Hafızayı diri tutmanın yolları
Günlük yaşamınızda sizden yaşça çok büyük insanların güçlü hafızaları sizi şaşırtıyor mu? Yaşlanınca hafızanızın da zayıflamasından mı korkuyorsunuz? Basit önlemler sayesinde uzun yıllar zihnen sağlıklı ve genç kalmak mümkün. İşte 15 uyarı:
01 Şubat 2006 07:46
Yazı boyutunu büyütmek için
Beynin fonksiyonlarının zayıflamasının, beyin hücrelerinin azalması ile fazla ilgisi olmadığı, hücreler arasındaki bağlantının iyi çalışmasının önemli olduğu kabul edilmektedir.
Monoton bir yaşantı insan beyninin en büyük düşmanıdır. Sürekli yeni şeyler öğrenme gayreti ve değişik konularla uğraşma, beyin fonksiyonlarının sağlığı ve sürekliliği açısından son derece önemlidir. Bu şekilde davranan insanlar daha geç yaşlanır. Beyni sağlıklı tutmak için hücreler arasındaki iletişimi devamlı canlı tutmak, başka bir ifade ile beyni çalıştırmak gereklidir.Genç yaşta beyin sporları ile uğraşan kişiler yaşlandıklarında da bu yeteneklerini daha uzun süre koruyabilmektedirler. Hemen hemen her yaşta yapılabilecek pek çok beyin sporu vardır. Yapılabilecek beyin sporlarını ve diğer aktiviteler
1) Çevrenizdeki olayları sorgulayarak zekanızı geliştirmeye çalışın. Yani meraklı olun, bir olayın niçin ve nasıl olduğunu öğrenmeye çalışın.
2) Gazete ve dergilerdeki zekâ oyunlarını oynamak için fırsat yaratın.
3) Yakınlarınızın telefon numaralarını ezberleyin.
4) Yeni tanıştığımız kişilerin isim ve soyadlarını aklınızda tutmaya çalışın.
5) Günlük yaşantınızda pek çok şeye önem verin. Önem verilen şeyler daha çok akılda kalır.
6) Eş, dost ve yakınlarınızı, onların sizi aramasını beklemeden siz onları arayın. Böylece zihinsel alışverişler gerçekleşecek ve böylece monotonluktan kurtulmak için bir adım atmış olacaksınız.
7) Güncel konuları, bilen birileri ile konuşun ve tartışın.
8) Bir şey zor geldiği zaman pes etmeyin, sona kadar yapabileceklerinizi yapın.
9) İşinizi yaparken espri ve eğlence faktörünü ihmal etmeyin.
10) Kitap okumayı alışkanlık haline getirin.
11) Bildiklerinizi mümkün olduğunca başkaları ile paylaşmaktan çekinmeyin, ketum olmayın.
12) Düzgün ve güzel konuşmayı sevin ve bunu başarmak için gayret sarf edin.
13) Alışverişe gitmeden evvel liste yapmayın.
14) Bir yerde konuşma yapacaksanız, notlara bakmadan konuşun. Yapacağınız konuşmanın şeklini, söyleyeceklerinizin sırasını kafanızda tutmaya çalışın. Unutmamak için küçük bir not elinizin altında bulunabilir.
15) Yabancı dil bilmiyorsanız öğrenmeye çalışın, biliyorsanız fırsat buldukça bunu konuşun ve kelime haznenizi geliştirmeye çalışın
Mavi forum
12 Haziran 2007 Salı
Kanser hastalarına yeni umut
Kanser hastalarına yeni umut
Fransız araştırmacılar, farelerde doğrudan kanserli hücreye saldırarak onları yok eden bağışıklık hücresi keşfetti.
31 Ocak 2006 18:10
Yazı boyutunu büyütmek için
''Nature Medicine'' adlı tıp dergisindeki makaleye göre, Profesör Laurence Zitvogel başkanlığındaki araştırma ekibi, bu yeni tip hücrenin ''dendritic'' (ağacı andıran) hücre grubundan, ancak onların yarısı kadar olduğunu belirledi.
Araştırmacılar, yeni buldukları hücreyi laboratuvar şartlarında bazı kan kanseri vak'alarında kullanılan ''glivec'' ve böbrek kanserine karşı kullanılan ''İl-2'' adlı ilaçlarla faaliyete geçirdi. Kısaca ''İKDC'' (İnterferon Producing Killer Dendritic Cell) olarak adlandırılan yeni hücreler, doğrudan doğruya kanserli hücrelere taarruz etti.
