28 Temmuz 2009 Salı

"Ronaldo kız gibi"

ronaldo-kz-gibi.jpgYeşil sahaların yıldızı Cristiano Ronaldo ile kısa süreli bir flört yaşayan Paris Hilton, ünlü futbolcu hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ronaldo ile birlikte ( alay malay, müşterek, yan yana ) iki gece ( tün, şeb, akşam ) geçirdiği söylenen Hilton, yıldız futbolcuyla anlaşamadıklarını söyledi. Hilton şunları söyledi: "Cristiano kız gibi. Ben maço erkeklerden hoşlanırım, tarzı bana hiç uymadı. Bu yüzden onu hiç çekici bulmadım."

"Annem Kumuk, babam Lezgi"

annem-kumuk-babam-lezgi.jpg“Aşk çok eğlenceli bir duygudur; sizi güldürür, ağlatır, canınızı yakar, bir anda düşürür, bir anda yükseltir. Aşk size delice hareketler yaptırır, geleceği düşündürür, geçmişi unutturur. Aşk bana şarkı söyletti” diyen Hadise ile özel hayata değil aşka dair, başkalarının değil kendi sırlarının yer aldığı, çocuksu, gerçek, romantik bir sohbet...

Nazenin TOKUŞOĞLU / GAZETE HABERTÜRK - HT PAZAR

Sevimli, aynı zamanda seksi. Heyecanlı, tam da o noktada
profesyonel. “Ketum” derken, hiç olmadığı kadar dobra. Hadise’yle doğru zamanda (kendiyle barışık, saçları ve cildi tam istediği gibi pırıl pırıl; yarışma bitmiş, albüm çıkmış, stresten uzak) yapmayı hayal ettiğim röportajı sonunda yaptım. Ruhunun derinliklerinden ipuçları veren, onu Eurovision’dan hatta Stir
Me Up’tan çoook önce Hadise yapan şeyleri çıkarmaya çalıştım. O da ruhunu açtı. Ben Hadise’yi çok sevdim.


Belçika’da Mol’da doğup büyüdünüz. Bize biraz oraları anlatır mısınız?
Evden çıkınca bile sessizliğin devam ettiği, huzurlu bir yer. Benim yaşadığım yer
karışıktı, çok gurbetçi mahallesi gibi değildi. İki Türk ailesi daha vardı, o kadar. Bazen arada kalmış hissediyorum kendimi. Burası vatanım ama orayı çok özlüyorum. Bisikletime atlayıp, ekmek almayı özledim.

Sizinkiler neden ( illet, sebep, ne ) gitmiş Belçika’ya ve neden Almanya değil Belçika?

1972’de “Haydi gidelim” demişler; dedem, kuzenler, teyzeler. Annem sigara
fabrikasında işe başlamış. Ama neden Belçika, ben de merak ettim, soracağım anneme.

Hiç “Pis Türkler” şeklinde aşağılandınız mı?

Duydum ama yaşamadım. Annem bizi, kökümüzü kaybetmeden bir Avrupalı gibi yetiştirmeye çalıştı. Sanırım başardı.

Burada özel hayatınızın didik didik edilmesi sizi deli ediyor ya; orada yaşasaydınız da aynısı mı olacaktı?
İlişkimle ilgili soruları orada da soruyorlar. Geçenlerde Belçika’da önemli bir gazete söyleşi yaptı, konu döndü dolaştı aşka geldi. Gazeteci “Neden herkes sizin peşinizde” dedi. “Ne kadar göz önünde olursanız, o kadar ayrıntı merak ediyorlar” dedim. Tabii herkes aşkı merak etmiyor. Mesela kadınlar saçınızın rengini merak ediyor. Tam adıyla ‘açık kumral, mat altın rengi.’ Güneşten açılınca değişik bir renk oldu. İki - üç ay içinde bambaşka bir şey yapacağım.

Cildiniz de çok güzel...
Çok şeker yemem, su içerim. Kola, ağır içki sevmem. Portakallı içecekler, şarap severim. Geçenlerde ilk defa rakı denedim, ıııhh! Olmadı.

AŞKIM ALBÜME YANSIDI

Yeni albümünüzün giriş yazısı çok etkileyici. Belli, sizin kaleminizden çıkmış ve kimse ekleme yapmamış. Aşk tarifi de çok içten. Bu, şu an yaşadığınız aşkın tarifi mi?
Çok doğru bir tespit. Bunları yazmak geldi içimden. Yaşamakta olduğum aşkın albüme yansıması bu. Uçakta, çok kısa sürede yazdım.

