Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Özgöztaşı, bir tek sigaranın insan cildinin 90 dakika yeterli oksijen almasını engellediğini söyledi.
Sigaranın ciltte kırışıklıkların artmasının yanı sıra pek çok ciddi hastalıklara neden olduğunu belirten GAZÜ Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Özgöztaşı, sigaranın ciltte oluşturabileceği olumsuz etkileri önlemenin tek yolunun sigarayı bırakmak olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Özgöztaşı, günde içilen bir paket sigaranın insanın cilt dokusunun yaklaşık bir gün boyunca yeterli oksijen almasını engelleyebileceğini belirtti.
Sigaranın ana maddesi olan nikotinin derideki kan damarlarında daralmaya yol açıp damarın beslediği dokunun yeterli oksijen almasını engellendiğini, bu durumun ciltteki yaraların iyileşmesinde gecikmeye yol açtığını ifade eden Özgöztaşı, şöyle konuştu:
“Bir tek sigara insan cildinin 90 dakika yeterli oksijen almasınıengelliyor. Sigara ciltte kırışıklıkların artmasının yanı sıra çok ciddi hastalıklara neden oluyor. Sigara özellikle kadınlarda yüz bölgesindeki kırışıklıkların artmasına ve cildin daha soluk olmasına sebebiyet veriyor. Bunun nedeni sigaranın derideki kolejen ve elastik liflerde bozulmaya neden olması. Bu durum ultraviyole ışınlarla birleşince kırışıklık oluşumu daha da artıyor.”
Koltuk altında ve kasıklardaki iltihaplanmanın ya da avuç içlerinde ve ayak tabanlarında görülen sedef türü bir hastalığın sigara içenlerde daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Özgöztaşı, “Sedef hastalığının formu olan bu cilt hastalığının, sigara içenlerdeiçmeyenlere oranla 7 kat daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir” dedi.
Cilt kanserlerinin sigara içenlerde daha sık görüldüğünü, bunun nedeninin sigaranın bağışıklık sistemine baskılayıcı bir etki yapması olduğunu ifade eden Özgöztaşı, şöyle devam etti:
“(Malin melenom) denilen cilt kanseri sigara içenlerde daha ağır seyrediyor ve kötü sonuçlar doğurabiliyor. Genital bölgedeki ve dudaktaki kanser türleri de sigara içenlerde daha sık görülüyor. Ağız içinde görülen beyazımsı plakaların daha sora kanserleşme riski var. Bu da çoğunlukla sigara içmeyle birlikte görülüyor. Diş eti hastalıklarına da sigara içenlerde daha fazla rastlanıyor.”
Özgöztaşı, ayak parmaklarındaki damarların daralmasıyla doku ölümüne neden olabilen “burger” hastalığının, sigara içenlerde daha çok görüldüğünü, hastalığın tedavi edilmemesinin ayak parmaklarının kesilmesine kadar varan ciddi sonuçlar doğurabildiğini vurguladı.
Sigara içenlerin saçlarının daha erken beyazladığının belirlendiğini ifade eden Özgöztaşı, “Pasif içicilerin ciltleri, aktif içiciler kadar olmasa bile bu tehlikelerle karşı karşıyadır” diye konuştu.
Özgöztaşı, sigaranın ciltte oluşturabileceği olumsuz etkileri önlemenin tek yolunun sigarayı bırakmak olduğunu kaydetti.
Mavi forum
3 Haziran 2007 Pazar
Türkiye'nin sigara gerçeği/6aralık
Türkiye Toraks Derneği Tütün ve Sağlık Çalışma Grubu Başkanı Esra Uzaslan, Türkiye’de günde 200-250 kişinin sigaradan kaynaklanan nedenlerle öldüğünü belirtti.
Türkiye’de sigara içen 17 milyon kişinin günde 40 milyon doları, yılda ise yaklaşık 15 milyar doları sigaraya verdiklerini belirten Esra Uzaslan, “sigaraya başlama yaşı 12’ye kadar düştüğü Türkiye’de eğitim düzeyi arttıkça sigara alışkanlığı da artmaktadır” dedi.
Türkiye Toraks Derneği Tütün ve Sağlık Çalışma Grubu Başkanı Esra Uzaslan, Türkiye Toraks Derneği’nin, 3-4 Aralık tarihlerinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryumu’nda gerçekleştireceği “Tütün ve Kontrolü” konulu sempozyumun tanıtımı için basın toplantısı yaptı.
Dünyada 1.3 milyar kişinin sigara içtiğini ve her yıl 4.9 milyon kişinin sigara nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Uzaslan, sigara içenlerin yüzde 15’inin gelişmiş, yüzde 85’inin de gelişmekte olan ülkelerde yaşadığını bildirdi.
Türkiye’nin tütün üreten, ihraç-ithal eden ve tüketen bir ülke olduğunu anımsatan Uzaslan, ülkede erişkin nüfusun yüzde 51’inin sigara içtiğini ve sigara içme yaşının 12’ye kadar indiğini anlattı.
“DENEYEN 4 KİŞİDEN 3’Ü TİRYAKİ OLUYOR”
Türkiye’de tütün kullanımının toplumun her kesiminde yaygın olduğunu ifade eden Uzaslan, “Türkiye’de sigara salgını var” dedi. Sigaraya başlama nedenlerini, “akran etkisi, ulaşılabilirlik, rol modeller, görsel basın, film, klip, gizli reklam ve promosyonlar” olarak sıralayan Esra Uzaslan, sigarayı bir kez deneyen 4 kişinin 3’ünün sigara tiryakisi olduğuna işaret etti.
Fiyatının ucuz olması, tane ile satılması, gençlerin aile ve arkadaş ortamından rahatça edinebilmelerinin sigara tüketiminde etkili olduğunu kaydeden Uzaslan, kırsal alandaki kadınlar arasında sigara içiminin çok az olduğunu ancak kentlerde kadınların sigara içim oranının yükseldiğini, hatta eğitimli ve kültürlü kadınlar arasında sigara içme alışkanlığının arttığını söyledi.
