4 Haziran 2007 Pazartesi

Ekosistem ile insan sağlığı ilişkili

Ekosistemdeki değişiklikler insan sağlığını tehdit ediyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), çevre kirliliği nedeniyle ekosistemde meydana gelen değişikliklerin, SARS ve kuş gribi gibi ölümcül hastalıkların çoğalmasına neden olduğunu açıkladı.

WHO İnsan Yaşam Alanı Koruma Bölümü başkanı Maria Neira, düzenlediği basın toplantısında, “İnsan sağlığı ve ekosistem arasında çok güçlü bir bağ olduğunu” söyledi. Örgütün hazırladığı raporda, nüfusun çoğalması ve ekonomik gelişmelerin, küresel ekosistemde büyük değişikliklere neden olduğu, bunun da insan sağlığına yansıdığı belirtildi.

Raporda, su, yiyecek, iklim, petrol gibi doğal kaynakların, insanlara hayvanlardan bulaşan hastalıkların önlenmesinde de büyük önemi olduğu kaydedildi.

Grip, tüberküloz, kızamık gibi bazı hastalıkların, öncelikle, tavuk, kedi, köpek gibi evcil hayvan türlerinde ortaya çıktığı ve daha sonra insanlara bulaştığı vurgulandı.

Raporda, “Dünyanın yapısı ve ekosistemin, insanların faaliyetlerinin sonucu olarak, 20. yüzyılın ikinci yarısında insanlık tarihinde daha önce olmadığı kadar hızlı biçimde değiştiğine” dikkat çekildi.

Dünya genelinde 1300’den fazla uzmanın katkı sunduğu raporda, çevreye verilen zararın insan sağlığına olumsuz etkilerinin hissedilmeye başlandığı ve gelecek 50 yılda bu etkinin çok daha kötü sonuçlar doğuracağı uyarısı yapıldı. Afrika’nın Sahra altı bölgesi, Asya’nın merkezi, Latin Amerika’nın ve Güney Asya’nın bazı bölgelerinin, insan sağlığı açısından bu anlamda en riskli yerler oldukları kaydedildi.

Başkan Maria Neira, seller ya da kuraklığın tarımsal üretime zarar verdiğini, bunun sonucunda ortaya çıkan kıtlığın en fazla yoksul insanları etkilediğini söyledi. Raporda, balık stoklarının ve tarım alanlarının tükenmesiyle de giderek azalan gıda kaynaklarının, dünya genelinde, büyük çoğunluğu yoksul ülkelerde olmak üzere 800 milyon kişinin yetersiz beslenmesine neden olduğu belirtildi.

Sudan kaynaklanan hastalıkların ise her yıl dünya genelinde 3.2 milyon kişinin ölmesine neden olduğu, bunun ölümlerin yaklaşık yüzde 6’sını oluşturduğu kaydedildi. Dünyada 1 milyar kişinin temiz su kaynaklarından mahrum yaşadığı belirtildi.

Mavi forum

Orta kulak iltihabı başarıyı etkiliyor

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Semih Mumbuç, orta kulak iltihaplarından kaynaklanan işitme zorluğunun çocuğun okul başarısını olumsuz etkilediğini söyledi.
Doç. Dr. Semih Mumbuç, “öğretmenler, dikkatli olmaları halinde işitme kaybı yaşayan çocuğu fark edebilir, velisini bilgilendirerek tedavide geç kalınmasının önüne geçebilir” dedi.

Doç. Dr. Mumbuç, orta kulakta hem kulak zarının hem de kulak zarından sesi iç kulağa ileten kulak kemikçiklerinin bulunduğunu belirtti. Orta kulağın havalanmasını sağlayan östaki borusunun aynı zamanda ağız, boğaz ve burun bölgesindeki mikropların giriş yolu olduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Mumbuç, geçirilen bir üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında mikropların orta kulağa geçerek iltihaplanmaya neden olduğunu ifade etti.

Orta kulak iltibanın çocuklarda daha sık görüldüğünü vurgulayan Mumbuç, şöyle konuştu:
“Çocukluk dönemindeki orta kulak iltihabı çok önemli bir sağlık sorunu olarak değerlendirilmelidir. Çocukluk döneminde östaki borusu tam olarak gelişmemiş olduğundan orta kulağın havalanma ve temizlenmesi yeterli derecede olmaz. Orta kulak iltihabı bu nedenle çocuklarda sık görülür. Orta kulak iltihabı kendini kulakta dolgunluk hissi, ağrı, işitme zorluğu, ateş, halsizlik ve bitkinlik gibi belirtiler gösterir.”

