Ağız Kanserleri
Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.
Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.
Ağız kanserlerinin nedenleri nelerdir?
Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlık ta ağız kanserleri için risk faktörleri arasındadır.
Ağız kanserlerinin muhtemel belirtileri; Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar
Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması
Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar
Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi
Çiğneme ve yutma güçlüğü
Dil ve çene hareketlerinde zorlanma
Dil veya ağızın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk
Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması
Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız kanserini farketmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.
Ağız kanseri riskinin azaltılması;
Sigara, sigar, pipo gibi tütün ürünlerinin kullanmayınız, tütün çiğnemeyiniz
Alkol kullanıyorsanız, aşırıya kaçmayınız
Hem alkol hem de tütün ürünlerini kullanan kişilerde ağız kanseri riski alkol ve tütün ürünlerini kullanmayan kişilere göre 15 kat artmıştır
Meyva ve sebzeden zengin diyetle besleniniz (araştırmalar bu tür diyetin ağız kanseri riskini azaltabileceğini ileri sürmektedir)
Düzenli olarak dişhekimine gitmeyi ihmal etmeyiniz
Mavi forum
10 Haziran 2007 Pazar
Dişeti Hastalıkları ( Periodontal Hastalıklar )
Dişeti Hastalıkları ( Periodontal Hastalıklar )
Periodontal hastalık nedir?
Periodontal hastalıklar dişeti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Erişkinlerde diş kayıplarının %70'inden periodontal hastalıklar sorumludur. Bu hastalıklar erken dönemde teşhis edildiklerinde kolay ve başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler. Dişeti hastalıklarının önlenmesi veya tedavisi; doğal dişlerin korunması, daha rahat çiğnemenin ve daha iyi bir sindirimin sağlanması gibi diğer faydaları da beraberinde getirir. Periodontal hastalıklar dişeti iltihabı (gingivitis) ile başlar. Yani gingivitis periodontal hastalığın erken dönemidir. Bu dönemde dişetleri kanamalı, kırmızı ve hacim olarak büyümüştür. Erken dönemde çok fazla rahatsızlık vermeyebilir. Tedavi edilmezse hastalık periodontitise ilerleyerek dişeti ve dişleri destekleyen alveol kemiğinde geriye dönüşsüz hasar oluşturabilir.
Periodontitis periodontal hastalıkların daha ilerlemiş bir safhasıdır. Dişleri destekleyen diğer dokularla birlikte alveol kemiğinde de hasar oluşur. Diş-dişeti arasında "periodontal cep" oluşur. Periodontal cep varlığı infeksiyonun yerleşimini ve hastalığın ilerlemesini kolaylaştırır. Hastalık ilerledikçe dişler sallanmaya başlar, hatta çekime gidebilir.
Dişeti hastalığının belirtileri nelerdir?
Dişeti hastalığının pek çok bulgusu vardır;
Diş fırçalama sırasında kanayan dişetleri
Kırmızı, şiş ve hassas dişetleri
Dişlerden kolaylıkla ayrılabilen, uzaklaşan dişetleri
Dişler ve dişetleri arasında iltihabi akıntı
Sallanan veya giderek birbirinden uzaklaşan dişler (dişler arasında aralıkların oluşması veya mevcut aralıkların artması)
Isırma sırasında alt ve üst dişler arasındaki ilişkilerin değişmesi
Bölümlü protez uyumundaki değişiklik, bozulma.
Sürekli kötü ağız kokusu.

Bununla beraber, periodontal hastalık hiç bir bulgu vermeden de ileri safhalara ulaşabilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla dişhekimine gitmek son derece önemlidir.
Dişeti hastalığının nedeni nedir?
Dişeti hastalığının en önemli nedeni "bakteriyel diş plağı" adı verilen, dişler üzerinde biriken yapışkan ve renksiz film tabakasıdır. Günlük fırçalama ve diş ipliği kullanımı ile diş plağının uzaklaştırılması sağlıklı bir ağız için temel gereksinimdir. Eğer plak etkin bir şekilde dişlerden uzaklaştırılmazsa diştaşı veya tartar olarak bilinen düzensiz yüzeyli ve geçirgen bir yapıya dönüşür. Plaktaki bakteriler tarafından salınan zararlı ürünler dişetinde irritasyona neden olur. Bu ürünler nedeni ile dişetini dişe sıkıca bağlayan lifler yıkıma uğrar, dişeti dişten uzaklaşır ve periodontal cep oluşur. Böylece bakteri ve ürünlerinin daha derin dokulara ilerlemesi kolaylaşır. Hastalık ilerledikçe cep derinleşir, bakteriler daha derine; kemiğe kadar ilerler ve dişi destekleyen alveol kemiğinde de yıkım başlar. Hastalık tedavi edilmeden bırakılırsa sonunda dişler sallanır ve çekimleri bile gerekebilir.

Dişeti hastalığı nasıl önlenir?
Periodontal hastalığın önlenmesinde en önemli görev kişinin kendisine düşmektedir. Dişleri sağlıklı bir durumda sürdürmek için, günlük ağız bakımı işlemleri ile (diş fırçalama ve diş ipliği kullanma) bakteriyel diş plağının uzaklaştırılması gerekmektedir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi de aynı derecede önemlidir. Günlük ağız bakımı işlemleri diştaşı oluşumunu en az düzeye indirebilir, ancak tamamen önleyemeyebilir. Diş fırçası, diş ipliği veya diğer temizlik araçları ile ulaşılamayan bölgelerin bir diş hekimi tarafından değerlendirilmesi mevcut diş plağı ve/veya diştaşının uzaklaştırılması açısından gereklidir.
Dişeti hastalıklarının tedavisi nedir?
