10 Ocak 2008 Perşembe

Nijerya’da kýzamýk salgýný: 200 çocuk öldü

KANO - Hastane kaynakları, kuzeydeki Kano kentinde en az 4 bin çocuğun da hastalıktan mustarip olduğunu belirtti.Çocuk hastanesinde görevli hemşire Naima Saminu, hastalığın örülmesinden beri 200’den fazla çocuğun öldüğünü, en az 4 bin çocuğun hasta olduğunu kaydetti.

Saminu, kızamığın Aralık ayında ortaya çıktığını ve artık salgına dönüştüğünü, kendi hastanelerinin diğer hastaneler gibi ağzına kadar hastayla dolu olduğunu aktardı.

DTP’li Tuðluk yüreðinin söküldüðü aný yazdý

İSTANBUL - DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, 3 Ocak günü memleketinde PKK’nın emriyle patlatıldığı belirtilen bombanın ardından duygularını yazdı. Tuğluk, Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan yazısında, şiddeti durdurma sorumluluğu, özeleştiri ve özveriyle politik irade gösterme gerekliliğini vurguladı; “Hem çocuklar ölürken kime ne anlatabiliriz ki” dedi.Aysel Tuğluk’un yazısı şöyle:

Teşhise gidemedim. Yanıp kömüre dönen, parçalanan vücudunu çuvala koymuşlar.
O an yüreğim söküldü, koptu, dizlerimin bağı çözüldü.

Mehmet Mutlu -Ferhat Mutlu’nun babası-...
Erkendi ve bekliyorlardı.
Bir baba kızını almaya gitmişti erkenden.
Bir kız çocuğu ablasıyla görüşmek için erken ayrılmıştı dershaneden. Ve bir diğeri dershanedeki arkadaşına ziyarete gitmişti...
Sadece oradaydılar ve bekliyordular zaman geçsin, hayat devam etsin diye.

O yaşta ölüm gelmez insanın aklına; o an’da, tam o yerde gelmez ki ölüm... “Hem insan on yedisinde ölmez ki!” Hem çocuklar ölüyorken kime ne anlatabiliriz ki...

Hayatımızın her anına/alanına yayılan zorun/şiddetin her biçiminden duyduğumuz ürpertiyle kitlelerin zihnini bir yap-boz tahtasına dönüştüren şu ideolojik yabancılaştırmanın, sağırlaştırmanın vahşi tahakkümüne aldırmadan anlamalıyız olup biteni.

ACI KATMERLEŞİR, SÖZ BİTER
Yitirdiğimiz 40 bin insanı ayırt etmeden söylemek isterim ki /İşin içinde bir de üniformasızların ölümü varsa hikâyeler bir dirhem daha trajediye dönüşür, acı katmerleşir, söz biter... Ölüm onları en haksız olduğu haliyle yakalamıştır; beklemedikleri bir anda, göze görünmeden uğrun uğrun kurmuştur ağını.

Gerisi kocaman bir boşluk, bir vakum ürpertisi, bir kırık, damarı tıkamış bir pıhtıdır. Ve bu acı, bu yapışkan sessizlik içinde ideoloji, politika, kelamın her bir türü yiter: kimse bu ölümleri açıklayamaz ve göğsünde çarpan bir yürek taşıyan hiçbir canlı bunu kabul edemez!

Hayatın günlük akışı içinde sıradan yaşayan bu genç insanların ölümüne yol açan o sarsıcı patlama Kürt sorununda insani dramı bir adım daha öne çıkarmaktadır. Kürt sorunu artık sınır ötesi ve berisinde kontrolsüz bir şiddetin kıskacındadır. Hayatlarımız, sınır ötesine bomba yağdıracak savaş uçaklarının kalkışıyla başlayan ve bombardımandan sonra sınırın berisinde bir şekilde patlatılacak bombaya kadar ki ‘zaman aralığında’ ölüm riskiyle yüz yüzedir artık. Hayatımızın kaos aralığıdır bu. Yaşarsak tesadüf, ölürsek kader!..

