu olan hastalara onerilmez.
Ayrica osteoporozun ciddiyetine gore her hastaya ozel egzersiz onerilebilir.
Dusmelerin engellenmesi: Osteoporoz sonucu incelen kemik cok hafif bir zorlama sonucu bile kirilabilir. Bu nedenle dusme riskinin azaltilmasi ilac ile tedavi kadar onemlidir.
Dusme riskinin azaltilmasi icin alinmasi gereken onlemler:
1- Egzersiz ile kas gucu ve denge gelistirilmesi
2- Dusme riski yaratan hastaliklarin (tansiyon degisiklikleri, gorme problemleri, kalp hst.) kontrol altina alinmasi
3- Denge bozuklugu yapan ilaclardan mumkun oldugunca kacinilmasi
4- Yurume bozuklugu olan kisilere yurutec yada baston gibi yardimci cihazlarin kullanilmasi
5- Uygun giyim esyalarinin kullanilmasi (alcak topuklu ayakkabi) rahat giysiler
6- Cevre kosullarinin uygun bicimde duzenlenmesi (zeminin kaygan olmamasi, evde yeterli aydinlatma gibi)
Akut bronsit
Akut Bronsit Nedir?
Bronsit, brons adi verilen havayollarinda salgi artmasi ve diger degisiklikler ile ortaya cikan enflamasyondur. En sik rastlanan tipleri akut ve kroniktir. Akut bronsit havayollarinin salgi zarlarinin yangisidir.
Akut Bronsitin Nedenleri :
Akut bronsit cogunlukla bakteri ya da urunlere bagli olarak ortaya cikar. Genellikle hafif aktiviteyi az kisitlayici sekilde seyreder ve tamamen gecer. Akut bronsit ust solunum yollarinin viral enfeksiyonlarindan sonra ya da soguk alginligindan sonra ortaya cikar. Kronik sinuzit ve/veya allerjisi olan hastalarda da gozukur. Pnomoni, bronsitten sonra ortaya cikabilen bir komplikasyondur.
Akut Bronsitin Belirtileri Nelerdir:
Belirtiler kisiden kisiye degisse de siklikla asagidaki belirtiler gorulur.
Burun akintisi
Fenalik hissi
Titreme
Hafif Ates
Kas agrisi
Bogaz agrisi
Baslangicta kuru oksuruk
Daha sonralari balgam cikarma
Akut Bronsit Tanisi Nasil Koyulur?
Akut bronsit tanisi hastaligin oykusunun alinmasi ve fizik muayene ile koyulur. Pnomoni veya astim gibi hastaliklari ekarte etmek icin tetkikler istenebilir. Taniyi kesinlestirmek icin asagidaki tetkikler istenebilir.
Akciger grafisi
Kan Tahlilleri
Kandaki oksijen miktarinin olculmesi
Burun ve/veya bogaz salgisindan kultur
Akciger fonksiyon testleri
Akut Bronsitin Tedavisi:
Akut bronsitin tedavisi asagidaki faktorler gozonune alinarak doktor tarafindan duzenlenmektedir.
Hastanin yasi, genel saglik durumu ile tibbi ozgecmisi
Hastanin ilaclara karsi toleransi
Akut bronsitin hastada mevcut olan diger hastaliklar uzerine olabilecek etkisi
Akut bronsit cogunlukla virus enfeksiyonlarina bagli olustugundan, antibiyotik tedavisi genellikle gereksizdir. Kullanilan tedaviler cogunlukla destek tedavisidir.
Bunlar :
Ates dusurucu, agri kesiciler
Oksuruk suruplari
Sivi aliminin arttirilmasidir
Bronsit, brons adi verilen havayollarinda salgi artmasi ve diger degisiklikler ile ortaya cikan enflamasyondur. En sik rastlanan tipleri akut ve kroniktir. Akut bronsit havayollarinin salgi zarlarinin yangisidir.