Uzaslan, Türkiye’nin 1990-1999 yılları arasında Bulgaristan ve Pakistan’dan sonra sigara tüketiminin en fazla arttığı üçüncü ülke olduğunu ifade ederek, Türkiye’nin dünya tütününün yüzde 4’ünü ürettiğini bildirdi.
Kapalı mekanlarda sigara içilmesine devam edilmesinin büyük bir sorun olduğunu anlatan Uzaslan, pasif içicilerin kanser olma riskinin de çok yüksek olduğunu söyledi. Türkiye’nin Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi’ni imzaladığını, sigara ile ilgili kanunun da iyi hükümler içerdiğini anlatan Uzaslan, ancak kanunun uygulanmasının yeterli olmadığını kaydetti.
“ÖLÜMLER 6 KAT ARTTI”
Tütün endüstrisinin sigarayı popüler kültürün bir parçası haline getirmek için filmleri, televizyonu, müzikleri ve interneti araç olarak kullandığını dile getiren Uzaslan, şöyle devam etti:
“Ülkemizde sigara içen 17 milyon kişi günde 40 milyon doları, yılda ise yaklaşık 15 milyar doları sigaraya vermektedir. Bu, 17 milyon kişinin 4 milyonu hayatından 7 yıl, 4 milyonu ise 22 yıl kaybederek ölecektir. Ülkemizde her yıl yaklaşık 100 bin kişi sigarayabağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Sigaranın yol açtığı hastalıklar nedeniyle ülkemize verdiği yıllık ekonomik zarar ise 2.7 milyar dolardır. Sigara yetişkin kişileri erken yaşta verimli çağlarında öldürerek de ülke ekonomisine zarar vermektedir. Türkiye’de 3 milyon KOAH hastası bulunmaktadır. Her yıl 50 bin yeni akciğer kanseri olgusu ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de 1965-1997 yılları arasında sigara içimi ile ilgili hastalıklardan ölümler 6 kat artmıştır. Pnömoni, astım, tüberküloz hastalıklarının artışı ve alevlenmelerinde de sigara rol oynar. Ülkemizde sigaranın oluşturduğu 24 hastalığın tanı ve tedavi maliyeti bir milyar dolar olarak hesaplanmaktadır.”
“HER GÜN BİR UÇAK DÜŞÜYOR”
Türkiye’de günde 200-250 kişinin sigara ve ona bağlı nedenlerden öldüğünü belirten Uzaslan, “Bir uçağın 250 kişi taşıdığını varsayalım. Türkiye’de her gün sigara nedeniyle bir uçak düşüyor ve insanlar ölüyor. Böyle bir haber gazetelerde günlerce yer alırdı. Ama sigara nedenli ölümler bu kadar yer almıyor” diye konuştu.
Sigara ile mücadelede kalıcı çözümün ancak geniş kapsamlı ulusal tütün kontrol stratejilerinin geliştirilmesi ve program halini alarak sürekliliğinin sağlanması ile olabileceğini anlatan Uzaslan, Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı Ulusal Tütün Kontrol Programı’nı bir an önce uygulamaya geçirmesini istedi.
Uzaslan, 2 gün sürecek sempozyumda, sigara ve zararları, sigarayı bırakma yöntemleri, ulusal olarak yapılması gerekenler konularında görüş alışverişinde bulunulacağını anlattı.
Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Eyüp Sabri Uçan da, Türkiye’de son 10 yılda sigara tüketiminin yüzde 50 arttığını belirterek, “Sigara, tüm kanserlerin yüzde 70’inin, akciğer kanserlerinin yüzde 90’ının teknedeni. Sigara içmeyen kadınlar da kocalarının dumanlarından etkilenip hastalanıyorlar” dedi.
Uçan, sigaranın öldürdüğü bilinerek satılan tek ürün olduğunu kaydetti.
Mavi forum
Türkiye’de sigara içen 17 milyon kişinin günde 40 milyon doları, yılda ise yaklaşık 15 milyar doları sigaraya verdiklerini belirten Esra Uzaslan, “sigaraya başlama yaşı 12’ye kadar düştüğü Türkiye’de eğitim düzeyi arttıkça sigara alışkanlığı da artmaktadır” dedi.
Türkiye Toraks Derneği Tütün ve Sağlık Çalışma Grubu Başkanı Esra Uzaslan, Türkiye Toraks Derneği’nin, 3-4 Aralık tarihlerinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Oditoryumu’nda gerçekleştireceği “Tütün ve Kontrolü” konulu sempozyumun tanıtımı için basın toplantısı yaptı.
Dünyada 1.3 milyar kişinin sigara içtiğini ve her yıl 4.9 milyon kişinin sigara nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Uzaslan, sigara içenlerin yüzde 15’inin gelişmiş, yüzde 85’inin de gelişmekte olan ülkelerde yaşadığını bildirdi.
Türkiye’nin tütün üreten, ihraç-ithal eden ve tüketen bir ülke olduğunu anımsatan Uzaslan, ülkede erişkin nüfusun yüzde 51’inin sigara içtiğini ve sigara içme yaşının 12’ye kadar indiğini anlattı.
“DENEYEN 4 KİŞİDEN 3’Ü TİRYAKİ OLUYOR”
Türkiye’de tütün kullanımının toplumun her kesiminde yaygın olduğunu ifade eden Uzaslan, “Türkiye’de sigara salgını var” dedi. Sigaraya başlama nedenlerini, “akran etkisi, ulaşılabilirlik, rol modeller, görsel basın, film, klip, gizli reklam ve promosyonlar” olarak sıralayan Esra Uzaslan, sigarayı bir kez deneyen 4 kişinin 3’ünün sigara tiryakisi olduğuna işaret etti.