Neden, Evlenmeliyiz şarkısına çektiniz ilk klibi?
Öncelikle, bu sene evlenmiyorum. “Sinan bu şarkıyı neden yazdı” sorusuna cevap
vermek istiyorum önce.

Bu bir ( ancak, eş, yeksan ) evlenme teklifi olabilir mi?
Yok, herhalde şarkıyla yapmaz bunu!

Niye, en ( arz, genişlik, işaret ) iyi yaptığı iş...
Doğru aslında. Ama bu teklif değil konfirmasyon sanırım. Evlenmeliyiz!

Şarkının nasıl çıktığında kalmıştık...
Ben hep “Gitmeliyiz, aramalıyız, yapmalıyız” şeklinde konuşuyormuşum, Sinan da bunu yakalamış. Evliliğe, gelinliğe düşkünlüğümü, verdiğim değeri biliyor. Böyle çıktı. Bir de benimle ilgili olmayan şarkıyı o-ku-ya-mam. Sinan’ın çok şarkısı var albümde, çünkü üç-dört alakasız şarkı dışında, başkalarından doğru dürüst, ruhuma hitap eden demo gelmedi. Ruhumu anlayan tek prodüktör Sinan.
 
Bir de sizi gerçekten sevmeyen biri bu şarkıları yapamaz, değil mi?
Bir de Yves Gaillard, iyi tanır beni.

GEÇMİŞTE YAŞADIKLARI ONDA KALSIN

Neden durup durup şimdi açıkladınız ilişkinizi?
Ben hiçbir zaman “Aşk yaşıyorum” demedim. Bir programda sorulara cevap verdim, o kadar.

Kolunuzdaki dövmede 27 Aralık 2008 yazıyor. Aynısı Sinan Akçıl’da da var. Hep burada mı kalacak?
İnşallah!!!

Sinan Bey sizi “Dişi, anaç, anlayışlı, başarılı, zeki, hırslı, seksi ve çok
güzel” diye tarif etmiş. Siz?

Ben demeyeyim. Onun dediğine de inanmıyorum, gazeteler yazıyor.

Sevgilinizin “Hadise beni fırtınalıilişkilerden alıp tek eşli yaptı” açıklaması sizi bir kadın olarak korkutmadı mı? “Bana da yapar mı” demediniz mi?
Geçmişinde ne yaşadıysa onda kalsın. Ben ne kadar sevildiğimi ve sayıldığımı biliyorum. Herkesin bir geçmişi vardır, buna saygı duymak lazım. Hiç kimsenin geçmişi süper geçmemiştir. Şu an mutlu musun, sana nasıl bir değer veriliyor; bunlar önemli. Ben çok mutluyum.

ÇERKEZ KIZLARI NAZLI VE ÇEKİK GÖZLÜ

Neden sürekli “Avrupa’da doğdum ama Türk kızıyım” diyorsunuz?
Çıkış şarkınız Stir Me Up’ın da bir yeri Türkçe’ydi.
Bunu saklamadığımı göstermek için. Belçika’daki röportajlarda “Belçikalı Türk kızı Hadise” yazarlar, çok hoşuma gider. Zaten özüm bu; misafire çay yapmayı sevenlerdenim.

Çerkez kızı Hadise’siniz aynı zamanda. Nasıl olur Çerkez kızları?
Almanya’daki halamın kızları 11 yaşımdayken Çerkez dansı öğrettiler, oturmayı kalkmayı da annem... Çerkez kızları nazlı, çekik gözlü olurmuş. Annem “İşte sen” der hep.

Eskiden Çerkez kızları düzgün duruş için sert döşekte yatarmış...
Yaa! Bunu bilmiyordum. İlginç kurallar varmış eskiden. Mesela annem, amcamın yanında hiç konuşmazmış. Yarışmadan sonra ( ahir, bilahare, ileri ) annemi aramış amcam, “Ne güzel kız yetiştirmişsin” diye. Annem çok duygulanmış ama konuşamamış alışkanlıktan. İzin verince başlamış konuşmaya. Annem, babamın yanında ismimizi söylemezdi.

