31 Mayıs 2007 Perşembe
İklim Değişikliği Vebayı Yayabilir
Veba, 14. yüzyılda yaklaşık 34 milyon kişinin ölümüne neden oldu. Bilim adamları, İngiltere'de 1665-1666 yıllarında görülen veba salgını gibi, bu hastalığın her nesilde yeniden ortaya çıktığına inanıyor.
Norveç'in başkenti Oslo'da düzenlenen, veba ve bu hastalığın nasıl yayıldığıyla ilgili 3 gün sürecek konferansa başkanlık eden Nils Stenseth, küresel ısınmanın beraberinde getirdiği ılık ve nemli havanın bu bakterinin yayılmasını mümkün kılacağını ve insanlara bulaşma ihtimalini artıracağını söyledi.
Stenseth'e göre bugün Asya'dan kuş gribini yayan göçmen kuşlar da veba hastalığına neden olan bakteriyi taşıyabilir.
Bağlantı bulundu
AB'nin desteklediği bir grubun, ılık hava ile veba salgını arasında bağlantıyı gösteren, Kazakistan'daki Sovyet dönemine ait verileri incelemeyi bitirdiğini kaydeden Stenseth, bu incelemenin önemli olduğunu, çünkü bugüne kadar bağlantının bilinmediğini söyledi.
Periyodik olarak görülüyor
Stenseth, veba salgının, Kazakistan ve diğer Orta Asya ülkelerinde periyodik olarak görüldüğünü, hastalığın yüzyıllardır dünyanın diğer bölgelerine fareler, kuşlar ve giysilerdeki pirelerle taşındığını belirtti.
Hava koşullarıyla hastalık arasındaki bağlantının önemine dikkati çeken Stenseth, 1300'lü yıllardaki veba salgınında ılık ve nemli benzeri hava koşullarının bulunduğuna dikkat çekti.
Stenseth, 1855'den sonra vebanın yeniden ortaya çıktığı zamanda benzer hava koşullarının olduğunu söyledi.
34 milyon can almıştı
Veba, 14. yüzyılda yaklaşık 34 milyon kişinin ölümüne neden oldu. Bilim adamları, İngiltere'de 1665-1666 yıllarında görülen veba salgını gibi, bu hastalığın her nesilde yeniden ortaya çıktığına inanıyor.
Mavi forum
Saç klonlama ile kelliğe son
Erkek kelliğine yeni bir çözüm üretildi. Bir İngiliz firmasının buluşu olan yeni yöntem, ‘saç klonlama’ olarak anılıyor ve şu ana kadar 5 kişinin üzerinde olumlu sonuç verdi.
Kelliğe direnen bölgelerden alınan hücreler, laboratuvarda çoğaltılarak yerine konuyor. Aynı yöntemin kadınlar üzerinde etkili olup olmayacağı belli değil.
YAKLAŞIK 10 yıllık bir geçmişi olan genetik klonlama, şimdi de kelliğe çare oluyor. Orta yaş erkeklerin kábusu haline dönüşen kellik için hap ve serumlardan çok daha etkili ve yüzde yüz çözüm sunan yeni yöntemde, dökülmeye dirençli saç hücreleri alınarak laboratuvar ortamında çoğaltılıyor ve tekrar yerine konuyor. Bir kaç hafta sonra operasyon yapılan bölgede eski halinden daha fazla saç çıkıyor.
Gelişmiş çoğu ülke, kelliğe kesin çözüm getirecek olan genetik klonlama üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. ABD’de önümüzdeki yıl bu tür bir tedavinin denemeleri yapılacak. Ancak şu anda kelliğe çözüm olarak en ileride olan İngiliz Intercytex şirketi. Genetik klonlama ile insanlar üzerinde deneylere başlayan şirket şu ana kadar 5 denek üzerinde yüzde yüz sonuç aldı. Hatta erkek deneklerin başlarının kel olan bölümlerinde öncesine oranla yüzlerce daha fazla saç bulunuyor.
Bu arada başka bilim adamları da kelliğe çözüm için başka bir yöntem geliştirmeye çalışıyor. ‘Saçlar dökülürken neden kirpik ve kaşlar çok daha dirençli olabiliyor’ sorusunu yanıtlamaya çalışan araştırmacılar, teorilerine biyolojik bir dayanak arıyorlar. Bir diğer araştırma da ırklar üzerinde yapılıyor. Çalışmalar, siyah ırkın kelliğe karşı daha dirençli olduğunu gösteriyor.
