31 Mayıs 2007 Perşembe

Kan bağışı vücuda faydalı

Kayseri Kan Merkezi Müdürü Dr. Oktay Karacalar, kan veren vücudun daha dinç ve sağlıklı olduğunu söyledi.

Kayseri Kan Merkezi'nde 15 yıldır görev yapan Dr. Oktay Karacalar, halk arasındaki yanlış inanışlar sebebiyle kan verme oranının çok düşük olduğunu belirtti. Kan vermenin çok kısa süren bir işlem olduğunu söyleyen Dr. Karacalar, bir kişiden alınan bir ünite kanın birçok kişinin hayatını kurtarabileceğini kaydetti. Kan vermenin insan sağlığına sanıldığının aksine bir çok faydası olduğunun altını çizen Dr. Karacalar, "Kan vermenin vücuda hiçbir zararı yoktur. Vücutta dolaşan kan 120 günde bir kendini yenilemektedir. Kanın vücut içerisinde üstlendiği birçok görevler vardır. Kan verildiği zaman bu görevlerden hiçbirini aksatmaz. Aksine kan verildiği zaman vücut daha dinç olmakta ve insanlar kendilerini dana aktif hissetmektedirler. Kan veren kişinin vücudunun içinde dolaşan fazla miktarda yağ varsa o da kan verme yoluyla dışarı çıkar. Böylece kişi kendini daha sağlıklı hissetmektedir. Vücutta bulunan kan 120 günde kendini yenilediği için kan üreten hücrelerimiz hemen aktivite olmakta ve bunların çalışmasına başlamaktadır. Bu durum kan vermeye başlandığı andan itibaren oluşmaktadır. Bu da kan üreten hücreleri sürekli aktif halde tutmaktadır" dedi.
Halk arasında kan vermenin zararlı ve uzun süren bir işlem olduğu yönünde yanlış inanışların olduğuna da dikkat çeken Dr. Karacalar, "Sanıldığı gibi kan vermek çok zor, zaman alıcı ve can atıcı bir işlem değildir. Kan vermek 8 dakika gibi kısa bir sürede gerçekleşebilmektedir. Kullanılan bütün malzemeler steril olduğu için kan veren kişilerde herhangi bir şekilde bir hastalığın, mikrobun bulaşma riski söz konusu değildir. Kan veren şahıstan aldığımız bir ünite kan birçok hayat kurtarmaktadır" diye konuştu.

Kan vermekte gönüllüğün esas olduğunu ve Kayseri Kan Merkezi olarak ana hedeflerinin Kayseri ve civarının ihtiyacı olan kanı temin edip ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak olduğunu söyleyen Dr. Karacalar, herkesi kan vermeye sürekli olarak sahip çıkmaya davet ettiğini sözlerine ekledi.


Mavi forum

Çürük dişler kalp hastalığına neden olur


Bartın İl Sağlık Müdürü Dr. Osman Nacaroğlu, çürük dişlerin ve diş eti hastalıklarının, kalp hastalıkları, boğaz iltihapları, görme ve işitme bozukluğu, mide hastalıkları, böbrek iltihapları, eklem hastalıkları ve diş kayıplarına neden olduğunu belirtti.

Diş sağlığına dikkat çeken Bartın İl Sağlık Müdürü Dr. Osman Nacaroğlu, diş ve diş eti hastalıklarının beraberinde birçok rahatsızlığı getirdiğini söyledi. Nacaroğlu, "Çürük dişler ve diş eti hastalıkları, kalp hastalıkları, boğaz iltihapları, görme ve işitme bozukluğu, mide hastalıkları, böbrek iltihapları, eklem hastalıkları ve diş kayıplarına neden olmakta, hamilelerde erken doğum ve düşük doğum riskini artırmaktadır. Kötü ağız hijyeninin yol açtığı diş çürükleri ve diş eti hastalıklarından korunmada, öncelikle kişilerin kendi sağlıklarının bilincinde olması, bireylere düzenli olarak diş hekimliğine gitme alışkanlığının kazandırılması gerekmektedir. Çürükten korunmak için sabah kahvaltı sonrası ve gece yatmadan önce 2'şer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterli olacaktır. Fırçalama işleminde diş etlerine masaj yapacak tarzda dairesel hareketler yapılmalıdır. Fırçalarken aşırı kuvvet uygulamanın diş eti çekilmesine neden olacağı unutulmamalıdır. Diş sağlığımız için bol bol peynir, süt ve yoğurt tüketmeli, şekerli yiyecekler tükürük akışının yoğun olduğu ana öğünler sırasında yenmelidir. Sağlıklı ve güzel diş ve diş etleri için öğün aralarında da abur-cuburlarla değil elma, havuç gibi yıkanmış, taze meyve ve sebzeyle beslenmeliyiz" dedi.