Akut Bronsitin Nedenleri :
Akut bronsit cogunlukla bakteri ya da urunlere bagli olarak ortaya cikar. Genellikle hafif aktiviteyi az kisitlayici sekilde seyreder ve tamamen gecer. Akut bronsit ust solunum yollarinin viral enfeksiyonlarindan sonra ya da soguk alginligindan sonra ortaya cikar. Kronik sinuzit ve/veya allerjisi olan hastalarda da gozukur. Pnomoni, bronsitten sonra ortaya cikabilen bir komplikasyondur.
Akut Bronsitin Belirtileri Nelerdir:
Belirtiler kisiden kisiye degisse de siklikla asagidaki belirtiler gorulur.
Burun akintisi
Fenalik hissi
Titreme
Hafif Ates
Kas agrisi
Bogaz agrisi
Baslangicta kuru oksuruk
Daha sonralari balgam cikarma
Akut Bronsit Tanisi Nasil Koyulur?
Akut bronsit tanisi hastaligin oykusunun alinmasi ve fizik muayene ile koyulur. Pnomoni veya astim gibi hastaliklari ekarte etmek icin tetkikler istenebilir. Taniyi kesinlestirmek icin asagidaki tetkikler istenebilir.
Akciger grafisi
Kan Tahlilleri
Kandaki oksijen miktarinin olculmesi
Burun ve/veya bogaz salgisindan kultur
Akciger fonksiyon testleri
Akut Bronsitin Tedavisi:
Akut bronsitin tedavisi asagidaki faktorler gozonune alinarak doktor tarafindan duzenlenmektedir.
Hastanin yasi, genel saglik durumu ile tibbi ozgecmisi
Hastanin ilaclara karsi toleransi
Akut bronsitin hastada mevcut olan diger hastaliklar uzerine olabilecek etkisi
Akut bronsit cogunlukla virus enfeksiyonlarina bagli olustugundan, antibiyotik tedavisi genellikle gereksizdir. Kullanilan tedaviler cogunlukla destek tedavisidir.
Bunlar :
Ates dusurucu, agri kesiciler
Oksuruk suruplari
Sivi aliminin arttirilmasidir
Erkeklerde Uroandrolojik Check-up’in onemi
Prostat ve cinsel fonksiyon bozukluklari, erkekleri yaslanmayla birlikte bekleyen 2 onemli tehlike. 40’li yaslardan itibaren erkeklik hormonu testosteron duzeyindeki goreceli azalmaya paralel olarak fiziksel, islevsel ve ruhsal degisiklikler ortaya cikar.
Her yil duzenli olarak yaptirilacak uroandrolojik check-up ile riskleri minimize etmek mumkun.
Ister cinsellikle ilgili, ister prostat ve uriner sistemle ilgili olsun herhangi bir hastaligin ilerlemesinden sonra hekime basvurmak tedaviyi guclestirir. Onemli olan, hastaliklarin belirti vermeden once teshis edilmesi ve tedaviye bir an once baslanmasidir. Uroandrolojik check-upta cinsellikle ilgili olabilecek organik etkilenmelerin veya hormonal bir problemin olup olmadigina ve eger boyle bir sorun saptanirsa hormonal tedavinin verilip verilemeyecegine bakilir. Testosteron hormonunun dusmesi libidoyu, yani cinsel istegi ve performansi azaltir. Bu hormonun takviyesi, ancak prostatta kesinlikle testosterona karsi bir etkilenme meydana gelip gelmeyeceginin belirlenmesiyle mumkun olabilir. Bu nedenle erkeklerin 40 yasindan sonra her yil uroandrolojik check-up’tan gecmeleri son derece onem tasir.
Uroandrolojik Check-upta Prostat Kontrolu:
Idrar kesesi ile rektum (kalinbagirsagin son bolumu) arasinda bulunan prostat, spermi besleyen sekresyon sivisi salgiladigindan cinsel fonksiyon ve spermin hareketi acisindan onem tasir. 40’li yaslardan itibaren erkeklerde prostat enfeksiyonu ve tumor gelisme riski yukselir. Bu hastaliklar etkili bir sekilde tedavi edilmezse daha yasamsal tehditler yaratabilir. Klinik muayene, sonografik tetkik ve kanda PSA duzeyinin kontrolu ile prostat hastaliklari ve kanseri erkenden teshis edilir ve tedavisi derhal duzenlenebilir. Bu da uroadrolojik check-upin onemini bir kez daha ortaya koyar.