Doç. Dr. Mumbuç, orta kulakta iltihap toplanmasına neden olan ve mikrobik ateşli orta kulak iltihabı olarak bilinen hastalığın ilerlemesi halinde kulak zarının delinebildiğini vurguladı. Mikrobik ateşli orta kulak iltihabında, orta kulakta biriken iltihabın temizlenmesinin büyük önem taşıdığını anlatan Doç. Dr. Mumbuç, hastaların tedavi uygulanmaması halinde yüz sinirlerine ve beyin zarına ilişkin sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalabileceklerini belirtti.

EBEVEYNLERE VE ÖĞRETMENLERE DÜŞEN GÖREV
Berrak bir su toplanması biçiminde kendini gösteren orta kulak iltihabı çeşidinin ise çok sinsi seyrettiğini ve işitme kaybı dışında bir belirti vermediğini ifade eden Doç. Dr. Mumbuç, açıklamasını şöyletamamladı:
“Bu iltihap çeşidi erken tedavi uygulanmaması halinde kalıcı işitme kaybına neden olur. Tedavide başarılı olunamaması halinde kulakzarını çizmek ve kulak zarı üzerine havalandırma tüpleri takmak gerekebilir. Ebeveynler, televizyonu yakından izleyen, kendisine söyleneni sık sık tekrarlatan, kulak ağrısından şikayet eden 5-10 yaş grubundan çocuklarını orta kulak iltihabı şüphesiyle bir kulak-burun-boğaz uzmanına götürmeli. Bu yaş grubundaki çocukların ilköğretim çağında olmaları ve zamanlarının büyük bölümünü okulda geçirmeleri nedeniyle öğretmenlere de görev düşüyor. Orta kulak iltihaplarının neden olduğu işitme kaybı çocukların okul başarısının olumsuz etkileyen en önemli etkenler arasında bulunuyor. Öğretmenler, dikkatli olmaları halinde işitme kaybı yaşayan çocuğu fark edebilir, velisini bilgilendirerek tedavide geç kalınmasının önüne geçebilir.”

Mavi forum

Türkiye'nin ağrı haritası çıkarılacak

Klinik Farmakoloji, Türkiye Baş Ağrısıyla Savaş ve Türkiye Baş Ağrısı derneklerinin birlikte, 7 bölgede 4 bin kişi üzerinde yapacağı araştırma ile “Türkiye’nin ağrı haritası” hazırlanacak.
Düzenlenen basın toplantısında konuşan Klinik Farmakoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay, Türkiye’de ağrı için hangi ilaçların ne kadar sıklıkta kullanıldığına ilişkin bilginin bulunmadığını ve sağlık sektöründe ağrı alanında çok büyük bir bilgi eksikliği olduğunu ifade ederek, Türkiye’nin ağrı haritasının bu nedenlerle çıkarılacağını söyledi.

bölgede 4 bin kişi üzerinde yüz yüze görüşme ve anket yöntemiyle yapılacak çalışmayı 6 ayda bitirmeyi hedeflediklerini belirten Prof. Dr. Cankat Tulunay, toplantıda ağrıyla ilgili bilgi de verdi. Prof. Dr. Tulunay, kronik ağrıların toplumun yüzde 30 veya daha fazlasını etkilediğini vurgulayarak, ağrının birçok hastalığın tanısını koymada önemli olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Tulunay, ABD’de 50 milyon kişinin kronik, 25 milyon kişinin de akut yani ani ağrı çektiğini, 25 milyondan fazla kişinin migren hastası olduğunu belirterek, hastaların yüzde 75’inin de uygun tedavi görmediğini söyledi. ABD’de ayrıca 200 bin kişinin ağrı nedeniyle hastaneye gittiğini, ilaçların yan etkilerinden dolayı yılda 20 bin kişinin yaşamını yitirdiğini ifade eden Prof. Dr. Tulunay, ağrı nedeniyle yılda 542 milyon gün işgücü kaybı gerçekleştiğini anlattı.