İl Sağlık Müdürü Dr. Osman Nacaroğlu, halk arasında süt dişlerinin önemli olmadığına dair yanlış bir inanış olduğunu da söyleyerek, "Oysa ağız ve diş sağlığında dişlerin önemi süt dişlerinin sürmesiyle başlar. Süt dişleri çocuğun beslenmesinin yanı sıra düzgün konuşmasını da sağlamaktadır. Sağlıklı süt dişleri çiğneme işlemini gerçekleştirirken, aynı zamanda altında bulunan daimi dişin korunmasını ve zamanında sürmesini sağlar. Yani sağlıklı süt dişi sağlıklı kalıcı dişlerin en büyük garantisidir. Tedavi edilmeyen süt dişleri ağrı, koku, konuşma ve çiğneme zorluğu ve beslenme bozukluğuna sebep olur. Süt dişlerinin tedavi edilmeyip zamanından önce çekilmesi kalıcı dişlerin çapraşık çıkmasının ve çene gelişimindeki bozukluğun en önemli sebebidir. Bu sebeplerden dolayı süt dişleri 'nasıl olsa değişecek' mantığıyla ihmal edilmemeli, belirli aralıklarla diş hekimi tarafından mutlaka kontrol edilmelidir" diye konuştu.


Mavi forum

Nasıl Bir Uyku?

İnsanoğlu, hayatının yaklaşık üçte birlik dilimini uyuyarak geçirir. Ancak, uykunun insan hayatındaki yeri, sadece bu süreyle sınırlı kalmaz. Öyle ki, bir kimsenin uyku kalitesi, uyanık olduğu saatlere de tesir eder. Ayrıca uyku sırasında salgılanan büyüme hormonu çocukların gelişmesinde önemli bir rol oynarken, vazifeli diğer hormonlar da vücut sarayının bakımında, tamirinde ve hücrelerin yenilenmesinde istihdam edilir.

Bir insan uyumadan yaşayabilir mi?
Uyku, insanoğlunun hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan yeme, içme ve nefes alıp-verme gibi temel ihtiyaçlardan biri olarak kabul edilegelmiştir. İnsanoğlunun uykusuzluğa ne kadar dayanabileceği konusunda araştırmalar yapılmış, ortalama insanlar için bu sürenin genellikle 3-4 gün olduğu tespit edilmiştir. Bu süre sonunda kişilerde dalgınlık, sinirlilik, zamanı bilememe, hayal görme, kekeleme, konuşulanları anlayamama, ellerde titreme, vücutta yanma, ağrı ve görme bozuklukları gibi problemler ortaya çıkmıştır. Bu denemelerin en uzun sürelisi, Amerikalı bir üniversite öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. 11 günlük uykusuzluğun sonunda öğrenci psikoza benzer bir klinik tabloya girerken deney sonlandırılmıştır.
Sağlıklı bir insan günde kaç saat uykuya ihtiyaç duyar?
Uyku üzerindeki çeşitli araştırmalar, sağlıklı ve dengeli bir hayat için ihtiyaç duyulan uyku süresinin, kişinin genetik faktörlerine de bağlı olarak ortalama bir insan için 4-10 saat arasında değiştiğini, yetişkinler için günde ortalama 6-8 saat olması gerektiğini ortaya koymuştur. Diğer taraftan, gerçekten sekiz saat uyumak zorunda olmadığımızı, günde sadece altı, beş, hatta dört saat uykunun bile yeterli olabileceğini gösteren çalışmalar da vardır.