Mavi forum
Kelliğe direnen bölgelerden alınan hücreler, laboratuvarda çoğaltılarak yerine konuyor. Aynı yöntemin kadınlar üzerinde etkili olup olmayacağı belli değil.
YAKLAŞIK 10 yıllık bir geçmişi olan genetik klonlama, şimdi de kelliğe çare oluyor. Orta yaş erkeklerin kábusu haline dönüşen kellik için hap ve serumlardan çok daha etkili ve yüzde yüz çözüm sunan yeni yöntemde, dökülmeye dirençli saç hücreleri alınarak laboratuvar ortamında çoğaltılıyor ve tekrar yerine konuyor. Bir kaç hafta sonra operasyon yapılan bölgede eski halinden daha fazla saç çıkıyor.
Gelişmiş çoğu ülke, kelliğe kesin çözüm getirecek olan genetik klonlama üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. ABD’de önümüzdeki yıl bu tür bir tedavinin denemeleri yapılacak. Ancak şu anda kelliğe çözüm olarak en ileride olan İngiliz Intercytex şirketi. Genetik klonlama ile insanlar üzerinde deneylere başlayan şirket şu ana kadar 5 denek üzerinde yüzde yüz sonuç aldı. Hatta erkek deneklerin başlarının kel olan bölümlerinde öncesine oranla yüzlerce daha fazla saç bulunuyor.
Bu arada başka bilim adamları da kelliğe çözüm için başka bir yöntem geliştirmeye çalışıyor. ‘Saçlar dökülürken neden kirpik ve kaşlar çok daha dirençli olabiliyor’ sorusunu yanıtlamaya çalışan araştırmacılar, teorilerine biyolojik bir dayanak arıyorlar. Bir diğer araştırma da ırklar üzerinde yapılıyor. Çalışmalar, siyah ırkın kelliğe karşı daha dirençli olduğunu gösteriyor.
Mavi forum
Kilo ve obezitenin sebebi hormonlar
Kilo ve obezitenin sebebi hormonlar

Nasıl olup da bazı insanlar ömür boyunca diyet yapmadıkları halde hep ince kalırlar da diğerleri her fırsatta daha fazla kilo almaya eğilimlidir. Kalıtım ya da alışkanlık deriz, takıntılar veya bunalımlarla açıklamaya çalışırız. Tabii ki bunda hepsinin ve hatta daha fazlasının payı vardır. Ama kilo ve obezite sorununun en önemli ve en karmaşık yönü hormonlardır. Öte yandan en belirleyici yönü de hormonlardır. Evet her şeye rağmen diyetle bir miktar kilo verilebilir ama temelinde hormonal bir sorun varsa, büyük bir ihtimalle bu kilolar geriye gelir.
* Şişmanlığın kısır döngüsü: Bazı insanlar ellerinden geldiği kadar diyet ve egzersiz yapmalarına rağmen, doğru dürüst kilo vermeyi başaramazlar. Sonunda ümitsizliğe kapılıp, ipin ucunu bırakırlar. Kısa sürede eskisinden daha fazla kilo almaları işten bile değildir! Zaten kaderlerine küsüp daha fazla yemek bile yerler. Aynı zamanda vücutlarındaki tüm hücreler kıtlık çığlıkları atıp onları daha fazla yemeye zorlar! Bu acımasız döngü, bir kartopu gibi yuvarlandıkça büyümeye devam eder.
* İçimizden gelen dayanılmaz dürtüler: İşin doğrusu; açlığımız, tokluğumuz, iştahsızlığımız veya tatlılara, böreklere, hamur işlerine, alkole karşı duyduğumuz çekim veya sağlıklı gıdalara yönelim, hep vücudumuzdaki hormonların taşıdığı mesajlarla oluşur. Bizi aç olduğumuz veya yeterince doyduğumuz konusunda uyaran mesajlar belirli hormonlarımızdan gelir. Ayrıca aldığımız gıdaların nereye gideceğine, yağa mı yoksa şekere mi dönüşeceğine, kaslara mı, karaciğere mi gideceğini de hormonlar belirler. Egzersiz yaparken bile, vücudumuzun neresindeki enerji depolarını ve yağları kullanacağına, hangilerini muhafaza edeceğine veya asla eritmeyeceğine yine hormonlarımız karar verir. Örneğin; erkeklerde göbek, bayanlarda basen birikir. Menapoz ve andropozdan sonra kadınlık ve erkeklik hormonları birbirine yaklaşır. Bir de bakarsınız, bayanlarda karın ve bel çevresinde yağlanma, erkeklerde de basen ve selülit oluşmaya başlar.