Hücrelerin, ''gama interferonu'' salgılayabildiği ve tümörleri öldürebildiği anlaşıldı. ''Gama interferonu'', tümörleri besleyen damarların oluşumunu engelleyen güçlü bir ''anti-anjiojenik'' madde olarak biliniyor.
Madde, gelişmelerini önleyerek tümörleri yok ediyor. Aynı madde, aynı zamanda bağışıklık sisteminin diğer hücrelerini de faaliyete geçiriyor ve bunların bazılarına (T hücrelerine) kanser hücrelerini tanımada yardımcı oluyor.
Bu keşfin, insana da uygulanabileceğini düşünen araştırmacılar, bu sayede kanserin yanı sıra enfeksiyon hastalıkları ve organ nakli konularında yeni ufuklar açılabileceğini belirtti. Araştırma ekibinin, fareler üzerinde elde ettiği bu sonuçlardan sonra ''Glivec+İl-2'' ilaç kombinasyonunu bazı kanser hastalarında denemeye yakında başlayacağı kaydedildi.
A
Mavi forum
Fransız araştırmacılar, farelerde doğrudan kanserli hücreye saldırarak onları yok eden bağışıklık hücresi keşfetti.
31 Ocak 2006 18:10
Yazı boyutunu büyütmek için
''Nature Medicine'' adlı tıp dergisindeki makaleye göre, Profesör Laurence Zitvogel başkanlığındaki araştırma ekibi, bu yeni tip hücrenin ''dendritic'' (ağacı andıran) hücre grubundan, ancak onların yarısı kadar olduğunu belirledi.
Araştırmacılar, yeni buldukları hücreyi laboratuvar şartlarında bazı kan kanseri vak'alarında kullanılan ''glivec'' ve böbrek kanserine karşı kullanılan ''İl-2'' adlı ilaçlarla faaliyete geçirdi. Kısaca ''İKDC'' (İnterferon Producing Killer Dendritic Cell) olarak adlandırılan yeni hücreler, doğrudan doğruya kanserli hücrelere taarruz etti.
Hücrelerin, ''gama interferonu'' salgılayabildiği ve tümörleri öldürebildiği anlaşıldı. ''Gama interferonu'', tümörleri besleyen damarların oluşumunu engelleyen güçlü bir ''anti-anjiojenik'' madde olarak biliniyor.
Madde, gelişmelerini önleyerek tümörleri yok ediyor. Aynı madde, aynı zamanda bağışıklık sisteminin diğer hücrelerini de faaliyete geçiriyor ve bunların bazılarına (T hücrelerine) kanser hücrelerini tanımada yardımcı oluyor.
Bu keşfin, insana da uygulanabileceğini düşünen araştırmacılar, bu sayede kanserin yanı sıra enfeksiyon hastalıkları ve organ nakli konularında yeni ufuklar açılabileceğini belirtti. Araştırma ekibinin, fareler üzerinde elde ettiği bu sonuçlardan sonra ''Glivec+İl-2'' ilaç kombinasyonunu bazı kanser hastalarında denemeye yakında başlayacağı kaydedildi.
A
Mavi forum
SSK'lının derdi bir değil bin!
SSK’lının derdi bir değil bin.! 4 Şubat 2006
Özel hastaneler SSK'lıya hem dert hem deva oldu!
SKK'lar özel hastanelerin kapılarının açılmasıyla hem kuyruklardan kurtulacaklarını hem de ücretsiz 'kaliteli hizmet' alacaklarını umuyordu. Şimdi ise büyük çoğunluk "yüksek miktarda fark alıyorlar" diye şikayet ederken, durumu daha iyi olanlar ise "Kuyruktan kurtulduk" diyor
SSK'lılar yaklaşık 10 ay önce özel hastanelerde muayene olma hakkına kavuştu. Ancak geçen 10 aylık süre içerisinde SSK'lıların büyük çoğunluğu umduklarını bulamadı. Muayene ve tedavi ücretlerini kurumdan geri alacaklarını düşünen hastalar hüsrana uğradı. SSK'lılar doğal olarak ücret ödemeden özel hastanelerden faydalanacaklarını düşünüyor. "Kaliteli hizmet alabilmek için özel hastanelere koşan hastalar, önce muayene ve fark ücretleriyle karşılaştı. Çünkü özel hastaneler "SSK'dan alınan para hizmet maliyetini karşılamıyor" gerekçesiyle 20 YTL'den, 70 YTL'ye kadar çıkan muayene ücreti farkı talep ediyor. SSK ise özel hastaneye giden hastaların ayakta muayene ücretinin sadece 14 lira 50 kuruşunu ödüyor.