İhtiyaç duyulan süreden az veya çok uyumak ne gibi neticeler doğurur?
İhtiyaç duyduğu süreden az veya çok uyuyan kimseler, ölçülü uyuyanlara göre daha fazla sağlık problemleriyle karşılaşmaya eğilimlidirler. Bu konuda yapılan bir çalışmada, 71.000 kadın, 10 yıl boyunca izlenmiş, neticede iki önemli husus tespit edilmiştir. Bunlardan biri, uzun süren uykusuzluğun kalb hastalığı riskini artırması, diğeri ise, çok uyuyanların da, tıpkı yetersiz uyuyanlar gibi, daha fazla sağlık problemleriyle karşı karşıya kalması olmuştur. Uyku düşkünlüğü şişmanlık, şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, kas kitlesinde azalma, bağışıklık sistemi fonksiyonunda azalma ve depresyon gibi rahatsızlıklara da yol açabilmektedir.

Uyku süresiyle dinlenme arasında nasıl bir ilişki vardır?
Kendi tecrübelerimizden ve çevremizdekilerden de görürüz ki, uyku süresiyle dinlenme arasında her zaman doğru bir orantı yoktur. Az uyuyan bir kişinin, çok daha fazla uyuyana göre kendini daha dinlenmiş hissetmesinin sebepleri arasında, dinlendirici ve yeterli uyumasının büyük rolü vardır.

Kaliteli bir uyku için nelere dikkat etmek gerekir?
Kişinin günlük hayatında ve uyku öncesinde dikkat etmesi gereken bazı hususlar vardır:
- Akşam saatlerinde yatmadan en az iki saat önce hafif şeyler yenmelidir. Ağır yemekler bilhassa horlama ve solunum rahatsızlığı olanlar için daha büyük riskler taşımaktadır. Ayrıca, çay, kahve, kola gibi uyarıcı tesire sahip içecekler, uykuyu geciktirmektedir.
- Uyku ortamının rahatlığı önemlidir. Kaliteli bir uyku için ideal ortam; genellikle hafif ışıklı, gürültüsüz, çok soğuk veya çok sıcak olmayan bir oda ile, çok sert veya çok yumuşak olmayan bir yataktır.
- Düzenli bir uyku alışkanlığına sahip olunmalıdır. Kaliteli bir uykunun şartlarından biri, her gün olabildiğince aynı saatlerde uyumak ve uyanmaktır. Özellikle, hafta içinde düzenli bir uyku programına sahip olup, hafta sonlarında bu programın bozulması da, kaliteli uykuya engel teşkil eden faktörlerdendir.
- Sağ veya sol taraf üzerine yatılmalıdır. Uykuya dalma veya uyuma esnasında, yüzüstü veya yüzükoyun yatılması bazı rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir. Bazı hastalarda horlama ve solunum durması, sadece sırtüstü yatarken ortaya çıkmaktadır. Kişi için en uygun uyuma pozisyonu, sağ veya sol taraf üzerine yatılmasıdır. Gece boyunca normal bir insan, uykusunda genellikle iradesi dışında ve bir rahmet eseri olarak 10-15 defa hareket eder ve pozisyon değiştirir.

Uyku ihtiyacı hangi saatlerde karşılanmalıdır?
İdeal uyku saatlerinin hangileri olduğunu belirleyebilmek için, günün değişik zaman dilimlerinde ve uyku esnasında, insan bedeninde gelişen olayların iyi bilinmesi gerekir. Burada akla ilk olarak, insan vücuduna yerleştirilmiş bir sistem olan epifiz bezi gelmektedir. Beynin orta alt kısmına yerleştirilmiş olan bu bezin salgılamakla görevli olduğu hormonlardan biri de, melatonindir. Bu hormon vesilesiyle, uyku kolaylaştırılmakta ve uyku-uyanıklık çevrimi ayarlanmaktadır. Melatonin salgılanması, karanlığın tesiriyle akşam saatlerinde başlamakta ve zirveye çıktığı gece 0200-0300 saatlerine kadar da artarak devam etmektedir. Yani insanoğlunun bedenine fıtrî olarak, akşam saatlerinde uyumayı kolaylaştıracak bir sistem yerleştirilmiştir. Diğer taraftan, aşırı sun’î ışığa maruz kalma, gece yarısı televizyon seyretme ve elektromanyetik alanlar gibi dış tesirler, melatonin üretimini azaltmakta ve bu sistemin işleyişine zarar vermektedir.
Yapılan araştırmalar neticesinde, uykunun, metabolizmamızı ve dolaylı olarak enerji seviyemizi kontrol etmemize yardımcı olan TSH hormonunu dizginlenmesinde rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Bu sebeple, günümüzde Avrupa ülkelerinde, % 25-35 oranında düşük TSH seviyesine sahip kişilere, gecenin bir bölümünde uyanık kalmaları tavsiye edilmektedir.