Türkiye’de yeterli ağrı tedavisinin görülmediğini dile getiren Prof. Dr. Tulunay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’de, sadece kadınlardaki baş ağrısı nedeniyle yılda 3 milyon günden fazla işgücü kaybı oluyor. Bunun ekonomik etkisi ise 300milyon dolardan fazla. Yine 2004’te, romatizma ağrıları için 62 milyonkutu ağrı kesici satılmış. Bu yıl ise bu rakam 92 milyona çıkmış. Basit ağrı kesicilerden de geçen yıl 75 milyon kutu satılmış.”

“TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK”Migren dahil olmak üzere baş ağrısının tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tulunay, baş ağrısı dağılımına göre de migrenin yüzde 16, gerilim tipi baş ağrısının ise yüzde 79 olduğunu belirtti.

Türkiye’nin yüzde 75-94’ünün mutlaka baş ağrısını tattığını, küresel ortalamaya göre yüzde 49.3 oranında kişinin, yani dünyanın yarısının başının ağrıdığını kaydeden Prof. Dr. Tulunay, uygun yöntemlerle baş ağrısının yüzde 90’ının tedavi edildiğine dikkat çekti.

Prof. Dr. Cankat Tulunay, kronik ağrı çekenlerin yüzde 56’sının kadın, yüzde 44’ünün de erkek olduğunu anlatarak, doktorların ağrı hakkında yetersiz eğitim alması, ağrıyı iyi değerlendirememesinin de ağrı tedavisinin yetersizliğinde etkili olduğunu söyledi.

Bazı ilaçların yan etkilerine de dikkat çeken Prof. Dr. Tulunay, ağrı kesicilerin sürekli kullanıldığında baş ağrısı yaptığını kaydetti.

Prof. Dr. Tulunay, yaşanan ağrıların yüzde 30’u düşürüldüğünde bile insanların çok mutlu bir yaşam süreceğini vurgulayarak, Türkiye’nin ağrı haritası çıkarıldığında ağrıların tedavisinde milyarlarca doların heba edilmesinin önüne geçileceğini sözlerine ekledi.

Mavi forum

Kalp krizi, beyni de tahrip ediyor

Kalp krizi anında dakikada 1,9 milyon beyin hücresinin (nöron) öldüğünü kaydeden bilim adamları, kriz sırasında oksijen ulaşmayan beynin saatte 3,6 yıl yaşlandığını kaydetti.

Uzmanlar, vakit geçtikçe kalp krizinin beyinde açtığı hasarın büyüdüğüne dikkat çekerek kalp krizi geçirmekte olan hastalara mümkün olan en hızlı şekilde müdahale edilmesinin ve derhal tedavisinin yapılmasının önemine dikkat çekiyor.

Konu hakkında bir araştırma yapan ekipte yer alan Kaliforniya Üniversitesi araştırmacılarından Dr. Jeffrey L. Saver, müdahale ve tedavide gecikmenin, kalp krizinin beyinde sebep olduğu hasarı daha kötüleştirdiğini ifade etti.

Yakın tarihe kadar kalp krizi sırasında kan pompalanması durduğu için beyinde her dakika ne kadar hücrenin öldüğünün tespit edilemediğine işaret eden Saver, daha önceki araştırmalardan elde edilen veriler ve geliştirilen “nöroimaging” tekniğinin artık tipik bir kalp krizi sırasında ne kadar beyin hücresinin öldüğünü tespit etmeye imkan verdiğini belirtti.

Amerikan Kalp Derneği’nin yayın organı olan bilimsel dergide yer alan araştırma sonuçlarına göre, ortalama şiddetteki bir kalp krizi 54 mililitrelik bir beyin dokusunu etkiliyor ve 10 saat boyunca bu etki beyinde yayılıyor. Bu arada, krizin sürdüğü her dakika için 1,9 milyonnöron ölüyor, bu da sinapsis denen 14 milyar sinir bağlantısının ve 12km’lik sinir fiberinin kaybedilmesine yol açıyor.

Dergide yer alan makaleye göre, kalp krizinden en fazla etkilenen organ olan beyinde ortalama 22 milyar nöron bulunuyor.