Dişeti hastalığının erken döneminde tedavi, dişler üzerindeki eklentilerin (plak ve diştaşı) uzaklaştırılması ve düzgün bir kök yüzeyinin sağlanmasını kapsar. Bu işlem dişetinde iltihaba neden olan bakteri ve irritanların uzaklaştırılmasını sağlar. Genellikle bu tedavi, dişetinin tekrar dişe adaptasyonu veya dişetinin büzülerek cebin elimine olması için yeterlidir. Dişeti hastalığının erken döneminde vakaların çoğunluğunda, diştaşı temizliği, plağın uzaklaştırılması ve düzgün bir kök yüzeyinin sağlanmasını takiben günlük etkin ağız bakımı başarılı bir tedavi için yeterlidir. Daha ilerlemiş vakalar cerrahi tedaviyi gerektirebilir. Bu tedavinin amacı dişleri çevreleyen derin periodontal ceplerdeki diştaşlarını temizlemek, cebin büzülerek eliminasyonunu ve düzgün bir kök yüzeyini sağlamak ve daha kolay temizlenebilir bir dişeti formu oluşturmaktır. Periodontal tedavi sonrası hastaların düzenli olarak dişhekimi tarafından muayene edilmesi, plak kontrolü ve yeni diştaşı birikimlerinin ortamdan uzaklaştırılması gereklidir. Fakat unutmamak gerekir ki; periodontal tedavi ile elde edilenlerin sürdürülmesi için hiçbir işlem kişinin günlük ağız bakımı işlemlerini etkin bir şekilde uygulamasından daha yararlı olamaz.
Mavi forum
Periodontal hastalık nedir?
Periodontal hastalıklar dişeti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Erişkinlerde diş kayıplarının %70'inden periodontal hastalıklar sorumludur. Bu hastalıklar erken dönemde teşhis edildiklerinde kolay ve başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler. Dişeti hastalıklarının önlenmesi veya tedavisi; doğal dişlerin korunması, daha rahat çiğnemenin ve daha iyi bir sindirimin sağlanması gibi diğer faydaları da beraberinde getirir. Periodontal hastalıklar dişeti iltihabı (gingivitis) ile başlar. Yani gingivitis periodontal hastalığın erken dönemidir. Bu dönemde dişetleri kanamalı, kırmızı ve hacim olarak büyümüştür. Erken dönemde çok fazla rahatsızlık vermeyebilir. Tedavi edilmezse hastalık periodontitise ilerleyerek dişeti ve dişleri destekleyen alveol kemiğinde geriye dönüşsüz hasar oluşturabilir.
Periodontitis periodontal hastalıkların daha ilerlemiş bir safhasıdır. Dişleri destekleyen diğer dokularla birlikte alveol kemiğinde de hasar oluşur. Diş-dişeti arasında "periodontal cep" oluşur. Periodontal cep varlığı infeksiyonun yerleşimini ve hastalığın ilerlemesini kolaylaştırır. Hastalık ilerledikçe dişler sallanmaya başlar, hatta çekime gidebilir.
Dişeti hastalığının belirtileri nelerdir?
Dişeti hastalığının pek çok bulgusu vardır;
Bununla beraber, periodontal hastalık hiç bir bulgu vermeden de ileri safhalara ulaşabilir. Bu nedenle düzenli aralıklarla dişhekimine gitmek son derece önemlidir.
Dişeti hastalığının nedeni nedir?
Dişeti hastalığının en önemli nedeni "bakteriyel diş plağı" adı verilen, dişler üzerinde biriken yapışkan ve renksiz film tabakasıdır. Günlük fırçalama ve diş ipliği kullanımı ile diş plağının uzaklaştırılması sağlıklı bir ağız için temel gereksinimdir. Eğer plak etkin bir şekilde dişlerden uzaklaştırılmazsa diştaşı veya tartar olarak bilinen düzensiz yüzeyli ve geçirgen bir yapıya dönüşür. Plaktaki bakteriler tarafından salınan zararlı ürünler dişetinde irritasyona neden olur. Bu ürünler nedeni ile dişetini dişe sıkıca bağlayan lifler yıkıma uğrar, dişeti dişten uzaklaşır ve periodontal cep oluşur. Böylece bakteri ve ürünlerinin daha derin dokulara ilerlemesi kolaylaşır. Hastalık ilerledikçe cep derinleşir, bakteriler daha derine; kemiğe kadar ilerler ve dişi destekleyen alveol kemiğinde de yıkım başlar. Hastalık tedavi edilmeden bırakılırsa sonunda dişler sallanır ve çekimleri bile gerekebilir.
Dişeti hastalığı nasıl önlenir?
Periodontal hastalığın önlenmesinde en önemli görev kişinin kendisine düşmektedir. Dişleri sağlıklı bir durumda sürdürmek için, günlük ağız bakımı işlemleri ile (diş fırçalama ve diş ipliği kullanma) bakteriyel diş plağının uzaklaştırılması gerekmektedir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi de aynı derecede önemlidir. Günlük ağız bakımı işlemleri diştaşı oluşumunu en az düzeye indirebilir, ancak tamamen önleyemeyebilir. Diş fırçası, diş ipliği veya diğer temizlik araçları ile ulaşılamayan bölgelerin bir diş hekimi tarafından değerlendirilmesi mevcut diş plağı ve/veya diştaşının uzaklaştırılması açısından gereklidir.
Dişeti hastalıklarının tedavisi nedir?
