Firma tarafından, "Sağlık Bakanlığı'nın 'Xenical 120 Mg' adlı zayıflama ilacının bazı serilerinin eczanelerden çekilmesini istediği"ne yönelik habere ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Roche İlaç tarafından ithal edilen ürünün Türkiye'de satışa sunulan üç farklı serisinin çözünme hızında limit dışı bir durumun saptandığı belirtildi. Bu durumla ilgili olarak Roche Müstahzarları Sanayi A.Ş. yönetimi tarafından ilgili otoritelere daha önce gerekli bildirimlerde bulunulduğu dile getirilen açıklamada, şunlar kaydedildi: "Yukarıdaki saptamaya rağmen söz konusu serinin güvenilirlik riski taşımadığını önemle vurgulamak isteriz. Ülkemizde ürünün piyasadan çekilmesi doğrultusunda alınan karar gereğince kurumumuz tarafından gerekli işlemler başlatılmıştır. Önemle vurgulamamız gereken bir diğer nokta ise alınan karar gereğince ürünün yalnızca üç serisi piyasadan çekilmekte, ilacın diğer serilerine ilişkin bir geri çekilme kararı bulunmamaktadır." Roche firmasının talebi üzerine Bakanlığın yayımladığı genelgede ilacın ürün kalitesi, güvenilirliği ve etkinliği bakımından 'sorun yaratacağı' belirtildi. Buna göre Xenical isimli ilacın M1209, M1221 ve M1251 serileri piyasadan çekilecek. Zayıflama amacıyla kullanılan ilacın kutusu 63,5 YTL'den satılıyor. | ||
25 Aralık 2007 Salı
"Xenical" geri çekiliyor
Ýlaçsýz tüp bebek umudu çoðalýyor
IVM yöntemiyle ilk kez 1.5 yıl önce polikistik overli hastasının anne olmasını sağlayan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Prof. Dr. Timur Gürgan, son olarak farklı nedenlere bağlı sorun yaşayan 2 hastasının bu metotla hamile kaldığını açıkladı. Gürgan, rutin tüp bebek yönteminin pahalı olduğunu, tedavinin maliyetinin 3 bin 500 doların üzerine çıkabildiğini kaydederek, yumurtaları geliştirmek için kullanılan ilaçların da önemli yan etkileri olabildiğini belirtti. Gürgan, "Tam olarak ispatlanamamış olmakla birlikte nadir de olsa çok sık ve yüksek dozlarda kullanılan yumurtlatma ilaçlarıyla yumurtalık kanseri arasında bir ilişki olabileceği ileri sürülmüştür" dedi. Bu nedenlerle yumurtaların yumurtalıklardan ilaç kullanılmadan alınması, döllenmesi ve gebelik oluşturulabilmesi için yürütülen araştırmalar sonunda IVM tekniğinin geliştirildiğini belirten Gürgan, son birkaç senede olgunlaşmamış yumurtaların yumurtalıklardan daha kolay alınmasına olanak sağlayan özel incelikte iğneler yapılması, olgunlaşmamış yumurtaların kısa sürede ve etkin şekilde olgunlaşmasına olanak sağlayacak özel sıvıların geliştirilmesiyle bu tekniğin başarı şansının arttığını bildirdi. IVM'nin avantajları Gürgan, IVM tekniğinin avantajlarını şöyle sıraladı: * Pahalı ilaçların kullanılmasını gerektirmediği için rutin yönteme göre yarıya yarıya daha ucuzdur. (Tedavi ücreti bin dolar civarında) * Hastalar daha az tetkik yaptırır, daha az doktor ziyareti yapar ve daha az zaman harcar. * Tedavi süresi daha kısadır. * Tedavi başarılı olmazsa diğer tedaviye başlamak için aylarca beklemek gerekmez. * Hastalar, ilaçların saydığımız yan etkileri ve tehlikelerine maruz kalmazlar, yumurtaların elde edilmesi esnasında ağrı duymazlar, genel anestezi almaları gerekmez. * Tecrübeli ve başarılı merkezlerde uygun hastalar yüzde 30-35 gebelik şansı elde ederler. * Hastanın yaşı arttıkça gebelik şansı da düşer. Bu metotla birlikte genetik ayrıştırma ve laser uygulaması gebelik şansını artırır. Tekniklerin ve olgulaştırma metotlarının geliştirilmesiyle ileride başarının daha da artacağı