Sizinkilerin bağlı olduğu başka bir boy var mıydı, sadece ‘Çerkez’ mi?
Annem Kumuk, babam Lezgi idi. Ben babadan dolayı Lezgi oluyorum.

Ortak nokta Kafkaslar o zaman. Peki anneniz gibi bir Çerkez gelini, ya da Kumuk gelini mi olacaksınız?
Eski katı kurallar kalmadı. Konuşursun da, bağırmadan belki. Aklıma komik bir şey geldi: Küçükken ablamlarla, annemin konuşamama olayını kullanırdık. Hoplayıp zıplardık amcamlar varken, annem “Hadise, Hülya yavaş olun” diye bağıramazdı. Çok eğlenirdik.

Çerkez kızları aah ah... İnatçı, gururlu, öfkesi fena. Doğru mu?
Evet. İşte ben! Özellikle inatçılık.

SİVASLILARA SÜRPRİZ YAPACAĞIM

Belçika’daki şarkı yarışması IDOOL 2003’te ilk 10’a giremediniz, dünya çapında bir yarışmada dördüncü oldunuz. Bunun açıklaması ne?
Kader... Lise üçteydim, çok üzülmüştüm. Her gece dua ettim, “Allahım n’olur burada bitmesin” diye. Kader dedim ya, belki orada ilk 10’a girseydim, o noktada kalacaktım.

Anne babanız siz 11 yaşındayken ayrıldı. Nasıl karşıladınız?
Çok etkilendim. Ama mutsuzlardı. Şu anda ikisi de Sivas’ta.

Siz gitmiyor musunuz?

En son 1997’de gitmiştim. Orada büyük bir şey yapmak istiyoruz; yıllar sonra gitmeme yakışır bir şey. Halam, annemin amcaları bir sürü insan var. Sonrasında kalırım zaten.

Beş yıldızlı otelde mi?

Yook evde, çekyatta, 10 kişi aynı odada. Akşam birlikte televizyon izlemek çok eğlenceli.

ADAĞIM VAR: BİR ÇOCUĞU OKUTACAĞIM

Nazara inanıyor musunuz?
Biz ekip olarak nazara inanıyoruz. Birimiz hastalanınca hepimiz hastalanıyoruz.

O yaradan herkeste mi çıktı?
Yok, sadece kuaförümde çıktı. Herkese soruyordum “Nasıl gözüküyor” diye. “Yok
yaaa, o kadar iğrenç gözükmüyor” diyorlardı. Ersan’ı görünce “İğrenç, bakamıyorum, demek bana yalan söylediniz” dedim. E iyi ( eksiksiz, bol, düzgün ) kapamışlar, fark etmedik. Ellemedik, fondöten sürmedik. Üç gün dua ettim. Gece kalkıyorum, kurumasın diye krem sürüyorum, bir yandan da ağlıyorum. Çok acıyordu. Ama Allah’a teşekkür ettim, sesimi kaybetsem sahneye çıkamazdım.

Hayata da böyle mi bakıyorsunuz?
Evet. Sende olanın değerini bilmiyorsun. “İki günde yüzüm geçerse, bir çocuk
okutacağım” diye adak adadım. Nerede, kim bilmiyorum; o şansıyla gelecek.

Tanoreksik ikoncan

tanoreksik-ikoncan.jpgTürkçe kelimeler sözlüğüne aradan kaynayan bir kelime; “İkoncan”. Kelimenin üç ortağı varsa, bir tanesi Eda Taşpınar. 15 dakikalık bir şöhret ona yetmiyor.
Dünya onun oyun bahçesi ve bahçesinde kendinden başka kimseyle oynamıyor.

