Holywood`un en çirkin adamı seçilen Yeni Zelandalı yönetmen Peter Jackson, büyük bir değişim geçirdi.
`Yüzüklerin Efendisi` serisinin yönetmeni Peter Jackson`ı son filmi `King Kong`un galasında kimse tanımadı. Jackson, değişimi yoğurda borçlu olduğunu söyledi.
44 yaşındaki yönetmen, 32 kilo vererek 105 kilodan 73 kiloya indi. Bıçak altına yatarak gözlüklerinden de kurtuldu. Yeni filmi King Kong`un galasında gazetecilerin bile ilk başta tanıyamadığı yönetmen Jackson`u sadece iki yıldır değiştirmediği dağınık saçları ve uzun sakalları ele verdi.
Holywood yıldızlarının aksine özel bir diyet uygulamadığını söyleyen yönetmen değişimi şöyle açıkladı: "Hamburger ve patates cipsinden vazgeçtim. Bolca yoğurt ve yulaf ezmesi yedim."
Mavi forum
5 Haziran 2007 Salı
Grip salgınına dikkat!
Sağlık Bakanlığı’na 14 ildeki sağlık kuruluşundan ulaşan veriler, gribe yol açan influenza A ve B virüslerinin dolaşımda olduğunu ortaya koyarken, yetkililer vatandaşları olası bir grip salgınına karşı uyardı.
Grip, ani olarak 39 derece üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlıyor. Bu tabloya daha sonra boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtiler de ekleniyor. Bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı ve kusma görülebiliyor. Hastalığın yatak istirahati, bol sıvı alımı, ağrı ve öksürük kesicilerin yanı sıra ateş düşürücü ilaçlarla semptomatik tedavisi mümkün.
Sağlık Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, 14 ilde mevsimsel (kış) grip ile ilgili izleme çalışması yürütülüyor. Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Edirne, Erzurum, İstanbul, İzmir, Konya, Malatya, Samsun, Trabzon ve Van illerindeki sağlık kuruluşlarından grip ve soğuk algınlığı gibi mevsimsel hastalıklara yol açan vakalara ilişkin bilgiler derlenirken, bu vakalardan alınan numuneler de İstanbul ve Ankara’daki laboratuvarlarda inceleniyor. Bakanlığa bu laboratuvarlardan aylık, söz konusu illerin sağlık müdürlüklerinden ise haftalık raporlar ulaşıyor.
İllerden ulaşan son raporlarda, gribe yol açan influenza A ve B virüslerinin dolaşımının gözlendiğini belirten yetkililer, bunun bir salgının habercisi olduğu şeklinde yorumlanabileceğini bildirdiler. Yetkililer, Sağlık Bakanlığı’nın internet sayfasında griple ilgili her türlü bilginin yer aldığını belirterek, vatandaşların sorularını yine bu kanaldan Bakanlığa iletebileceklerini kaydettiler.
NASIL ÖNLEM ALMALI
Verilen bilgiye göre, grip, ani olarak 39 derece üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlıyor. Bu tabloya daha sonra boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtiler de ekleniyor. Bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı ve kusma görülebiliyor.
Grip soğuk algınlığı ile karıştırılsa da bu hastalık ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı ve hapşırma gibi belirtilerle kendini gösterirken, halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati de gerektirmiyor.
Grip, öksürük ve hapşırıklarla etrafa saçılan damlacıkların havayla solunması, hasta kişilerle direkt temas edilmesi ve bu kişilerin ağız burun akıntılarının bulaştığı eşyalara temas sonucu bulaşıyor. Hastalık bu nedenle evlerde, iş yerlerinde, okullarda, kreşlerde ve toplu taşım araçlarında çok kolaylıkla bulaşabiliyor.
Yetkililer, mikrobu kapmış, ancak henüz belirtileri başlamamış (kuluçka sürecinin devam ettiği) kişilerin de hastalığı bulaştırmasının mümkün olduğunu belirterek, insanların toplu olarak bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerektiğini bildirdiler.
Gripten aşı ile korunulabileceğini belirten yetkililer, ancak bu aşı için en uygun zamanın Eylül, Ekim ve Kasım ayları olduğuna dikkat çektiler.
TEDAVİ
Hastalığın yatak istirahati, bol sıvı alımı, ağrı ve öksürük kesicilerin yanı sıra ateş düşürücü ilaçlarla semptomatik tedavisi mümkün.
Yetkililer, influenza A ve B’ye karşı etkili antiviral ilaçlara 36-48 saat içinde başlandığı takdirde, semptom süresinin kısalarak komplikasyonların azaldığını da bildirdiler.
Mavi forum
Grip, ani olarak 39 derece üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlıyor. Bu tabloya daha sonra boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtiler de ekleniyor. Bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı ve kusma görülebiliyor. Hastalığın yatak istirahati, bol sıvı alımı, ağrı ve öksürük kesicilerin yanı sıra ateş düşürücü ilaçlarla semptomatik tedavisi mümkün.
Sağlık Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, 14 ilde mevsimsel (kış) grip ile ilgili izleme çalışması yürütülüyor. Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Edirne, Erzurum, İstanbul, İzmir, Konya, Malatya, Samsun, Trabzon ve Van illerindeki sağlık kuruluşlarından grip ve soğuk algınlığı gibi mevsimsel hastalıklara yol açan vakalara ilişkin bilgiler derlenirken, bu vakalardan alınan numuneler de İstanbul ve Ankara’daki laboratuvarlarda inceleniyor. Bakanlığa bu laboratuvarlardan aylık, söz konusu illerin sağlık müdürlüklerinden ise haftalık raporlar ulaşıyor.