Uzmanlar, vakit geçtikçe kalp krizinin beyinde açtığı hasarın büyüdüğüne dikkat çekerek kalp krizi geçirmekte olan hastalara mümkün olan en hızlı şekilde müdahale edilmesinin ve derhal tedavisinin yapılmasının önemine dikkat çekiyor.

Mavi forum

Türkiye'de kuş gribi hastalığı bitti

Hastalık çıkan bölgede, toplam 10 bin 147 kümes hayvanı itlaf edilerek, sahiplerine 104.9 milyon YTL tazminat ödendi.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türkiye’de yaşanan kuş gribi ve vebası hastalığının bittiğine dair hazırladığı “Final Rapor”unu, Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı (OİE) ile Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’na bildirdi.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Balıkesir’in Manyas İlçesi’nde 5 Ekim’da ortaya çıkan tavuk vebası (Avian influenza, kuş gribi) hastalığıyla ilgili olarak bakanlığın gerekli tedbirleri aldığıve hastalığın tamamen ortadan kaldırıldığı belirtildi ve Final Raporu’nda OİE ile AB Komisyonu’na 8 Aralık’ta gönderildiği kaydedildi.

Hastalık çıkan bölgede, toplam 10 bin 147 kümes hayvanının itlaf edilerek, sahiplerine 104.9 milyon YTL tazminat ödendiği hatırlatılan açıklamada, hastalığın görüldüğü dönem içinde tüm şüpheli ölüm ve hastalık ihbarlarının değerlendirmeye tabi tutulduğu vurgulandı.

Laborauarlarda 1362 örneğin tetkik edildiğine dikkat çekilen açıklamada, gözetim bölgesindeki ticari işletmelerle köy tavuklarındanrastgele 1706 örnek toplanarak incelendiği de kaydedildi.

Mavi forum

3 Haziran 2007 Pazar

Prostat kanserinde Brakiterapi/6aralık

Prostat kanserinde Brakiterapi (radyoaktif kaynak implantları) yönteminin tercih edilme nedenleri...


Son yıllarda, impotans ve idrar kaçırma gibi yaşam kalitesini olumsuz etkileyen komplikasyonlara yol açmadığı için yoğun olarak tercih eedilen Brakiterapi yöntemi, yaklaşık bir yıl boyunca prostat dokusunun ortasına yerleştirilen ve düşük dozda ışın veren iyot 125 radyoaktif kaynakları ile kanserli dokunun yavaş ve sürekli ışınlanması esasına dayanıyor.

Brakiterapi (radyoaktif kaynak implantları), prostat kanserinin organa sınırlı evrelerinde cerrahi girişime alternatif olabilen, hastada minimal travmaya sebep olan bir tedavi yöntemidir.

Brakiterapi yöntemi ile küçük radyoaktif kaynaklar (seed’ler) prostatın içine yerleştirilir. Her seed 4,5 mm. uzunluğundadır. Tedavi, kanser hücrelerinin radyasyona karşı normal hücrelerden daha fazla hassasiyet göstermesi esasına dayanır. Her seed çevresindeki dokuya belirli bir dozda radyasyon yayar. Bu seedleri belirli mesafelerde prostatın her tarafına yayarak, kanserli hücreleri yok etmek üzere tam gereken ölçülerde radyasyon ulaştırılmış olunur. Bu işlem doğrudan prostatın içerisinde gerçekleştirildiğinden çevredeki organ ve dokulara hiçbir zarar verilmez.

Brakiterapinin başarısı, uygulanan hasta sayısında hızla artışa neden oluyor. ABD’de 1996’da 190 bin prostat kanserli hastanın sadece 8 binine (% 4.2) brakiterapi yapılırken, 2001’de bu rakam 45 bin (% 27) üzerinde, 2006’da ise hastaların % 50’sine yapılacağı öngörülüyor.


ABD’de standart bir tedavi şekli olan Brakiterapi, Türkiye’de ise ilk olarak 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde uygulandı. Hattat Hastanesi, bu tedavinin uygulandığı ilk özel merkez olma niteliğinde. Hasta ve hekimlerin bu tedavi konusunda bilgilendirilmesi ile hasta sayısının hızla artacağı düşünülmektedir.