Kuyruktan kurtulduk
Maddi durumu iyi olmayan hastalar bu talep karşısında şaşkına dönmüş durumda. Kuyruklardan kurtulup daha iyi bir sağlık hizmeti almak isteyen hastalar "Ne umduk, ne bulduk. Yüksek miktarda parayı ödedikten sonra SSK'ya ne gerek var" diye tepkilerini dile getirmeye başladı. Kimi hastalar SSK Sağlık İşleri'nin yöneticilerine şikayet yağdırırken, durumu daha iyi olan ya da emekli olduktan sonra ikinci bir işte çalışanlar ise olaya daha iyimser bakıyor. "En azından kuyruklarda beklemekten kurtulduk. İnsan gibi, gecenin köründe kuyruğa girmeden hastanede gidiyor temiz bir ortamda sağlık hizmeti alıyoruz" diyor.
Vatandaşı yanıltıyorlar
Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği Genel Sekreteri Yaşar Yıldırım, SSK'lıların yeterince bilgilendirilmediklerini söyledi:
"Kamuoyunda çıkan beyanlar vatandaşı yanıltıyor. Özel hastaneleri SSK'lılara açtık diyorlar. Vatandaş da alıyor karnesini hastaneye koşuyor. Para istenince de tepki gösteriyorlar. Yönetmelik çok açık. Fark alınacak deniliyor. Şikayetlerin bana göre çok çeşitli nedenleri var. Hemşire gülmedi diye bile insanlar şikayet edebiliyor. Hiç fark almayan hastanelerde var. Ama yüksek teknolojiden yararlanacaksan bedelini de ödemek zorundasın.
İstanbul Tabip Odası'ndan Dr. Güray Kılıç da yetkilileri suçladı: "Vatandaşa denildi ki 'doktor seçme hakkı veriyorum'. Hayır! Cebinden para harcama hakkı veriliyor. Özel hastanelere bakın hepsinin fark aldığını görürsünüz. Sosyal güvenlik kurumu çoğuna para ödemiyor, onların ayakta kalabilmesi için çoğunun cebinden para ödemesi gerekiyor vatandaşın."
SSK'lıya 25 yerine 10 dakika muayene!
* SSK'lıların özel hastaneye koşması, özel sağlık sektöründe de randevuları etkiledi. SSK'nın anlaşma yaptığı özel hastanelerde kalp, beyin cerrahisi, genel cerrahi, ortopedi, göz gibi uzmanlık alanlarında ameliyat randevusu süresi 2 haftadan başlıyor 2 aya kadar uzayabiliyor. Ayrıca aşırı yoğunluk nedeniyle özel hastanelerde 25 dakika olan muayene süresi, SSK'lı hastalar için 10 dakikaya kadar düştü. Kısaca değişen çok şey yok gibi.
"Ticarete döktüler"
* Olayın bir başta boyutu ise hem düşündürücü hem de ürkütücü! Hasta akınına uğrayan kimi özel hastanelerde, en küçük bir rahatsızlık için dahi hastanın pahalı röntgen ve tahlile gönderildiği iddia ediliyor.
SSK'lıya 2. sınıf muamele
* İddialar sadece bununla da kalmıyor. Özel hastanelerde SSK'lılara hizmet açısından daha az önem verildiği öne sürülüyor. Emekli Sandığı ya da özel sağlık sigortalı gelen hastalarla SSK'lılar arasında ayrımcılık yapıldığı konusunda şikayetler gittikçe artıyor.
Ne kadar fark alıyorlar
İstanbul'daki Acıbadem Sağlık Grubu Hastaneleri'nde sigortalılardan 60 YTL, Memorial Hastanesi'nde 64 YTL, Florence Nİghtingale Hastaneler Grubu'nda ise kalp hastalıkları için 20, diğer uzmanlık dalları için 40 YTL fark alınıyor.
Fark alınmayan işlemler
Ayakta
1-Tümör FDG PET
2- Beyin PET
3- Myokard PET
4- Myokard Perfüzyon Sintigrafisi (SPECT)
5- Beyin Perfüzyon Spect
6- Hemodiyaliz (Asetatlı)
7- Hemodiyaliz (Bikarbonatlı)
Yatarak
1- Anjiyo-Anjiyo ile sağ ve sol kalp kateteri
2- Koroner anjioplasti
3- Koroner stent takılması
4- Kalıcı pil (pacemaker)
5- Geçici pil (pacemaker)
6- ICD (Implantable Cardioverter defibrillatör)
7- By-pass
8- Aort-Mitral kapak replesmanı
Mavi forum
Özel hastaneler SSK'lıya hem dert hem deva oldu!
