5 Haziran 2007 Salı

Kolesterole yeni formül 'çekirdek'

KOLESTEROLE KARŞI KALBE LEZZETLİ ÇÖZÜM: ÇEKİRDEK

Amerika'da yapılan bir araştırma, ay çekirdeği ile şamfıstığının, içerdiği phytosterol maddesi sayesinde kolesterolü düşürdüğünü, kalp sağlığı üzerinde olumlu etkisi bulunduğunu ortaya çıkardı.

Kolesterole yeni formül 'çekirdek'

Günümüzde en çok şikayet edilen yüksek kolesterole lezzetli çare bulundu. Yapılan araştırmalara göre en çok tüketilen kuruyemişler arasında bulunan ayçiçeği çekirdeği ve şamfıstığı içerdiği phytosterol (PS) maddesi sayesinde kolesterolü düşürürken, kalp sağlığına iyi geliyor. Amerika'nın Virginia eyaletine bağlı Blacksburg'da bulunan Virginia Politeknik Enstitüsü ve Üniversitesi'nde yapılan araştırmalar, çekirdeğin ve şamfıstığının kalp rahatsızlıklarına iyi gelen ve kolesterolü düşüren phytosterol maddesi açısından en zengin çerez olduğunu ortaya çıkarttı. Araştırmacılar aynı özelliği taşıyan susam ve nohutun ise yemeklerde kullanımının çok fazla tercih edilmediğini belirtti. Diğer yandan kolesterolü düşürmek ve kalp rahatsızlıklarından korunmak için sadece yiyeceklerin yeterli olmadığı, düzenli bir diyetin ve sporun da sağlıklı bir hayat için etkin bir rol oynadığı belirtildi.

Mavi forum

Sağlığınız için ışıkta uyumayın!

Geceleri çalışmak, ışık ve televizyon açıkken uyumak, vücudun biyolojik saatini devre dışı bırakarak, sağlık sorunlarına yol açıyor

Kuzey Carolina Üniversitesi ve Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Aziz Sancar, New York'ta "Biyo-Teknoloji Sempozyumu'nda, "İnsanın Biyolojik Saatinin Biyokimyasal Mekanizması" konulu bir sunum yaptı. Prof. Sancar, geceleri çalışmanın, ışık ve televizyon açıkken uyumanın vücudun biyolojik saatini devre dışı bırakarak, ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını söyledi. Sancar, gece ihtiyaç için uyanıldığında dahi ışıkların açılmamasının sağlık için daha uygun olduğunu söyledi.

ÖZELLİKLE çocukların uyuduğu odalarda az bile olsa gece ışık yakılmaması gerektiğini belirten Sancar, karanlıktan korkan çocuklar için mecbur kalınması durumunda ise en uygun gece lambasının, kırmızı renkli olanlar olduğunu ifade etti. İnsanın biyolojik saatinin işleyişi ile kalp hastalıkları ve kalp krizi arasında yakın ilişki bulunduğunu söyleyen Sancar, buna delil olarak kalp krizlerinin en yüksek olduğu zaman diliminin sabah saat 10 civarı olmasını gösterdi.

Mavi forum

Çocuklarda obeziteye dikkat!

Dünyadaki 5-17 yaş grubundaki her 10 çocuktan biri kilolu, bunların 30-45 milyonunda “ciddi obezite” problemi var. Çocukların yaşam tarzında bir iyileştirme yapılmadığı takdirde obezite, yakın gelecekte ülkenin en akut halk sağlığı sorunu haline gelecek.

Obezite, çocuklarda vücut ve benlik imaj ve algılamalarıyla ilgili bozukluk, tembel, aldırmaz ve aptal olarak algılanma ve okulda şiddet kurbanı olarak seçilmeleri gibi olumsuzluklara yol açıyor.
Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Sosyal Pediatri Anabilim Dalı uzmanlarınca, “Çocuk ve Obezite” konulu bir rapor hazırlandı. Raporda, “Vücutta aşırı yağ depolanması” anlamına gelen obezitenin, tüm dünyada “salgın” halinde olduğu belirtilerek, bunun her yaş grubunu ve ülkeyi etkilediği kaydedildi.