Çok yakından tanıdığım biri var, kardeşim gibidir, çok severim. Ama bana göre çok acayip de bir huyu var. Sabahları evinden çıkıp işine gitmeden önce; akşamları bir yere mesela yemeğe, konsere gidileceği zaman, hatta mağazalarda (yurtiçi ve yurtdışı) alışveriş ederken; üzerine o günkü kıyafetlerini giyerken
aynanın önünde göbek atıyor. Yalan söylüyorsam Fenerli olayım! Sebebini sordum, “Kreasyonlarıma uyup uymadığını göbek atarken anlıyorum” şeklinde gayet felsefi bir cevap geldi. Konuyu kurcalamayı bırakamadım, çünkü bizim göbekçi (BG) o kadar güzel giyinir ki...Dolabında her duruma, her mekana
uygun çok ama çok şık ve kaliteli şeyler tutar; spor giyinse ayrı tatlı, şık giyinse ayrı seksi olur... Matruşka bebeği gibi anladınız mı? İçinden farklı kadınlar çıkarır!
Neyse, ben bir süre bu göbek atma meselesine taktım, başladım onun gibi kabinlerin içinde, evde göbek atmaya; ama baktım ki benim olayım “halay” vazgeçtim. Deneyin bakın, kabinde veya nerdeyseniz tek başına göbek atmak ne kadar sıkıcı ve şizofrenik bir aktivite! Uzatmayayım, bu deney bende sonuç vermedi. Ya ben göbek atamıyorum ya da henüz o ruhani boyuta ulaşamadım... O ruhani boyuta ulaşmak için yoga bile yaptım, onda da şırıl şırıl su sesleri eşliğinde uyuya kaldım, hocanın sınıfa teşekkürüyle uyandım. Ne utanmıştım, tövbe estafurullah!

12. ADAM

Şimdi ben, göbek de atamayan magazin bağımlısı kulunuz; ne zaman Eda Taşpınar’ı televizyonda, dergide, gazetede görsem; aklıma B.G geliyor. Çünkü Eda Taşpınar’da da eğer bu garip huy varsa, yandı kız (yanma konusuna da geleceğiz birazdan), giy göbek, çıkar göbek, tak göbek, sar sarmalan göbek, derken göbeği düşer maazallah! Peki sizce ben ET’a (kısaltma tamamen
tesadüf, sıfır beden art niyet) gıcık mı oluyorum, hayran mıyım, kızıyor muyum, gizli gizli kıskanıyor muyum, eğleniyor muyum, sıkılıyor muyum, ağlanacak halimize gülüyor muyum? Sayın Abonemiz, aradığınız cevaba şu anda ulaşılamıyor. Buldum, duygularımı karıştırdığı için sinirliyim! Ama bakın, şunu da
demeyeceğim; “Bu kadar fakir, aç insan varken, bu kızın üzerindeki
kıyafetlerin bir tanesi bilmem kaç lira, asgari ücretli 10 ailenin kazancına eşit” filanlar derken kopar gideriz buralardan, Ege’ye yerleşir organik tarıma sararız.
Amaan, günün sonunda, bize ne parasını nereye harcarsa
harcar!

BİZ AYNA MIYIZ?


Lâkin incelemek lâzım! Düşünüyorum, diyelim ki siz ve ben 11 kişiyiz ve Milli
Takım’ız, işte bu fotoğrafta ET 12. Adam! Tribünde ve bize destek oluyor sanmayın; biz tribündeyiz, o sahada! İçime bir şüphe düştü, Eda kızımız bizi
kullanıyor olmasın? Yazının başında kıyafet denerken göbek atan B.G’den bahsetmiştim ya, Eda Taşpınar da bizi ayna gibi karşısına koymuş,
günlük kreasyonlarını üzerimizde deniyor, tepkilerimizi değerlendiriyor olmasın?
Ama şekerim elimizdeki tüm tepki stoklarını bitirdin sen! Bize de yazık değil mi?
Bir gün hırpani homeless’ler (evsizler) gibi karşımızdasın, ertesi gün Pocahontas, ertesi gün Michael, ertesi gün Jackson, ertesi gün Cin Ali’nin topacısın! Michael dedim aklıma geldi; bir arkadaşım her gün Alaçatı’da aynı mekandaymış
ET’la, o anlattı. “Michael Jackson’dan daha fena cildi, buruş buruş, bakamazsın, ve artık rengi kara değil, bir acayip, tarif edemiyorum, geçenlerde üzerinde
sadece bir bez parçası vardı, korkuluk gibiydi” dedi. Sanki hayatında MJ’ı gördün, senin yalancınım, atıyorsan sen de Fenerli ol! Bana bunları anlatırken, dedim ki, “Dur bir bakayım, belki dermatolojik bir sıkıntısı” var. “Bronz olmak+aralıksız dokuz saat güneşlenmek+obsesyon” yazdım, gönderdim Google’a... Yemin
ederim, ilk sonucu görmeniz lazımdı: TANOREKSİYA! Tan Sağtürk’le anoreksik bir kızın aşkı değil yahu, sizin de kafanız ne garip çalışıyor? Anlamı şu:* “Bronzluğunu hiçbir zaman yeterli bulmama ve hep daha çok kararmayı isteme”
Olabilir mi böyle bir şey? Yani “Okuduğum kitaplar bana yetmiyor, bookoreksiya oldum” der mi insan hiç? Bak bak düşünün birinde bilgi yetmiyor, öbüründe yanmak! Ama bu kızımız hakikaten ne yanmaya, ne o sahilde o sahilde yalınayak başı kabak dolaşmaya, ne de degajeme degajeme gelmeye doyamıyor. Sandaletler dize kadar çekilirken, tek omuz dışarda bırakılırken, kafes kafes
dolaşıp, hafif sola eğik pozlanmaya hazırlanırken hep yalnız... Annesiyle, babasıyla ya da arkadaş grubu içinde gören var mı? Herkes nerede? Yoksa güneş bu saatlerde çok zararlı da gölgeye mi kaçtılar? ET, bilinçaltı mesajı mı veriyor? “İçimdeki hapsolmuşluğu kafeslerden özgür bırakıyorum” mu diyor? Başı hep önünde, yanında Nurettin Hasman varken de mesela... Aa, yanında dedim, nazarım mı değdi ne? 7 yıllık ilişki biraz önce bitiverdi, “Bizi yemek yerken
görürseniz şaşırmayın, Öptük” notuyla! Hasman’a da modanın kaç bucak olduğunu öğretti farkında mısınız? Adama baksanıza, fötr şapkalar, ketenden başkasını tanımamcı, dökümlü tavırlar....