Dişeti hastalığının erken döneminde tedavi, dişler üzerindeki eklentilerin (plak ve diştaşı) uzaklaştırılması ve düzgün bir kök yüzeyinin sağlanmasını kapsar. Bu işlem dişetinde iltihaba neden olan bakteri ve irritanların uzaklaştırılmasını sağlar. Genellikle bu tedavi, dişetinin tekrar dişe adaptasyonu veya dişetinin büzülerek cebin elimine olması için yeterlidir. Dişeti hastalığının erken döneminde vakaların çoğunluğunda, diştaşı temizliği, plağın uzaklaştırılması ve düzgün bir kök yüzeyinin sağlanmasını takiben günlük etkin ağız bakımı başarılı bir tedavi için yeterlidir. Daha ilerlemiş vakalar cerrahi tedaviyi gerektirebilir. Bu tedavinin amacı dişleri çevreleyen derin periodontal ceplerdeki diştaşlarını temizlemek, cebin büzülerek eliminasyonunu ve düzgün bir kök yüzeyini sağlamak ve daha kolay temizlenebilir bir dişeti formu oluşturmaktır. Periodontal tedavi sonrası hastaların düzenli olarak dişhekimi tarafından muayene edilmesi, plak kontrolü ve yeni diştaşı birikimlerinin ortamdan uzaklaştırılması gereklidir. Fakat unutmamak gerekir ki; periodontal tedavi ile elde edilenlerin sürdürülmesi için hiçbir işlem kişinin günlük ağız bakımı işlemlerini etkin bir şekilde uygulamasından daha yararlı olamaz.
Mavi forum
Alerjik Hastaların Uyması Gereken Kurallar
Alerjik Hastaların Uyması Gereken Kurallar
Mavi forum
Küfler (mantarlar) ve ev tozu akarları nemli ortamlarda kolayca ürediklerinden, eviniz güneş görmeli, rutubetsiz ve aydınlık olmalıdır.
Odanızda toz tutulmasına neden olabilecek fazla eşya bulundurmayınız.
Yün ve kuş tüyü ile doldurulmuş minder, yastık, yorgan ve yatakları kesinlikle kullanmayınız. Battaniyelere çift nevresim kılıf geçiriniz.
Temizlik sırasında hasta odada bulunmamalıdır.
Sadece hastanın yanında değil, evin hiçbir yerinde sigara içmeyiniz. Yatak odasında süs bitkisi bulundurmayın.
Çamaşır suyu ve yağlı boya kokusu olan yerlerden hemen uzaklaşınız. Parfüm, oda ve saç spreylerini, sprey deodorantlarını kullanmayınız.
Boyalı ve katkılı maddeli gıdaların şikayetlerinizi arttırabileceğini unutmayınız.
Grip, sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında şikayetleriniz artabileceğinden, önceden tedbirinizi alınız.
Aspirin, Apanax (Aprol, Naprosyn, İnaprol) gibi ilaçları kullanmayınız.
Havalandırma cihazı (air condition) ve buhar makineleri kullanmayınız.
Mavi forum
iyi bellek için 11 öneri
İyi bellek için 11 öneri
Unutkanlık sorunu, yaşlanan insanın en önemli korkularındandır. Özellikle 50'li yaşlar sonrasında ufak tefek unutkanlıklar ile ciddi bellek sorunları birbirine karıştırılır
Orta yaşlıların nerdeyse yarısı kendilerinde bir bellek kaybı sorununun başladığını zanneder. Hemen belirtelim! Bunların çoğu küçük ve hoş unutkanlıklardır. Hayatı tatlandıran ve keyif katanlar biraz da bu nükteli olaylardır!
Belleği güçlü tutmanın pek çok püf noktası, uyulması gereken çok sayıda kuralı var. Harvard Tıp Okulu öğretim üyesi Dr. Aoron P. Nelson zinde bir beyne sahip olmanın temel kurallarını şöyle sıralıyor:
- Hipertansiyonu ve kolesterol yüksekliği sorununu önleyin ya da kontrol altına alın. Kalbiniz için kötü olanın beyniniz için de kötü olduğunu unutmayın.
- Alkolü azaltın. Erkeklerin iki, kadınların bir ölçüden (bir ölçü içkiyi bir bardak şarap' olarak kabul edebilirsiniz) daha fazla alkol kullanması beyin hücrelerini tahrip etmektedir.
- İyi ve kaliteli uyku uyuyun. İyi bir uyku için ortalama 8 saat gerekir. Kaliteli uyku beynin yeni öğrenilenleri pekiştirmesini sağlar. Öğrenilmiş bilgilerin pekiştirilmesinin uzun süreli belleğin en önemli desteği olduğu biliniyor.
- Stresinizi iyi yönetin. Ölçülü ve kontrollü stres dikkati yoğunlaştırmakta, odaklanmayı arttırmaktadır. Kontrolsüz, uzun süreli ve aşırı stres ise dikkati sürdürme kapasitesini yok etmekte, unutkanlığı tetiklemekte, kortizol hormonunu yükselterek beynin bellek için önemli bölümlerinde hasar geliştirmektedir.
- Yeni şeyler öğrenmeye devam edin. Her yeni bilgi ve beceri birer bellek egzersizidir. Yeni sporlar, hobiler, araştırma alanları, heyecanlı ve zevkli problemler, ezberlenen yeni şiirler ve yeni diller beyniniz için en güçlü vitaminlerdir.
- Tembelliği bırakın. Zihinsel faaliyetlerinizi sınırlamayın. Özellikle televizyon seyretmek gibi pasif faaliyetleri azaltın. Televizyon karşısında geçirdiğiniz saatler sadece bedensel değil, ruhsal sağlığınızı da kötü yönde etkiler.
- Her gün egzersiz yapın. Günde 30-45 dakika, haftada en az 4 gün yürümeye, iş saatlerinde daha çok aktif olmaya, kısa mesafelerde taşıt kullanmamaya çalışın. Özellikle yürümenin beyin sağlığı ve yeniden yapılanma sürecini olumlu yönde etkilediğini gösteren çok sayıda kanıt var. Beynin yeni yetenekler kazanabilmesi beyin hücreleri arasında güçlü ve yoğun yeni bağlantılar oluşturabilmesinin başlıca desteklerinden biri de düzenli ve ılımlı egzersizlerdir. Bizim önerimiz fırsat buldukça yürümenizdir.