* Depresyona dikkat! Kullandığımız bazı ilaçlar veya yeme alışkanlıklarımız vücut kimyasını zorlarsa, herhangi bir duygusal çalkantı içindeysek veya hamileysek, vücudumuzdaki hormon bezlerinden bazıları pasif bir duruma geçebilir. O zaman tüm vücut fonksiyonları karışır, alışmadığımız davranışlar üretiriz. Örneğin; yaşam ritmimiz değişir veya farklı şekilde yemek yemeye başlarız.
* Dönüm noktaları: Sorun kısa sürerse, vücudumuz kendi kendini onarır, fazla oyalanmadan normale döner. Bazen de vücut yeni durumuna alışır. Örneğin; siz daha fazla yemeye devam edersiniz, daha düşük metabolizma ile yaşamaya alışırsınız. İşte kilo almaya başladığınız o dönemeç başlamıştır! Bundan sonrası kolay gelsin. Öğrencilik günlerinde günde 2 ekmek, sayısız sandviç yerken, bir gram kilo almamış olabilirsiniz. Ama en geç 30-40 yaşından sonra buna devam edemeyeceğinizi anlarsınız. Çünkü tüm hormon seviyeleri düşmeye başlamıştır ve bu durum ilk sinyallerini bel çevresinde, karın ve kalçalarda yağların birikmeye başlamasıyla verir! Bu tip yağlanma hormonların daha da fazla düşmesine neden olur ve kısır döngü sizi içine çeker.
* Tüm sorumlusu hormonal zincir! Kilo almak ve alamamak hormonlarla ilgilidir. Vücut ağırlığımız son derece karmaşık bir hormonal zincire bağlıdır. Vücudumuzdaki 100'ü aşkın hormon, mükemmel bir orkestranın ahengiyle metabolizmayı kontrol eder. Bütün bu hormonlar her gün kan dolaşımına binlerce, milyonlarca ünite olarak karışırlar. Bir kurye gibi, beyinden ve iç salgı bezlerinden vücudun her yanına mesaj iletirler. Kalp atışlarımızı, nefes alışımızı hormonlar yönetir. Kadınları kadın, erkekleri erkek yapan hormonlardır. Gece bizi uykuya daldıran, sabah uyandıran hormonlarımızdır.
* Gücünüz yok mu? Günde yarım saat bile yürüyecek gücünüz kalmadıysa ya da bu motivasyonu bulamıyorsanız, acilen ayrıntılı bir check-up yaptırın. Beyin metabolizması, duygusal sorunlar, uyku kaliteniz, tiroid bezi, böbrek üstü bezleri ve insülin bakımından sağlığınızı sorgulayın. Hele menapoz veya andropoz dönemindeyseniz, tüm hormonlarınızı ölçtürün, tansiyon, kolesterol ve diğer kan seviyelerini öğrenin. Sonra da ihmal etmeden tedaviye başlayın. Hormon tedavisinden çekinmeyin. Gücünüz biraz ivme kazandığında egzersiz, diyet ve doğal desteklerle kendinizi kalıcı olarak toparlayabilirsiniz.
Mavi forum
Nasıl olup da bazı insanlar ömür boyunca diyet yapmadıkları halde hep ince kalırlar da diğerleri her fırsatta daha fazla kilo almaya eğilimlidir. Kalıtım ya da alışkanlık deriz, takıntılar veya bunalımlarla açıklamaya çalışırız. Tabii ki bunda hepsinin ve hatta daha fazlasının payı vardır. Ama kilo ve obezite sorununun en önemli ve en karmaşık yönü hormonlardır. Öte yandan en belirleyici yönü de hormonlardır. Evet her şeye rağmen diyetle bir miktar kilo verilebilir ama temelinde hormonal bir sorun varsa, büyük bir ihtimalle bu kilolar geriye gelir.