Fiyatının ucuz olması, tane ile satılması, gençlerin aile ve arkadaş ortamından rahatça edinebilmelerinin sigara tüketiminde etkili olduğunu kaydeden Uzaslan, kırsal alandaki kadınlar arasında sigara içiminin çok az olduğunu ancak kentlerde kadınların sigara içim oranının yükseldiğini, hatta eğitimli ve kültürlü kadınlar arasında sigara içme alışkanlığının arttığını söyledi.
Uzaslan, Türkiye’nin 1990-1999 yılları arasında Bulgaristan ve Pakistan’dan sonra sigara tüketiminin en fazla arttığı üçüncü ülke olduğunu ifade ederek, Türkiye’nin dünya tütününün yüzde 4’ünü ürettiğini bildirdi.
Kapalı mekanlarda sigara içilmesine devam edilmesinin büyük bir sorun olduğunu anlatan Uzaslan, pasif içicilerin kanser olma riskinin de çok yüksek olduğunu söyledi. Türkiye’nin Tütün Kontrol Çerçeve Sözleşmesi’ni imzaladığını, sigara ile ilgili kanunun da iyi hükümler içerdiğini anlatan Uzaslan, ancak kanunun uygulanmasının yeterli olmadığını kaydetti.
“ÖLÜMLER 6 KAT ARTTI”
Tütün endüstrisinin sigarayı popüler kültürün bir parçası haline getirmek için filmleri, televizyonu, müzikleri ve interneti araç olarak kullandığını dile getiren Uzaslan, şöyle devam etti:
“Ülkemizde sigara içen 17 milyon kişi günde 40 milyon doları, yılda ise yaklaşık 15 milyar doları sigaraya vermektedir. Bu, 17 milyon kişinin 4 milyonu hayatından 7 yıl, 4 milyonu ise 22 yıl kaybederek ölecektir. Ülkemizde her yıl yaklaşık 100 bin kişi sigarayabağlı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Sigaranın yol açtığı hastalıklar nedeniyle ülkemize verdiği yıllık ekonomik zarar ise 2.7 milyar dolardır. Sigara yetişkin kişileri erken yaşta verimli çağlarında öldürerek de ülke ekonomisine zarar vermektedir. Türkiye’de 3 milyon KOAH hastası bulunmaktadır. Her yıl 50 bin yeni akciğer kanseri olgusu ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de 1965-1997 yılları arasında sigara içimi ile ilgili hastalıklardan ölümler 6 kat artmıştır. Pnömoni, astım, tüberküloz hastalıklarının artışı ve alevlenmelerinde de sigara rol oynar. Ülkemizde sigaranın oluşturduğu 24 hastalığın tanı ve tedavi maliyeti bir milyar dolar olarak hesaplanmaktadır.”
“HER GÜN BİR UÇAK DÜŞÜYOR”
Türkiye’de günde 200-250 kişinin sigara ve ona bağlı nedenlerden öldüğünü belirten Uzaslan, “Bir uçağın 250 kişi taşıdığını varsayalım. Türkiye’de her gün sigara nedeniyle bir uçak düşüyor ve insanlar ölüyor. Böyle bir haber gazetelerde günlerce yer alırdı. Ama sigara nedenli ölümler bu kadar yer almıyor” diye konuştu.
Sigara ile mücadelede kalıcı çözümün ancak geniş kapsamlı ulusal tütün kontrol stratejilerinin geliştirilmesi ve program halini alarak sürekliliğinin sağlanması ile olabileceğini anlatan Uzaslan, Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı Ulusal Tütün Kontrol Programı’nı bir an önce uygulamaya geçirmesini istedi.
Uzaslan, 2 gün sürecek sempozyumda, sigara ve zararları, sigarayı bırakma yöntemleri, ulusal olarak yapılması gerekenler konularında görüş alışverişinde bulunulacağını anlattı.
Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Eyüp Sabri Uçan da, Türkiye’de son 10 yılda sigara tüketiminin yüzde 50 arttığını belirterek, “Sigara, tüm kanserlerin yüzde 70’inin, akciğer kanserlerinin yüzde 90’ının teknedeni. Sigara içmeyen kadınlar da kocalarının dumanlarından etkilenip hastalanıyorlar” dedi.
Uçan, sigaranın öldürdüğü bilinerek satılan tek ürün olduğunu kaydetti.
Mavi forum
Yılda 17 milyon insan kalpten ölüyor/6aralık
Kalp ve damar hastalıkları açısından Türkiye’nin durumunu değerlendiren Prof. Philip Pool-Wilson, “Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının önemli sebepleri, sigara içme alışkanlığı, yüksek kilo ve gittikçe artan diyabet oranı” dedi.
Dünya Kalp Federasyonu (World Heart Federation) Medyadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Prof. Philip Poole-Wilson, dünyada her yıl 57 milyondan fazla insanın öldüğünü, bunun yaklaşık 17 milyonunun kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirtti. Prof. Pool-Wilson, “Kalp ve damar hastalıklarından korunmak için sigara içme, düzgün beslen, tuz yeme, spor yap ve mutlu ol” dedi.
İlaç firması Bayer tarafından Almanya’nın Köln şehrinde düzenlenen”Kardiyovasküler Risk Yönetimi” konulu seminere katılan Prof. Pool-Wilson, burada Türk gazetecilere açıklamalarda bulundu. Dünyada her yıl 57 milyondan fazla insanın öldüğüne dikkat çeken Prof. Pool-Wilson, “Bunlardan yaklaşık 17 milyonu da kalp ve damar hastalıklarından ölüyor. Bu ölümlerin de yüzde 80’ini gelişmekte olan ülkelerde oluyor” dedi.