Gündüz uykusu hakkında önemli tespitler de vardır. Konunun mütehassıslarına göre, gündüz uykusu için en uygun zaman, öğle saatleridir. Daha ziyade derin ve yavaş uyku döneminden oluşan yarım saatlik bir öğle uykusu, gece uykusunun iki saatine eşittir. Bu vesileyle gece daha az uykuya ihtiyaç hissedilecektir. Ayrıca günün diğer saatlerine göre nispeten daha verimsiz olduğu bilinen ve uykuya daha eğilimli olunan öğle saatlerinin uykuda geçirilmesiyle, günün diğer saatlerinin daha verimli ve zinde geçirilmesi de sağlanmış olacaktır. Bu uyku, sıcak iklim kuşaklarında sıkça uygulanmaktadır. Diğer taraftan Japonya’da bazı işyerlerinde, öğle uykusunun özendirilmesi için, bu saatlerde uyuyanlara mekan tahsis edilmekte ve ek ücret ödenmektedir.

Mavi forum

Sır hastalık, MS!


Türkiye'de 35 bin hastasının var olduğu tahmin edilen Multipl Skleroz (MS), nedeni hâlâ bilinmeyen hastalıklardan. Kimlerin MS olabileceği önceden söylenemiyor ama kadınlarda 2 kat daha fazla görüldüğü ve gençlerde sık rastlandığı biliniyor.
Beynin konuşma, yürüme, görme gibi fonksiyonları üzerindeki kontrolünü kaybetmesine neden olan MS, ileri dönemde tekerlekli sandalyeye mahkûm olmaya kadar götürebiliyor. MS, bağışıklık sisteminin bir çeşit şaşkınlığı olarak da kabul ediliyor.
Henüz önlenebilir veya tedavi edilebilir bir hastalık olmaması nedeniyle fazla bilinmeyen MS, çoğu kez akıl hastalığı sanılıyor ya da belirtilerinden ötürü hastaların 'sarhoş' gibi algılanmalarına yol açıyor.
'Türkiye MS Tanıtım Haftası' olarak ilan edilen mayıs ayının üçüncü haftasında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türkiye MS Derneği Tıbbi Komite Başkanı Prof. Dr. Aksel Siva, hastalıkla ilgili sorularımızı yanıtladı...

MS nasıl bir hastalık?
Genç erişkinlerde görülen bir merkezi sinir sistemi hastalığı. Özellikle 20- 40 yaş arası ilk belirtilerini veriyor ve yaşam boyu sürüyor. Ama 7, 16 hatta 65 yaşında da ortaya çıktığı oluyor. Kesinlikle bulaşıcı ya da bir akıl hastalığı değil.

Tipik belirtileri nelerdir?
Görme bulanıklığı, çift görme, görüntünün kayması gibi görme bozuklukları, bir kolda, bacakta ya da her iki bacakta güçsüzlük şeklinde kendini gösterebiliyor. Yürümede dengesizlik, bir veya iki elde titreme, idrar kaçırma ya da yapamama, uyuşma gibi sorunlarla ortaya çıkabiliyor. Ancak bu belirtiler tek başlarına MS'i düşündürmez. MS tanısını en çok destekleyen inceleme yöntemi ise 'manyetik rezonans'tır (MR).