düşünülüyor. * Bu metotla doğan çocukların genetik risklerinin artmadığı tespit edildi. Hangi hastalara uygulanabilir? IVM metodunun ilk başlarda polikistik over hastalığı olanlarda uygulandığını ve başarılı sonuçlar elde edildiğini anlatan Gürgan, "Bu kişilere yumurtlatma ilaçları verildiğinde, yumurtalıkları bu ilaçlara karşı çok hassas olduğundan ani şişme, kistleşme ve karında sıvı toplanması, pıhtılaşma bozukluğu, böbrek iflası gibi problemler ortaya çıkabiliyor. Ayrıca gebe kalsalar dahi düşük oranları yüksek olabiliyor. Bu hastaların yumurtalıklarındaki yumurtalar hiç ilaç kullanılmadan IVM tekniğiyle kolaylıkla alınabilmekte, döllenebilmekte ve gebelikler elde edilebilmektedir" dedi. | ||
'Göz kuruluðu görme kaybýna yol açabilir'
Aktunç, bazı insanların gözlerinde ıslak ve temiz tutacak kadar gözyaşı salgılanmadığını belirterek, tıp dilinde "keratokonjunktivit sikka" olarak adlandırılan bu rahatsızlığın halk dilinde göz kuruluğu olduğunu söyledi. Gözyaşının basit bir su olmadığını ve içerisindeki maddelerin gözü koruyucu bir çok işlevinin bulunduğunu vurgulayan Aktunç, "Gözyaşı gözleri yağlandırıyor ve her göz kırpmada gözde enfeksiyon riskini azaltıyor. Yeterince gözyaşı üretilmediği zaman, gözler kolayca tahriş olabiliyor. Gözyaşı üretiminin azalması, önce gözyaşı zarının sağlamlığını bozarak hızla parçalanmasına, daha sonra da kornea üzerinde görme kayıplarına neden olur" dedi. Gözün rüzgar, toz, klima ve duman gibi dış etkenlere maruz kaldığında kendi kendini temizleme özelliğine sahip bir organ olduğunu bildiren Aktunç, şu bilgileri verdi: "Gözlerimiz, yabancı maddelerin yıkanmasına yardımcı olmak için fazladan gözyaşı üreterek, gözün ön yüzeyi olan korneanın tahriş olmasını engeller. Fakat göz yeteri kadar gözyaşı üretemezse ve gözün gözyaşı kalitesi bozulmuşsa bu işlevler yerine getirilemez. Bu nedenle korneada oluşan küçük delikçikler önce gözün küreselliğinin bozmasına daha sonra da kişide ciddi görme kayıplarına yol açar." Belirtileri her kişide farklı Aktunç, göz kuruluğunun erkekler de ve kadınlar da her yaşta görülebileceğini belirterek, şunları söyledi: "Göz kuruluğuna, erkeklerde daha çok romatizmal hastalıklar, kadınlarda ise hormonal değişiklikler neden olur. Ama bunun yanında uyku hapları ve bazı ağrı kesicilerin kullanımında etkilidir. Rahatsızlık kişilerde farklı belirtiler gösterirken, rahatsızlığın ortak belirtileri, gözde batma, yanma, kaşıntı, yabancı bir madde varmış hissi." 'Gözü dış etkenlerden koruyun' Göz kuruluğunun gözyaşı testinin yapılmasıyla çok basit tespit edilebileceğini ifade eden Aktunç, "Rahatsızlığın birçok tedavi yöntemi olmakla birlikte bunlardan sadece bir tanesi cerrahi müdahaledir. Burada da gözyaşı kanalları tıkanarak az miktarda üretilen göz yaşının akması engellenir. Fakat en yayın tedavi yöntemi yapay gözyaşı tedavisi uygulamasıdır. Kişi aldığı yapay gözyaşını gözüne basitçe uygulayabilir. Tedavinin yöntemi ve rahatsızlığın aşaması ne olursa olsun, gözün, rüzgar, toz ve aşırı sıcak gibi dış etkenlerden koruması gerekir" diye konuştu. | ||
24 Aralık 2007 Pazartesi
Peçetede kanser riski