- Kullandığınız ilaçları yeniden gözden geçirin. Özellikle beyni etkileyen ilaçları doktor önerisi olmadan kullanmayın. Depresyon giderici, uyku verici, ruhsal gevşetici ilaçlara komşu, eş dost tavsiyeleri ile başlamayın.
- Reçetesiz satılan ilaçları rastgele yutmayın. Doğal ya da zararsız diye kullanabileceğiniz bitkisel ürünlerin (valerianlar), besin desteklerinin (melatonin) ve diğerlerinin (hüperzin, Sam'e) beyin hücrelerinizi üzebileceğini, zihinsel fonksiyonları bozabileceğini unutmayın. Antihistamik- antialerjik ilaçları özellikle alüminyum içeren antiasitleri ve uyku kolaylaştırıcıları doktorunuzla konuşmadan uzun süre kullanmayın.
- Vitaminlerden yararlanın. E ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerin, selenyum gibi serbest radikal avcısı minerallerin hücreleri oksitlenmekten koruyan güçlerinden faydalanabilirsiniz. Yeteri kadar B vitamini, özellikle B12 vitamini aldığınızdan emin olun. Dengeli bir beslenmenin de yaşlılıkta vitamin eksikliğine yol açabileceğini hatırlayın.
- Hayata bağlı kalın. Hayatınıza önem katan bağları iyice sıkılaştırın. Huzurunuzu koruma ve güçlendirmeye bakın. Aileniz, dostlarınız, işiniz, hemşerilik ve vatandaşlık bağlarınıza, inançlarınıza daha sıkı sarılın. İnsanlarla daha sık birlikte olmaya, aileniz ve arkadaşlarınızla olumlu ilişkiler kurmaya ve sosyal aktivitenizi çoğaltmaya çalışın. İyi sosyal ilişkileri olan yaşlılarda bellek fonksiyonları bozulmuyor. Sosyal ilişkiler bir taraftan zihinsel egzersizleri yoğunlaştırıyor, diğer taraftan çeşitli olayların ruhsal travmalarını hafifletmeye yardımcı oluyor
Mavi forum
Unutkanlık sorunu, yaşlanan insanın en önemli korkularındandır. Özellikle 50'li yaşlar sonrasında ufak tefek unutkanlıklar ile ciddi bellek sorunları birbirine karıştırılır
Orta yaşlıların nerdeyse yarısı kendilerinde bir bellek kaybı sorununun başladığını zanneder. Hemen belirtelim! Bunların çoğu küçük ve hoş unutkanlıklardır. Hayatı tatlandıran ve keyif katanlar biraz da bu nükteli olaylardır!
Belleği güçlü tutmanın pek çok püf noktası, uyulması gereken çok sayıda kuralı var. Harvard Tıp Okulu öğretim üyesi Dr. Aoron P. Nelson zinde bir beyne sahip olmanın temel kurallarını şöyle sıralıyor:
- Hipertansiyonu ve kolesterol yüksekliği sorununu önleyin ya da kontrol altına alın. Kalbiniz için kötü olanın beyniniz için de kötü olduğunu unutmayın.
- Alkolü azaltın. Erkeklerin iki, kadınların bir ölçüden (bir ölçü içkiyi bir bardak şarap' olarak kabul edebilirsiniz) daha fazla alkol kullanması beyin hücrelerini tahrip etmektedir.
- İyi ve kaliteli uyku uyuyun. İyi bir uyku için ortalama 8 saat gerekir. Kaliteli uyku beynin yeni öğrenilenleri pekiştirmesini sağlar. Öğrenilmiş bilgilerin pekiştirilmesinin uzun süreli belleğin en önemli desteği olduğu biliniyor.
- Stresinizi iyi yönetin. Ölçülü ve kontrollü stres dikkati yoğunlaştırmakta, odaklanmayı arttırmaktadır. Kontrolsüz, uzun süreli ve aşırı stres ise dikkati sürdürme kapasitesini yok etmekte, unutkanlığı tetiklemekte, kortizol hormonunu yükselterek beynin bellek için önemli bölümlerinde hasar geliştirmektedir.
- Yeni şeyler öğrenmeye devam edin. Her yeni bilgi ve beceri birer bellek egzersizidir. Yeni sporlar, hobiler, araştırma alanları, heyecanlı ve zevkli problemler, ezberlenen yeni şiirler ve yeni diller beyniniz için en güçlü vitaminlerdir.
- Tembelliği bırakın. Zihinsel faaliyetlerinizi sınırlamayın. Özellikle televizyon seyretmek gibi pasif faaliyetleri azaltın. Televizyon karşısında geçirdiğiniz saatler sadece bedensel değil, ruhsal sağlığınızı da kötü yönde etkiler.
- Her gün egzersiz yapın. Günde 30-45 dakika, haftada en az 4 gün yürümeye, iş saatlerinde daha çok aktif olmaya, kısa mesafelerde taşıt kullanmamaya çalışın. Özellikle yürümenin beyin sağlığı ve yeniden yapılanma sürecini olumlu yönde etkilediğini gösteren çok sayıda kanıt var. Beynin yeni yetenekler kazanabilmesi beyin hücreleri arasında güçlü ve yoğun yeni bağlantılar oluşturabilmesinin başlıca desteklerinden biri de düzenli ve ılımlı egzersizlerdir. Bizim önerimiz fırsat buldukça yürümenizdir.
- Kullandığınız ilaçları yeniden gözden geçirin. Özellikle beyni etkileyen ilaçları doktor önerisi olmadan kullanmayın. Depresyon giderici, uyku verici, ruhsal gevşetici ilaçlara komşu, eş dost tavsiyeleri ile başlamayın.