* Şişmanlığın kısır döngüsü: Bazı insanlar ellerinden geldiği kadar diyet ve egzersiz yapmalarına rağmen, doğru dürüst kilo vermeyi başaramazlar. Sonunda ümitsizliğe kapılıp, ipin ucunu bırakırlar. Kısa sürede eskisinden daha fazla kilo almaları işten bile değildir! Zaten kaderlerine küsüp daha fazla yemek bile yerler. Aynı zamanda vücutlarındaki tüm hücreler kıtlık çığlıkları atıp onları daha fazla yemeye zorlar! Bu acımasız döngü, bir kartopu gibi yuvarlandıkça büyümeye devam eder.
* İçimizden gelen dayanılmaz dürtüler: İşin doğrusu; açlığımız, tokluğumuz, iştahsızlığımız veya tatlılara, böreklere, hamur işlerine, alkole karşı duyduğumuz çekim veya sağlıklı gıdalara yönelim, hep vücudumuzdaki hormonların taşıdığı mesajlarla oluşur. Bizi aç olduğumuz veya yeterince doyduğumuz konusunda uyaran mesajlar belirli hormonlarımızdan gelir. Ayrıca aldığımız gıdaların nereye gideceğine, yağa mı yoksa şekere mi dönüşeceğine, kaslara mı, karaciğere mi gideceğini de hormonlar belirler. Egzersiz yaparken bile, vücudumuzun neresindeki enerji depolarını ve yağları kullanacağına, hangilerini muhafaza edeceğine veya asla eritmeyeceğine yine hormonlarımız karar verir. Örneğin; erkeklerde göbek, bayanlarda basen birikir. Menapoz ve andropozdan sonra kadınlık ve erkeklik hormonları birbirine yaklaşır. Bir de bakarsınız, bayanlarda karın ve bel çevresinde yağlanma, erkeklerde de basen ve selülit oluşmaya başlar.
* Depresyona dikkat! Kullandığımız bazı ilaçlar veya yeme alışkanlıklarımız vücut kimyasını zorlarsa, herhangi bir duygusal çalkantı içindeysek veya hamileysek, vücudumuzdaki hormon bezlerinden bazıları pasif bir duruma geçebilir. O zaman tüm vücut fonksiyonları karışır, alışmadığımız davranışlar üretiriz. Örneğin; yaşam ritmimiz değişir veya farklı şekilde yemek yemeye başlarız.
* Dönüm noktaları: Sorun kısa sürerse, vücudumuz kendi kendini onarır, fazla oyalanmadan normale döner. Bazen de vücut yeni durumuna alışır. Örneğin; siz daha fazla yemeye devam edersiniz, daha düşük metabolizma ile yaşamaya alışırsınız. İşte kilo almaya başladığınız o dönemeç başlamıştır! Bundan sonrası kolay gelsin. Öğrencilik günlerinde günde 2 ekmek, sayısız sandviç yerken, bir gram kilo almamış olabilirsiniz. Ama en geç 30-40 yaşından sonra buna devam edemeyeceğinizi anlarsınız. Çünkü tüm hormon seviyeleri düşmeye başlamıştır ve bu durum ilk sinyallerini bel çevresinde, karın ve kalçalarda yağların birikmeye başlamasıyla verir! Bu tip yağlanma hormonların daha da fazla düşmesine neden olur ve kısır döngü sizi içine çeker.
* Tüm sorumlusu hormonal zincir! Kilo almak ve alamamak hormonlarla ilgilidir. Vücut ağırlığımız son derece karmaşık bir hormonal zincire bağlıdır. Vücudumuzdaki 100'ü aşkın hormon, mükemmel bir orkestranın ahengiyle metabolizmayı kontrol eder. Bütün bu hormonlar her gün kan dolaşımına binlerce, milyonlarca ünite olarak karışırlar. Bir kurye gibi, beyinden ve iç salgı bezlerinden vücudun her yanına mesaj iletirler. Kalp atışlarımızı, nefes alışımızı hormonlar yönetir. Kadınları kadın, erkekleri erkek yapan hormonlardır. Gece bizi uykuya daldıran, sabah uyandıran hormonlarımızdır.
* Gücünüz yok mu? Günde yarım saat bile yürüyecek gücünüz kalmadıysa ya da bu motivasyonu bulamıyorsanız, acilen ayrıntılı bir check-up yaptırın. Beyin metabolizması, duygusal sorunlar, uyku kaliteniz, tiroid bezi, böbrek üstü bezleri ve insülin bakımından sağlığınızı sorgulayın. Hele menapoz veya andropoz dönemindeyseniz, tüm hormonlarınızı ölçtürün, tansiyon, kolesterol ve diğer kan seviyelerini öğrenin. Sonra da ihmal etmeden tedaviye başlayın. Hormon tedavisinden çekinmeyin. Gücünüz biraz ivme kazandığında egzersiz, diyet ve doğal desteklerle kendinizi kalıcı olarak toparlayabilirsiniz.