Dünyada insan nüfusunun giderek yaşlandığına dikkat çeken Prof. Pool-Wilson, enfeksiyon hastalıklarından ölümlerin giderek azalacağını dile getirerek, “Önümüzdeki 15 yılda kalp hastalıkları ve inmeden ölüm sayısı çok artacak ve bu gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini etkileyecek” diye konuştu.
Prof. Pool-Wilson, kadınlar ile erkeklerin eşit oranda kalp hastalığına yakalandıklarını, ancak erkeklerin kalp hastalığına kadınlardan daha erken yaşlarda, yaklaşık 10 yıl daha önce yakalandıklarını anlattı.
TÜRKİYE’DEKİ DURUM
Kalp ve damar hastalıkları açısından Türkiye’nin durumunu da değerlendiren Prof. Philip Pool-Wilson, “Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının önemli sebepleri, sigara içme alışkanlığı, yüksek kilo ve gittikçe artan diyabet oranıdır. Çünkü Türkiye’de yiyecekler çok güzel, çok lezzetli. Çok güzel pişiriliyor. İnsanlar çok fazla yedikleri için bu problemler ortaya çıkıyor” dedi.
Fakirlerin yiyecek bulamadıkları, zenginlerin ise yağlı yiyecekleri çok tükettikleri için kötü beslendiklerini kaydeden Prof. Pool-Wilson, insanların hareketsiz bir yaşam sürdürdüklerini, spor yapmadıklarını, bunun da kardiyovasküler hastalıklar riskini ciddi oranda artırdığını bildirdi.
Prof. Pool-Wilson, bir gazetecinin, “Evlilikte yaşanan mutsuzluklar sonucu depresyona giren kadınların kalp hastalıklarına yakalanma riski daha yüksek midir?” şeklinde sorması üzerine de, bunun komplike bir durum olduğunu, kalp hastalıklarının depresyona sebep olabileceği gibi, depresyonun da kalp hastalıkları için bir riskfaktörü olduğunu söyledi. İnsanların kendini iyi hissetmesi ile kalp hastalığı arasında ilişki olduğuna dikkat çeken Prof. Pool-Wilson, “Eğer kendini mutlu hissediyor ve gülüyorsan, kalp hastalığı geçirme riskin azalır. O sebeple gülmek gerekiyor” dedi. Ancak insanların mutlu olmalarının önünde bazı yapısal problemler olduğunu vurgulayan Prof. Pool-Wilson, çok küçük bir evde yaşayanların, çok çocuğu olanların, maddi sorunlar yaşayanların, evde sigara içilmesinin, sürekli mutfak işleri ile uğraşanların mutlu olmalarının daha zor olduğunu belirtti.
“KALP HASTALIKLARI GECİKTİRİLEBİLİYOR”
Bir gazetecinin “İnsan ömrünün uzatılması yönünde çalışmalar var. İnsan ömrünün uzamasıyla kalp hastalıkları artacak mı, azalacak mı?” şeklindeki sorusu üzerine de Prof. Pool-Wilson, koruma yöntemiyle hastalıkların geciktirilebildiğini, yani 50 yaşında olabilecek kalp hastalığını 70 yaşına atabildiklerini, ancak önleme konusunda başarılıolunamadığını kaydetti. Prof. Pool-Wilson, koruyucu hekimlikle 60-70 yaşındaki insanlarda kalp hastalıkları sayısının azaltılabildiğini, ancak 80 yaş grubunda hastalığın ve buna bağlı ölümlerin arttığını söyledi.
Bütün hastalıkların, genetik ve çevresel faktörlerin etkisi altında olduğuna işaret eden Prof. Pool-Wilson, bütün kardiyovasküler hastalıklar için 9 risk faktöründen bahsedileceğini, bu faktörler arasında bulunan kolesterol ve diyabetin genetik bir durum olduğunu, ancak genetik olmayan risklerin de bulunduğunu belirtti.
Prof. Pool-Wilson, “Kalp ve damar hastalıklarından korunmak için sigara içme, düzgün beslen, tuz yeme, spor yap ve mutlu ol” dedi.
Mavi forum
Dünya Kalp Federasyonu (World Heart Federation) Medyadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Prof. Philip Poole-Wilson, dünyada her yıl 57 milyondan fazla insanın öldüğünü, bunun yaklaşık 17 milyonunun kalp ve damar hastalıklarından kaynaklandığını belirtti. Prof. Pool-Wilson, “Kalp ve damar hastalıklarından korunmak için sigara içme, düzgün beslen, tuz yeme, spor yap ve mutlu ol” dedi.
İlaç firması Bayer tarafından Almanya’nın Köln şehrinde düzenlenen”Kardiyovasküler Risk Yönetimi” konulu seminere katılan Prof. Pool-Wilson, burada Türk gazetecilere açıklamalarda bulundu. Dünyada her yıl 57 milyondan fazla insanın öldüğüne dikkat çeken Prof. Pool-Wilson, “Bunlardan yaklaşık 17 milyonu da kalp ve damar hastalıklarından ölüyor. Bu ölümlerin de yüzde 80’ini gelişmekte olan ülkelerde oluyor” dedi.
Dünyada insan nüfusunun giderek yaşlandığına dikkat çeken Prof. Pool-Wilson, enfeksiyon hastalıklarından ölümlerin giderek azalacağını dile getirerek, “Önümüzdeki 15 yılda kalp hastalıkları ve inmeden ölüm sayısı çok artacak ve bu gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini etkileyecek” diye konuştu.
Prof. Pool-Wilson, kadınlar ile erkeklerin eşit oranda kalp hastalığına yakalandıklarını, ancak erkeklerin kalp hastalığına kadınlardan daha erken yaşlarda, yaklaşık 10 yıl daha önce yakalandıklarını anlattı.