IKEA LAMBASI OLMAK

Öğretmek dedim de aklıma takıldı, öğretmenleri Eda Taşpınar’ı hatırlıyor mu acaba? Çünkü diplomasını “Atmazione  Koleji”nden almış gibi duruyor sanki! Kendi anlatıyor; “11 yaşında Miami’ye moda okumakiçin gönderildim. İki sene Boca Ratenda’da okuduktan sonra ( ileri, ahir, bilahare ) Robert Kolej’e döndüm. Sonra London College of Fashion ve Central School of St. Martins ile eğitimimi tamamladım” Şimdi bu ne? Toplasan bir dönem okula gitmemiş! Yoksa diplomasında
“The more it hurts the better it looks” yani, ne kadar can yakarsa o kadar güzel durur mu yazıyor? Şair burada “the” derken ayakkabılardan bahsediyor...
Okullarından ve sonra işe girdiği Vakko’dan kovulduğunu da okumuştum ama medyanın yalancısıyım! Kapıdan kov, televizyondan girsin! ET,“Trendikon”da tüm bu kovulmuşlukların sağlamasını yapıyor... Onun hayattaki amacı 300 Spartalı’da başrolü kapmak olabilir de, seyircilerin ne günahı var? Mesela, geçenlerde
programın sponsor mağazasına tatlı bir kadın geldi, kadın geldiğinde insan evladına benziyordu! Ya dükkandan çıkarken, “IKEA lambası”! IKEA’nın
tüm ürünlerini tek tek öper koklarım da lambanın yürüyeni nefes alanı olur mu? Eda sonuçtan memnun, abuk subuk danslar manslar yapıyor. Kadını kasaya
götürüyor, paket yapıp gönderiyor. O an dedim ki, Eda’ya mektup mu yazsam? “Sevgili Eda, duygularım karışık... Ya sen o tarafta eksiksin ya biz fazlayız!
Bence gel bizim kıyıya geç! Bak süt gibi, beyaz tişörtlerimiz, jeanlerimiz, Birkenstock’larımızla nefis eğleniyoruz! Hem kanser de olmazsın!” desem... Ama yok kadına yaptıklarını affedemem. Uykum kaçtı. Balkona çıktım yeni ay doğmuş; patlattım duayı: Eda’ya da yazıyorum, ayakkabıların sıkarsa söylersin:
“Ay gördüm Allah, amentü billah, ay gibi güzel yap beni Allah!”