İllerden ulaşan son raporlarda, gribe yol açan influenza A ve B virüslerinin dolaşımının gözlendiğini belirten yetkililer, bunun bir salgının habercisi olduğu şeklinde yorumlanabileceğini bildirdiler. Yetkililer, Sağlık Bakanlığı’nın internet sayfasında griple ilgili her türlü bilginin yer aldığını belirterek, vatandaşların sorularını yine bu kanaldan Bakanlığa iletebileceklerini kaydettiler.
NASIL ÖNLEM ALMALI
Verilen bilgiye göre, grip, ani olarak 39 derece üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlıyor. Bu tabloya daha sonra boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin akması ve kanlanması gibi belirtiler de ekleniyor. Bazı vakalarda da karın ağrısı, bulantı ve kusma görülebiliyor.
Grip soğuk algınlığı ile karıştırılsa da bu hastalık ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı ve hapşırma gibi belirtilerle kendini gösterirken, halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati de gerektirmiyor.
Grip, öksürük ve hapşırıklarla etrafa saçılan damlacıkların havayla solunması, hasta kişilerle direkt temas edilmesi ve bu kişilerin ağız burun akıntılarının bulaştığı eşyalara temas sonucu bulaşıyor. Hastalık bu nedenle evlerde, iş yerlerinde, okullarda, kreşlerde ve toplu taşım araçlarında çok kolaylıkla bulaşabiliyor.
Yetkililer, mikrobu kapmış, ancak henüz belirtileri başlamamış (kuluçka sürecinin devam ettiği) kişilerin de hastalığı bulaştırmasının mümkün olduğunu belirterek, insanların toplu olarak bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerektiğini bildirdiler.
Gripten aşı ile korunulabileceğini belirten yetkililer, ancak bu aşı için en uygun zamanın Eylül, Ekim ve Kasım ayları olduğuna dikkat çektiler.
TEDAVİ
Hastalığın yatak istirahati, bol sıvı alımı, ağrı ve öksürük kesicilerin yanı sıra ateş düşürücü ilaçlarla semptomatik tedavisi mümkün.
Yetkililer, influenza A ve B’ye karşı etkili antiviral ilaçlara 36-48 saat içinde başlandığı takdirde, semptom süresinin kısalarak komplikasyonların azaldığını da bildirdiler.
Mavi forum
Kemik iliği ile bir can da siz kurtarın
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Kemik İliği Bankası Transplantasyon Koordinatörü Doç. Dr. Sarper Diler, ''550 bin nüfuslu Güney Kıbrıs'ta 114 bin gönüllü bulunurken, 75 milyonluk Türkiye'de ise 30 bin gönüllünün bulunması düşündürücü'' dedi.
Diler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de ilk kez 1998
yılında İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan Kemik İliği
Bankası'na 4.5 yılda başvuran bin 408 kişiden 608'inin öldüğünü halen
yurtiçi ve yurtdışından 800'e yakın kayıtlı hastaları bulunduğunu
söyledi.
İstanbul Üniversitesi Kemik İliği Bankası'nın Dünya Kemik İliği
Federasyonu'na üye olduğunu ifade eden Diler, ancak genetik yakınlık
olmadığı için federasyonun oluşturduğu havuzda bulunan yaklaşık 10
milyon civarındaki vericiden yararlanma şansının düşük olduğunu
belirtti.
Diler, şunları kaydetti:
''Genetik yakınlık nedeniyle aynı coğrafyada yaşayan insanlar
arasında doku uyumu yakalamak daha kolay. Bu nedenle her ülke kendi
havuzundaki verici sayısını arttırmaya çalışıyor. Amerika'da 4.5
milyon verici bulunuyor. Buna rağmen Amerika büyük yatırımlar yaparak
verici sayısını artırmaya çalışıyor.
Türkiye'de son iki yılda 6 bin verici artışı oldu. Ancak bu
yeterli değil. 550 bin nüfuslu Güney Kıbrıs'ta 114 bin gönüllü
bulunurken, 75 milyonluk Türkiye'de ise 30 bin gönüllünün bulunması
düşündürücü.
Verici sayısı yeterli olmadığından 6'sı bu yıl olmak üzere 7 yılda
13 nakil gerçekleştirildi. Halen 7 kişi sırada bekliyor.''
-DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ'NÜN RAPORU-
Doç. Dr. Diler, Dünya Sağlık Örgütü'nün yayımladığı son raporda
önümüzdeki on yılda kanser vakalarının yüzde 325 artacağının
öngörüldüğünü bildirdi.
Bu artışın en fazla lösemi ve kemik iliği kanserinde görüleceğini
ifade eden Diler, bu nedenle verici sayısının artırılması gerektiğini
kaydetti.
Diler, ''Kanser vakalarında gözlenen artış ve hastalıkların
seyrindeki anilik dikkate alındığında herkesin risk altında olduğunu
söylemek mümkün. Bu nedenle bugün kemik iliği bağışının ne kadar
önemli olduğunu görmeyen kimselerin ileride ilik nakline ihtiyaç duyma
ihtimalleri çok yüksek. Onun için herkes gönüllü verici olmalı'' diye
konuştu.