Brakiterapi işlemi
Bu işlem için bilgisayar bağlantılı 3 boyutlu özel bir ultrason kullanılır. Üroloji uzmanı ile radyasyon fizikçisi bir ekip olarak, bilgisayar tarafından işaretlenen tümörlü hücrelerin bulunduğu bölgelere seedleri yerleştirir. Diğer dokulara hiçbir zarar verilmeden tümörler yok edilir.

İşlem sonunda röntgen filmi ile alınan görüntüde taneciklerin dağılımı kontrol edilir:

Tüm bu işlem yaklaşık 1 saat sürer. Hasta hemen akabinde normal hayatına devam eder.

Uygun hasta seçimi
Bu yöntem için uygun hasta seçimi büyük önem taşır. Bu işlem,
Erken safhada teşhis edilmiş,
Tümörün kapsül dışına yayılmadığı
Prostat volümünün 50ccm’den küçük,
PSA’nın 10’dan küçük
olduğu hastalarda rahatlıkla uygulanabilir.

Tedavinin avantajları
Bu tedavi hastalara son derece önemli avantajlar sağlar:
Klasik ışın tedavisine göre çok daha yüksek doz radyoterapi yapmak mümkündür.
Cerrahi risk son derece düşüktür.: Ameliyat kesisi yoktur, tek seansta yapılır, kanama ve tromboemboli(pıhtı ile damar tıkanması) riski yok denecek kadar azdır.
Radikal prostatektomi ile eş değerde başarı oranları sağlamaktadır.
1 günlük bir prosedürdür.: Ayaktan yapılabilir, erken iyileşme ve normal aktiviteye dönüş sağlar.
Sağlık koşulları ameliyata uygun olmayanlarda dahi uygulanma şansı vardır.
Prostat çevresindeki sağlam dokulara(barsak, mesane ve üretra) zararı çok azdır
Tedavi sonucu impotans (sertleşme sorunu) görülme oranı son derece düşüktür.
Tedavi sonucu inkontinans (idrar kaçırma) görülme oranı son derece düşüktür.

800 civarında takip edilen brakiterapi hastasında 18 ile 156 aylık bir zaman diliminde hastalıksız yaşam yüzdesi % 77 ile % 85 arasındadır.

ERKEKLERDE EN ÇOK GÖRÜLEN VE EN SIK TEŞHİS EDİLEN KANSER: PROSTAT KANSERİ
Prostat kestane büyüklüğünde bir cinsiyet bezidir. Hemen idrar kesesinin altında yerleşmiştir ve idrar yapma sırasında idrar torbasından aşağı idrar taşıyan kanal olan üretranın bir kısmını çevreler. Prostatın birincil rolü ejakülasyon için gerekli sıvının bir kısmını sağlamaktır.

40 yaşını aşmış bir çok erkekte vücuttaki hormonal değişikliklere bağlı olarak prostatta büyüme başlar. Bu büyüme çoğunlukla prostatın kanser olmayan büyümesi ya da tıbbi terimi ile Benign Prostat Hiperplazisi (BPH) dir. BPH üretrada tıkanıklığa yol açarak idrar akışını etkilemediği takdirde bir tedavi gerektirmez.

Prostat kanseri ise özellikle erken dönemlerinde çok sinsi bir hastalıktır, kişide kanserle birlikte prostat büyümesi ve buna bağlı şikayetler mevcut değilse kanserin kendisine özgü hiç bir belirtisi bulunmayabilir. Ancak erkeklerde en çok görülen kanser olan prostat kanserinde erken teşhis hayat kurtarır. Gelişmekte olan teknoloji küçük müdahaleler ve minimum yan etkilerle iyileşme sağlayabilmektedir.

Prostat kanseri de diğer kanser türleri gibi vücuttaki normal hücre büyümesinin bozularak sonuç olarak tümör adı verilen bir doku kitlesi oluşturması durumudur. Tam olarak sebebi bilinmese de, yaş, ırk ve genetik faktörlerin büyük rol oynadığı tespit edilmiştir. % 9 unun kalıtsal geçişli olduğu düşünülmektedir. 50 yaşın üzerinde % 30 oranında, 80 yaşından sonra % 60-70 oranında görülür. ABD’de her 6 erkekten birinde klinik anlamlı prostat kanseri oluşmaktadır.