SKK'lar özel hastanelerin kapılarının açılmasıyla hem kuyruklardan kurtulacaklarını hem de ücretsiz 'kaliteli hizmet' alacaklarını umuyordu. Şimdi ise büyük çoğunluk "yüksek miktarda fark alıyorlar" diye şikayet ederken, durumu daha iyi olanlar ise "Kuyruktan kurtulduk" diyor
SSK'lılar yaklaşık 10 ay önce özel hastanelerde muayene olma hakkına kavuştu. Ancak geçen 10 aylık süre içerisinde SSK'lıların büyük çoğunluğu umduklarını bulamadı. Muayene ve tedavi ücretlerini kurumdan geri alacaklarını düşünen hastalar hüsrana uğradı. SSK'lılar doğal olarak ücret ödemeden özel hastanelerden faydalanacaklarını düşünüyor. "Kaliteli hizmet alabilmek için özel hastanelere koşan hastalar, önce muayene ve fark ücretleriyle karşılaştı. Çünkü özel hastaneler "SSK'dan alınan para hizmet maliyetini karşılamıyor" gerekçesiyle 20 YTL'den, 70 YTL'ye kadar çıkan muayene ücreti farkı talep ediyor. SSK ise özel hastaneye giden hastaların ayakta muayene ücretinin sadece 14 lira 50 kuruşunu ödüyor.
Kuyruktan kurtulduk
Maddi durumu iyi olmayan hastalar bu talep karşısında şaşkına dönmüş durumda. Kuyruklardan kurtulup daha iyi bir sağlık hizmeti almak isteyen hastalar "Ne umduk, ne bulduk. Yüksek miktarda parayı ödedikten sonra SSK'ya ne gerek var" diye tepkilerini dile getirmeye başladı. Kimi hastalar SSK Sağlık İşleri'nin yöneticilerine şikayet yağdırırken, durumu daha iyi olan ya da emekli olduktan sonra ikinci bir işte çalışanlar ise olaya daha iyimser bakıyor. "En azından kuyruklarda beklemekten kurtulduk. İnsan gibi, gecenin köründe kuyruğa girmeden hastanede gidiyor temiz bir ortamda sağlık hizmeti alıyoruz" diyor.
Vatandaşı yanıltıyorlar
Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği Genel Sekreteri Yaşar Yıldırım, SSK'lıların yeterince bilgilendirilmediklerini söyledi:
"Kamuoyunda çıkan beyanlar vatandaşı yanıltıyor. Özel hastaneleri SSK'lılara açtık diyorlar. Vatandaş da alıyor karnesini hastaneye koşuyor. Para istenince de tepki gösteriyorlar. Yönetmelik çok açık. Fark alınacak deniliyor. Şikayetlerin bana göre çok çeşitli nedenleri var. Hemşire gülmedi diye bile insanlar şikayet edebiliyor. Hiç fark almayan hastanelerde var. Ama yüksek teknolojiden yararlanacaksan bedelini de ödemek zorundasın.
İstanbul Tabip Odası'ndan Dr. Güray Kılıç da yetkilileri suçladı: "Vatandaşa denildi ki 'doktor seçme hakkı veriyorum'. Hayır! Cebinden para harcama hakkı veriliyor. Özel hastanelere bakın hepsinin fark aldığını görürsünüz. Sosyal güvenlik kurumu çoğuna para ödemiyor, onların ayakta kalabilmesi için çoğunun cebinden para ödemesi gerekiyor vatandaşın."
SSK'lıya 25 yerine 10 dakika muayene!
* SSK'lıların özel hastaneye koşması, özel sağlık sektöründe de randevuları etkiledi. SSK'nın anlaşma yaptığı özel hastanelerde kalp, beyin cerrahisi, genel cerrahi, ortopedi, göz gibi uzmanlık alanlarında ameliyat randevusu süresi 2 haftadan başlıyor 2 aya kadar uzayabiliyor. Ayrıca aşırı yoğunluk nedeniyle özel hastanelerde 25 dakika olan muayene süresi, SSK'lı hastalar için 10 dakikaya kadar düştü. Kısaca değişen çok şey yok gibi.
"Ticarete döktüler"
* Olayın bir başta boyutu ise hem düşündürücü hem de ürkütücü! Hasta akınına uğrayan kimi özel hastanelerde, en küçük bir rahatsızlık için dahi hastanın pahalı röntgen ve tahlile gönderildiği iddia ediliyor.