Rapora göre, gelişmekte olan ülkelerde, özellikle şehirlerde yaşayan çocuklarda obezite alarm verecek şekilde giderek artıyor. Buna göre, dünyadaki 5-17 yaş grubundaki her 10 çocuktan biri, yani 155 milyon çocuk kilolu. Bunların yüzde 2-3’ü, yani yaklaşık 30-45 milyonunda ise ciddi obezite var. Ergenlik döneminde kilolu olan çocukların erişkin döneminde de kilolu ya da obez olma olasılığı yüzde 70... Obezitenin köklerinin çocukluğa uzandığına işaret edilen rapora göre, bu oran anne veya babadan biri kilolu ya da obez ise yüzde 80’e çıkıyor.

“ÜLKENİN EN AKUT HALK SAĞLIĞI SORUNU HALİNE GELECEK”
Rapora göre, çocukların yaşam tarzında bir iyileştirme yapılmadığı takdirde, obezite yakın gelecekte ülkenin en akut halk sağlığı sorunu haline gelecek. Obezite; hipertansiyon, kanda trigliserit ve kolesterol yüksekliğive buna bağlı kalp-damar hastalıkları, kanda pıhtılaşma eğilimi, enfarktüs ve felç, şeker hastalığı, safra taşlarına ve bazı kanser türlerine eğilim ve yatkınlık, nefes alma zorluğu, gece uyku apneleri, yorgun uyanma, kas-iskelet problemleri, eklem sorunları ve cilt problemleri gibi sorunlara yol açıyor.

Obezite aynı zamanda, çocuklarda vücut ve benlik imaj ve algılamalarıyla ilgili bozukluk, sıklıkla tembel, aldırmaz ve aptal olarak algılanma ve bu çocukların okulda şiddet kurbanı olarak seçilmesi gibi günlük yaşamda da bazı olumsuzluklara neden oluyor.

Raporda, “Çocuklarımızın en kısa zamanda bu ‘obesitojenik’ (Yağlı yemenin, ekran karşısında hareketsiz yaşamın, arabadan inmemenin normal yaşam kabul edildiği) çevreden uzaklaştırılması gerekiyor” uyarısı dile getirildi.

OBEZİTEDEN KORUNMANIN YOLARI
Raporda, çocukları obeziteden korumak için şu önerilerde bulunuldu:
Çocuklar yürüme mesafesindeki yerlere arabayla değil, yürüyerekgötürülmeli,
Günde en az 30 dakika fiziksel aktivite yapmalarını sağlayacak ortam ve yaşam biçimi oluşturulmalı,
Sebze-meyve ve kuruyemiş ağırlıklı beslenme seçilmeli,
Saatlerce televizyon ve bilgisayar önünde zaman geçirmesini önleyecek fiziksel aktivite içeren faaliyetler düşünülmeli, (Çocuklar okul dışı uyanık kaldıkları zamanın neredeyse yarısını ekran önünde hareketsiz olarak geçirmekte, çok meşgul ana-babalar için bu durum onaylanmakta, çoğu da sokakta oynama yerine evde oturmanın daha güvenli olacağını düşünmekte)
Basit aile yürüyüşleri yapılmalı,
Top, ip, raket gibi fiziksel faaliyet gerektiren oyuncaklar alınmalı, gerektiğinde çocukla birlikte oyun oynanmalı,
Çocuğun okul spor faaliyetlerine katılımı (futbol, voleybol, basketbol, yüzme) teşvik edilmeli,
Alışverişte sağlığa yararı çok az, yağ içeriği yüksek besinler yerine sebze-meyve yoğurt gibi fonksiyonel besinler satın alınmalı,
Çocuk diyete sokulmamalı, günde 5 kez meyve ve sebze yemesi önerilmeli, (Bir adet taze meyve, bir avuç meyve kurusu, bir bardak taze sıkılmış meyve suyu, bir tabak sebze yemeği, bir tabak salata gibi)
Çocukla birlikte sofraya oturulmalı,
Çocuğun sebze yemeyi reddetmesi halinde, ısrar etmeden ve hiç biryorum yapılmadan bu önünden kaldırılmalı, ancak sürekli sebze yemeği sunulmalı,
Ana-babanın yemediği, yemeyi sevmediği hiçbir şeyi çocuğun yemesibeklenmemeli,
Çocuğun sebzeyi yemesi halinde ödül olarak pasta, tatlı, çikolata, şekerleme önerilmemeli. Bu çocukta bu tür gıdaların daha değerli olduğu imajını yaratır.
Çocukla birlikte yemek hazırlanmalı,
Çocuğa yiyecek parası vermek yerine yanına elma, muz gibi bir meyve konulmalı,
Gofret, şekerleme, bisküvi, çikolata gibi besinler yasaklanmamalı. Bu, onları daha çekici yapar.