- Reçetesiz satılan ilaçları rastgele yutmayın. Doğal ya da zararsız diye kullanabileceğiniz bitkisel ürünlerin (valerianlar), besin desteklerinin (melatonin) ve diğerlerinin (hüperzin, Sam'e) beyin hücrelerinizi üzebileceğini, zihinsel fonksiyonları bozabileceğini unutmayın. Antihistamik- antialerjik ilaçları özellikle alüminyum içeren antiasitleri ve uyku kolaylaştırıcıları doktorunuzla konuşmadan uzun süre kullanmayın.
- Vitaminlerden yararlanın. E ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerin, selenyum gibi serbest radikal avcısı minerallerin hücreleri oksitlenmekten koruyan güçlerinden faydalanabilirsiniz. Yeteri kadar B vitamini, özellikle B12 vitamini aldığınızdan emin olun. Dengeli bir beslenmenin de yaşlılıkta vitamin eksikliğine yol açabileceğini hatırlayın.
- Hayata bağlı kalın. Hayatınıza önem katan bağları iyice sıkılaştırın. Huzurunuzu koruma ve güçlendirmeye bakın. Aileniz, dostlarınız, işiniz, hemşerilik ve vatandaşlık bağlarınıza, inançlarınıza daha sıkı sarılın. İnsanlarla daha sık birlikte olmaya, aileniz ve arkadaşlarınızla olumlu ilişkiler kurmaya ve sosyal aktivitenizi çoğaltmaya çalışın. İyi sosyal ilişkileri olan yaşlılarda bellek fonksiyonları bozulmuyor. Sosyal ilişkiler bir taraftan zihinsel egzersizleri yoğunlaştırıyor, diğer taraftan çeşitli olayların ruhsal travmalarını hafifletmeye yardımcı oluyor
Mavi forum
Aromaterapiye dikkat!
Aromaterapist Korhan Kuğu, bitkisel yağların organizma üzerindeki olası etkileri göz ardı edilirse oldukça riskli durumlarla karşılaşılabileceğini söyledi.
Aromaterapinin uzman kişilerce uygulandığında mükemmel derecede rahatlatıcı ve zararsız bir yardımcı tedavi olduğunu dile getiren Aromaterapist Korhan Kuğu, “eğer bitkisel yağların güzel kokularına kapılarak organizma üzerindeki olası etkileri göz ardı edilirse oldukça riskli durumlar, hatta hayati tehlikeyle karşı karşıya kalınabilir” dedi.
Özel Hay Sağlık Merkezi’nde Dr. Ender Saraç gözetiminde çalışan aromaterapist Korhan Kuğu, aromaterapinin, bitkisel öz yağların kimyasal yapısı ve enerjilerinden faydalanan, sağlık ve güzelliği destekleyen doğal bir terapi olduğunu kaydetti. Aromaterapinin; masaj, teneffüs (buğu), kompres, banyo ve diğer yollarla uygulandığını belirten Kuğu, “ Aromaterapi, uzman kişilerce,terapist tarafından bilgi ve beceriyle uygulandığında mükemmel derecede rahatlatıcı, doğal, zararsız ve cildi besleyici bir yardımcı tedavidir” dedi.
Kuğu, klinik ortamdaki uygulamalarda da aromaterapinin kas, kemik,eklem, bel ve sırt ağrıları, eklem iltihaplanmaları, romatizma, burkulma ve incinme, migren, menopoz, kabızlık, tansiyon gibi gerek fizyolojik, gerekse stres kaynaklı problemlerin çözümü için destek sağladığını kaydetti. Aromaterapinin günümüzde destek terapi yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olduğuna işaret eden Kuğu, her bitkisel öz yağın kendisine has bir işlevi olduğuna dikkati çekti. Kuğu, şunları söyledi:
“Aromatik yağların kalp ritmini arttırabileceği, tansiyonu yükseltip azaltabileceği, kadınlarda adet kanamasını arttırabileceği, düşüklere sebebiyet verebileceği ve daha pek çok özelliği göz önünde bulundurulduğunda, aromaterapinin bilinçli şekilde uygulanmasının önemi ortaya çıkar. Eğer bitkisel yağların güzel kokularına kapılarak organizma üzerindeki olası etkileri göz ardı edilirse oldukça riskli durumlarla, hatta hayati tehlikeyle karşı karşıya kalınabilir.”
Örneğin okaliptüs yağının zehirleyici özelliğinin bulunduğunu ve ağız yoluyla 1 tatlı kaşığı kadar alınmasının ölümle sonuçlanabilecek durumlar yaratabileceğini kaydeden Kuğu, aromatik yağların dozajlarının ve kullanım sürelerinin çok dikkatli ayarlanması gerektiğini söyledi. Alerjik bünyelerdeki, hamilelik dönemlerindeki uygulamalarda çok dikkatli davranılması gerektiğini vurgulayan Kuğu, tahriş edici özelliği olan öz yağların cilde uygulanması sırasında da özen gösterilmesi gerektiğini ifade etti.
“İLAÇ KULLANIMI SIRASINDA AROMATERAPİ UYGULANMAMALI”
Aromaterapist Kuğu, bazı aromatik yağların, ilaçların etkilerini azaltıcı ya da arttırıcı özelliklerinin olduğu göz önüne alınarak, herhangi bir ilaç kullanımı sırasında aromaterapi uygulanmaması gerektiğini söyledi. Kuğu, solunum yolu rahatsızlıkları olan kişilerdearomaterapinin teneffüs yoluyla uygulanmasından sakınılması gerektiğini kaydetti.
Aromaterapi sonrasında sersemlik hissi oluşabileceğinden otomobil,iş makineleri gibi araçların mümkünse kullanılmamasını, eğer kullanılacaksa dikkatli olunmasının tavsiye edildiğini belirten Kuğu, masaj yoluyla yapılan uygulamalardan sonra bazı yağların ciltte güneşekarşı hassasiyet yaratmasından dolayı 12 saat boyunca güneş ışığına çıkmamanın tavsiye edildiğini kaydetti.