Uroandrolojik Check-upta Cinsel Fonksiyon Kontrolu:
Andropozun menopozdan en onemli farki erkeklerin hormonal degisimleri bu sekilde yillar icinde yavas olarak yasamasi ve omrunun sonuna dek cinsel istek ve aktivitesini surdurebilmesi hatta ileriki yaslarda cocuk sahibi olabilmesidir. Calismalar bu hormon duzeyinin her yil % 1 oraninda azalma gosterdigini ortaya koyuyor. Erkekte ilerleyen yasla birlikte testosteron hormonundaki azalma ve hormonal bu degisiklikler sonucu cinsel arzuda azalma ve sertlesme sorunlari ortaya cikabilir. Bununla beraber diyabet, hipertansiyon, kolesterol seviyeleri, merkezi sinir sistemi hastaliklari, sigara alkol kullanimi gibi faktorler de erken yaslarda dahi cinsel fonksiyon problemleri cikmasina sebep olan faktorlerdir.
Onemli olan uroandrolojik check-up ile gereken psikolojik ve fizyolojik degerlendirmelerin yapilarak sebebin ortaya konmasi ve buna gore tedavinin yapilmasidir. Laboratuar tetkiklerini takiben yapilan doppler ultrasonografi ile damarsal kontroller yapilir. Sertlesme sorununda organik faktorlerin tespitinde kullanilan NPT-Uyku testi , uykudaki ruya fazinda olusan ereksiyonlarin bilgisayar tarafindan kaydedilerek incelenmesidir. Psikogram testleri ile de erkegin cocuklugundan itibaren gecirdigi ve psikojenik yapisini etkileyen faktorler degerlendirilir. Cinsel problem veya performansinda bu faktorler sebebiyle bir etkilenme var ise, tedavi buna gore duzenlenir.
Her yil duzenli olarak yaptirilacak uroandrolojik check-up ile riskleri minimize etmek mumkun.
Ister cinsellikle ilgili, ister prostat ve uriner sistemle ilgili olsun herhangi bir hastaligin ilerlemesinden sonra hekime basvurmak tedaviyi guclestirir. Onemli olan, hastaliklarin belirti vermeden once teshis edilmesi ve tedaviye bir an once baslanmasidir. Uroandrolojik check-upta cinsellikle ilgili olabilecek organik etkilenmelerin veya hormonal bir problemin olup olmadigina ve eger boyle bir sorun saptanirsa hormonal tedavinin verilip verilemeyecegine bakilir. Testosteron hormonunun dusmesi libidoyu, yani cinsel istegi ve performansi azaltir. Bu hormonun takviyesi, ancak prostatta kesinlikle testosterona karsi bir etkilenme meydana gelip gelmeyeceginin belirlenmesiyle mumkun olabilir. Bu nedenle erkeklerin 40 yasindan sonra her yil uroandrolojik check-up’tan gecmeleri son derece onem tasir.
Uroandrolojik Check-upta Prostat Kontrolu:
Idrar kesesi ile rektum (kalinbagirsagin son bolumu) arasinda bulunan prostat, spermi besleyen sekresyon sivisi salgiladigindan cinsel fonksiyon ve spermin hareketi acisindan onem tasir. 40’li yaslardan itibaren erkeklerde prostat enfeksiyonu ve tumor gelisme riski yukselir. Bu hastaliklar etkili bir sekilde tedavi edilmezse daha yasamsal tehditler yaratabilir. Klinik muayene, sonografik tetkik ve kanda PSA duzeyinin kontrolu ile prostat hastaliklari ve kanseri erkenden teshis edilir ve tedavisi derhal duzenlenebilir. Bu da uroadrolojik check-upin onemini bir kez daha ortaya koyar.