TÜRKİYE’DEKİ DURUM
Kalp ve damar hastalıkları açısından Türkiye’nin durumunu da değerlendiren Prof. Philip Pool-Wilson, “Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarının önemli sebepleri, sigara içme alışkanlığı, yüksek kilo ve gittikçe artan diyabet oranıdır. Çünkü Türkiye’de yiyecekler çok güzel, çok lezzetli. Çok güzel pişiriliyor. İnsanlar çok fazla yedikleri için bu problemler ortaya çıkıyor” dedi.
Fakirlerin yiyecek bulamadıkları, zenginlerin ise yağlı yiyecekleri çok tükettikleri için kötü beslendiklerini kaydeden Prof. Pool-Wilson, insanların hareketsiz bir yaşam sürdürdüklerini, spor yapmadıklarını, bunun da kardiyovasküler hastalıklar riskini ciddi oranda artırdığını bildirdi.
Prof. Pool-Wilson, bir gazetecinin, “Evlilikte yaşanan mutsuzluklar sonucu depresyona giren kadınların kalp hastalıklarına yakalanma riski daha yüksek midir?” şeklinde sorması üzerine de, bunun komplike bir durum olduğunu, kalp hastalıklarının depresyona sebep olabileceği gibi, depresyonun da kalp hastalıkları için bir riskfaktörü olduğunu söyledi. İnsanların kendini iyi hissetmesi ile kalp hastalığı arasında ilişki olduğuna dikkat çeken Prof. Pool-Wilson, “Eğer kendini mutlu hissediyor ve gülüyorsan, kalp hastalığı geçirme riskin azalır. O sebeple gülmek gerekiyor” dedi. Ancak insanların mutlu olmalarının önünde bazı yapısal problemler olduğunu vurgulayan Prof. Pool-Wilson, çok küçük bir evde yaşayanların, çok çocuğu olanların, maddi sorunlar yaşayanların, evde sigara içilmesinin, sürekli mutfak işleri ile uğraşanların mutlu olmalarının daha zor olduğunu belirtti.
“KALP HASTALIKLARI GECİKTİRİLEBİLİYOR”
Bir gazetecinin “İnsan ömrünün uzatılması yönünde çalışmalar var. İnsan ömrünün uzamasıyla kalp hastalıkları artacak mı, azalacak mı?” şeklindeki sorusu üzerine de Prof. Pool-Wilson, koruma yöntemiyle hastalıkların geciktirilebildiğini, yani 50 yaşında olabilecek kalp hastalığını 70 yaşına atabildiklerini, ancak önleme konusunda başarılıolunamadığını kaydetti. Prof. Pool-Wilson, koruyucu hekimlikle 60-70 yaşındaki insanlarda kalp hastalıkları sayısının azaltılabildiğini, ancak 80 yaş grubunda hastalığın ve buna bağlı ölümlerin arttığını söyledi.
Bütün hastalıkların, genetik ve çevresel faktörlerin etkisi altında olduğuna işaret eden Prof. Pool-Wilson, bütün kardiyovasküler hastalıklar için 9 risk faktöründen bahsedileceğini, bu faktörler arasında bulunan kolesterol ve diyabetin genetik bir durum olduğunu, ancak genetik olmayan risklerin de bulunduğunu belirtti.
Prof. Pool-Wilson, “Kalp ve damar hastalıklarından korunmak için sigara içme, düzgün beslen, tuz yeme, spor yap ve mutlu ol” dedi.
Mavi forum
Yetkililere göre durum iyiye gidiyor/6aralık
Vietnamlı sağlık yetkilileri, kuş gribi salgınından en çok etkilenen ülkeler arasında ilk sıralarda yer alan Vietnam’daki durumda iyileşme görüldüğünü açıkladı.
Sağlık Bakanlığı’nın hayvan sağlığı dairesi başkan yardımcısı Hoang Van Nam, “Son haftalarda durum gözle görülür biçimde düzeldi. Ülkenin kuzeyinde havaların erken soğumasıyla salgın önceki yıllara göre daha erken ortaya çıkmıştı” açıklamasında bulundu.
Ülkedeki aşılama kampanyasıyla ilgili birçok tartışmanın gündeme geldiğini, ancak Vietnam’ın “aşılama ve gözetim” olmak üzere iki temel önlem içeren politikasını devam ettirdiğini belirten Nam, “Eğerdurum Aralık sonuna kadar iyileşmeye devam ederse ve Ocak ayında salgından etkilenen bölgelerin sayısı azalırsa Şubat ayında bu sezon için salgın tamamen kontrol altına alınabilir” ifadesini kullandı.
64 eyaletinden 22’sinde salgın görülen Vietnam’da 2003 sonundan buyana 93 kişi salgından etkilendi, bunlardan 42’si hayatını kaybetti. Ülkede 2.2 milyon civarında kümes hayvanı öldü ya da itlaf edildi.
Mavi forum
Sağlık Bakanlığı’nın hayvan sağlığı dairesi başkan yardımcısı Hoang Van Nam, “Son haftalarda durum gözle görülür biçimde düzeldi. Ülkenin kuzeyinde havaların erken soğumasıyla salgın önceki yıllara göre daha erken ortaya çıkmıştı” açıklamasında bulundu.
Ülkedeki aşılama kampanyasıyla ilgili birçok tartışmanın gündeme geldiğini, ancak Vietnam’ın “aşılama ve gözetim” olmak üzere iki temel önlem içeren politikasını devam ettirdiğini belirten Nam, “Eğerdurum Aralık sonuna kadar iyileşmeye devam ederse ve Ocak ayında salgından etkilenen bölgelerin sayısı azalırsa Şubat ayında bu sezon için salgın tamamen kontrol altına alınabilir” ifadesini kullandı.
64 eyaletinden 22’sinde salgın görülen Vietnam’da 2003 sonundan buyana 93 kişi salgından etkilendi, bunlardan 42’si hayatını kaybetti. Ülkede 2.2 milyon civarında kümes hayvanı öldü ya da itlaf edildi.
Mavi forum
3 bin çocuktan biri diyabetli/6aralık
Türkiye’de 3 bin çocuktan birinde diyabete rastlandığı belirtildi.