Dünya Sağlık Örgütü tarafından da kanser yapıcı kimyasal maddeler grubuna dahil edilen dioksinler , kağıt sanayinde, klorla ağartma işlemi sırasında oluşuyor ve araştırmacılar zehirli kimyasallar sıralamasında başı çeken dioksinlerin, östrojen gibi "doğal steroid" hormonlarını taklit ederek birçok biyokimyasal reaksiyonu başlattığına dikkat çekiyor. En ufak dozda bile vücuda alımının eklem ağrıları, uykusuzluk, doğum bozuklukları ve bağışıklık sistemi zayıflığına yol açabileceğini belirten uzmanlar, dioksinlerin yağda çözünür olduğundan bedenimizdeki yağ hücrelerinde birikme eğilimini vurguluyorlar. Bebekler yetişkinlere göre 200 kat fazla dioksine maruz kalma riskini taşırken, tuvalet kağıtları, kağıt mendiller, süt veya meyva suyu kartonları, tek kullanımlık çocuk bezleri, bilhassa peçeteler eğer klorla ağartma işleminden geçiyorlarsa düşük dozda dioksin içeriyorlar. Bu ürünlerin herhangi birinden yiyeceklere ve vücuda da kolayca bulaşan bu zararlı kimyasallar Amerikan Çevre Koruma dairesinin raporunda , en ufak miktarının bile laboratuvar hayvanlarında kansere sebep olduğu açıklandı. | ||
23 Aralık 2007 Pazar
Ýlaçsýz tüp bebek umudu
IVM yöntemiyle ilk kez 1.5 yıl önce polikistik overli hastasının anne olmasını sağlayan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Prof. Dr. Timur Gürgan, son olarak farklı nedenlere bağlı sorun yaşayan 2 hastasının bu metotla hamile kaldığını açıkladı. Gürgan, rutin tüp bebek yönteminin pahalı olduğunu, tedavinin maliyetinin 3 bin 500 doların üzerine çıkabildiğini kaydederek, yumurtaları geliştirmek için kullanılan ilaçların da önemli yan etkileri olabildiğini belirtti. Gürgan, "Tam olarak ispatlanamamış olmakla birlikte nadir de olsa çok sık ve yüksek dozlarda kullanılan yumurtlatma ilaçlarıyla yumurtalık kanseri arasında bir ilişki olabileceği ileri sürülmüştür" dedi. Bu nedenlerle yumurtaların yumurtalıklardan ilaç kullanılmadan alınması, döllenmesi ve gebelik oluşturulabilmesi için yürütülen araştırmalar sonunda IVM tekniğinin geliştirildiğini belirten Gürgan, son birkaç senede olgunlaşmamış yumurtaların yumurtalıklardan daha kolay alınmasına olanak sağlayan özel incelikte iğneler yapılması, olgunlaşmamış yumurtaların kısa sürede ve etkin şekilde olgunlaşmasına olanak sağlayacak özel sıvıların geliştirilmesiyle bu tekniğin başarı şansının arttığını bildirdi. IVM'nin avantajları Gürgan, IVM tekniğinin avantajlarını şöyle sıraladı: * Pahalı ilaçların kullanılmasını gerektirmediği için rutin yönteme göre yarıya yarıya daha ucuzdur. (Tedavi ücreti bin dolar civarında) * Hastalar daha az tetkik yaptırır, daha az doktor ziyareti yapar ve daha az zaman harcar. * Tedavi süresi daha kısadır. * Tedavi başarılı olmazsa diğer tedaviye başlamak için aylarca beklemek gerekmez. * Hastalar, ilaçların saydığımız yan etkileri ve tehlikelerine maruz kalmazlar, yumurtaların elde edilmesi esnasında ağrı duymazlar, genel anestezi almaları gerekmez. * Tecrübeli ve başarılı merkezlerde uygun hastalar yüzde 30-35 gebelik şansı elde ederler. * Hastanın yaşı arttıkça gebelik şansı da düşer. Bu metotla birlikte genetik ayrıştırma ve laser uygulaması gebelik şansını artırır. Tekniklerin ve olgulaştırma metotlarının geliştirilmesiyle ileride başarının daha da artacağı düşünülüyor. * Bu metotla doğan çocukların genetik risklerinin artmadığı tespit edildi. Hangi hastalara uygulanabilir? IVM metodunun ilk başlarda polikistik over hastalığı olanlarda uygulandığını ve başarılı sonuçlar elde edildiğini anlatan Gürgan, "Bu kişilere yumurtlatma ilaçları verildiğinde, yumurtalıkları bu ilaçlara karşı çok hassas olduğundan ani şişme, kistleşme ve karında sıvı toplanması, pıhtılaşma bozukluğu, böbrek iflası gibi problemler ortaya çıkabiliyor. Ayrıca gebe kalsalar dahi düşük oranları yüksek olabiliyor. Bu hastaların yumurtalıklarındaki yumurtalar hiç ilaç kullanılmadan IVM tekniğiyle kolaylıkla alınabilmekte, döllenebilmekte ve gebelikler elde edilebilmektedir" dedi. | ||