3S DİYETİ: SU+SODA+SALATA

Kız adı “ikoncan”sa, erkek adı da “ikonman”. Günün yemeği ise tabii ki salata! Geçenlerde Osman Müftüoğlu ikoncanların 3S diyeti yaptığını yazmış: Su+soda+salata. Sosis+sucuk+salam varken! Bir de ikoncan dediğin yüzmez, güneş nereye dönerse küçük kıpırtılar dışında hareket etmezmiş... İspiyona koşuyorum tutmayın; bu sıcakta denize girmeyenleri öğretmene şikayet
edeceğim! “Örtmenim, Eda denize gelmiyor, beslenme çantasını da çöpe döktü, bir de Okuma Bayramı için önlüğünü kesecekmiş! Bizden de yakalarımızı istedi, onları da ayağına giyecekmiş!”

Göksel'li retro gece

gkselli-retro-gece.jpg

Göksel'in sesine çok da yakışan eski ( ezelî, yıprak, kadim ) şarkıları birlikte söylemek, çocukluğumuzdaki tatlarla, oyunlarla eğlenmek için Çamlıca Retro Gece Göksel konserine gidin. Mekana getirilecek eski bir Chevrolet içinde fotoğraf çektirebilir, mini dans ( raks ) derslerinde moonwalk veya twist yapabilir, çocukluğunuzun starlarının fotoğrafları içinde zaman ( ahit, mevsim, hengâm ) tüneline girebilirsiniz.

28 Temmuz, Salı, Turkcell Arena


Klimalardaki gizli tehlike

klimalardaki-gizli-tehlike.jpg

HABERTURK.COM ÖZEL

Yaz aylarıyla birlikte ( beraberinde, yanında, alay malay ) klimalar hemen her tür kapalı alanda aktif olarak  yerini aldı.Konforumuz için neredeyse hayatın vaz geçilmez parçalarından olan bu cihaz acaba bize sadece rahat bir ortam mı veriyor?

Bu sorunun cevabını almak için Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Meral Sönmezoğlu ile görüştük. Doç. Dr. Sönmezoğlu klimanın içinde birikip çoğalabilen bakterilerin hava üflendiği esnada ortama yayılabilidiğini, bunlarında solunum ( teneffüs ) yoluyla vücuda girip enfeksiyona yol açabildiğini anlattı:

"Klimaların filtresinde yerleşip üreyen ve üflemesi yoluyla bulaşan çok sayıda bakteri var. Özellikle hastane ortamlarındaki bazı bakteriler, spor yapan mantar hastalıkları ve virüsler, filtrelerde çoğalıp oradan ortama yayılabiliyorlar. Bunlardan en yaygın olanı ise lejyonella."

Doç. Dr. Sönmezoğlu "klima hastalığı" ya da ilk kez Fransa'da lejyoner grubunda görüldüğü için "lejyoner hastalığı" olarak da bilinen lejyonellanın gelişimini şöyle açıkladı:

"Bu hastalıkta etken olan "Legionella oneumophila" bakterisi, sadece klimalarda değil, su kaynaklarında, evlerde, otellerde, hastanelerde duş başlıklarında, su filtrelerinde gece birikip çoğalarak banyo yapma ya da ( bile, dahi ) el yıkama sırasında insanlara bulaşabilir. Lejyonella hem sulu hem de ( dahi, bile ) filtre ortamında çoğalabildiğinden, klima da havadaki bütün nemi alıp yoğuşturarak su haline getirdiğinden, lejyonellanın büyüyüp çoğalması için en uygun ortam klimalardır. Klima aracılığıyla temiz hava üflenirken, çoğalmış olan lejyonellanın da ortama yayılmasından dolayı bu hastalığa klima hastalığı deniliyor. Solunum yoluyla alınmasının yanı sıra banyo ya da el yıkama esnasında ağız yoluyla da alınabiliyor. Sonuçta bakterinin giriş yeri, üst solunum yoludur. Eğer depo sularının ısısı 70 dereceye çıkarılırsa, lejyonella orada ölüyor ve sonra verildiği ortamlarda, duş başlıklarında üremesi mümkün olmuyor."