Uroandrolojik Check-upta Cinsel Fonksiyon Kontrolu:
Andropozun menopozdan en onemli farki erkeklerin hormonal degisimleri bu sekilde yillar icinde yavas olarak yasamasi ve omrunun sonuna dek cinsel istek ve aktivitesini surdurebilmesi hatta ileriki yaslarda cocuk sahibi olabilmesidir. Calismalar bu hormon duzeyinin her yil % 1 oraninda azalma gosterdigini ortaya koyuyor. Erkekte ilerleyen yasla birlikte testosteron hormonundaki azalma ve hormonal bu degisiklikler sonucu cinsel arzuda azalma ve sertlesme sorunlari ortaya cikabilir. Bununla beraber diyabet, hipertansiyon, kolesterol seviyeleri, merkezi sinir sistemi hastaliklari, sigara alkol kullanimi gibi faktorler de erken yaslarda dahi cinsel fonksiyon problemleri cikmasina sebep olan faktorlerdir.
Onemli olan uroandrolojik check-up ile gereken psikolojik ve fizyolojik degerlendirmelerin yapilarak sebebin ortaya konmasi ve buna gore tedavinin yapilmasidir. Laboratuar tetkiklerini takiben yapilan doppler ultrasonografi ile damarsal kontroller yapilir. Sertlesme sorununda organik faktorlerin tespitinde kullanilan NPT-Uyku testi , uykudaki ruya fazinda olusan ereksiyonlarin bilgisayar tarafindan kaydedilerek incelenmesidir. Psikogram testleri ile de erkegin cocuklugundan itibaren gecirdigi ve psikojenik yapisini etkileyen faktorler degerlendirilir. Cinsel problem veya performansinda bu faktorler sebebiyle bir etkilenme var ise, tedavi buna gore duzenlenir.
Horlama ve Tedavi Yontemleri
Memorial Hastanesi Kulak Burun Bogaz Bolumu doktoru Doc. Dr. Burak Erdamar horlama ve tedavi yontemleri ile ilgili su bilgileri verdi.
Oncelikle soylenmesi gereken 35 yasini asmis erkeklerin % 35’i aralikli ya da yatis pozisyonuna bagli olarak horlamaktadir. Yogun bir gunun ardindan, alkol kullanilmasindan sonra, sirtustu yatarken horlamak genelde masum horlamalardir. Ozellikle yukarida saydigimiz kosullarda horlarken, nefes kesilmesinin olmamasi durumunda horlama, horlayandan cok yaninda yatanlar (dolayisiyla uyumakta zorluk cekenler) icin sorun teskil etmektedir. Bu durumlarda tedavi, horlayanlar icin degil yatak partnerlerinin ya da oda arkadaslarinin karariyla ve uyku sagliklari icin yapilmaktadir.
Ancak hemen hemen her gun, yuksek siddette ve uykuda nefes kesilmelerinin eslik ettigi horlamalar gerek hastanin yasam suresini kisaltmasi gerekse beraberinde onemli hastaliklar icin risk olusturmasi nedeniyle tedavi edilmesi gereken onemli bir saglik sorunu olusturmaktadir. Gece uykuda horlarken nefesi kesilen ve yasi 60 yasin ustunde olanlarin hayati tehlike tasidiklari ve bircok kalp ve solunum hastaliklarina yatkin olduklari bilinmektedir. Yatakta olum, kontrol edilemeyen yuksek tansiyon, kalp enfarktusu gecirme risklerini yukselten bir durum olabilecegi unutulmamalidir.
Tum bunlarin yaninda horlayan insanlarin sabah uyanamama, gun boyu uykuya megilli olma, trafik sikisikliginda, televizyon karsisinda ya da oglen yemegi sonrasinda asiri uyku istegi gibi yasam kalitesini bozan bircok sikayeti de bulunmaktadir. Olumcul trafik kazalarinin bircogunun uykuda nefesi kesilen ve horlayan insanlarin uykuya megil ve konsantrasyon kaybi nedeniyle oldugu bilinmektedir.
PEKI NE YAPMALIYIZ?