-NASIL VERİCİ OLUNUR?-
Kalp rahatsızlığı ve bulaşıcı kan hastalığı olmayan, daha önce
kanser tedavisi görmemiş 18-55 yaş arası herkesin verici olabildiğini
ifade eden Diler, şu bilgileri verdi:
''Kemik iliği bağışında bulunmak için 5 ml'lik bir tüp kan örneği
vermek ve 'Kemik İliği Bağış Formu' doldurmak yeterli.
Doku uyumu olursa iliğin bir hastaya uyması durumunda tekrar kan
verilir. Testler sonucunda ilik uyarsa, kısa bir ilaç tedavisi sonrası
kan bağışı yapar gibi kemik iliği hücreleri bir makineyle toplanır.
İlik bağışı gönüllülük esasına dayandığı için verici istemediği
takdirde bağış yapmaya zorlanamaz ve bir kez kemik iliği verdikten
sonra bankada kayıtlı kalmak ya da kalmamak isteğe bağlıdır.''
Diler, gönüllü vericinin kemik iliği bankasına kaydı için 70 Avro
kadar analiz test ücreti gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle
tamamladı:
''Geçtiğimiz 2 yıl içinde bu ücretler Dünya Kemik İliği
Bankası'ndan gönderilen malzemeler aracılığıyla karşılandı. Bu
uluslararası destek 2006 yılından itibaren sona ereceği için
sponsorlara ihtiyacımız var.''
Mavi forum
Diler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de ilk kez 1998
yılında İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan Kemik İliği
Bankası'na 4.5 yılda başvuran bin 408 kişiden 608'inin öldüğünü halen
yurtiçi ve yurtdışından 800'e yakın kayıtlı hastaları bulunduğunu
söyledi.
İstanbul Üniversitesi Kemik İliği Bankası'nın Dünya Kemik İliği
Federasyonu'na üye olduğunu ifade eden Diler, ancak genetik yakınlık
olmadığı için federasyonun oluşturduğu havuzda bulunan yaklaşık 10
milyon civarındaki vericiden yararlanma şansının düşük olduğunu
belirtti.
Diler, şunları kaydetti:
''Genetik yakınlık nedeniyle aynı coğrafyada yaşayan insanlar
arasında doku uyumu yakalamak daha kolay. Bu nedenle her ülke kendi
havuzundaki verici sayısını arttırmaya çalışıyor. Amerika'da 4.5
milyon verici bulunuyor. Buna rağmen Amerika büyük yatırımlar yaparak
verici sayısını artırmaya çalışıyor.
Türkiye'de son iki yılda 6 bin verici artışı oldu. Ancak bu
yeterli değil. 550 bin nüfuslu Güney Kıbrıs'ta 114 bin gönüllü
bulunurken, 75 milyonluk Türkiye'de ise 30 bin gönüllünün bulunması
düşündürücü.
Verici sayısı yeterli olmadığından 6'sı bu yıl olmak üzere 7 yılda
13 nakil gerçekleştirildi. Halen 7 kişi sırada bekliyor.''
-DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ'NÜN RAPORU-
Doç. Dr. Diler, Dünya Sağlık Örgütü'nün yayımladığı son raporda
önümüzdeki on yılda kanser vakalarının yüzde 325 artacağının
öngörüldüğünü bildirdi.
Bu artışın en fazla lösemi ve kemik iliği kanserinde görüleceğini
ifade eden Diler, bu nedenle verici sayısının artırılması gerektiğini
kaydetti.
Diler, ''Kanser vakalarında gözlenen artış ve hastalıkların
seyrindeki anilik dikkate alındığında herkesin risk altında olduğunu
söylemek mümkün. Bu nedenle bugün kemik iliği bağışının ne kadar
önemli olduğunu görmeyen kimselerin ileride ilik nakline ihtiyaç duyma
ihtimalleri çok yüksek. Onun için herkes gönüllü verici olmalı'' diye
konuştu.
-NASIL VERİCİ OLUNUR?-
Kalp rahatsızlığı ve bulaşıcı kan hastalığı olmayan, daha önce
kanser tedavisi görmemiş 18-55 yaş arası herkesin verici olabildiğini
ifade eden Diler, şu bilgileri verdi:
''Kemik iliği bağışında bulunmak için 5 ml'lik bir tüp kan örneği
vermek ve 'Kemik İliği Bağış Formu' doldurmak yeterli.
Doku uyumu olursa iliğin bir hastaya uyması durumunda tekrar kan
verilir. Testler sonucunda ilik uyarsa, kısa bir ilaç tedavisi sonrası
kan bağışı yapar gibi kemik iliği hücreleri bir makineyle toplanır.
İlik bağışı gönüllülük esasına dayandığı için verici istemediği
takdirde bağış yapmaya zorlanamaz ve bir kez kemik iliği verdikten
sonra bankada kayıtlı kalmak ya da kalmamak isteğe bağlıdır.''
Diler, gönüllü vericinin kemik iliği bankasına kaydı için 70 Avro
kadar analiz test ücreti gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle
tamamladı:
''Geçtiğimiz 2 yıl içinde bu ücretler Dünya Kemik İliği
Bankası'ndan gönderilen malzemeler aracılığıyla karşılandı. Bu
uluslararası destek 2006 yılından itibaren sona ereceği için
sponsorlara ihtiyacımız var.''