ŞİDDETİ DURDURMA SORUMLULUĞU
Son/uçsuz bir güç gösterisi içinde sorunlarımızı konuşmanın talihsizliği kadar, bu sınır tanımaz şiddeti bir an önce durduracak önlemleri herhangi bir komplekse kapılmadan almak sorumluluğundayız.

Önümüzdeki iki-üç ayı bu açıdan yararlı değerlendiremezsek, 2008 yılının her anında, savaşan güçlerin ‘düellosunda’ arenaya dönüşmüş hayatımızın her santimetrekaresinde ölümlere tanıklık ederek yaşayabiliriz, eğer yaşamak sayılacaksa...

Sivil anayasa çalışmalarını doğal seyrinde sürdürerek ve reform programının aksatılmamasıyla birlikte, ivedilikle meclisin gündemine vatandaşlık tanımını, anadilde eğitim ve yerel yönetim reformu kadar bölgesel-ekonomik kalkınma programını taşımalı ve bir sonuca bağlamalıyız. Üç ay içinde bir konsensüse varabilecek politik olgunluğu ve duyarlılığı gösterebiliriz. Silahlı güçlerin toplumsal hayata katılımını 221’in revizyonuyla sağlayabileceğimizin irrasyonalitesinden bir an önce uzaklaşmalıyız.

Bu denli öngörüsüz, bu denli içeriksiz düzenlemelerle zaman kadar imkân da kaçırdığımızın farkında olmalıyız. Mesela neden merhum Turgut Özal’ın düşündüğü, hatta bir formülasyona kavuşturduğu hukuki düzenlemeyi gündemimize alıp tartışmıyoruz? Bu bir taviz, bir geri adım olmayacaktır. Aksine, 22 Temmuz seçim sonuçlarının bir tarihselliği olduğu iddia ediliyorsa, meclisin çözüm zemini ve gücü olması dışında ne olabilir ki? DTP bu nedenle meclistedir ve toplumsal barışımız için rolümüzü oynamak istiyoruz. Siyasal ve meşru güçlerin sivil zeminini/argümanını güçlendirmek sorumluluğundayız.

ÖZELEŞTİRİ VE ÖZVERİYLE POLİTİK İRADE
Halen insanlar demokratik birlik çözümüne dair inanç ve umutlarını koruyorlarken, halen meclisteki vekillerinden ortak bir caba, birlikte bir arayış/çözüm bekliyorlarken, DTP’nin meclis grubu ile böylesi bir şansın imkân dâhilinde olduğunu düşünüyorken, karşılıklı özeleştiri ve özveri içinde bu sürece müdahale edecek politik iradeyi oluşturmalıyız. Ancak DTP’yi yalnızlaştıracak, işlevsizleştirecek, siyaset yapamaz hale getirecek her yaklaşımın, her eylemin, her sözün vebali de sahibine aittir.

Kınama retoriğiyle yitirdiğimiz insan/zaman ve diyalog ortamını partisel hesap/kitabı bir kenara bırakarak yeniden işlevsel bir hale getirmeliyiz. DTP’nin sırtına çarmıhı vurarak bir günah objesi gibi ortalığa salmak kimi/ne kadar mesuliyetten kurtarabilir ki? AKP’nin bu çılgınlığa varan şiddet ortamında hiç mi katkısı yoktur? Meclisteki DTP’li vekiller olarak yok sayılır/tecrit edilirsek, makul bir çözüm adına değil, sosyolojik gerçeği ve siyasal realiteleri göz ardı ederek tamamen “tasfiye” söylemiyle bir rol/misyona zorlanırsak bunun ‘kimi çelişkileri’ derinleştirmek dışında hangi/ne katkısı beklenebilir ki? Denenmişin dışında ne denendi ki, bizlerde yeniden sınanıyoruz bu cehennem gibi zamanda...