Çocuk ve Adolesan Diyabetikler Derneği (ÇADD) Başkanı Prof. Dr. Hülya Günöz, “çocuklarda diyabet, uzun süreli hastalıklar arasında görülme sıklığı açısından ilk sırada” dedi.
ÇADD Başkanı Prof. Dr. Hülya Günöz, diyabetin insülin eksikliği sonucu kan şekerinin yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve ömürboyu süren bir hastalık olduğunu söyledi. Prof. Dr. Hülya Günöz, halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin çocuklarda görülen tipinin, erişkin yaşlarda görülen diyabetten çok farklı özellikler gösterdiğini belirtti.
Çocuklarda görülen diyabetin çoğunlukla Tip-1 diyabet olduğunu ve genetik yatkınlığı olan bireyde çevresel faktörlerin etkisi ile pankreasın insülin yapan hücrelerinde harabiyetin olması ve vücudun insülin üretemez hale gelmesi ile ortaya çıktığını anlatan Günöz, şunları kaydetti:
“Etkin ve bilinçli tedavi edilmeyen diyabetik bir çocuk kan şekeri düşmesi veya artması sonucu kısa sürede komaya girebilir ve kaybedilebilir. Ayrıca iyi takip ve tedavi edilmezse uzun dönemde gelişen komplikasyonları ile körlük ve böbrek yetmezliğine yol açmasının yanında yüksek tedavi maliyetleri açısından da en masraflı hastalıklar arasında.”
“Çocuklarda diyabet, uzun süreli hastalıklar arasında görülme sıklığı açısından birinci sıradadır” diyen Günöz, “Dünyada son 30 yıldan bu yana sıklığı giderek artmaktadır. Diyabet sıklığı açısından ülkeler arasında büyük farklar bulunmaktadır. Son yıllarda özellikle 5 yaş altında görülen yeni diyabetli sayısında büyük artış vardır. Türkiye’de her yıl ortalama 3 bin çocuktan biri diyabete yakalanıyor. Ayrıca, 0-18 yaş arası her 300-1.500 çocuktan biri diyabetiktir” dedi.
İnsülin, enjektör, kan şekeri ölçüm cihazı ve şeker ölçme çubuklarına para sağlamanın, diyabetli çocuğun ve ailesinin yaşadığı zorluklar olduğunu ifade eden Günöz, “Çünkü diyabetik bir çocuğun aylık sağlık gideri bir asgari ücrete eşit oluyor” diye konuştu.
Mavi forum
Çocuk ve Adolesan Diyabetikler Derneği (ÇADD) Başkanı Prof. Dr. Hülya Günöz, “çocuklarda diyabet, uzun süreli hastalıklar arasında görülme sıklığı açısından ilk sırada” dedi.
ÇADD Başkanı Prof. Dr. Hülya Günöz, diyabetin insülin eksikliği sonucu kan şekerinin yükselmesi sonucu ortaya çıkan ve ömürboyu süren bir hastalık olduğunu söyledi. Prof. Dr. Hülya Günöz, halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin çocuklarda görülen tipinin, erişkin yaşlarda görülen diyabetten çok farklı özellikler gösterdiğini belirtti.
Çocuklarda görülen diyabetin çoğunlukla Tip-1 diyabet olduğunu ve genetik yatkınlığı olan bireyde çevresel faktörlerin etkisi ile pankreasın insülin yapan hücrelerinde harabiyetin olması ve vücudun insülin üretemez hale gelmesi ile ortaya çıktığını anlatan Günöz, şunları kaydetti:
“Etkin ve bilinçli tedavi edilmeyen diyabetik bir çocuk kan şekeri düşmesi veya artması sonucu kısa sürede komaya girebilir ve kaybedilebilir. Ayrıca iyi takip ve tedavi edilmezse uzun dönemde gelişen komplikasyonları ile körlük ve böbrek yetmezliğine yol açmasının yanında yüksek tedavi maliyetleri açısından da en masraflı hastalıklar arasında.”
“Çocuklarda diyabet, uzun süreli hastalıklar arasında görülme sıklığı açısından birinci sıradadır” diyen Günöz, “Dünyada son 30 yıldan bu yana sıklığı giderek artmaktadır. Diyabet sıklığı açısından ülkeler arasında büyük farklar bulunmaktadır. Son yıllarda özellikle 5 yaş altında görülen yeni diyabetli sayısında büyük artış vardır. Türkiye’de her yıl ortalama 3 bin çocuktan biri diyabete yakalanıyor. Ayrıca, 0-18 yaş arası her 300-1.500 çocuktan biri diyabetiktir” dedi.
İnsülin, enjektör, kan şekeri ölçüm cihazı ve şeker ölçme çubuklarına para sağlamanın, diyabetli çocuğun ve ailesinin yaşadığı zorluklar olduğunu ifade eden Günöz, “Çünkü diyabetik bir çocuğun aylık sağlık gideri bir asgari ücrete eşit oluyor” diye konuştu.
Mavi forum
Prospektüsü okumuyoruz/6aralık
Konya Eczacılar Odası Başkanı Harun Kızılay, ilacın nasıl kullanılacağı ya da yan etkileri gibi çok önemli bilgilerin yer aldığı prospektüslerin, Türkiye’de yeterince okunmadığını belirtti.
Harun Kızılay, prospektüslerin, Sağlık Bakanlığı’nca belirlenen bir standardı olduğunu, kullanıcının önemle okuması gereken, yan etki ya da kullanım şekli gibi bölümlerin, anlaşılır şekilde yazıldığını söyledi.
Kutuya daha kolay girip çıkması için prospektüslerin bazen küçük harf karakterleriyle yazıldığını anlatan Kızılay, “Halkımızın da okuma alışkanlığı az olduğu için sorunlar yaşanabiliyor. İlacın nasıl kullanılacağı ya da yan etkileri gibi çok önemli bilgilerin yer aldığıprospektüsleri okuma alışkanlığımız genel olarak yok” diye konuştu.