Oncellikle ideal kilomuz ustundeki kilolarimizdan kurtulmak iyi bir baslangic olacaktir. Gece uyku oncesinde alkol aliniminin azaltilmasi, en az 4 saatlik aclik ile yataga gidilmesi ve uyumadan sakinlestirici ilaclarin kullanilmamasi ile bircok basit horlamanin onune gecebiliriz. Ozellikle gece uykuda burnumuzdan nefes alamiyorsak ve bu nedenle agiz acik uyumak zorunda kaliyorsak horlamamiz kacinilmaz olacaktir. Burnumuzun acik olmasi ve agzin kapali olmasi saglikli bir uyku icin altin kuraldir.
Bu basit onlemlerin alinmasina ragmen horlama ve uykuda nefes kesilmesi devam ediyorsa mutlak olarak tedavi edilmesi gerekmektedir. Hastaligin siddetinin anlasilabilmesi ve hangi tedavi metodunun kullanilacaginin belirlenmesi bir gece hastanede yatilmasini ve uykunuzun degerlendirilmesinin yapilacagi “uyku testinin” yapilabilecegi bir merkeze basvurmamiz gerekmektedir.
Cerrahi tedavide ana prensip gece uykuda solunum yolunu tikayan kucuk dil ve yumusak damagin gerginlestirilmesinin saglanmasidir. Agiz icindeki bu dokularda gerginligin saglanmasi icin gunumuzde en gecerli, sonuclari en iyi olan teknik “radyofreakans” cerrahisidir
Oncelikle soylenmesi gereken 35 yasini asmis erkeklerin % 35’i aralikli ya da yatis pozisyonuna bagli olarak horlamaktadir. Yogun bir gunun ardindan, alkol kullanilmasindan sonra, sirtustu yatarken horlamak genelde masum horlamalardir. Ozellikle yukarida saydigimiz kosullarda horlarken, nefes kesilmesinin olmamasi durumunda horlama, horlayandan cok yaninda yatanlar (dolayisiyla uyumakta zorluk cekenler) icin sorun teskil etmektedir. Bu durumlarda tedavi, horlayanlar icin degil yatak partnerlerinin ya da oda arkadaslarinin karariyla ve uyku sagliklari icin yapilmaktadir.
Ancak hemen hemen her gun, yuksek siddette ve uykuda nefes kesilmelerinin eslik ettigi horlamalar gerek hastanin yasam suresini kisaltmasi gerekse beraberinde onemli hastaliklar icin risk olusturmasi nedeniyle tedavi edilmesi gereken onemli bir saglik sorunu olusturmaktadir. Gece uykuda horlarken nefesi kesilen ve yasi 60 yasin ustunde olanlarin hayati tehlike tasidiklari ve bircok kalp ve solunum hastaliklarina yatkin olduklari bilinmektedir. Yatakta olum, kontrol edilemeyen yuksek tansiyon, kalp enfarktusu gecirme risklerini yukselten bir durum olabilecegi unutulmamalidir.
Tum bunlarin yaninda horlayan insanlarin sabah uyanamama, gun boyu uykuya megilli olma, trafik sikisikliginda, televizyon karsisinda ya da oglen yemegi sonrasinda asiri uyku istegi gibi yasam kalitesini bozan bircok sikayeti de bulunmaktadir. Olumcul trafik kazalarinin bircogunun uykuda nefesi kesilen ve horlayan insanlarin uykuya megil ve konsantrasyon kaybi nedeniyle oldugu bilinmektedir.
PEKI NE YAPMALIYIZ?
Oncellikle ideal kilomuz ustundeki kilolarimizdan kurtulmak iyi bir baslangic olacaktir. Gece uyku oncesinde alkol aliniminin azaltilmasi, en az 4 saatlik aclik ile yataga gidilmesi ve uyumadan sakinlestirici ilaclarin kullanilmamasi ile bircok basit horlamanin onune gecebiliriz. Ozellikle gece uykuda burnumuzdan nefes alamiyorsak ve bu nedenle agiz acik uyumak zorunda kaliyorsak horlamamiz kacinilmaz olacaktir. Burnumuzun acik olmasi ve agzin kapali olmasi saglikli bir uyku icin altin kuraldir.