SSK'lıya 2. sınıf muamele
* İddialar sadece bununla da kalmıyor. Özel hastanelerde SSK'lılara hizmet açısından daha az önem verildiği öne sürülüyor. Emekli Sandığı ya da özel sağlık sigortalı gelen hastalarla SSK'lılar arasında ayrımcılık yapıldığı konusunda şikayetler gittikçe artıyor.
Ne kadar fark alıyorlar
İstanbul'daki Acıbadem Sağlık Grubu Hastaneleri'nde sigortalılardan 60 YTL, Memorial Hastanesi'nde 64 YTL, Florence Nİghtingale Hastaneler Grubu'nda ise kalp hastalıkları için 20, diğer uzmanlık dalları için 40 YTL fark alınıyor.
Fark alınmayan işlemler
Ayakta
1-Tümör FDG PET
2- Beyin PET
3- Myokard PET
4- Myokard Perfüzyon Sintigrafisi (SPECT)
5- Beyin Perfüzyon Spect
6- Hemodiyaliz (Asetatlı)
7- Hemodiyaliz (Bikarbonatlı)
Yatarak
1- Anjiyo-Anjiyo ile sağ ve sol kalp kateteri
2- Koroner anjioplasti
3- Koroner stent takılması
4- Kalıcı pil (pacemaker)
5- Geçici pil (pacemaker)
6- ICD (Implantable Cardioverter defibrillatör)
7- By-pass
8- Aort-Mitral kapak replesmanı
Mavi forum
İlaç alerjiniz var mı.?
İlaç alerjiniz var mı.?
Antibiyotiklerin vücutta yarattığı alerjiler, ölüme dahi yol açabiliyor..
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yalçın Tekol, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin, alerjik reaksiyonlar sonucu ölüme neden olabildiklerini söyledi.
Prof. Dr. Tekol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilaçları sadece yararı olan maddeler gibi düşünmenin yanlış olduğunu kaydetti.
Türkiye'de bilinçsiz ilaç kullanımının yaygın olduğunu, bunların başında da antibiyotiklerin geldiğini ifade eden Prof. Dr. Tekol, şöyle dedi:
“Enfeksiyon hastalıkları dediğimiz bulaşıcı hastalıkların tedavisinde kullanılan en önemli ilaçlar, antibiyotiklerdir. Yalnız antibiyotikler her bulaşıcı hastalıkta yararlı etki yapmaz. Antibiyotiklerin büyük bir çoğunluğu bakterilerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır. Bu nedenle nezle, grip, soğuk algınlığı gibi virüslerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde antibiyotik kullanılmasının hiçbir yararı olmaz. Bu bakımdan grip ve soğuk algınlığı olan insanların 'iyileşeceğim' düşüncesiyle antibiyotik kullanması son derece yanlıştır. Bu kullanımın kişilere vereceği muhtemel zararlar yanında antibiyotiklerin sık kullanılması bakterilerde bunlara karşı direnç oluşmasına neden olur.”
Bakterilerde direnç oluşumuyla antibiyotiklerin kullanım sıklığı arasında yakın bir ilişki olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tekol, dirençli bakterilerin neden olduğu bulaşıcı hastalıklarda daha güçlü antibiyotiklerin kullanılmasına gerek duyulduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Tekol, bu nedenle halk arasında yaygın olan komşu tavsiyesiyle antibiyotik kullanımından vazgeçilmesi gerektiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Öncelikle doktor tarafından hastalığın teşhisi konmalıdır. Teşhis konulduktan sonra gerektiği sürede ve gerektiği dozda antibiyotik kullanılmalıdır. Aksi taktirde kullanılan antibiyotik, grubuna göre iç organlarda tahribata neden olabilir. Kullanım süresinin uzaması, dozun yüksek olması da bu zararların ortaya çıkma riskini artırır. Antibiyotiklerin verdiği zararlardan bir bölümü de alerjiktir. Örneğin penisilin enjeksiyonunu takiben ölümler olabilmektedir.”
Prof. Dr. Tekol, C vitamini kullanımının antibiyotiklerin zararlı etkilerini ortadan kaldırmayacağını, uzun süren antibiyotik tedavilerinde bozulan bağırsak florasının da yoğurt yemekle düzelmeyeceğini bildirdi.
Mavi forum
Antibiyotiklerin vücutta yarattığı alerjiler, ölüme dahi yol açabiliyor..