Eczacılardan, vatandaşa ilaç verirken kullanım şeklini de ayrıntısıyla anlatmalarını isteyen Kızılay, şunları kaydetti:
“En gözle görülür ilaç kullanım hatası, kuru toz ve sıvının ayrı ayrı bulunduğu süspansiyonlarda ortaya çıkıyor. Bir sıvıyla karıştırılıp kullanılan süspansiyon türü ilaçların, yeterince çalkalanmaması tedavinin başarısını etkiler. Bu nedenle özellikle antibiyotiklerde, sıvı karıştırıldıktan sonra şişe baş aşağı getirilip çan sallar gibi sallanmalıdır. İlacı oluşturan tozlar, yapıştığı şişe tabanından ancak bu şekilde kurtulabilecektir.”
Vatandaşlara, prospektüsü okumadan kesinlikle kendilerine verilen ilaçları kullanmamalarını tavsiye eden Kızılay, ilaçların hazırlanış şekline de özellikle dikkat etmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
Mavi forum
Harun Kızılay, prospektüslerin, Sağlık Bakanlığı’nca belirlenen bir standardı olduğunu, kullanıcının önemle okuması gereken, yan etki ya da kullanım şekli gibi bölümlerin, anlaşılır şekilde yazıldığını söyledi.
Kutuya daha kolay girip çıkması için prospektüslerin bazen küçük harf karakterleriyle yazıldığını anlatan Kızılay, “Halkımızın da okuma alışkanlığı az olduğu için sorunlar yaşanabiliyor. İlacın nasıl kullanılacağı ya da yan etkileri gibi çok önemli bilgilerin yer aldığıprospektüsleri okuma alışkanlığımız genel olarak yok” diye konuştu.
Eczacılardan, vatandaşa ilaç verirken kullanım şeklini de ayrıntısıyla anlatmalarını isteyen Kızılay, şunları kaydetti:
“En gözle görülür ilaç kullanım hatası, kuru toz ve sıvının ayrı ayrı bulunduğu süspansiyonlarda ortaya çıkıyor. Bir sıvıyla karıştırılıp kullanılan süspansiyon türü ilaçların, yeterince çalkalanmaması tedavinin başarısını etkiler. Bu nedenle özellikle antibiyotiklerde, sıvı karıştırıldıktan sonra şişe baş aşağı getirilip çan sallar gibi sallanmalıdır. İlacı oluşturan tozlar, yapıştığı şişe tabanından ancak bu şekilde kurtulabilecektir.”
Vatandaşlara, prospektüsü okumadan kesinlikle kendilerine verilen ilaçları kullanmamalarını tavsiye eden Kızılay, ilaçların hazırlanış şekline de özellikle dikkat etmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
Mavi forum
Kışın cilt hastalıkları artıyor!/6aralık
Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte cilt rahatsızlıklarının görülme sıklığı da artıyor.
Rüzgar, düşük nem, kirli hava ve kapalı ortamlarda daha uzun süre vakit geçirme zorunluluğu sivilcelerin artmasına neden oluyor. Melatoin hormonunun güneşsiz ortamlarda daha fazla salgılanması insanların kış aylarını daha stressli ve depresyona eğilimli geçirmelerine yol açarken stresle tetiklenen sedef, vitiligo gibi önemli deri hastalıklarının da görülme sıklığı artıyor.
Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm.Dr. Ayfer Bankaoğlu, cilt hastalıklarının neden kış aylarında artığını anlattı:
“Cildimiz her an dış dünyayla irtibat halinde olduğundan fiziksel etkenlerden ciddi oranda etkileniyor. Özellikle kış mevsiminde cilt sağlığını tehdit eden faktörler çoğalıyor. Kışın soğuk ve kuru hava, düşük nem, rüzgar, kirli hava ve asit yağmurlarına özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Bu doğal etkenlerin yanı sıra kışın gelmesiyle birlikte kapalı ortamlarda geçirilen zamanın artması da cilt sağlığını olumsuz etkiliyor. Melatonin hormonunun güneşsiz ortamlarda daha fazla salgılanması insanların kış aylarını daha stressli ve depresyona eğilimli geçirmelerine yol açıyor. Bu faktörlerin birleşmesi; akne (sivilce) ve egzama gibi cilt hastalıklarının görülmesinin yanı sıra stresle tetiklenen sedef, vitiligo gibi önemli deri hastalıklarının da artmasına neden oluyor. Ayrıca soğuk havanın neden olduğu cilt kuruluğu cildin yaşlanma sürecini de kolaylaştırıyor.”
ELİNİZ İÇİN KULLANDIĞINIZ SABUNU CİLDİNİZE KULLANMAYIN
Kuru cilt tipine sahip olanların, çocukların ve yaşlıların bu kış mevsiminden daha çok etkilendiğini belirten Uzm. Dr. Ayfer Bankaoğlu, cilt sağlığını kışın olumsuz etkilerinden korumanın yollarını anlattı:
“Yaşlılar, çocuklar ve derisi kuru olanlar kış mevsiminden en çok etkilenen grubu oluşturuyor. Bu aylarda havadaki nem azalırken kalorifer, soba ve klima gibi cihazlar nem oranını daha da aşağıya çekiyor. Bu aşamada deri kuruluğuna bağlı gelişen veya şiddetlenen deri hastalıklarının önlenmesinde nemlendiricilerin kullanılması büyük önem taşıyor. Cilt temizliğinde, cildin PH değerine uygun tıbbi temizlik ürünleri kullanılmalı. El temizliği için kullanılan sabunların, yüz temizliği için kullanılması son derece yanlıştır. Çünkü el derisi, yüze oranla daha kalındır, bu yüzden cilt tipinize uygun temizleyicilerin kullanılması gerekmektedir. Günde birkaç kez duş almak, sık sabun kullanmak cilt kuruluğunu artıran faktörlerdir. Özellikle çok sık duş alan kişiler, cilt bakımlarını ihmal etmeyerek, banyodan sonra mutlaka nemlendirici kullanmalıdırlar. Ayrıca cildin yağlı olması, nemle karıştırılmamalıdır; yağlı cilde sahip kişiler de kış aylarında nemlendirici kullanmalıdırlar.”