Migren atakları sırasında da aromaterapik tedavi uygulanmasının durumu daha da kötüleştirebileceğine dikkati çeken Kuğu, epilepsi rahatsızlığı bulunan kişilerde rezene, okaliptüs ve kekik, diyabet rahatsızlığı olan kişilerde de okaliptüs, ıtır ve limon öz yağlarının kullanılmaması yönünde bilgiler bulunduğunu belirtti.
Korhan Kuğu, ev ve işyerinde yapılacak uygulamalarda istenmeyen sonuçlarla karşılaşılmaması için mutlaka bu konunun uzmanlarına danışılması gerektiğine işaret ederek, aromaterapinin, bilinçli şekilde ve uzmanlarınca uygulandığında günümüzün stresli yaşam biçiminden kurtulup, sağlıklı bir ruh, beden ve zihin gücüne sahip olmak için iyi bir yol olduğunu söyledi.
Mavi forum
Aromaterapinin uzman kişilerce uygulandığında mükemmel derecede rahatlatıcı ve zararsız bir yardımcı tedavi olduğunu dile getiren Aromaterapist Korhan Kuğu, “eğer bitkisel yağların güzel kokularına kapılarak organizma üzerindeki olası etkileri göz ardı edilirse oldukça riskli durumlar, hatta hayati tehlikeyle karşı karşıya kalınabilir” dedi.
Özel Hay Sağlık Merkezi’nde Dr. Ender Saraç gözetiminde çalışan aromaterapist Korhan Kuğu, aromaterapinin, bitkisel öz yağların kimyasal yapısı ve enerjilerinden faydalanan, sağlık ve güzelliği destekleyen doğal bir terapi olduğunu kaydetti. Aromaterapinin; masaj, teneffüs (buğu), kompres, banyo ve diğer yollarla uygulandığını belirten Kuğu, “ Aromaterapi, uzman kişilerce,terapist tarafından bilgi ve beceriyle uygulandığında mükemmel derecede rahatlatıcı, doğal, zararsız ve cildi besleyici bir yardımcı tedavidir” dedi.
Kuğu, klinik ortamdaki uygulamalarda da aromaterapinin kas, kemik,eklem, bel ve sırt ağrıları, eklem iltihaplanmaları, romatizma, burkulma ve incinme, migren, menopoz, kabızlık, tansiyon gibi gerek fizyolojik, gerekse stres kaynaklı problemlerin çözümü için destek sağladığını kaydetti. Aromaterapinin günümüzde destek terapi yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olduğuna işaret eden Kuğu, her bitkisel öz yağın kendisine has bir işlevi olduğuna dikkati çekti. Kuğu, şunları söyledi:
“Aromatik yağların kalp ritmini arttırabileceği, tansiyonu yükseltip azaltabileceği, kadınlarda adet kanamasını arttırabileceği, düşüklere sebebiyet verebileceği ve daha pek çok özelliği göz önünde bulundurulduğunda, aromaterapinin bilinçli şekilde uygulanmasının önemi ortaya çıkar. Eğer bitkisel yağların güzel kokularına kapılarak organizma üzerindeki olası etkileri göz ardı edilirse oldukça riskli durumlarla, hatta hayati tehlikeyle karşı karşıya kalınabilir.”
Örneğin okaliptüs yağının zehirleyici özelliğinin bulunduğunu ve ağız yoluyla 1 tatlı kaşığı kadar alınmasının ölümle sonuçlanabilecek durumlar yaratabileceğini kaydeden Kuğu, aromatik yağların dozajlarının ve kullanım sürelerinin çok dikkatli ayarlanması gerektiğini söyledi. Alerjik bünyelerdeki, hamilelik dönemlerindeki uygulamalarda çok dikkatli davranılması gerektiğini vurgulayan Kuğu, tahriş edici özelliği olan öz yağların cilde uygulanması sırasında da özen gösterilmesi gerektiğini ifade etti.
“İLAÇ KULLANIMI SIRASINDA AROMATERAPİ UYGULANMAMALI”
Aromaterapist Kuğu, bazı aromatik yağların, ilaçların etkilerini azaltıcı ya da arttırıcı özelliklerinin olduğu göz önüne alınarak, herhangi bir ilaç kullanımı sırasında aromaterapi uygulanmaması gerektiğini söyledi. Kuğu, solunum yolu rahatsızlıkları olan kişilerdearomaterapinin teneffüs yoluyla uygulanmasından sakınılması gerektiğini kaydetti.
Aromaterapi sonrasında sersemlik hissi oluşabileceğinden otomobil,iş makineleri gibi araçların mümkünse kullanılmamasını, eğer kullanılacaksa dikkatli olunmasının tavsiye edildiğini belirten Kuğu, masaj yoluyla yapılan uygulamalardan sonra bazı yağların ciltte güneşekarşı hassasiyet yaratmasından dolayı 12 saat boyunca güneş ışığına çıkmamanın tavsiye edildiğini kaydetti.
Migren atakları sırasında da aromaterapik tedavi uygulanmasının durumu daha da kötüleştirebileceğine dikkati çeken Kuğu, epilepsi rahatsızlığı bulunan kişilerde rezene, okaliptüs ve kekik, diyabet rahatsızlığı olan kişilerde de okaliptüs, ıtır ve limon öz yağlarının kullanılmaması yönünde bilgiler bulunduğunu belirtti.
Korhan Kuğu, ev ve işyerinde yapılacak uygulamalarda istenmeyen sonuçlarla karşılaşılmaması için mutlaka bu konunun uzmanlarına danışılması gerektiğine işaret ederek, aromaterapinin, bilinçli şekilde ve uzmanlarınca uygulandığında günümüzün stresli yaşam biçiminden kurtulup, sağlıklı bir ruh, beden ve zihin gücüne sahip olmak için iyi bir yol olduğunu söyledi.