Yaşlılar ve çocuklar için daha riskli

Lejyonella bakterisinin üst solunum yoluyla vücuda girmesi durumunda çok ağır bir alt solunum yolu enfeksiyonuna yol açtığını belirten ( tamlayan ) Doç. Dr. Sönmezoğlu, hastalığın seyrini şöyle özetliyor:

"Lejyonelle bakterisinin yerleştiği yer alt solunum yoludur. Akciğerin parankimine (dokusuna) yerleşir ve bütün akciğeri içine alan şiddetli bir bakteriyel enfeksiyon oluşturur. Bu enfeksiyon, özellikle 60 yaş üzerinde kişilerde, altta başka bir akciğer hastalığı varsa, şiddetli bir zatürre şeklinde seyredip ölüme yol açabilir. Zamanında tam konulması ve tedavi edilmesi çok önemlidir. Ayrıca küçük çocuklarda da risklidir. Ama her yaş grubunda da enfeksiyon yapabildiği bilinmelidir. Yaptığı zatürre tipi, tüm diğer zatürrelerden çok farklıdır. Titremeyle yükselen çok şiddetli bir ateş, genel durum bozukluğu, kas ağrıları, yorgunluk, halsizlik, balgamlı veya kuru şiddetli bir öksürük, soluk alma zorluğu, hastalığın belirtilerindendir. Soluk alma zorluğu, kısa sürede kişiyi solunum yetersizliğine sokar ve ölüme götürür. Lejyonella bakterisi, bizim yaptığımız rutin zatürre tetkiklerinde üremez ve görünmez. Tipik olmadığından at i pik bakteri yaptığı zatürreye de aiipik zatürre denilir, örneğin normalde hastanın ateşi çok yüksekken, nabzın da çarpıntıyla birlikte eşlik etmesi gerekir, ancak lejyonellada nabız düşer, ateş yükselir."

Böyle atipik ve kısa sürede solunum yetersizliğinden ölüme götürebilen
ağır tabloda, kısa sürede tanı konulup tedavi etmenin önemine değinen Doç. Dr, Sönmezoğlu, "Rutin akciğer enfeksiyonlarında kullandığımız antibiyotikler, lejyonella bakterisinde etki etmiyor. Makrolit grubu antibiyotik tedavisi uyguluyoruz" diyor.

Klima ve su depolarının düzenli bakımı hayati öneme sahip

Toplu taşıma araçlarında, iş yerlerinde, hastanelerde, kapalı sosyal alanlarda pek çok evde bulunan ve hayatımızın bir parçası haline gelen klimaların lejyonella ve başka bir ( yalnız, aynı, vahit ) çok enfeksiyon hastalığı için bir risk olduğuna işaret eden Doç. Dr, Sönmezoğlu, "Klima, konfor sağlamakla birlikte enfeksiyon da dağıtan bir araçtır. O yüzden korunma tedbirleri almak gerekir. Klimaların her sezonun başında bakımdan geçirilmesi ve rutin aralıklarla filtre dezenfeksiyonu yapılması gerekir. Böylece birikmiş olan lejyonellalann etrafa yayılması önlenmiş olur. Ayrıca mümkün olduğunca depo sularının 70 derecenin üzerine çıkanlması gerekir" diyor.

 

SELİN KUNT'UN HABERİ


"Sosisli sağlığa zararlıdır"

sosisli-sala-zararldr.jpgKanser konusunda insanları bilinçlendirmeyi amaçlayan ABD'deki bir kuruluş, sosisli sandviçlerin, sigarada olduğu gibi bir ( vahit, sadece, aynı ) uyarı yazısıyla satılması için mahkemeye başvurdu.

Merkezi Washington'da bulunan ''Cancer Project'' adlı kuruluş, New Jersey'de oturan 3 kişinin adına yapılan başvuruda, sosisli sandviç satan kimi ( birtakımı, bazısı, birtakım ) büyük firmaların, ürünlerini uyarı yazısıyla satmalarının zorunlu kılınmasını istedi.

Sosisli sandviçlerin insan sağlığına için zararlı olduğunu belirten kuruluş, Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü'nün, işlem görmüş etin sürekli tüketiminin kanser riskini yükseltebileceğine işaret eden araştırması kanıt gösterildi.

AA


İhtiyacımız siyasete karışmayan silahlı kuvvetler

htiyacmz-siyasete-karmayan-silahl-kuvvetler.jpg

Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, ''Türkiye'nin bu bölgede, güçlü, sağlam bir orduya ihtiyacı var. Ama, siyasete karışmayan, ulusal güvenlikle ilgilenen, bu vatanın birliğini koruyan bir silahlı kuvvetlere ihtiyacı var'' dedi.