Mavi forum
Kolesterole yeni formül 'çekirdek'
KOLESTEROLE KARŞI KALBE LEZZETLİ ÇÖZÜM: ÇEKİRDEK
Amerika'da yapılan bir araştırma, ay çekirdeği ile şamfıstığının, içerdiği phytosterol maddesi sayesinde kolesterolü düşürdüğünü, kalp sağlığı üzerinde olumlu etkisi bulunduğunu ortaya çıkardı.
Kolesterole yeni formül 'çekirdek'
Günümüzde en çok şikayet edilen yüksek kolesterole lezzetli çare bulundu. Yapılan araştırmalara göre en çok tüketilen kuruyemişler arasında bulunan ayçiçeği çekirdeği ve şamfıstığı içerdiği phytosterol (PS) maddesi sayesinde kolesterolü düşürürken, kalp sağlığına iyi geliyor. Amerika'nın Virginia eyaletine bağlı Blacksburg'da bulunan Virginia Politeknik Enstitüsü ve Üniversitesi'nde yapılan araştırmalar, çekirdeğin ve şamfıstığının kalp rahatsızlıklarına iyi gelen ve kolesterolü düşüren phytosterol maddesi açısından en zengin çerez olduğunu ortaya çıkarttı. Araştırmacılar aynı özelliği taşıyan susam ve nohutun ise yemeklerde kullanımının çok fazla tercih edilmediğini belirtti. Diğer yandan kolesterolü düşürmek ve kalp rahatsızlıklarından korunmak için sadece yiyeceklerin yeterli olmadığı, düzenli bir diyetin ve sporun da sağlıklı bir hayat için etkin bir rol oynadığı belirtildi.
Mavi forum
Amerika'da yapılan bir araştırma, ay çekirdeği ile şamfıstığının, içerdiği phytosterol maddesi sayesinde kolesterolü düşürdüğünü, kalp sağlığı üzerinde olumlu etkisi bulunduğunu ortaya çıkardı.
Kolesterole yeni formül 'çekirdek'
Günümüzde en çok şikayet edilen yüksek kolesterole lezzetli çare bulundu. Yapılan araştırmalara göre en çok tüketilen kuruyemişler arasında bulunan ayçiçeği çekirdeği ve şamfıstığı içerdiği phytosterol (PS) maddesi sayesinde kolesterolü düşürürken, kalp sağlığına iyi geliyor. Amerika'nın Virginia eyaletine bağlı Blacksburg'da bulunan Virginia Politeknik Enstitüsü ve Üniversitesi'nde yapılan araştırmalar, çekirdeğin ve şamfıstığının kalp rahatsızlıklarına iyi gelen ve kolesterolü düşüren phytosterol maddesi açısından en zengin çerez olduğunu ortaya çıkarttı. Araştırmacılar aynı özelliği taşıyan susam ve nohutun ise yemeklerde kullanımının çok fazla tercih edilmediğini belirtti. Diğer yandan kolesterolü düşürmek ve kalp rahatsızlıklarından korunmak için sadece yiyeceklerin yeterli olmadığı, düzenli bir diyetin ve sporun da sağlıklı bir hayat için etkin bir rol oynadığı belirtildi.
Mavi forum
Sağlığınız için ışıkta uyumayın!
Geceleri çalışmak, ışık ve televizyon açıkken uyumak, vücudun biyolojik saatini devre dışı bırakarak, sağlık sorunlarına yol açıyor
Kuzey Carolina Üniversitesi ve Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, New York'ta "Biyo-Teknoloji Sempozyumu'nda, "İnsanın Biyolojik Saatinin Biyokimyasal Mekanizması" konulu bir sunum yaptı. Prof. Sancar, geceleri çalışmanın, ışık ve televizyon açıkken uyumanın vücudun biyolojik saatini devre dışı bırakarak, ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını söyledi. Sancar, gece ihtiyaç için uyanıldığında dahi ışıkların açılmamasının sağlık için daha uygun olduğunu söyledi.
ÖZELLİKLE çocukların uyuduğu odalarda az bile olsa gece ışık yakılmaması gerektiğini belirten Sancar, karanlıktan korkan çocuklar için mecbur kalınması durumunda ise en uygun gece lambasının, kırmızı renkli olanlar olduğunu ifade etti. İnsanın biyolojik saatinin işleyişi ile kalp hastalıkları ve kalp krizi arasında yakın ilişki bulunduğunu söyleyen Sancar, buna delil olarak kalp krizlerinin en yüksek olduğu zaman diliminin sabah saat 10 civarı olmasını gösterdi.
Mavi forum
Kuzey Carolina Üniversitesi ve Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, New York'ta "Biyo-Teknoloji Sempozyumu'nda, "İnsanın Biyolojik Saatinin Biyokimyasal Mekanizması" konulu bir sunum yaptı. Prof. Sancar, geceleri çalışmanın, ışık ve televizyon açıkken uyumanın vücudun biyolojik saatini devre dışı bırakarak, ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını söyledi. Sancar, gece ihtiyaç için uyanıldığında dahi ışıkların açılmamasının sağlık için daha uygun olduğunu söyledi.