Mavi forum
Evde bir anlık dalgınlığa gelmeyin
Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan “Ev Kazaları Raporu”nda, ev ortamının bebek ve çocukların yaralanma ve ölümlerine yol açan riskleri barındırdığı vurgulandı.
Raporda, 112 Acil Sağlık Hizmetleri’ne, ‘bebek ve çocuklar için yapılan acil çağrıların’ yüzde 80,8’inin ev kazalarına bağlı olduğu belirtilerek, yaralanma ve ölümle sonuçlanan ev kazalarına yönelik alınacak önlemlerle, bebek ve çocukların güvenliğinin sağlanacağına dikkat çekildi.
Düşmeler, boğulma, zehirlenme, elektrik çarpması, yanık ve yangınlar, ateşli silahla yaralanmanın bebek ve çocuklar için ev ortamında görülen çok önemli kazalar olduğuna işaret edilen raporda, “Ev ortamı, bebek ve çocukların sağlıklarını ve yaşamlarını tehdit eden bir çok riski de barındırmaktadır. Bu nedenle ailelerin ev içinde mümkün olan bütün önlemleri almaları gerekiyor” ifadelerine yer verildi.
DÜŞME SONUCU TRAVMA VE BOĞULMALAR
Çocuk acil servislerine yapılan başvurularının başında, yüzde 36,6oranı ile bebek ve çocukların düşmeleri sonucu oluşan travma ve boğulmaların geldiği ifade edilen raporda, merdivenler, pencere ve mobilyaların bebek ve çocuklar için başta gelen risk faktörleri olduğubelirtildi.
Raporda, ailelerin, sandalye ve diğer tüm mobilyaların pencerelerden uzakta olmasına, yüksek binalarda pencerelere parmaklık takılmasına, emekleyen ve yeni yürümeye başlayan bebeklerin merdivenlerden uzak tutulmasına, bebeğin uyuduğu veya bulunduğu yatağın kenarlarının mutlaka korumalı olmasına dikkat etmeleri de istendi.
OYUNCAKLAR YAŞINA UYGUN OLSUN
Raporda üç yaş altındaki çocukların, solunum yollarının çok dar olduğu vurgulanırken, bebek ve çocukların çoğu zaman cisimleri ağızlarına almaları nedeniyle boğulma risklerinin yüksek olduğuna dikkat çekildi. Kuruyemişler, mısır, şeker ve sosis gibi küçük ve yuvarlak hatlı besinlerin, bebek ve küçük çocuklar için ‘boğulma riski’ taşıdığı kaydedilen raporda, aile ve bebek bakımını üstlenen kişilere şu uyarılarda bulunuldu:
Toplu iğne, mücevher, düğme, boncuk, tespih ve diğer tüm küçük cisimleri, bebek ve küçük çocukların ulaşamayacağı yerlerde bulundurun.
Bebek veya çocuğunuzun oynadığı oyuncakların yaşına uygun olmasına dikkat edin ve oyuncaklarını düzenli kontrol edin. Oyuncaklarda sivrilen ve parçalanmaya hazır hale gelen kısımlar, bebek ve çocuklar için önemli riskleri de beraberinde getirmektedir.
Bebeklerin birkaç santimetre derinliğindeki suda bile boğulabileceğini unutmayın. Bu nedenle içi su dolu küvet, leğen veya kovalar bile bebekler için çok büyük tehlikeler içerebilirler. Bu yüzden kova, küvet ve leğenleri boş tutun. Bebek veya küçük çocuklar yıkanırken, kapı veya telefona yanıt vermek için onu yalnız bırakmayın.
Çocuklar çok çabuk boğulabilirler. Su altında sadece 2 dakika kalan çocuk bilincini yitirebilir ve kalıcı beyin hasarına maruz kalabilir. Yeni yürümeye başlayan bebeklerinizi ve oyun oynamak isteyen çocuklarınızı korumasız su kenarlarından uzak tutun.
ZEHİRLENME VE YANIKLARA DİKKAT
Bebek ve çocukların maruz kaldığı ev kazalarının yüzde 34,9’unun zehirlenme, yanık ve yangınlar olduğuna işaret edilen raporda; tüm ilaç, kimyasal ve temizlik maddelerin, bebek ve çocukların ulaşamayacağı yerlerde ve orijinal kaplarında saklanması gerektiği bildirildi.
Su, süt, kola ve yoğurt kaplarının, bu maddelerin saklanması amacıyla kullanılmaması gerektiği vurgulanan raporda, dikkate alınmayan bir tehlike kaynağının da elektrik olduğu kaydedildi.
112 Acil Sağlık Hizmetleri’ne, ‘bebek ve çocuklar için yapılan acil çağrıların’ yüzde 7,3’ünün elektrik çarpmalarına bağlı olduğu vurgulanırken, evde açık elektrik kabloları bırakılmaması, tesisatın düzenli olarak gözden geçirilmesi, prizlerin kapatılması gerektiği belirtildi.
Mavi forum
Raporda, 112 Acil Sağlık Hizmetleri’ne, ‘bebek ve çocuklar için yapılan acil çağrıların’ yüzde 80,8’inin ev kazalarına bağlı olduğu belirtilerek, yaralanma ve ölümle sonuçlanan ev kazalarına yönelik alınacak önlemlerle, bebek ve çocukların güvenliğinin sağlanacağına dikkat çekildi.