Erken Teşhis Hayat Kurtarır!
Prostat kanseri erken safhasında teşhis edilirse, doğru ve yerinde bir tedavi ile iyileşme şansı yüksek bir hastalıktır. Henüz kapsül dışına yayılmamış ise kanserin yok edilmesi mümkündür. Bu nedenle, 45 yaşını aşan erkeklerin yılda bir kez prostat kontrolünden geçmesi çok büyük önem taşır.

Mavi forum

cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve koruma yolları

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar (CYBE), başlıca bulaşma yolu, cinsel salgılar nedeniyle korunmasız cinsel ilişki olan HIV ve Hepatit-B virüsü de dahil olmak üzere çok sayıda bakteri, virüs, mantar ve parazitin ortaya çıkardığı hastalıkları kapsar. Cerrahpaşa Tıp Fak. Androloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Halim Hattat, cinselle yolla geçen hastalıkları Mynet okurları için yazdı.

Sık görülmelerinin yanında, erken tanı ve tedavi uygulanmadığı takdirde bu hastalıkların neden olduğu ek bazı sağlık sorunları ile de karşılaşılmaktadır. Bu hastalıklar, cinsel eşlerden sadece birinin sağlık sorunu değildir.

Korunmasız cinsel ilişki (prezervatif kullanmama) hastalığın sağlam eşe de bulaşmasına neden olur. Bunun yanında, tedavisi yapılmamış cinsel yolla bulaşan bir hastalığı olan hamile kadınların, doğum öncesi veya hemen doğum sonrası dönemde, bebekleri de risk altındadır.

Kadın veya erkekte kısırlık, düşük, yenidoğan bebeklerde görülen bazı enfeksiyonlar, dış gebelik, genital organ kanserleri ve ölüm cinsel yolla bulaşan hastalıkların neden olduğu sağlık sorunlarındandır.

Hangi hastalıklar cinsel ilişki yoluyla bulaşabilir?

Bugün için 40'dan fazla cinsel yolla bulaşan hastalık bilinmektedir. En sık rastlanılanları:

-HIV enfeksiyonu (AIDS )
-Hepatit B
-Bel soğukluğu (Gonore)
-Frengi
-Klamidyoz
-Kandidiyazis
-Trikomoniyazis
-Yumuşak şankır
-Granuloma inguinale
-Genital herpes
-Lenfogranuloma venerium

Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda belirtiler ne zaman ortaya çıkar?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklarda bazen belirti yoktur ya da kişiyi rahatsız etmeyecek kadar hafif belirtileri olabilir. Özellikle kadınlarda bazen hiç belirti görülmez. Ancak, tedavi edilmediği sürece, belirtisiz enfeksiyonu olanlar, bilmeden hastalığı başkalarına bulaştırırlar.

Cinsel temastan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıkması için geçen süre (kuluçka süresi) hastalıktan hastalığa farklıdır. Hastalık etkeni bulunduran biriyle girilen cinsel ilişki sonucu bulaşan mikroplar ya da virüsler cinsel organlarda akıntı, şişlik, ağrılı/ağrısız yaralar gibi belirtilere neden olabilirlerse de bazen, bulaştıktan sonra hiç bir belirti vermeyebilirler. Bu nedenle sağlıklı görünen biriyle girilen cinsel ilişkiden hastalık kapmak ya da kendi hastalığını bilmeden başkalarına bulaştırmak çok kolaydır.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon etkenleri ilişki sırasında salgı alışverişi dışında, herhangi bir nedenle etken bulunduran kan nakli, hasta biri tarafından kullanılmış iğne ile enjeksiyon, anneden bebeğine kan yoluyla ya da doğum sırasında hatta kısmen emzirme ile geçebilir. Yiyecekler ve kaplardan ya da aynı ortamda yaşamakla bu tür hastalıklar bulaşmazlar.

Cinsel ilişki sırasında erkeklerden kadınlara hastalık bulaşması cinsel organların yapısı nedeniyle daha kolaydır. Birlikte yaşayanların başkalarıyla cinsel ilişkide bulunmamaları kendilerini ve eşlerini bu tür hastalıklardan korur. Ancak bireyler daha önceki cinsel ilişkilerinden edindikleri bulaşmaları yeni eşlerine taşıyabilirler. Herkes, özellikle de çok eşli olanlar için karşılıklı olarak korunma yolu, her cinsel ilişkide erkeğin ya da kadının kondom kullanmasıdır. Alışılmışın dışında bir durum olduğunda hekime başvurulmalıdır.