CİLDİNİZ İÇİN ODANIZI NEMLENDİRİN
Cildin nemlendirilmesi kadar evin nemlendirilmesinin de önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Bankaoğlu, günde en az 1-1.5 litre su içilmesini önerdi:
“Soğuğun cilde olumsuz etkisini önlemek için nemlendirici dışında, sokağa çıkıldığında soğuktan koruyucu giysiler giyilmesi ve eldiven kullanılması yararlı olacaktır. Evlerin nemlendirilmesi de cilt nemlendirilmesi kadar önemlidir. Kalorifer peteklerinin üzerine ıslak havlu konulması, soba kullanılıyorsa, sobanın üzerine su koyulması odanın nemlendirilmesi açısından faydalı olacaktır. Günde en az 1-1.5 litre su içilmesi de derideki nem oranını artıracaktır. Saçların kirli ve kuru havaya daha fazla maruz kalacağı için bere veya şapka kullanılarak korunması da faydalı olacaktır.”
Mavi forum
Rüzgar, düşük nem, kirli hava ve kapalı ortamlarda daha uzun süre vakit geçirme zorunluluğu sivilcelerin artmasına neden oluyor. Melatoin hormonunun güneşsiz ortamlarda daha fazla salgılanması insanların kış aylarını daha stressli ve depresyona eğilimli geçirmelerine yol açarken stresle tetiklenen sedef, vitiligo gibi önemli deri hastalıklarının da görülme sıklığı artıyor.
Memorial Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm.Dr. Ayfer Bankaoğlu, cilt hastalıklarının neden kış aylarında artığını anlattı:
“Cildimiz her an dış dünyayla irtibat halinde olduğundan fiziksel etkenlerden ciddi oranda etkileniyor. Özellikle kış mevsiminde cilt sağlığını tehdit eden faktörler çoğalıyor. Kışın soğuk ve kuru hava, düşük nem, rüzgar, kirli hava ve asit yağmurlarına özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Bu doğal etkenlerin yanı sıra kışın gelmesiyle birlikte kapalı ortamlarda geçirilen zamanın artması da cilt sağlığını olumsuz etkiliyor. Melatonin hormonunun güneşsiz ortamlarda daha fazla salgılanması insanların kış aylarını daha stressli ve depresyona eğilimli geçirmelerine yol açıyor. Bu faktörlerin birleşmesi; akne (sivilce) ve egzama gibi cilt hastalıklarının görülmesinin yanı sıra stresle tetiklenen sedef, vitiligo gibi önemli deri hastalıklarının da artmasına neden oluyor. Ayrıca soğuk havanın neden olduğu cilt kuruluğu cildin yaşlanma sürecini de kolaylaştırıyor.”
ELİNİZ İÇİN KULLANDIĞINIZ SABUNU CİLDİNİZE KULLANMAYIN
Kuru cilt tipine sahip olanların, çocukların ve yaşlıların bu kış mevsiminden daha çok etkilendiğini belirten Uzm. Dr. Ayfer Bankaoğlu, cilt sağlığını kışın olumsuz etkilerinden korumanın yollarını anlattı:
“Yaşlılar, çocuklar ve derisi kuru olanlar kış mevsiminden en çok etkilenen grubu oluşturuyor. Bu aylarda havadaki nem azalırken kalorifer, soba ve klima gibi cihazlar nem oranını daha da aşağıya çekiyor. Bu aşamada deri kuruluğuna bağlı gelişen veya şiddetlenen deri hastalıklarının önlenmesinde nemlendiricilerin kullanılması büyük önem taşıyor. Cilt temizliğinde, cildin PH değerine uygun tıbbi temizlik ürünleri kullanılmalı. El temizliği için kullanılan sabunların, yüz temizliği için kullanılması son derece yanlıştır. Çünkü el derisi, yüze oranla daha kalındır, bu yüzden cilt tipinize uygun temizleyicilerin kullanılması gerekmektedir. Günde birkaç kez duş almak, sık sabun kullanmak cilt kuruluğunu artıran faktörlerdir. Özellikle çok sık duş alan kişiler, cilt bakımlarını ihmal etmeyerek, banyodan sonra mutlaka nemlendirici kullanmalıdırlar. Ayrıca cildin yağlı olması, nemle karıştırılmamalıdır; yağlı cilde sahip kişiler de kış aylarında nemlendirici kullanmalıdırlar.”
CİLDİNİZ İÇİN ODANIZI NEMLENDİRİN
Cildin nemlendirilmesi kadar evin nemlendirilmesinin de önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Bankaoğlu, günde en az 1-1.5 litre su içilmesini önerdi:
“Soğuğun cilde olumsuz etkisini önlemek için nemlendirici dışında, sokağa çıkıldığında soğuktan koruyucu giysiler giyilmesi ve eldiven kullanılması yararlı olacaktır. Evlerin nemlendirilmesi de cilt nemlendirilmesi kadar önemlidir. Kalorifer peteklerinin üzerine ıslak havlu konulması, soba kullanılıyorsa, sobanın üzerine su koyulması odanın nemlendirilmesi açısından faydalı olacaktır. Günde en az 1-1.5 litre su içilmesi de derideki nem oranını artıracaktır. Saçların kirli ve kuru havaya daha fazla maruz kalacağı için bere veya şapka kullanılarak korunması da faydalı olacaktır.”
Mavi forum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)