ÖZELLİKLE çocukların uyuduğu odalarda az bile olsa gece ışık yakılmaması gerektiğini belirten Sancar, karanlıktan korkan çocuklar için mecbur kalınması durumunda ise en uygun gece lambasının, kırmızı renkli olanlar olduğunu ifade etti. İnsanın biyolojik saatinin işleyişi ile kalp hastalıkları ve kalp krizi arasında yakın ilişki bulunduğunu söyleyen Sancar, buna delil olarak kalp krizlerinin en yüksek olduğu zaman diliminin sabah saat 10 civarı olmasını gösterdi.
Mavi forum
Çocuklarda obeziteye dikkat!
Dünyadaki 5-17 yaş grubundaki her 10 çocuktan biri kilolu, bunların 30-45 milyonunda “ciddi obezite” problemi var. Çocukların yaşam tarzında bir iyileştirme yapılmadığı takdirde obezite, yakın gelecekte ülkenin en akut halk sağlığı sorunu haline gelecek.
Obezite, çocuklarda vücut ve benlik imaj ve algılamalarıyla ilgili bozukluk, tembel, aldırmaz ve aptal olarak algılanma ve okulda şiddet kurbanı olarak seçilmeleri gibi olumsuzluklara yol açıyor.
Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Sosyal Pediatri Anabilim Dalı uzmanlarınca, “Çocuk ve Obezite” konulu bir rapor hazırlandı. Raporda, “Vücutta aşırı yağ depolanması” anlamına gelen obezitenin, tüm dünyada “salgın” halinde olduğu belirtilerek, bunun her yaş grubunu ve ülkeyi etkilediği kaydedildi.
Rapora göre, gelişmekte olan ülkelerde, özellikle şehirlerde yaşayan çocuklarda obezite alarm verecek şekilde giderek artıyor. Buna göre, dünyadaki 5-17 yaş grubundaki her 10 çocuktan biri, yani 155 milyon çocuk kilolu. Bunların yüzde 2-3’ü, yani yaklaşık 30-45 milyonunda ise ciddi obezite var. Ergenlik döneminde kilolu olan çocukların erişkin döneminde de kilolu ya da obez olma olasılığı yüzde 70... Obezitenin köklerinin çocukluğa uzandığına işaret edilen rapora göre, bu oran anne veya babadan biri kilolu ya da obez ise yüzde 80’e çıkıyor.
“ÜLKENİN EN AKUT HALK SAĞLIĞI SORUNU HALİNE GELECEK”
Rapora göre, çocukların yaşam tarzında bir iyileştirme yapılmadığı takdirde, obezite yakın gelecekte ülkenin en akut halk sağlığı sorunu haline gelecek. Obezite; hipertansiyon, kanda trigliserit ve kolesterol yüksekliğive buna bağlı kalp-damar hastalıkları, kanda pıhtılaşma eğilimi, enfarktüs ve felç, şeker hastalığı, safra taşlarına ve bazı kanser türlerine eğilim ve yatkınlık, nefes alma zorluğu, gece uyku apneleri, yorgun uyanma, kas-iskelet problemleri, eklem sorunları ve cilt problemleri gibi sorunlara yol açıyor.
Obezite aynı zamanda, çocuklarda vücut ve benlik imaj ve algılamalarıyla ilgili bozukluk, sıklıkla tembel, aldırmaz ve aptal olarak algılanma ve bu çocukların okulda şiddet kurbanı olarak seçilmesi gibi günlük yaşamda da bazı olumsuzluklara neden oluyor.
Raporda, “Çocuklarımızın en kısa zamanda bu ‘obesitojenik’ (Yağlı yemenin, ekran karşısında hareketsiz yaşamın, arabadan inmemenin normal yaşam kabul edildiği) çevreden uzaklaştırılması gerekiyor” uyarısı dile getirildi.
OBEZİTEDEN KORUNMANIN YOLARI
Raporda, çocukları obeziteden korumak için şu önerilerde bulunuldu:
Çocuklar yürüme mesafesindeki yerlere arabayla değil, yürüyerekgötürülmeli,
Günde en az 30 dakika fiziksel aktivite yapmalarını sağlayacak ortam ve yaşam biçimi oluşturulmalı,
Sebze-meyve ve kuruyemiş ağırlıklı beslenme seçilmeli,
Saatlerce televizyon ve bilgisayar önünde zaman geçirmesini önleyecek fiziksel aktivite içeren faaliyetler düşünülmeli, (Çocuklar okul dışı uyanık kaldıkları zamanın neredeyse yarısını ekran önünde hareketsiz olarak geçirmekte, çok meşgul ana-babalar için bu durum onaylanmakta, çoğu da sokakta oynama yerine evde oturmanın daha güvenli olacağını düşünmekte)
Basit aile yürüyüşleri yapılmalı,
Top, ip, raket gibi fiziksel faaliyet gerektiren oyuncaklar alınmalı, gerektiğinde çocukla birlikte oyun oynanmalı,
Çocuğun okul spor faaliyetlerine katılımı (futbol, voleybol, basketbol, yüzme) teşvik edilmeli,
Alışverişte sağlığa yararı çok az, yağ içeriği yüksek besinler yerine sebze-meyve yoğurt gibi fonksiyonel besinler satın alınmalı,
Çocuk diyete sokulmamalı, günde 5 kez meyve ve sebze yemesi önerilmeli, (Bir adet taze meyve, bir avuç meyve kurusu, bir bardak taze sıkılmış meyve suyu, bir tabak sebze yemeği, bir tabak salata gibi)
Çocukla birlikte sofraya oturulmalı,
Çocuğun sebze yemeyi reddetmesi halinde, ısrar etmeden ve hiç biryorum yapılmadan bu önünden kaldırılmalı, ancak sürekli sebze yemeği sunulmalı,
Ana-babanın yemediği, yemeyi sevmediği hiçbir şeyi çocuğun yemesibeklenmemeli,
Çocuğun sebzeyi yemesi halinde ödül olarak pasta, tatlı, çikolata, şekerleme önerilmemeli. Bu çocukta bu tür gıdaların daha değerli olduğu imajını yaratır.