Bu basit onlemlerin alinmasina ragmen horlama ve uykuda nefes kesilmesi devam ediyorsa mutlak olarak tedavi edilmesi gerekmektedir. Hastaligin siddetinin anlasilabilmesi ve hangi tedavi metodunun kullanilacaginin belirlenmesi bir gece hastanede yatilmasini ve uykunuzun degerlendirilmesinin yapilacagi “uyku testinin” yapilabilecegi bir merkeze basvurmamiz gerekmektedir.
Cerrahi tedavide ana prensip gece uykuda solunum yolunu tikayan kucuk dil ve yumusak damagin gerginlestirilmesinin saglanmasidir. Agiz icindeki bu dokularda gerginligin saglanmasi icin gunumuzde en gecerli, sonuclari en iyi olan teknik “radyofreakans” cerrahisidir
Kivinin Ozellikleri ve Saglimiza Faydalari
Kivi adli, ulkemizde yeni yeni taninan ve C vitamini yonunden cok zengin olan, meyvesini ekim-kasim aylarinda bol bol veren Kivi asmasi, Aktinidyagiller'dendir. Anayurdu Cin olmasina karsin bu bitkiyi ve meyvesini, ulkesinin haberci kusu Kiwi adiyla dunyaya tanitan Yeni Zelanda'dir.
Kivi asmasi, yapragini doken, tirmanici ve sarilici, uzum asmasina benzeyen, guclu bir bitkidir. Agaclara ve insan eliyle yapilmis desteklere tirmanarak 5-7 m. kadar boylanabilir. Ekonomik omru 20-30 yildir. Ana govdesi 20 cm'ye kadar kalinlasabilir. Genc surgunleri (dallari), parlak kirmizi renkte tuylerle kaplidir. Asma gibi suluk cikarmayip yatay uzayan bu surgunlerin, desteklere dayandirilmasi gerekir. 20-30 cm. capli, kalp biciminde, ust yuzu parlak ve canli yesil renkli, kenarlari disli yapraklari vardir.
Kivi asmasi, ikievcikli bir bitkidir. Yaz basinda sarimsi beyaz ya da pembemsi renklerde acan ve ayri ayri bicimlerdeki disi ve erkek cicekleri, ayri ayri asmalarin uzerinde yer alir. Sonbaharda olgunlasan kivi meyveleri 40-100 gr. agirlikta, oval bicimli, 4-7,5 cm. uzunlukta ve 3-4,5 cm. kalinlikta, yesilimsi kahverengi, uzeri kolayca silinip cikabilen kahverengi tuylerle kaplidir. Meyvenin eti zumrut yesili ya da kahverengi, sulu, yumusak dokulu, hos kokulu ve tatlidir.
Normal bir meyve, 100-1.200 adet minik cekirdek tasir. Bu meyveler hasat edildikten sonra, oda sicakliginda (20 santigrat derecede) 7-15 gun bekletilir. Boylece olgunlasan meyve, taze olarak dilimlenip oylece ya da uzerine krema konularak yenilir. Salatalara konuldugunda cesni ve renk katar. Meyve suyu yapilir ve pastacilikta sikca kullanilir.
Kivi asmasi, yapragini doken, tirmanici ve sarilici, uzum asmasina benzeyen, guclu bir bitkidir. Agaclara ve insan eliyle yapilmis desteklere tirmanarak 5-7 m. kadar boylanabilir. Ekonomik omru 20-30 yildir. Ana govdesi 20 cm'ye kadar kalinlasabilir. Genc surgunleri (dallari), parlak kirmizi renkte tuylerle kaplidir. Asma gibi suluk cikarmayip yatay uzayan bu surgunlerin, desteklere dayandirilmasi gerekir. 20-30 cm. capli, kalp biciminde, ust yuzu parlak ve canli yesil renkli, kenarlari disli yapraklari vardir.