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yalçın Tekol, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan antibiyotiklerin, alerjik reaksiyonlar sonucu ölüme neden olabildiklerini söyledi.
Prof. Dr. Tekol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilaçları sadece yararı olan maddeler gibi düşünmenin yanlış olduğunu kaydetti.
Türkiye'de bilinçsiz ilaç kullanımının yaygın olduğunu, bunların başında da antibiyotiklerin geldiğini ifade eden Prof. Dr. Tekol, şöyle dedi:
“Enfeksiyon hastalıkları dediğimiz bulaşıcı hastalıkların tedavisinde kullanılan en önemli ilaçlar, antibiyotiklerdir. Yalnız antibiyotikler her bulaşıcı hastalıkta yararlı etki yapmaz. Antibiyotiklerin büyük bir çoğunluğu bakterilerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır. Bu nedenle nezle, grip, soğuk algınlığı gibi virüslerin neden olduğu hastalıkların tedavisinde antibiyotik kullanılmasının hiçbir yararı olmaz. Bu bakımdan grip ve soğuk algınlığı olan insanların 'iyileşeceğim' düşüncesiyle antibiyotik kullanması son derece yanlıştır. Bu kullanımın kişilere vereceği muhtemel zararlar yanında antibiyotiklerin sık kullanılması bakterilerde bunlara karşı direnç oluşmasına neden olur.”
Bakterilerde direnç oluşumuyla antibiyotiklerin kullanım sıklığı arasında yakın bir ilişki olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tekol, dirençli bakterilerin neden olduğu bulaşıcı hastalıklarda daha güçlü antibiyotiklerin kullanılmasına gerek duyulduğunu bildirdi.
Prof. Dr. Tekol, bu nedenle halk arasında yaygın olan komşu tavsiyesiyle antibiyotik kullanımından vazgeçilmesi gerektiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Öncelikle doktor tarafından hastalığın teşhisi konmalıdır. Teşhis konulduktan sonra gerektiği sürede ve gerektiği dozda antibiyotik kullanılmalıdır. Aksi taktirde kullanılan antibiyotik, grubuna göre iç organlarda tahribata neden olabilir. Kullanım süresinin uzaması, dozun yüksek olması da bu zararların ortaya çıkma riskini artırır. Antibiyotiklerin verdiği zararlardan bir bölümü de alerjiktir. Örneğin penisilin enjeksiyonunu takiben ölümler olabilmektedir.”
Prof. Dr. Tekol, C vitamini kullanımının antibiyotiklerin zararlı etkilerini ortadan kaldırmayacağını, uzun süren antibiyotik tedavilerinde bozulan bağırsak florasının da yoğurt yemekle düzelmeyeceğini bildirdi.
Mavi forum
Eskimiş teflon tavalarınızı atın / 3 Şubat
Teflon tavaların kanser riski taşıdığına dair endişe sürerken, Sağlık Bakanlığı'ndan son gelişmelerle ilgili açıklama yapıldı. Prof. Dr. Murat Tuncer, üretim standardı yüksek olan tavalar için kanser riski bakımından endişe oluşturmaya yetecek düzeyde bilgi bulunmadığı belirtti. Tuncer şöyle konuştu: Tavanın yapımında kullanılan perflorooktanoik asit isimli maddenin hayvanlarda tümör meydana getirme riski oluşturduğuna dair bulguya rastlandı. Ama imal hatası olmayan tavalardan, bu maddenin kana karışma ihtimali çok az. Prof. Tuncer yine de vatandaşa şu uyarılarda bulundu: Eskimiş tavaları kullamayın, çizilmemesine özen gösterin, çocuklara verilecek gıdaları yağlı kağıt üzerinde pişirin...
Mavi forum
Mavi forum
Kırmızı et DNA'yı bozuyor.!
Kırmızı et DNA’yı bozuyor !
Aşırı kırmızı et tüketiminin insanda DNA yapısına dahi zarar verdiği ortaya çıktı !
Aşırı kırmızı et yemek, DNA yapısını bozup kanser ve diyabet gibi ciddi hastalıklara yakalanma riskini artırıyor. Günde 2 porsiyondan fazla kırmızı et tüketen kişilerin bu hastalıklara yakalanma riski, günde 1 porsiyon kırmızı et tüketenlerden 3 kat fazla oluyor. Kırmızı et yedikten sonra Nnitrosocompound isimli maddenin genişlediğini belirleyen araştırmacılar, "Kırmızı etin DNA'ya verdiği bu etki, birçok sağlık sorununa yakalanma riskini artırır" uyarısında bulundu.