Çocukla birlikte yemek hazırlanmalı,
Çocuğa yiyecek parası vermek yerine yanına elma, muz gibi bir meyve konulmalı,
Gofret, şekerleme, bisküvi, çikolata gibi besinler yasaklanmamalı. Bu, onları daha çekici yapar.
Mavi forum
Obezite, çocuklarda vücut ve benlik imaj ve algılamalarıyla ilgili bozukluk, tembel, aldırmaz ve aptal olarak algılanma ve okulda şiddet kurbanı olarak seçilmeleri gibi olumsuzluklara yol açıyor.
Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Sosyal Pediatri Anabilim Dalı uzmanlarınca, “Çocuk ve Obezite” konulu bir rapor hazırlandı. Raporda, “Vücutta aşırı yağ depolanması” anlamına gelen obezitenin, tüm dünyada “salgın” halinde olduğu belirtilerek, bunun her yaş grubunu ve ülkeyi etkilediği kaydedildi.
Rapora göre, gelişmekte olan ülkelerde, özellikle şehirlerde yaşayan çocuklarda obezite alarm verecek şekilde giderek artıyor. Buna göre, dünyadaki 5-17 yaş grubundaki her 10 çocuktan biri, yani 155 milyon çocuk kilolu. Bunların yüzde 2-3’ü, yani yaklaşık 30-45 milyonunda ise ciddi obezite var. Ergenlik döneminde kilolu olan çocukların erişkin döneminde de kilolu ya da obez olma olasılığı yüzde 70... Obezitenin köklerinin çocukluğa uzandığına işaret edilen rapora göre, bu oran anne veya babadan biri kilolu ya da obez ise yüzde 80’e çıkıyor.
“ÜLKENİN EN AKUT HALK SAĞLIĞI SORUNU HALİNE GELECEK”
Rapora göre, çocukların yaşam tarzında bir iyileştirme yapılmadığı takdirde, obezite yakın gelecekte ülkenin en akut halk sağlığı sorunu haline gelecek. Obezite; hipertansiyon, kanda trigliserit ve kolesterol yüksekliğive buna bağlı kalp-damar hastalıkları, kanda pıhtılaşma eğilimi, enfarktüs ve felç, şeker hastalığı, safra taşlarına ve bazı kanser türlerine eğilim ve yatkınlık, nefes alma zorluğu, gece uyku apneleri, yorgun uyanma, kas-iskelet problemleri, eklem sorunları ve cilt problemleri gibi sorunlara yol açıyor.
Obezite aynı zamanda, çocuklarda vücut ve benlik imaj ve algılamalarıyla ilgili bozukluk, sıklıkla tembel, aldırmaz ve aptal olarak algılanma ve bu çocukların okulda şiddet kurbanı olarak seçilmesi gibi günlük yaşamda da bazı olumsuzluklara neden oluyor.
Raporda, “Çocuklarımızın en kısa zamanda bu ‘obesitojenik’ (Yağlı yemenin, ekran karşısında hareketsiz yaşamın, arabadan inmemenin normal yaşam kabul edildiği) çevreden uzaklaştırılması gerekiyor” uyarısı dile getirildi.
OBEZİTEDEN KORUNMANIN YOLARI
Raporda, çocukları obeziteden korumak için şu önerilerde bulunuldu:
Çocuklar yürüme mesafesindeki yerlere arabayla değil, yürüyerekgötürülmeli,
Günde en az 30 dakika fiziksel aktivite yapmalarını sağlayacak ortam ve yaşam biçimi oluşturulmalı,
Sebze-meyve ve kuruyemiş ağırlıklı beslenme seçilmeli,
Saatlerce televizyon ve bilgisayar önünde zaman geçirmesini önleyecek fiziksel aktivite içeren faaliyetler düşünülmeli, (Çocuklar okul dışı uyanık kaldıkları zamanın neredeyse yarısını ekran önünde hareketsiz olarak geçirmekte, çok meşgul ana-babalar için bu durum onaylanmakta, çoğu da sokakta oynama yerine evde oturmanın daha güvenli olacağını düşünmekte)
Basit aile yürüyüşleri yapılmalı,
Top, ip, raket gibi fiziksel faaliyet gerektiren oyuncaklar alınmalı, gerektiğinde çocukla birlikte oyun oynanmalı,
Çocuğun okul spor faaliyetlerine katılımı (futbol, voleybol, basketbol, yüzme) teşvik edilmeli,
Alışverişte sağlığa yararı çok az, yağ içeriği yüksek besinler yerine sebze-meyve yoğurt gibi fonksiyonel besinler satın alınmalı,
Çocuk diyete sokulmamalı, günde 5 kez meyve ve sebze yemesi önerilmeli, (Bir adet taze meyve, bir avuç meyve kurusu, bir bardak taze sıkılmış meyve suyu, bir tabak sebze yemeği, bir tabak salata gibi)
Çocukla birlikte sofraya oturulmalı,
Çocuğun sebze yemeyi reddetmesi halinde, ısrar etmeden ve hiç biryorum yapılmadan bu önünden kaldırılmalı, ancak sürekli sebze yemeği sunulmalı,
Ana-babanın yemediği, yemeyi sevmediği hiçbir şeyi çocuğun yemesibeklenmemeli,
Çocuğun sebzeyi yemesi halinde ödül olarak pasta, tatlı, çikolata, şekerleme önerilmemeli. Bu çocukta bu tür gıdaların daha değerli olduğu imajını yaratır.