TEK ÇÖZÜM BİRLİKTE YAŞAMAK
Ve mecliste bir temsiliyet, bir şans olanağı yakalanmışken, bunu sonuna kadar zorlamak, bunda ısrar etmek gibi bir tercih var iken/sürüyorken, hayatın tam orta yerinde patlamanın gereği nedir ki?
Coğrafyamızın makûs talihi yüzünden üstümüz başımız yaralarla bezeli, durmadan yeni travmalarla örselenip duruyoruz; her geçen gün ruhumuzdan, kalbimizden bir şeyler götürüyorken beraberinde talepkarı olmadığımız bir olgunluğu da getiriyor. Bu ülkede beraber yaşadığımız tüm kesimlerin istemedikleri bir halde ulaştıkları bu olgunluğa güvenerek pratik ve politik bir tavır geliştireceğimize inanıyorum. Sözü ve eylemi değerli kişi ve grupların, hatta sıradan insanların katılımıyla bu tutumu güçlendirebilecek olanaklara sahibiz. Yoksa tüm bu olan bitene yanıtsız kalmak beraberinde şiddetin gölgesinde acıdan titretecek bir hayatı getirecektir; bu ülkede beraber yaşadığımız hiçbir insanin böyle bir hayatı hak etmediği, böyle yaşamak istemediği inancındayım.

Ankaralı sevgili Rıdvan ile Diyarbakırlı sevgili Ferhat’ın -ve bir de melek kızın- aziz hatıraları adına ısrarla, inatla, yine ve büyük istekle, birlikte yaşamak diyorum...

Rahip isyan etti: Ölmemi mi bekliyorsunuz

SAMSUN - Samsun Protestan Agape Kilisesi Pastörü Orhan Pıçaklar’ın yaşadıkları, Rahip Santoro cinayeti ve Malatya Zirve Yayınevi katliamından sonra da ihmallerin sürdüğünü ortaya koydu.Milliyet gazetesinin haberine göre; Pıçaklar, Aralık 2007’de telefonla tehdit edildi. Bunun üzerine polise giden Pıçaklar, aynı telefondan Emniyet’te olduğu sırada arandı. Polis, Pıçaklar’ın ölümle tehdit edildiğini de doğrudan telefondan dinledi.

Yapılan araştırmada arayanın, Ordu’da ailesiyle oturan 17 yaşındaki S. olduğu tespit edildi. Gözaltına alınan S.’nin, yakalanmadan bir gün önce, Bursa’da yaşayan 2 sabıkalıya, Samsun’daki kilisede katliam yapacağı yönünde mesaj gönderdiği de belirlendi.

S. ile ilgili araştırma yapan Emniyet, Samsun Başsavcılığı’na, olayda örgüt şüphesi bulunduğuna yönelik istihbari bilgiler olduğunu, ancak yeterli delil elde edilemediğini bildirdi. Evinde ele geçirilen kurusıkı silahla savcılığa sevk edilen S. için savcılık tutuklanma talebinde bulundu.

S.’nin avukatı ise yaşananları “gencin macera merakı” şeklinde savundu. Sulh Ceza Mahkemesi de olayı sadece “tehdit” boyutuyla değerlendirdi ve suçun tutuklanmayı gerektirmediğine hükmetti. Mahkeme, S.’ye yurtdışına çıkış yasağı koymakla yetindi.

Karara itiraz eden Pıçaklar ise Santoro ve Zirve Yayınevi olaylarında da 17 yaşındaki gençlerin kullanıldığına dikkat çekerek, “öldükten sonra mı önlem alınacak” dedi.
Milliyet’e konuşan Pıçaklar, son olayın “yeni bir halka”dan ibaret olduğunu belirterek, 2003’ten bu yana yaşadıklarını şöyle anlattı:

“EMNİYETTİNİZ” DEDİLER, TEHDİT ETTİLER
“Göreve gelir gelmez ibadethanemiz taşlandı. Öldürüleceğime yönelik e-mailler gelmeye başladı. Nisan 2005’te birkaç kişi ‘emniyetteniz’ diye eve geldi. Beni minibüse bindirip ıssız bir yere götürdü. Tehdit ve küfrettiler. Gitmemi söylediler. Sonra uzak bir yerde beni bıraktılar. Güvenlik şube müdürüne gittim, karakola yönlendirdi. Karakol delil istedi. Nereden delil bulacağım ki? Mayıs 2006’da, 9 yaşındaki oğlum okuldan kaçırılmak istendi. Kim olduğu bulunamadı. Ocak 2007’de büyük bir taşlı saldırı oldu. Valiliğe başvurup geçici korumanın kalıcıya döndürülmesini istedim, reddedildi. Bana e-mail gönderen bir kişinin adreslerini savcıya verdim, hiçbir şey çıkmadı. Aynı kişi, adresini bile değiştirmeden yine mail gönderdi. Youtube’da hakkımda klip yayımlandı. 2.5 aydır kimin yaptığı bulunamadı.

ÜYELERİMİZİ BİLE AÇIKLADILAR
“İbadetten sonra aracımla giderken, bir araç yolumu kesti. İnip camları yumrukladılar. Plakasını aldım. ‘Trafikte onları sıkıştırmışsınız, onlar da sizi’ dediler. Dernek kurduk, valiliğe üyelerimizi bildirdik. Bir hafta sonra basın toplantısı yapan bir kişi üye listemizi açıkladı. Son olarak bu olay yaşandı. Ama ben Türküm, Türkiyeliyim. Bırakıp gitmeyeceğim. Burayı bölmek isteyenin karşısına önce ben çıkarım, ama birileri artık buna ‘dur’ demeli.”

Malatya davasýnda kasýt gibi ihmal

MALATYA - Malatya davasında bir skandal daha çıktı. Davanın bir numaralı sanığı Emre Günaydın, katliamın ardından kaçarken yaralanmış ve tedaviye alındığı hastanedeki durumu yaklaşık 2 ay süreyle ses ve görüntü olarak kaydedilmişti.Günaydın’ın hastanede kaldığı sürece önemli itiraflarda bulunduğu, nöbet bekleyen polis memurlarının tutanaklarına girmiş; ancak video kasetlerdeki ses kayıtlarının silindiği haberleri üzerine Malatya Emniyet Müdürlüğü “Ses de var, görüntü de” açıklaması yapmıştı.

Alınan bilgiye göre; Malatya Başsavcılığı, Günaydın’ın odasında çekim yapmak için mahkemeden önceden izin almak yerine, çekim bittikten sonra kasetleri mahkeme onayına sundu.

Savcılığın kasetleri istemesi üzerine, polis de kasetlere el koyabilmek için mahkemeye başvurdu. Ancak Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, “hakim kararı olmadan yapılan el koyma işleminin 24 saat içinde hâkim onayına sunulması gerektiğini” belirterek, “42 kasete ilişkin el koyma işleminin 24 saatte onaya sunulmaması nedeniyle, onay veremeyeceğini” bildirdi.

Daha önce teslim alınan 10 kaset için, 24 saatte hâkim onayına başvurulduğundan bu kasetler delil olarak dinlenebilecek; 6’şar saatlik 42 kaset ise çok önemli bilgiler barındırsa dahi mahkemede delil değeri taşımayacak.

Bush, Ramallah’ta Abbas’la görüþecek

RAMALLAH - Bush-Abbas görüşmesinde ana gündem maddelerinin; Yahudi yerleşim birimleri ve Filistinli militanların faaliyetleri olması bekleniyor.Bush’un ziyaretine yönelik tepkiler ise sürüyor. Gazze’deki protesto gösterilerine binlerce Filistinli katılırken, aşırı sağcı Yahudiler de, yeni yerleşim birimlerine karşı çıktığı gerekçesiyle Bush’u eleştirdi.

Bush, dün Ortadoğu turunun ilk durağında Kudüs’te İsrail Başbakanı Ehud Olmert’le görüşmüştü. ABD Başkanı, Ortadoğu’da bir barış anlaşmasının önündeki zorlukların farkında olduğunu, hayal kurmadığını söylemişti. Ancak George Bush, İsrail ve Filistinlilerin bir yıl içinde bir anlaşmaya varmaları yolunda umutlu olduğunu belirtmişti.