Mavi forum
Aşırı kırmızı et tüketiminin insanda DNA yapısına dahi zarar verdiği ortaya çıktı !
Aşırı kırmızı et yemek, DNA yapısını bozup kanser ve diyabet gibi ciddi hastalıklara yakalanma riskini artırıyor. Günde 2 porsiyondan fazla kırmızı et tüketen kişilerin bu hastalıklara yakalanma riski, günde 1 porsiyon kırmızı et tüketenlerden 3 kat fazla oluyor. Kırmızı et yedikten sonra Nnitrosocompound isimli maddenin genişlediğini belirleyen araştırmacılar, "Kırmızı etin DNA'ya verdiği bu etki, birçok sağlık sorununa yakalanma riskini artırır" uyarısında bulundu.
Mavi forum
Dikkat."Yarım hasta" olabilirsiniz !
Dikkat.. “Yarım hasta” olabilirsiniz.!
Belirtilere dikkat edin, yatağa düşürmeyen “yarım hasta” olabilirsiniz..
Erciyes Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Külahlı, toplumun önemli bölümünün, yatağa düşürmeyen, işe gitmeyi engellemeyen hastalık belirtileri taşıdığını belirterek, "Yarım Hasta" diye tabir edilen bu kişilerin, belirtileri önemsemedikleri için ciddi hastalık riskiyle karşı karşıya olduklarını bildirdi.
Prof. Dr. Külahlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ağır kış şartları nedeniyle, üst solunum yolu enfeksiyonları ile enfeksiyon belirtisi taşıyan kişilerde önemli artışlar yaşandığını belirtti.
Hastanelere başvuranlardaki artış kadar, belirti taşıyıp hastane ya da doktora başvurmayan kişi sayısının önemsenmesi gerektiğini kaydeden Külahlı, aslında bu durumun toplum sağlığı açısından önemli risk unsuru taşıdığını söyledi.
Burun ve geniz akıntısı, boğaz yanması, hafif kırgınlık gibi şikayetleri olan kişilerin, yatağa düşürmediği ve işe gitmeyi engellemediği gerekçesiyle belirtileri önemsemediğini ifade eden Külahlı, bu tür kişileri "Yarım Hasta" diye nitelediklerini anlattı.
"Nasılsa geçer" mantığını güden yarım hastaların ciddi hastalık riskiyle karşı karşıya olduklarına dikkati çeken Külahlı, şunları söyledi:
"Basit bir burun tıkanıklığını, burun açıcı ilaç kullanmak varken insanlar oluruna bırakıyor. Önemsenmeyen bu durum, nefes almayı zorlaştırıyor, sinüsleri tıkıyor ve sinüzite neden oluyor. Ayrıca, ağızdan nefes alındığı için tonsilit, farenjit gibi boğaz hastalıklarına zemin hazırlıyor. Daha da ilerisi bronşite kadar gidiyor. Hastalıklar zamanla kronikleşebiliyor. Halbuki, küçük bir burun damlası ile bu şikayet bir günde giderilebilir. Ayak üstü atlatılır denilen tüm şikayetlerin büyük kısmı geçse de, ciddi hastalık riskinin yüksek oluşu akıldan çıkarılmamalıdır." Prof. Dr. Külahlı, yarım hastanın yaşam kalitesinin çok düştüğünü, ilerleyen günlerde de ülke ekonomisine yük getirdiğini kaydetti.
Külahlı, "Küçük bir ilaçla hastalık başlamadan bitirilebilecekken, bu kez ağır tedavi ve ilaç giderleri gündeme geliyor. Kişi hastanede yatmak zorunda kalıyor. İş gücü kayıpları yaşanıyor" diye konuştu.
Hastalık belirtisi görülen kişilerin, kalabalık ortamlardan uzak durmasının ve başka kişilerle ortak eşya kullanmamasının önemli olduğunu dile getiren Külahlı, bol miktarda sıvı alımının, sebze ve et ağırlıklı gıdaları dengeli tüketmenin önemine işaret ederek, şöyle devam etti:
"Uykudan önce karbonhidrat ve şekerli gıdalar alınmamalıdır. Uyku sırasında ağız kapalı olacak şekilde yatılmalıdır. Gece, ağız açık uykuya dalınırsa, hafif bir belirti şiddetlenebilir. Taze sebze ve meyvenin bol olduğu ülkemizde, ağır hastalığı olanlar dışında vitamin ilacı alınmamalıdır. Özellikle çocuklarda, burun tıkanıklığı en kısa zamanda açılmalıdır. Çünkü, burun havayı ısıtır, nemlendirir ve temizler. Burun tıkalı olduğunda, kirli, kuru, soğuk hava ağızdan alınır ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlanır.