Görülme sıklığı nedir?
Ekvator kuşağında hemen hemen hiç görülmüyor. Ama kutuplara gidildikçe artıyor. İspanya ve İtalya'da her 100 bin kişiden 50 - 60 kişi etkilenirken, Almanya'da 100 binde 80, İsveç ve İngiltere'de 100 binde 100'ü geçiyor. Kuzey Avrupa ülkelerinde her 1000 kişiden biri MS'li. ABD'de ve Kanada'nın kuzeyinde bazı bölgelerde MS'li oranı her 500 - 750 kişiden biri gibi daha yüksek oranlara çıkabiliyor. Edirne'de yapılan bir çalışmada Türkiye'deki görülme sıklığı 100 binde 34 bulundu.

Çevresel etmenler MS'in ortaya çıkmasında rol oynuyor mu?
Muhtemelen çevrenin de etkisi var. Ama nasıl etkisi olduğunu iyi bilmiyoruz. Sarı ırkta örneğin Kuzey Amerika'yla aynı enlemde olan Kuzey Japonya'ya bakıldığında MS'lilerin sayısı çok düşük. Sarı ırkın, kısmen siyah ırkın MS'e karşı koruyuculuğu var. Beyaz ırk MS'in ortaya çıkması için daha yatkın. En çok sarı saçlı, renkli gözlü, beyaz tenli kadınlarda görülüyor. Zaten kadınlarda erkeklerden 2 kat daha fazla rastlanıyor.

Hastalık öldürücü olabiliyor mu?
Kişiden kişiye farklı seyredebiliyor. Ataklı olanlar bazen iz bırakmadan düzeliyor ama MS öldürücü bir hastalık değil.

Yeni tedavi yaklaşımları nelerdir?
10 yıldır kullanılan koruyucu ilaçlar var. Hastalığı yok etmiyor, ama atak olma ihtimalini azaltıyor. Beyinde ortaya çıkardığı izleri azaltmak mümkün oluyor. Kök hücre çalışmaları da sürüyor.

Anneden bebeğe geçme riski var mı?
Yüzde 1'in altında.

Sigara ve alkol tetikleyici mi?
Sigara hastalığın bazı belirtilerini artırabiliyor. Alkolün çok aşırıya gidilmedikçe bir mahsuru yok.

Hamilelik riskli mi?
MS'li kadın hamile kalamaz ya da kalmamalı gibi yanlış bir kanı var. İsterse beş tane hamilelik yaşasın, bunun bir zararı yok.

En çok sorulanlar

Egzersiz MS'e yararlı oluyor mu?
- Tek başına egzersiz MS'i düzeltmez ancak bazı komplikasyonların önüne geçebilir. İştah ve uykuyu düzenlemeye yardımcı olduğu gibi kendini iyi hissetmeye de katkıda bulunur.

MS cinselliği etkiler mi?
- Hastalıkla ilgili her şey -fiziksel belirtilerden, duygusal etkisine dek- cinsel hayatı etkileyebilir. Ancak bu, cinsel problemlerin tedavi edilemeyecekleri anlamına gelmez. MS'i olan kişiler tatminkâr bir cinsel yaşam yaşayabilirler.

MS'lilerde depresyona sık rastlanır mı?
- MS'i olan kişilerin yüzde 30 - 40'ı hafif ya da orta derecede depresyona girmektedir.

Stres MS'i kötüleştirir mi?
- Stresin MS'e neden olduğuna veya kötüleştirdiğine ilişkin bir kanıt yok. MS'li kişiler stresle mücadelede, hem zihinsel hem de fiziksel açıdan olabildiğince aktif olmalı, eğlenceye vakit ayırmalıdır.

Sıcaklık MS'i nasıl etkiler?
- Sıcaklık MS'i kalıcı bir şekilde kötüleştirmez. Ancak, günün sıcağından kaçınmak ve sıcak su yerine ılık suda banyo yapmak iyi olur.

Grip aşısı yaptırılabilir mi?
- Grip aşıları bazı MS'lilerde belirtilerde artışa neden olabilmekte. Bununla birlikte, grip aşılarının şiddetlenmelerinin sayısında bir artışa neden oldukları fikrini destekleyecek kanıt mevcut değil.