Mavi forum

Aromaterapi

Aromaterapi Nedir ?

Bence güsel bişeye bensiyo öğrenelim bakalım neymiş


Aromaterapi, bitkilerden elde edilen yağların kullanımına dayanan doğal bir tedavi yöntemidir. Bitkilerden elde edilen bu uçucu yağlardaki konsantre bitkisel enerji masaj, buğu veya banyoda kullanılmaktadır. Bitkilerin kokularını toplamak ve kullanmak insanlık kadar eski bir arzudur. Kokular insandaki sistemi dışarıdan etkiler, güzel kokulara karşı vücudumuz görmeden reaksiyon verir.

Aromaterapik yağ adını verdiğimiz uçucu yağların elde edilmesi 5000 yıl önceye dayanmaktadır. Mezopotamya'da arkeologlar 5000 yıllık distilasyon cihazı bulmuşlardır. Aromatik yağlar binlerce yıllık geçmişi ile insanlığa şifa dağıtan iyileştirici özelliği olan yağlardır. Bu yağlar çiçeklerden, köklerden, ağaç ve meyve kabuklarından, yapraklardan damlacıklar halinde elde edilip, bitkilere hayat ve koku veren tüm özellikleri taşırlar. İnsanoğlu, bitkinin kalbi sayılan bu yağların yararını binlerce yıl önce keşfetti.

Aromaterapi bir yaşam biçimi olarak günümüzde yeniden önem kazanmaya başladı. İnsanın kendini sağlıklı ve zinde hissetmesini sağlayan ve kimyasal ilaçların yol açtığı yan etkileri bulunmayan alternatif tedavilerin günümüzdeki en popüler uygulaması haline geldi.

Aromaterapi yönteminin en büyük özelliği, bedensel savunma mekanizmalarım hızlandırarak vücudu bir bütün olarak iyileştirmesidir. Aramoterapide kullanılan 46 yağ vardır. Bu yağlar güneş ışığından etkilendikleri için koyu renk şişelerde muhafaza edilirler. Yüzde yüz konsantre durumunda bulunan bitkisel yağlar, avokado yağı, badem yağı, buğdayözü yağı. zeytin yağı, üzüm çekirdeği yağı gibi yağlarla birlikte kullanılır. Bitkisel yağların cilt üzerine direkt kullanılabilmeleri için, yoğun olduklarından yardımcı yağlarla yumuşatılmaları gereklidir. Bu işleme dilüe etmek deriz. Yardımcı olarak kullanılan yağlar tek başına iyileştirici özelliğe sahip mineral, protein ve vitamin depolarıdır.

Temel aromatik yağlarla geç yaşlanmayı, tonik ve derin temizleyicilerle komple bir güzellik tedavisi yüze rutin olarak uygulanmalıdır. Her mamul her türlü cilt, değişik tür problem, kuru ciltten normal cilde kadar, porusların açılıp veya aknelerin tedavisi gerçekleştirilir. Yüzü korumak için bu zaruri ve faydalı güzellik yağlarını kullanırken göz, ağız ve burun alanlarına reaksiyon vereceği unutulmamalıdır.