Bademcik, geniz eti ve sinüziti olan çocuklarda, üst solunum yolu enfeksiyonuna bağlı olarak burun tıkanınca, şikayetler daha ağır seyreder ve tekrarlayan kulak iltihapları da başlayabilir."
Mavi forum
Belirtilere dikkat edin, yatağa düşürmeyen “yarım hasta” olabilirsiniz..
Erciyes Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Külahlı, toplumun önemli bölümünün, yatağa düşürmeyen, işe gitmeyi engellemeyen hastalık belirtileri taşıdığını belirterek, "Yarım Hasta" diye tabir edilen bu kişilerin, belirtileri önemsemedikleri için ciddi hastalık riskiyle karşı karşıya olduklarını bildirdi.
Prof. Dr. Külahlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ağır kış şartları nedeniyle, üst solunum yolu enfeksiyonları ile enfeksiyon belirtisi taşıyan kişilerde önemli artışlar yaşandığını belirtti.
Hastanelere başvuranlardaki artış kadar, belirti taşıyıp hastane ya da doktora başvurmayan kişi sayısının önemsenmesi gerektiğini kaydeden Külahlı, aslında bu durumun toplum sağlığı açısından önemli risk unsuru taşıdığını söyledi.
Burun ve geniz akıntısı, boğaz yanması, hafif kırgınlık gibi şikayetleri olan kişilerin, yatağa düşürmediği ve işe gitmeyi engellemediği gerekçesiyle belirtileri önemsemediğini ifade eden Külahlı, bu tür kişileri "Yarım Hasta" diye nitelediklerini anlattı.
"Nasılsa geçer" mantığını güden yarım hastaların ciddi hastalık riskiyle karşı karşıya olduklarına dikkati çeken Külahlı, şunları söyledi:
"Basit bir burun tıkanıklığını, burun açıcı ilaç kullanmak varken insanlar oluruna bırakıyor. Önemsenmeyen bu durum, nefes almayı zorlaştırıyor, sinüsleri tıkıyor ve sinüzite neden oluyor. Ayrıca, ağızdan nefes alındığı için tonsilit, farenjit gibi boğaz hastalıklarına zemin hazırlıyor. Daha da ilerisi bronşite kadar gidiyor. Hastalıklar zamanla kronikleşebiliyor. Halbuki, küçük bir burun damlası ile bu şikayet bir günde giderilebilir. Ayak üstü atlatılır denilen tüm şikayetlerin büyük kısmı geçse de, ciddi hastalık riskinin yüksek oluşu akıldan çıkarılmamalıdır." Prof. Dr. Külahlı, yarım hastanın yaşam kalitesinin çok düştüğünü, ilerleyen günlerde de ülke ekonomisine yük getirdiğini kaydetti.
Külahlı, "Küçük bir ilaçla hastalık başlamadan bitirilebilecekken, bu kez ağır tedavi ve ilaç giderleri gündeme geliyor. Kişi hastanede yatmak zorunda kalıyor. İş gücü kayıpları yaşanıyor" diye konuştu.
Hastalık belirtisi görülen kişilerin, kalabalık ortamlardan uzak durmasının ve başka kişilerle ortak eşya kullanmamasının önemli olduğunu dile getiren Külahlı, bol miktarda sıvı alımının, sebze ve et ağırlıklı gıdaları dengeli tüketmenin önemine işaret ederek, şöyle devam etti:
"Uykudan önce karbonhidrat ve şekerli gıdalar alınmamalıdır. Uyku sırasında ağız kapalı olacak şekilde yatılmalıdır. Gece, ağız açık uykuya dalınırsa, hafif bir belirti şiddetlenebilir. Taze sebze ve meyvenin bol olduğu ülkemizde, ağır hastalığı olanlar dışında vitamin ilacı alınmamalıdır. Özellikle çocuklarda, burun tıkanıklığı en kısa zamanda açılmalıdır. Çünkü, burun havayı ısıtır, nemlendirir ve temizler. Burun tıkalı olduğunda, kirli, kuru, soğuk hava ağızdan alınır ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlanır.
Bademcik, geniz eti ve sinüziti olan çocuklarda, üst solunum yolu enfeksiyonuna bağlı olarak burun tıkanınca, şikayetler daha ağır seyreder ve tekrarlayan kulak iltihapları da başlayabilir."
Mavi forum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)