Çocukla birlikte yemek hazırlanmalı,
Çocuğa yiyecek parası vermek yerine yanına elma, muz gibi bir meyve konulmalı,
Gofret, şekerleme, bisküvi, çikolata gibi besinler yasaklanmamalı. Bu, onları daha çekici yapar.
Mavi forum
Aromaterapi
Aromaterapi Nedir ?
Bence güsel bişeye bensiyo öğrenelim bakalım neymiş
Aromaterapi, bitkilerden elde edilen yağların kullanımına dayanan doğal bir tedavi yöntemidir. Bitkilerden elde edilen bu uçucu yağlardaki konsantre bitkisel enerji masaj, buğu veya banyoda kullanılmaktadır. Bitkilerin kokularını toplamak ve kullanmak insanlık kadar eski bir arzudur. Kokular insandaki sistemi dışarıdan etkiler, güzel kokulara karşı vücudumuz görmeden reaksiyon verir.
Aromaterapik yağ adını verdiğimiz uçucu yağların elde edilmesi 5000 yıl önceye dayanmaktadır. Mezopotamya'da arkeologlar 5000 yıllık distilasyon cihazı bulmuşlardır. Aromatik yağlar binlerce yıllık geçmişi ile insanlığa şifa dağıtan iyileştirici özelliği olan yağlardır. Bu yağlar çiçeklerden, köklerden, ağaç ve meyve kabuklarından, yapraklardan damlacıklar halinde elde edilip, bitkilere hayat ve koku veren tüm özellikleri taşırlar. İnsanoğlu, bitkinin kalbi sayılan bu yağların yararını binlerce yıl önce keşfetti.
Aromaterapi bir yaşam biçimi olarak günümüzde yeniden önem kazanmaya başladı. İnsanın kendini sağlıklı ve zinde hissetmesini sağlayan ve kimyasal ilaçların yol açtığı yan etkileri bulunmayan alternatif tedavilerin günümüzdeki en popüler uygulaması haline geldi.
Aromaterapi yönteminin en büyük özelliği, bedensel savunma mekanizmalarım hızlandırarak vücudu bir bütün olarak iyileştirmesidir. Aramoterapide kullanılan 46 yağ vardır. Bu yağlar güneş ışığından etkilendikleri için koyu renk şişelerde muhafaza edilirler. Yüzde yüz konsantre durumunda bulunan bitkisel yağlar, avokado yağı, badem yağı, buğdayözü yağı. zeytin yağı, üzüm çekirdeği yağı gibi yağlarla birlikte kullanılır. Bitkisel yağların cilt üzerine direkt kullanılabilmeleri için, yoğun olduklarından yardımcı yağlarla yumuşatılmaları gereklidir. Bu işleme dilüe etmek deriz. Yardımcı olarak kullanılan yağlar tek başına iyileştirici özelliğe sahip mineral, protein ve vitamin depolarıdır.
Temel aromatik yağlarla geç yaşlanmayı, tonik ve derin temizleyicilerle komple bir güzellik tedavisi yüze rutin olarak uygulanmalıdır. Her mamul her türlü cilt, değişik tür problem, kuru ciltten normal cilde kadar, porusların açılıp veya aknelerin tedavisi gerçekleştirilir. Yüzü korumak için bu zaruri ve faydalı güzellik yağlarını kullanırken göz, ağız ve burun alanlarına reaksiyon vereceği unutulmamalıdır.
Bu yağlar, bilimsel olarak fizyolojik etkinin yanında dimağa da etkili olmaktadır. Daha güzel görünmek ve bunun yanında daha iyi hissedebilmek için bu yağların uygun kombinasyonunun yapılması zaruridir. Örneğin, kuru cilde sahip bir kişide gül ve lavanta yağları asabi durumda olanlarda rahatlık hissi yarattığı gibi cilde fayda sağlayacaktır. Yahut yoğun bir günün yorgunluğu sardunya ve neroli yağları kullanılarak enerjik hale gelebilir ve daha güzel olursunuz.
Her ne kadar bu yağlar cilt tarafından kozmetik ürünlerden daha etkin emilirse de, bazı yağlar diğerlerine nazaran ince ve duyarlı ciltler için daha etkendir. Bu vücut derisinin tersine yüzün bütün gün güneş ışığı, hava kirliliği ve iklim şartlarına maruz kalmasından dolayıdır. Diğer yağlardan farklı olarak bu tür rahatlatıcı, iyileştirici ve canlılığı tekrar sağlayıp cildi yenileyen yağlar tercih edilir. Aşağıdaki liste yüz için kullanılan aromaterapik yağları içermektedir.