Mavi forum

Kalpte risk yaşı düşüyor


Hareketsiz yaşam, sigara ve düzensiz beslenmenin kalp hastalığı riskini artırdığı, hastalığın başlama yaşının da 30'lara düştüğü bildirildi.

Fatma Kemal Timuçin Kalp Merkezi uzmanlarından Doç. Dr. Mustafa Kemal Batur, Türkiye'de en fazla ölümlerin kalp hastalığından kaynaklandığını belirterek, hastalığın en büyük tetikleyicilerinin hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme ve sigara olduğunu söyledi.

Kalp hastalıkları yaşının giderek düştüğüne de dikkat çeken Batur, "Türkiye'de bölgeler arasında net bir kalp-damar çalışması yok. Ancak riskli yaş dönemi hızla düşüyor. 40'lı yaşlardan önceki yaşlara hasta gözü ile bakılmazdı ama geçen yıllar içerisinde gördük ki, kalp hastalıkları başlama yaşı 30'lara sarktı. Bazı zaman hastalıkta yaşı daha da düşük olabiliyor. Böyle giderse 10 yıl sonra kalp hastalığında büyük artış olacak" dedi.

Türk halkının kolesterol açısından zengin yiyecekler tükettiğini ve spor yapmayı sevmediğini vurgulayan Batur, herkese günde 45-50 dakika tempolu yürümeyi tavsiye etti. Yemeklerden 1.5-2 saat sonra spora başlanmasını isteyen Batur, şu önerilerde bulundu:

"Öncelikle sigarayı bırakarak en önemli risk faktörü ortadan kaldırılmalı. Türkiye'de her 3 kişiden 1'inde yüksek tansiyon var. Tansiyon 12 ve 8'den yüksek çıktığı zaman mutlaka doktora başvurulmalı. Diyet yapacaklara özellikle meyve ve sebzenin bol olarak tüketildiği Akdeniz Diyeti'ni öneriyoruz. Kalp ve damar rahatsızlıkları bulunanlar kırmızı etten uzak durmalı. Derisi alınmış tavuk eti ile balık yemeliler. Ayrıca yemeklik yağlarda da zeytinyağı ağırlıklı olarak tercih edilmeli."


Mavi forum

Tansiyonu olan bu haberi okusun!!!

Sarımsak, tuzlu ayran, hatta limon suyu, halk arasında tansiyonu dengeleyici olarak bilinirdi. Ancak, yapılan bilimsel bir araştırma, bunun doğru olmadığını kanıtladı... Etkinin sadece psikolojik olduğu ortaya çıktı... Doktorlara göre tansiyonun şifası, tansiyon ilaçları.


Tansiyon düşüren efsaneler!

Sarımsak ve tuzlu ayranın tansiyona hiçbir etkisinin olmadığı bilimsel olarak kanıtlandı. Doktorlar uyarıyor: Psikolojik etkisi var, mutlaka ilaç alınması gerekir.

Tansiyon hastaları için sarımsak ve tuzlu ayran tedavisi efsane çıktı. Halk arasında tansiyon düşmesine karşı tedavi amaçlı kullanılan tuzlu ayran ve sarımsak alışkanlığının hiçbir bilimsel dayanağı olmadığı bilimsel olarak kanıtlandı. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yapılan bir çalışmada hastaların yarısına sarımsak verildi, yarısına ise verilmeden tansiyon değerleri holter cihazıyla izlendi. Kan basıncı ölçümünde her iki grup arasında fark olmadığı belirlendi. Tansiyonu dengelemek amacıyla sarımsak yenmesinin ancak plasebo etkisi gösterdiğine dikkat çeken Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Erdine, "Plasebo boş ilaç demektir ancak hastalar psikolojik olarak ilaç zannettikleri için rahatlama hissederler. Sarımsak da aynen böyle bir etki yapıyor" dedi.