Bu yağlar, bilimsel olarak fizyolojik etkinin yanında dimağa da etkili olmaktadır. Daha güzel görünmek ve bunun yanında daha iyi hissedebilmek için bu yağların uygun kombinasyonunun yapılması zaruridir. Örneğin, kuru cilde sahip bir kişide gül ve lavanta yağları asabi durumda olanlarda rahatlık hissi yarattığı gibi cilde fayda sağlayacaktır. Yahut yoğun bir günün yorgunluğu sardunya ve neroli yağları kullanılarak enerjik hale gelebilir ve daha güzel olursunuz.

Her ne kadar bu yağlar cilt tarafından kozmetik ürünlerden daha etkin emilirse de, bazı yağlar diğerlerine nazaran ince ve duyarlı ciltler için daha etkendir. Bu vücut derisinin tersine yüzün bütün gün güneş ışığı, hava kirliliği ve iklim şartlarına maruz kalmasından dolayıdır. Diğer yağlardan farklı olarak bu tür rahatlatıcı, iyileştirici ve canlılığı tekrar sağlayıp cildi yenileyen yağlar tercih edilir. Aşağıdaki liste yüz için kullanılan aromaterapik yağları içermektedir.

Ana Aromatik Yağlar: Sardunya, Yasemin, Lavanta, Nerdi, Gül, Menekşe, Ylang-ylang.

Ana Tedavi Yağlar: Papatya (kaşıntı, rashes), Ardıç (akne, yağlı cilt), Limon yaprağı, (porusları açmada), Mandalina (çatlaklar, gevşek cilt), Kadife çiçeği (kuru ve hassas ciltler), Mimoza (sorunlu ciltler), Portakal (buruşuk ve solgun yüz).

Mavi forum

Kanserin gen haritası çıkarılacak

ABD’de, kanserin genetik haritasını ortaya çıkarmak için proje başlatılıyor.

Kansere yol açan unsurların keşfinin ve tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinin hızlandırılması için kanserin genetik yapısının ortaya çıkarılması amacıyla hazırlanan pilot projeye hükümet 100 milyon dolar ayırdı.

Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün genetikten sorumlu yetkilisi Dr. Francis Collins, bunun insanın genetik haritasını çıkaran araştırmadan daha karmaşık olduğunu belirterek, bunun “gözü pek şekilde hazırlananbir proje” olduğunu söyledi. Collins, kanser olarak nitelenen 200 kadar hastalığın başlamasına yol açan genetik değişikliklerin izini sürecek teknolojiye sahip olduklarını vurguladı.

“Bir insanın genetik yapısını ortaya çıkaracağımızı söylediğimiz zaman insanlar şüpheyle bakmışlardı” diyen Collins, “Kanser oluşumunda rol alan tüm genlerin haritasının çıkarılmasından bahsettiğimizde, binlerce İnsan Gen Projesi’nden söz etmiş oluyoruz” diyerek, projenin büyüklüğünü anlattı.

Bilimadamları şimdiye kadar kanser oluşumuna yol açan bazı genleri saptadılar. Bazen basit bir genetik değişikliğin tümör oluşumunu başlatmaya yeteceği ya da insanları hastalığa daha açık hale getireceği biliniyor. Ancak kanserin oluşumu genellikle 10’un üzerinde genetik değişikliğe bağlı ve bilimadamları bunların sadece küçük bir bölümünü keşfettiler.

Ulusal Kanser Enstitüsü’nden Dr. Anna Parker, “Hastalığı yenmek bakımından kanseri bu kadar zor yapan şeyin, karmaşıklığı” olduğunu söyledi.

Geliştirilen bir avuç kanser ilacının, belli kusurlu genleri bulunan hastalarda bazı kanserlerle savaşımda etkili olduğunu belirtenParker, “Ancak bunlar az sayıda hasta için geçerli. Bu ilaçlar şunu gösteriyor; esas mutasyonları bulabilirseniz, klinik uygulamayı değiştirebilirsiniz” diye konuştu.

Kanserin Gen Projesi kapsamında, birbirinden bağımsız çalışan araştırmacılar, genetik mutasyonlar, kromozomların yeniden düzenlenmesi ve diğer anormalliklerin keşfinde ellerindeki bilgileri paylaşacaklar.

Araştırma, birkaç kanser türünde 3 yıllık bir pilot proje olarak başlatılacak.