Tabular ve baskýlar cinsel yaþamý vuruyor
Toplumda görülme sıklığı oldukça yaygın olan cinsel işlev bozukluğunun, kadın ya da erkek her 3 kişiden 1'inin yaşamının herhangi bir döneminde görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Abay, ancak psikososyal nedenler ve tabular nedeniyle kişilerin genellikle yardım ve çözüm arayışına yönelmediğini söyledi. Erkeklerde toplumda en sık karşılaşılan sorunun erken boşalma olduğunu belirten Abay, bu da cinselliğin özgürce yaşanmadığı, cinsel deneyimin yetersiz olduğu toplumsal kesim ya da gençlerde sık rastlanan bir sorun olduğunu belirtti. Her 4 erkekten 1'inin erken boşalma sorunu yaşadığını anlatan Abay, "Erkekler sertleşme sorunlarını daha fazla ciddiye alarak hekime başvurmaktadır. Toplumuzda erkekler arasında cinselliğin abartılı algılanması, performans anksiyetesine yol açmaktadır" dedi. Toplumda kadınlarda en sık karşılaşılan sorunların cinsel isteksizlik, uyarılamama, vajinusmus (cinsel ilişkiye girememe) ve orgazm bozukluğu olduğunu belirtti. Abay, "Bize başvuran kadınların büyük çoğunluğunda vajinusmus şikayeti görülüyor. Muhafazakar toplumlarda cinselliğin yasaklanması, cinsel eğitimin olmaması, cinselliğin bir tabu olarak algılanması ve bekaretin önemsenmesi gibi etkenler kadınlarda vajinismusun daha yüksek oranlarda rastlanmasına yol açmaktadır" diye konuştu. Vajinusmusun psikolojik bir sorun olduğunu söyleyen Prof. Abay, hastalığın tek tedavi yönteminin cinsel terapi olduğunu ve terapide yüzde 95'lik bir tedavi imkanı sağlandığını belirtti. Prof. Abay, cinsel isteksizliğin ise çok yaygın olmasına rağmen başvuruların az olduğunu kaydederek, "Çünkü toplumumuz da kadınların yaşadıkları cinsellikten zevk almaması ve cinselliği bir görev olarak algılaması bu sorununun nedenleri arasındadır" dedi. | ||
Saðlýklý diþler için florür
Doç.Dr. Banu Ermiş, florürün, diş çürümelerinin önlenmesinde büyük payı olduğunu belirterek, diş sağlığı için diş fırçalamanın yanında gece yatmadan önce mutlaka dişlerin arasının diş ipiyle temizlenmesi gerektiğini kaydetti. Dişlerin düzenli fırçalanmasının diş sağlığını korumada yeterli olmayacağını ifade eden Ermiş, diş ipinin kullanılmaması durumunda diş aralarında kalan artıkların çürümeye neden olacağını ve "Dişlerimi düzenli olarak fırçalıyorum ancak çürüyor" şikayetlerinin ortaya çıktığını söyledi. Florür maddesinin, çürümelere neden olan mikroorganizmaları yok edici etkisi olduğunu kaydeden Ermiş, şöyle konuştu: "Florür dişler için koruyucu etki yapıyor. Bu nedenle, hayat boyu sağlıklı dişler için florürlü diş ipi ve florürlü diş macunu kullanın. Gece yatmadan önce mutlaka diş ipi kullanın. Çünkü diş arasında kalan mikroorganizmalar gece boyunca faaliyette kalırlar. Şimdi florürlü diş ipleri çıktı, her yerde bulmak zor olabiliyor ama bana göre diş ipi bir tercih değil, zorunluluk. Diş fırçasının ulaşamadığı diş araları ancak iple temizlenebilir." Çürüklerin hep ara yüzeyde başladığını ve kişilerin fark edemediğini vurgulayan Ermiş, diş araları temizlenmediği için dişin içten içe çürüdüğünü ve bir anda kırıldığını söyledi. Ecemiş, "Sonuç olarak sağlıklı dişler için düzenli olarak florürlü diş macunu ile dişlerinizi fırçalayın ve gece yatmadan önce florürlü diş ipi kullanın ve bunu alışkanlık haline getirin" dedi. | ||
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)