İÇ ORGANLARA DİKKAT
Sarımsak, tuzlu ayran ve hatta limon suyunun pek çok tansiyon hastası tarafından ilaç amaçlıkullanılmasının çok ciddi sorunlar da doğurduğunu açıklayan Prof. Dr. Erdine, "Tansiyon insanın iç organlarına zarar verir. Bazı hastalar bunu fark etmezler ancak onların da aynı şekilde iç organları zarar görmeyi sürdürür. Mutlaka ilaç tedavisi gerekir" diye konuştu. Hacettepe Üniversitesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çetin Turgan, "Sadece bizde değil, ABD ve Avrupa'da da tansiyon ve sarımsak bağlantısı deneylerle incelendi. Sonuç hep aynıydı. Hiçbir etkisi yok" yorumunu yaptı. Türkiye'de 18 yaşın üzerindeki 48 milyon insanın yüzde 31'inde yani 15 milyon kişide tansiyon problemi bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Turgan, "Yüzde 40'ı hastalığının farkında değil. Tedavi gören her 5 hastadan biri de kontrol altında değil. Sarımsak ve tuzlu ayrandan çare aramalarını anlıyorum. Ancak hiçbir yararı yok" diye konuştu.
SABAH

Mavi forum

Zayıflamada son keşif:Obestatin

TOKLUK HİSSİ YARATAN HORMON ŞİMANLAR İÇİN YENİ UMUT

Stanford Üniversitesi'nce bulunan ve tokluk hissini artıran obestatin hormonu, kilo vermede etken madde olabilir

Birkaç yıl önce bilim adamları ghrelin hormonunu bulduklarında, iştahı etkileyen son hormon olarak adlandırmışlardı ama yanıldılar. 1994 yılında leptin, 1999 yılında da ghrelin hormonu bulundu. Yakın bir tarihte Stanford Üniversitesi'nin bulduğu obestatin ise anti-ghrelin hormonu olarakta adlandırıldı.

Daha az yemek
Obestatin de aynı yerden salgılanır ama ghrelinin tam tersi etkisini yapar. Ghrelin, büyüme hormonu salınımı ve enerji dengesinde önemli bir düzenleyici olarak tanımlanır. Esas olarak midede üretilmekle birlikte daha düşük miktarlarda bağırsak, hipofiz, böbrek, plasenta ve hipotalamusta da yapılır.
Yapılan çalışmalarda farelere obestatin enjekte edildiğinde normalde yediklerinden yüzde 50 daha az besin tükettikleri ve 8 gün içerisinde yüzde 20 kilo verdikleri gözlemlenmiş. Ayrıca obestatinin yiyeceklerin mideden barsaklara geçiş hızını da azalttığı, bu nedenle tokluk hissini artırdığı, yalnız bazı deneklerde mide bulantısına ve mide kaslarının kasılmasına neden olabileceği belirtiliyor. Bazı kaynaklara göre obestatin, mide bulantısını artırması nedeniyle gıda tüketimini azaltıyor.

İştahı baskılayabilir
İnsanlar son zamanlarda kilo verme konusunda birçok yönteme başvuruyorlar. Doğru olanı kişiye uygun tarzda beslenmek, egzersiz yapmak, az az sık sık yemek, bol su içmek... Ama bazı durumlarda açlık hissi kontrol edilememektedir ki, bunun nedeni de hormonal dengesizlik olabilir.
Obestatin belki de obez kişilerin iştahını baskılamada ve kilo vermelerinde kullanılacak bir etken madde olacak. Bu nedenle daha fazla yeni araştırmaların yapılmasını bekliyoruz.

Haftanın besini
Yerfıstığı
K, Ca, Mg, P ve S gibi mineral maddeler ile A, B ve E gibi vitaminlerce ve doymamış yağ asitleri bakımından zengin olan yerfıstığı, kanda kolesterolün yükselmesini ve kanın pıhtılaşmasını önler, kan şekerini dengeler. Kansere karşı koruyucu, kansızlığı giderici ve üreme sistemini düzenleyici özelliği de bulunur. Yerfıstığı ayrıca kalsiyum ve potasyumca zengin bir besindir.

Haftanın öğüdü
Bitkisel hormonlar
Bitkisel hormonlar sıcak basmaları, gece terlemeleri, bitkinlik, düşük cinsel dürtü ve osteoporoza karşı korunmaya yardımcı olurlar. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuruyemişler, nohut, soya, elma, kivi, sarmısak, maydanoz bitkisel hormonlardan zengin yiyeceklerdir.

Mavi forum