Kivi asmasi, ikievcikli bir bitkidir. Yaz basinda sarimsi beyaz ya da pembemsi renklerde acan ve ayri ayri bicimlerdeki disi ve erkek cicekleri, ayri ayri asmalarin uzerinde yer alir. Sonbaharda olgunlasan kivi meyveleri 40-100 gr. agirlikta, oval bicimli, 4-7,5 cm. uzunlukta ve 3-4,5 cm. kalinlikta, yesilimsi kahverengi, uzeri kolayca silinip cikabilen kahverengi tuylerle kaplidir. Meyvenin eti zumrut yesili ya da kahverengi, sulu, yumusak dokulu, hos kokulu ve tatlidir.
Normal bir meyve, 100-1.200 adet minik cekirdek tasir. Bu meyveler hasat edildikten sonra, oda sicakliginda (20 santigrat derecede) 7-15 gun bekletilir. Boylece olgunlasan meyve, taze olarak dilimlenip oylece ya da uzerine krema konularak yenilir. Salatalara konuldugunda cesni ve renk katar. Meyve suyu yapilir ve pastacilikta sikca kullanilir.
BESIN DEGERLERI
Herkese bol bol portakal
Ister meyvesi, ister suyu, ister kabugu, her zerresiyle pek cok yarari bulunan turuncgiller, hem lezzet, hem sifa kaynagi. Portakal ve mandalina vucudun adeta jandarmaligini ustleniyor
Felclilere bol bol portakal
Turuncgiller denilince tabii ki akla ilk olarak portakal ve mandalina geliyor. Kisin evlerimizden eksik olmayan bu iki meyve bakin ne gibi marifetlere sahip. Bu iki meyvenin yararlarini ve vucudumuz icin oynadiklari onemli rolunu Beslenme ve Diyet Uzmani Gursel Dogan anlatti:
Bu iki meyve lezzet verdigi gibi sifa veriyor ve vucudun adeta jandarmaligini ustleniyor. Icerdikleri C vitamini nedeniyle vucudumuzu soguga karsi direncli kildigi gibi, pek cok hastaligin da onunu kesiyorlar. Vitamin zengini turuncgiller, icerdikleri 'flavonoid' adli antioksidanlar sayesinde kalp ve atardamarlarin zarar gormesini de onluyor. Ornegin; portakal kolesterol, mide ve yemek borusundaki kanser riskini dusururken, icerdigi B vitamini ise damarlarin guclenmesini saglayarak damar sertligini ve kireclenmeyi onluyor. Varise birebir gelen portakal, ayni zamanda sinir sistemini duzenleme ozelligine sahip dost bir meyve.
ALYUVARLARI COGALTIYOR
Portakalin suyu ve kabugunu her turlu tatli, et-sebze yemekleri ile corba, pilav ve makarnada kullanmak mumkun. Karaciger, mide ve barsaklarin calismasini arttirarak gazi onleyen portakal kabugu receli, vucudu zehirlenmeye karsi savunuyor. Felc hastalarina da tavsiye edilen portakal, icerdigi folik asit, kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde saglikli alyuvarlarin cogalmasina neden oluyor.
FOLIK ASIT ZENGINI
Turuncgiller, vucudumuzun dogal bekcileri gibidir. Ozellikle portakal ve mandalinanin sihirli guclerini yakindan tanimak ister misiniz? Ornegin portakal; kolesterol, mide ve yemek borusundaki kanser riskini azaltmakla kalmayip, icerdigi B vitamini nedeniyle damarlari guclendirir, damar sertligi ve kireclenmeyi onler, varislerin iyilesmesini saglar, sinir sistemini duzenler. Portakal kabugu receli karaciger, mide ve bagirsaklari calistirip gazi engeller. Turuncgillerin bir diger onemli meyvesi mandalina ise kabugunda bolca bulunan P vitamini sayesinde damar sertligi ve felc gecirenler icin oldukca yararlidir. Ozelikle hamileler icin buyuk onem tasiyan folik asit portakalda bolca bulunmaktadir. Bundan dolayi portakal tuketimi hamileler icin mutlaka tavsiye edilmektedir. Folik asit, hamileligin ilk uc ayinda ve hamilelik boyunca son derece gerekli bir vitamindir.