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlarda Her İki Cinste de Görülebilen Ortak Belirtiler

-Ağrılı idrar yapma, idrar yaparken güçlük, sık idrara çıkma.
-Cinsel organlarda ağrılı/ağrısız açık yaralar ya da kabarıklar.
-Cinsel organlarda siğil ve uçuklar.
-Kol ve bacaklarda kaşıntısız kızarıklıklar, döküntüler.
-Cinsel organda karıncalanma hissi ya da kaşıntı.
-Baş ağrısı, halsizlik, bulantı, kusma.
-Ateş, üşüme.
-Ağızda yaralar.
-Kasıklarda şiş ve ağrılı bezeler.
-Deri altında şişlikler.

Erkeklerdeki Belirtiler

-Penisten akıntı (yeşil, sarı renkli) gelmesi.

Kadınlardaki Belirtiler

-Düzensiz adet kanaması.
-Kasık ve/veya bel ağrısı.
-Her zamankinden farklı nitelikte vajinal akıntı (beyaz, grimsi, yeşil, sarı, köpüklü, iltihaplı, kokulu)
-Ağrılı ya da güç cinsel ilişki.

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar ve HIV/AIDS Aşağıda Belirtilen Yollarla Bulaşmaz:

-Havadan bulaşmaz.
-Birlikte yaşama, çalışma, mutfak malzemeleri, telefon, kağıt-kalem gibi eşyaların paylaşımıyla bulaşmaz.
-Hamam böceği, kene, tahta kurusu, sivrisinek, karasinek gibi hayvanların ısırması ile CYBE ve HIV bulaşmaz.
-Aksırık, öksürük, tükürük ve balgamla bulaşmaz.
-Aynı taşıt aracını kullanma ya da evcil hayvanların bakımıyla bulaşmaz.
-Kan vermeyle bulaşmaz.
-Yüzme havuzu, banyo küveti, hamam ve duştan bulaşmaz.
-Çeşmeler, su içilen musluklar ya da dolaplardan bulaşmaz.
-Kucaklama ya da kısa süreli okşama ile bulaşmaz.

Tedavi

Tedavi edilebilen gonore, klamidya, frengi, trikomonas gibi CYBE'de antibiyotikler kullanılmaktadır. İlaçları doktorun gerekli gördüğü durumlarda, önerdiği süre ve dozda eşle birlikte kullanmak gerekir. Aksi halde yararı değil zararı vardır. Tedavi edilemeyen yani çaresi olmayan CYBE'nin bazı belirtilerini azaltmak ya da yok etmek mümkündür. Fakat bu, hastalığı tamamen ortadan kaldırmak demek değildir.CYBE'yi tedavi etmenin en iyi yolu, bir klinikte erken teşhis ve tedavidir. Özel laboratuvar testleriyle tanı konulmalı, yayılmayı önlemek için olabildiğince çabuk tedavi edilmelidir. Yeni bir CYBE ya da hastalığın tekrarlanmasını önlemek için, hastanın cinsel eşi(leri) de izlenmeli ve tedavi edilmelidir.

Sizde herhangi bir cinsel yolla bulaşan hastalık olduğundan kuşkulanıyor musunuz?

Cinsel yolla bulaşan hastalıkların tanısı hekim tarafından konabilir. Yukarıdaki belirtiler cinsel yolla bulaşan hastalıklara işaret edebilir.

-Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayınız!
-Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtilerinden kuşkulandığınızda hekime başvurunuz.
-Cinsel eşinizin de muayene ve gerekirse tedavisini yaptırınız.

UNUTMAYINIZ:

-Cinsel ilişkide kondom kullanınız.
-Cinsel eş sayısının artmasının, hastalık bulaşma riskini de arttırdığını unutmayınız.
-Hastalık belirtisi olmadan da bulaşma olabileceğini unutmayınız.
-Size nakledilecek kanda gerekli testlerin yapılıp yapılmadığını sorunuz.
-Başkalarının kullandığı şırınga ve iğneyi kullanmayınız. Bir defa kullanılıp atılan şırınga ve iğne kullanılmasını isteyiniz



alıntıdır

Mavi forum