Düşmeler, boğulma, zehirlenme, elektrik çarpması, yanık ve yangınlar, ateşli silahla yaralanmanın bebek ve çocuklar için ev ortamında görülen çok önemli kazalar olduğuna işaret edilen raporda, “Ev ortamı, bebek ve çocukların sağlıklarını ve yaşamlarını tehdit eden bir çok riski de barındırmaktadır. Bu nedenle ailelerin ev içinde mümkün olan bütün önlemleri almaları gerekiyor” ifadelerine yer verildi.
DÜŞME SONUCU TRAVMA VE BOĞULMALAR
Çocuk acil servislerine yapılan başvurularının başında, yüzde 36,6oranı ile bebek ve çocukların düşmeleri sonucu oluşan travma ve boğulmaların geldiği ifade edilen raporda, merdivenler, pencere ve mobilyaların bebek ve çocuklar için başta gelen risk faktörleri olduğubelirtildi.
Raporda, ailelerin, sandalye ve diğer tüm mobilyaların pencerelerden uzakta olmasına, yüksek binalarda pencerelere parmaklık takılmasına, emekleyen ve yeni yürümeye başlayan bebeklerin merdivenlerden uzak tutulmasına, bebeğin uyuduğu veya bulunduğu yatağın kenarlarının mutlaka korumalı olmasına dikkat etmeleri de istendi.
OYUNCAKLAR YAŞINA UYGUN OLSUN
Raporda üç yaş altındaki çocukların, solunum yollarının çok dar olduğu vurgulanırken, bebek ve çocukların çoğu zaman cisimleri ağızlarına almaları nedeniyle boğulma risklerinin yüksek olduğuna dikkat çekildi. Kuruyemişler, mısır, şeker ve sosis gibi küçük ve yuvarlak hatlı besinlerin, bebek ve küçük çocuklar için ‘boğulma riski’ taşıdığı kaydedilen raporda, aile ve bebek bakımını üstlenen kişilere şu uyarılarda bulunuldu:
Toplu iğne, mücevher, düğme, boncuk, tespih ve diğer tüm küçük cisimleri, bebek ve küçük çocukların ulaşamayacağı yerlerde bulundurun.
Bebek veya çocuğunuzun oynadığı oyuncakların yaşına uygun olmasına dikkat edin ve oyuncaklarını düzenli kontrol edin. Oyuncaklarda sivrilen ve parçalanmaya hazır hale gelen kısımlar, bebek ve çocuklar için önemli riskleri de beraberinde getirmektedir.
Bebeklerin birkaç santimetre derinliğindeki suda bile boğulabileceğini unutmayın. Bu nedenle içi su dolu küvet, leğen veya kovalar bile bebekler için çok büyük tehlikeler içerebilirler. Bu yüzden kova, küvet ve leğenleri boş tutun. Bebek veya küçük çocuklar yıkanırken, kapı veya telefona yanıt vermek için onu yalnız bırakmayın.
Çocuklar çok çabuk boğulabilirler. Su altında sadece 2 dakika kalan çocuk bilincini yitirebilir ve kalıcı beyin hasarına maruz kalabilir. Yeni yürümeye başlayan bebeklerinizi ve oyun oynamak isteyen çocuklarınızı korumasız su kenarlarından uzak tutun.
ZEHİRLENME VE YANIKLARA DİKKAT
Bebek ve çocukların maruz kaldığı ev kazalarının yüzde 34,9’unun zehirlenme, yanık ve yangınlar olduğuna işaret edilen raporda; tüm ilaç, kimyasal ve temizlik maddelerin, bebek ve çocukların ulaşamayacağı yerlerde ve orijinal kaplarında saklanması gerektiği bildirildi.
Su, süt, kola ve yoğurt kaplarının, bu maddelerin saklanması amacıyla kullanılmaması gerektiği vurgulanan raporda, dikkate alınmayan bir tehlike kaynağının da elektrik olduğu kaydedildi.
112 Acil Sağlık Hizmetleri’ne, ‘bebek ve çocuklar için yapılan acil çağrıların’ yüzde 7,3’ünün elektrik çarpmalarına bağlı olduğu vurgulanırken, evde açık elektrik kabloları bırakılmaması, tesisatın düzenli olarak gözden geçirilmesi, prizlerin kapatılması gerektiği belirtildi.
Mavi forum
Beslenme ile akıl sağlığı ilişkili
Guardian gazetesinin birinci sayfasında yer alan bir başka haberde, sağlıksız beslenme ile akıl hastalıklarındaki artış arasında bağlantı kurulduğu vurgulanıyor.
Guardian’ın haberine göre, bilimsel çalışmalara gönderme yapan Akıl Sağlığı Vakfı, abur cubur gıdalarla; gerekli vitamin, yağ ve minerallerden yoksun olarak üretime hazır besinlerin dikkat eksikliği, Alzheimer, depresyon, şizofreni gibi hastalıklara yol açtığını söylüyor.
Mesela, “balık tüketimi az olan ülkelerde depresyon vakalarının oranı diğer ülkelerden daha yüksek olduğu” saptamasını aktaran bilim adamlarının önerdiği diyet ise şöyle:
“Abur cuburun yerine yağlı balıklar, lifli sebzeler, narenciye ürünleri ve protein içeren besinler.”
Mavi forum
Guardian’ın haberine göre, bilimsel çalışmalara gönderme yapan Akıl Sağlığı Vakfı, abur cubur gıdalarla; gerekli vitamin, yağ ve minerallerden yoksun olarak üretime hazır besinlerin dikkat eksikliği, Alzheimer, depresyon, şizofreni gibi hastalıklara yol açtığını söylüyor.
Mesela, “balık tüketimi az olan ülkelerde depresyon vakalarının oranı diğer ülkelerden daha yüksek olduğu” saptamasını aktaran bilim adamlarının önerdiği diyet ise şöyle:
“Abur cuburun yerine yağlı balıklar, lifli sebzeler, narenciye ürünleri ve protein içeren besinler.”
Mavi forum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)