Ana Aromatik Yağlar: Sardunya, Yasemin, Lavanta, Nerdi, Gül, Menekşe, Ylang-ylang.
Ana Tedavi Yağlar: Papatya (kaşıntı, rashes), Ardıç (akne, yağlı cilt), Limon yaprağı, (porusları açmada), Mandalina (çatlaklar, gevşek cilt), Kadife çiçeği (kuru ve hassas ciltler), Mimoza (sorunlu ciltler), Portakal (buruşuk ve solgun yüz).
Mavi forum
Bence güsel bişeye bensiyo öğrenelim bakalım neymiş
Aromaterapi, bitkilerden elde edilen yağların kullanımına dayanan doğal bir tedavi yöntemidir. Bitkilerden elde edilen bu uçucu yağlardaki konsantre bitkisel enerji masaj, buğu veya banyoda kullanılmaktadır. Bitkilerin kokularını toplamak ve kullanmak insanlık kadar eski bir arzudur. Kokular insandaki sistemi dışarıdan etkiler, güzel kokulara karşı vücudumuz görmeden reaksiyon verir.
Aromaterapik yağ adını verdiğimiz uçucu yağların elde edilmesi 5000 yıl önceye dayanmaktadır. Mezopotamya'da arkeologlar 5000 yıllık distilasyon cihazı bulmuşlardır. Aromatik yağlar binlerce yıllık geçmişi ile insanlığa şifa dağıtan iyileştirici özelliği olan yağlardır. Bu yağlar çiçeklerden, köklerden, ağaç ve meyve kabuklarından, yapraklardan damlacıklar halinde elde edilip, bitkilere hayat ve koku veren tüm özellikleri taşırlar. İnsanoğlu, bitkinin kalbi sayılan bu yağların yararını binlerce yıl önce keşfetti.
Aromaterapi bir yaşam biçimi olarak günümüzde yeniden önem kazanmaya başladı. İnsanın kendini sağlıklı ve zinde hissetmesini sağlayan ve kimyasal ilaçların yol açtığı yan etkileri bulunmayan alternatif tedavilerin günümüzdeki en popüler uygulaması haline geldi.
Aromaterapi yönteminin en büyük özelliği, bedensel savunma mekanizmalarım hızlandırarak vücudu bir bütün olarak iyileştirmesidir. Aramoterapide kullanılan 46 yağ vardır. Bu yağlar güneş ışığından etkilendikleri için koyu renk şişelerde muhafaza edilirler. Yüzde yüz konsantre durumunda bulunan bitkisel yağlar, avokado yağı, badem yağı, buğdayözü yağı. zeytin yağı, üzüm çekirdeği yağı gibi yağlarla birlikte kullanılır. Bitkisel yağların cilt üzerine direkt kullanılabilmeleri için, yoğun olduklarından yardımcı yağlarla yumuşatılmaları gereklidir. Bu işleme dilüe etmek deriz. Yardımcı olarak kullanılan yağlar tek başına iyileştirici özelliğe sahip mineral, protein ve vitamin depolarıdır.
Temel aromatik yağlarla geç yaşlanmayı, tonik ve derin temizleyicilerle komple bir güzellik tedavisi yüze rutin olarak uygulanmalıdır. Her mamul her türlü cilt, değişik tür problem, kuru ciltten normal cilde kadar, porusların açılıp veya aknelerin tedavisi gerçekleştirilir. Yüzü korumak için bu zaruri ve faydalı güzellik yağlarını kullanırken göz, ağız ve burun alanlarına reaksiyon vereceği unutulmamalıdır.
Bu yağlar, bilimsel olarak fizyolojik etkinin yanında dimağa da etkili olmaktadır. Daha güzel görünmek ve bunun yanında daha iyi hissedebilmek için bu yağların uygun kombinasyonunun yapılması zaruridir. Örneğin, kuru cilde sahip bir kişide gül ve lavanta yağları asabi durumda olanlarda rahatlık hissi yarattığı gibi cilde fayda sağlayacaktır. Yahut yoğun bir günün yorgunluğu sardunya ve neroli yağları kullanılarak enerjik hale gelebilir ve daha güzel olursunuz.
Her ne kadar bu yağlar cilt tarafından kozmetik ürünlerden daha etkin emilirse de, bazı yağlar diğerlerine nazaran ince ve duyarlı ciltler için daha etkendir. Bu vücut derisinin tersine yüzün bütün gün güneş ışığı, hava kirliliği ve iklim şartlarına maruz kalmasından dolayıdır. Diğer yağlardan farklı olarak bu tür rahatlatıcı, iyileştirici ve canlılığı tekrar sağlayıp cildi yenileyen yağlar tercih edilir. Aşağıdaki liste yüz için kullanılan aromaterapik yağları içermektedir.
Ana Aromatik Yağlar: Sardunya, Yasemin, Lavanta, Nerdi, Gül, Menekşe, Ylang-ylang.
Ana Tedavi Yağlar: Papatya (kaşıntı, rashes), Ardıç (akne, yağlı cilt), Limon yaprağı, (porusları açmada), Mandalina (çatlaklar, gevşek cilt), Kadife çiçeği (kuru ve hassas ciltler), Mimoza (sorunlu ciltler), Portakal (buruşuk ve solgun yüz).
Mavi forum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)