‘Dur’ ihtarýna uymayan sürücü polisi vurdu

ANKARA - Polis, olayın terör bağlantısı olup olmadığını araştırıyor.Kazan’da polis ekiplerinin şüphelendiği otomobil, “dur” ihtarına uymayarak kaçtı.

Kızılcahamam istikametine giden aracı takip eden ekipler, Kızılcahamam Emniyet Müdürlüğünden yardım istedi.

Bunun üzerine yolda barikat kuran polis ekipleri araca “dur” ihtarında bulundu.

Bu sırada araçtan açılan ateşle polis memurlarından Gökhan Elbistan ile İbrahim Şafak yaralandı. Olaydan sonra ambulansla Ankara’ya sevk edilen yaralı polis memurlarından Gökhan Elbistan, yolda şehit oldu. Ağır yaralı İbrahim Şafak ise İbn-i Sina Hastanesinde tedaviye alındı.

Çatışmada yaralı yakalanan sürücü Süleyman Y’nin yanında 13 yaşındaki oğlu A.M.Y. ile kimlikleri açıklanmayan eşi ve kızının da bulunduğu belirtildi.

Kızılcahamam Devlet Hastanesine kaldırılan yaralı sürücünün Ankara’ya sevk edildiği kaydedildi.

Kızılcahamam Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlatırken, araçta bir adet uzun namlulu silah ile bir tabanca ele geçirildiği bildirildi.

Bu arada olayın duyulması ile birlikte Kızılcahamam Devlet Hastanesi önünde toplanan çok sayıda kişi, zanlıların “terörist” oldukları iddiası ile protesto gösterisinde bulundu.

Bombacý PKK’yý yalanladý: Emir Kandil’den

DİYARBAKIR - Diyarbakır’daki bombalı saldırının faili olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan E.P, ilk ifadesinde PKK'nın “Biz planlamadık, yerel grupların işi, özür dileriz” açıklamasının aksine, “Örgüt emriyle yaptım” dedi.Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi’nde sorgulaması devam eden E.P., yaklaşık 4 ay önce Irak’ın kuzeyindeki Kandil Dağı’ndaki terör örgütü kampından “Huzurevleri semtindeki Polis Merkezi’ni bombalama talimatı” alarak Diyarbakır’a geldiğini anlattı.

E.P, bu karakola 5 Aralık’ta düzenlenen bombalı saldırının ardından Irak’taki PKK kamplarına geri dönülmemesi yönünde talimat verildiğini, bu nedenle Diyarbakır kent merkezinde saklanmaya devam ettiğini söyledi.

3 Ocak’taki bombalı saldırıyı ise “Hacı” ve “Rızgar” kod adlı 2 teröristle Diyarbakır’ın Lice ilçesinde planladıklarını belirten E.P, planı Kandil’e ilettiğini ve yapılması emri aldığını, daha sonra bombanın da hazır şekilde teslim edildiğini, kendisinin sadece satın aldıkları araca yerleştirerek patlattığını anlattı.

Saldırıda yaklaşık 40 kilogram patlayıcı kullandığını söyleyen E.P., olay yerine yaklaşık 50 metre uzaklıktaki Şemse Allak Parkı’ndaki otomobile yerleştirdiği bombayı, askeri personeli taşıyan servis aracının buradan geçişi sırasında, uzaktan kumandayla patlattığını söyledi.

Diyarbakır’ın Yenişehir semtinde 3 Ocak 2008’de askeri servis aracının geçişi sırasında meydana gelen patlamada 6 kişi ölmüş, 67 kişi yaralanmış; PKK’dan daha sonra yapılan açıklamada “Emri biz vermedik, yerel grupların işi, özür dileriz” açıklaması yapılmıştı.
Gözaltı sayısı 9’a yükseldi