Mavi forum

Çay yumurtalık kanserinden koruyor

İsveçli bilimadamlarının yaptığı araştırma, her gün bir ya da iki fincan siyah veya yeşil çay içmenin yumurtalık kanserine yakalanma riskini azalttığını ortaya koydu.

Stockholm Karolinska Enstitüsü’nden Susanna Larsson ve Alicja Wolk, her gün bir ya da iki fincan çay içen kadınların yumurtalık kanserine yakalanma riskinin, içmeyenlere göre yüzde 46 oranında düşük olduğunu belirttiler.

Archives of Internal Medicine adlı dergide yayımlanan araştırma, İsveç’te yaşları 40 ila 76 arasında değişen 61 bin 57 kadın üzerinde yapıldı. Beslenme alışkanlıklarına dair titizlikle hazırlanmış soruları yanıtlamaları istenen kadınlar, 2004 yılına kadar ortalama 15 yıl boyunca incelendi. Bu kadınların 301’inde yumurtalık kanserine rastlandı.

Bilimadamları, araştırmada, yeşil ya da siyah çay ayrımı yapmayarak, iki çay çeşidinin de hücreleri koruyan ve kanser gelişimini önleyen polyphenol ile antioksidan maddeler içerdiğini söylediler.

Araştırmada, gün içinde bir yada iki fincan çaya ek olarak içilen her fincan çayın da yumurtalık kanserine yakalanma riskini yüzde 18 oranında azalttığı kaydedildi.

ABD’de yumurtalık kanseri, kadınlarda ölüme sebep olan kanser hastalıkları arasında dördüncü sırada yer alıyor. 2005’te yumurtalık kanserine yakalanan 22 binden fazla kadından 16 bininin öldüğü belirtiliyor. Teşhisi zor olan yumurtalık kanserinden ölüm oranı 50 yıldır değişmiyor.

Mavi forum

Fare beyninde insan nöronları...

Fare ceninlerinin beynine şırınga edilen insana ait kök hücreler, normal şekilde çalışan beyin hücreleri olarak gelişti.

Araştırmacılar, 14 günlük fare ceninlerinin beyinlerine yaklaşık 100 bin insan cenini kök hücresi yerleştirdi. Fareler, beyinlerinde binde bir oranında insan hücresiyle dünyaya geldi. İnsan kök hücreleri, nakil işleminden iki ay sonra beynin değişik bölgelerinde yerlerini aldı. Bu insan nöronlarının, nakil işleminin üzerinden 18 aygeçtikten sonra da normal elektriksel faaliyete sahip olduğu belirlendi.

Amerikan Bilimler Akademisi’nin yıllığında yayımlanan makaleye göre, ABD’li ve Japon bilimadamlarının elde ettiği sonuçlar, beynin gelişimi ve parkinson gibi insanlara özgü beyin hastalıklarının incelenmesi bakımından çok yararlı bir hayvansal örnek oluşturulmasını sağlayabilecek.

Araştırma ekibine başkanlık eden Fred Gage, daha önce de insandan alınıp fare beynine nakledilen kök hücrelerin beyin hücresi olarak geliştiğinin tespit edildiğini hatırlattı ve kendi yaptıkları deneylerin, bu hücrelerin normal şekilde çalıştığını ilk kez gösterdiğini belirtti.

Önceki deneylerde, insan hücreleri ya tümör geliştirmiş ya da farelerin bağışıklık sistemince reddedilmişti. Son araştırma ise bu hücrelerin tamamen operasyonel olduğunu gösterdi.

Araştırmacılar, 14 günlük fare ceninlerinin beyinlerine yaklaşık 100 bin insan cenini kök hücresi yerleştirdi. Fareler, beyinlerinde binde bir oranında insan hücresiyle dünyaya geldi. İnsan kök hücreleri, nakil işleminden iki ay sonra beynin değişik bölgelerinde yerlerini aldı. Bu insan nöronlarının, nakil işleminin üzerinden 18 aygeçtikten sonra da normal elektriksel faaliyete sahip olduğu belirlendi.

Fareler, genetik bakımdan insana yüzde 97.5 oranında benziyor.

Mavi forum