Numan Kurtulmuş, Saadet Partisi'nin Kağıthane İlçe Kongresi'nde yaptığı konuşmada, önlerindeki dönemin partisinin iktidara yürüyüş dönemi olduğunu, bunun öncülüğünün de İstanbul il örgütü tarafından yapılacağını söyledi.

Saadet Partisi'nin, toplumun geniş kesimlerini toplayan iktidarın tek alternatifi parti durumuna geleceğini savunan Kurtulmuş, ''Türkiye'de önümüze çıkartılan yapay ayrımların hiçbiri, milletin gerçekliğini ifade etmemektedir. Yıllardır bu memlekette, insanları kolay bir şekilde bölerek, kul üzerinden siyaset yapıyorlar. Bir tarafta Sünni-Alevi ayrımı, bir tarafta Türk-Kürt ayrımı, bir tarafta laik-dindar ayrımı, bir tarafta sivil-asker ayrımı işin içine girdi'' diye konuştu.

''Bu memleketteki esas problem, bir avuç azınlığın bu memleketin insanların tamamını aç ve sefil bırakması, küresel güçlerin emrine girerek bu milletin insanlarını yoksulluk altında inim inim inletmesidir'' diyen Kurtulmuş, Saadet Partisi'nin yerli ve ulusal bir ( tek, birleşik, benzer ) parti olduğunu, dünyadaki tüm gelişmeleri bildiğini, ancak dışarıdan esen rüzgarlara göre rotasını değiştirmediğini bildirdi.

''İSTANBUL'U KAZANAN TÜRKİYE'Yİ KAZANIR'' 

Kurtulmuş, Saadet Partisi'nin iktidar partisi olmaması için hiçbir gerekçenin bulunmadığını, partinin siyasal ( politik, siyasi, açık oturum ) ve toplumsal koşullarının olgunlaştığını, parti örgütünün de bu koşulları daha da hızlandıracak çalışmalara imza atacağını kaydetti.

''İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır'' diye konuşan Kurtulmuş, bu bilinçle çalışmaların ortaya konulması gerektiğini vurguladı. Türkiye'de son ( sınır, hitam, hudut ) 1 yıldır ''Ergenekon'', ''belge'', ''sivil-asker-yargı'', ''Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararnamesi'' konularının tartıştığını hatırlatan Kurtulmuş, şöyle konuştu:

''Bunların arkasında şu var, 'yargı mı hükümetin üstünde hakim olsun, hükümet mi yargıya hakim olsun?', 'Asker hepsine mi hakim olsun?', 'Sivil, askere mi hakim olsun?', 'Bürokrasi diğerlerine mi hakim olsun?'. Tartışmayı yanlış yapıyoruz. Türkiye'nin bu bölgede, güçlü, sağlam bir orduya ihtiyacı var. Ama, siyasete karışmayan, ulusal güvenlikle ilgilenen, bu vatanın birliğini koruyan bir silahlı kuvvetlere ihtiyacı var. Türkiye'de işleri, milletin gösterdiği istikamette yapan, iyi çalışan bir hükümete ihtiyaç var. Türkiye'de temsil gücü yüksek bir parlamentoya ihtiyaç var. Türkiye'de iyi çalışan bir bürokrasiye ihtiyaç var.''

YÖK'ÜN ''TEK KATSAYI'' KARARI 

Kurtulmuş, YÖK'e, 11 yıldır süren imam hatipler ve meslek liselerinin üniversiteye girmesi önünde engel ( pürüz, bariyer, hail ) oluşturan katsayı adaletsizliğini gidermesinden dolayı teşekkür ettiğini söyledi.

Bu uygulamayla, 28 Şubat sürecinin antidemokratik uygulamasının geride bırakıldığını savunan Kurtulmuş, ''Ancak YÖK orada, 12 Eylül'ün bir antidemokratik kurumu olarak durmaktadır. Milletin egemenliğine, denetimine açık bir eğitim sisteminin kurulması esastır. Saadet Partisi olarak biz ( tığ ) bunun peşindeyiz'' dedi.

Kurtulmuş'a konuşmasının ardından, partisinin Kağıthane ilçe başkanı Zeynel Keskin tarafından Osmanlı tuğralı tablo ( levha, manzara ) hediye edildi.

Bu arada, kongrede 210 delegenin oyunu alan Zeynel Keskin, yeniden ilçe başkanlığına getirildi.

AA