Receli karacigerin calismasini saglar
C ve B vitamini acisindan zengin olan portakal insana dinamizm verir.
Portakalda bulunan C vitamini ince ve kalin damarlarin yumusak kalmasini saglar.
Damar tikanikligini onler.
Vucuttaki direnci artirir.
Kanin durulmasina ve temizlenmesine yardimci olur.
Hazmi kolaylastirir.
Enerji verir.
Portakal receli karacigerin calismasina destek olur.
Immun sistemin (bagisiklik sistemi)daha verimli calismasini saglar.
Felc riskini onleyici olarak gorev alir.
Beta-keroteinler damar tikanmalarini onler.
Felclilere bol bol portakal
Turuncgiller denilince tabii ki akla ilk olarak portakal ve mandalina geliyor. Kisin evlerimizden eksik olmayan bu iki meyve bakin ne gibi marifetlere sahip. Bu iki meyvenin yararlarini ve vucudumuz icin oynadiklari onemli rolunu Beslenme ve Diyet Uzmani Gursel Dogan anlatti:
Bu iki meyve lezzet verdigi gibi sifa veriyor ve vucudun adeta jandarmaligini ustleniyor. Icerdikleri C vitamini nedeniyle vucudumuzu soguga karsi direncli kildigi gibi, pek cok hastaligin da onunu kesiyorlar. Vitamin zengini turuncgiller, icerdikleri 'flavonoid' adli antioksidanlar sayesinde kalp ve atardamarlarin zarar gormesini de onluyor. Ornegin; portakal kolesterol, mide ve yemek borusundaki kanser riskini dusururken, icerdigi B vitamini ise damarlarin guclenmesini saglayarak damar sertligini ve kireclenmeyi onluyor. Varise birebir gelen portakal, ayni zamanda sinir sistemini duzenleme ozelligine sahip dost bir meyve.
ALYUVARLARI COGALTIYOR
Portakalin suyu ve kabugunu her turlu tatli, et-sebze yemekleri ile corba, pilav ve makarnada kullanmak mumkun. Karaciger, mide ve barsaklarin calismasini arttirarak gazi onleyen portakal kabugu receli, vucudu zehirlenmeye karsi savunuyor. Felc hastalarina da tavsiye edilen portakal, icerdigi folik asit, kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde saglikli alyuvarlarin cogalmasina neden oluyor.
FOLIK ASIT ZENGINI
Turuncgiller, vucudumuzun dogal bekcileri gibidir. Ozellikle portakal ve mandalinanin sihirli guclerini yakindan tanimak ister misiniz? Ornegin portakal; kolesterol, mide ve yemek borusundaki kanser riskini azaltmakla kalmayip, icerdigi B vitamini nedeniyle damarlari guclendirir, damar sertligi ve kireclenmeyi onler, varislerin iyilesmesini saglar, sinir sistemini duzenler. Portakal kabugu receli karaciger, mide ve bagirsaklari calistirip gazi engeller. Turuncgillerin bir diger onemli meyvesi mandalina ise kabugunda bolca bulunan P vitamini sayesinde damar sertligi ve felc gecirenler icin oldukca yararlidir. Ozelikle hamileler icin buyuk onem tasiyan folik asit portakalda bolca bulunmaktadir. Bundan dolayi portakal tuketimi hamileler icin mutlaka tavsiye edilmektedir. Folik asit, hamileligin ilk uc ayinda ve hamilelik boyunca son derece gerekli bir vitamindir.
Receli karacigerin calismasini saglar
C ve B vitamini acisindan zengin olan portakal insana dinamizm verir.
Portakalda bulunan C vitamini ince ve kalin damarlarin yumusak kalmasini saglar.
Damar tikanikligini onler.
Vucuttaki direnci artirir.
Kanin durulmasina ve temizlenmesine yardimci olur.
Hazmi kolaylastirir.
Enerji verir.
Portakal receli karacigerin calismasina destek olur.
Immun sistemin (bagisiklik sistemi)daha verimli calismasini saglar.
Felc riskini onleyici olarak gorev alir.
Beta-keroteinler damar tikanmalarini onler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)