Mavi forum
Boşanma stresi iki yılda geçmezse hasta ediyor
Boşanma stresi iki yılda geçmezse hasta ediyor
Strese bağlı fiziksel hastalıkların en güçlü belirleyicisi bozulmuş evliliklerdir. Boşanmadan iki yıl kadar sonra yetişkinlerin çoğu, yeni durumlarına uyum sağlar. Zaman içinde iyilik hali giderek artar ve içsel denetim mekanizması gelişir
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Konsültasyon- Liyazon Psikiyatrisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, boşanmanın ruh dünyamız üzerindeki etkilerine yönelik soruları yanıtladı.
Boşanma durumunda olan biri, bu stresi hayatının hangi dönemlerinde yaşayabilir?
Yasa benzer. Evliliğin sonlanmasını talep etmeyen tarafın bir yas sürecine girmesine beklenir. Burada öncelikle, sorgulama başlar. 'Neden ben?' diye düşünür, inanamaz, inkar eder, öfke, depresyon ve kabullenmeden oluşan bir süreçten geçer. Özellikle boşanma süreci ani, beklenmedik ya da gurur kırıcı ihanet gibi olayları içeriyorsa yaşananlar ve duygular daha da sarsıcı bir boyutta geçebilir. Ayrılık kararını isteyen taraf suçluluk suçluluk hissederken diğer tarafta terk edilme ve sevilmeye layık olmama gibi duygular besler. Boşanmanın ilk yılı yetişkinler için oldukça zordur. Hem erkek hem de kadın kendine duyduğu güveni kaybeder, yalnızlık ve izolasyon duyguları hakimdir. Yetişkinlerde yorgunluk, bitkinlik, depresyon ve genel somatik şikayetleri görülebilir. Bunlar kişinin aile değişikliği ile baş etmekte zorlandığını gösteren belirtilerdir.
KRONİK HASTALIKLAR BAŞLAR
Boşanma stresi taraflarda herhangi bir hastalık yapar mı?
Yapabilir. Stres ile ilişkili fiziksel hastalıkların en güçlü belirleyicisi bozulmuş evliliklerdir. Eşlerinden ayrılmış olanlarda, akut hastalıklar yüzde 30 oranında daha fazla görülmektedir ve bu kişiler doktorlara daha çok gitmektedir. Boşanmış kişilerde kronik tıbbi durumlar ve iş görememezlik halleri de daha yüksektir. Boşanmadan iki yıl kadar sonra yetişkinlerin çoğu, yeni durumlarına uyum sağlar ve yaşamlarını stabil olarak yeniden kurabilirler. Zaman içinde iyilik hali giderek artar ve içsel denetim mekanizması gelişir, yaşam tatmini ortaya çıkar.
Boşanma sürecini çocuklar en iyi ihtimalle ne kadar zamanda atlatır?
Genellikle ilk iki yılda duygusal ve davranışsal bozukluklar ortaya çıkar ya da varsa artar, fakat daha sonraki yıllarda bu bozukluklarda düzelme gözlenir. Erkek çocuklar, diğer erkeklere daha yakın davranır ve onlardan yardım isterler ya da aşırı saldırgan olurlar. Kızlar, hem fiziki hem de sözel saldırgan bir tutum içine girerler.
sabah/14.11.2005
Mavi forum
Strese bağlı fiziksel hastalıkların en güçlü belirleyicisi bozulmuş evliliklerdir. Boşanmadan iki yıl kadar sonra yetişkinlerin çoğu, yeni durumlarına uyum sağlar. Zaman içinde iyilik hali giderek artar ve içsel denetim mekanizması gelişir
İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Konsültasyon- Liyazon Psikiyatrisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan, boşanmanın ruh dünyamız üzerindeki etkilerine yönelik soruları yanıtladı.
Boşanma durumunda olan biri, bu stresi hayatının hangi dönemlerinde yaşayabilir?
Yasa benzer. Evliliğin sonlanmasını talep etmeyen tarafın bir yas sürecine girmesine beklenir. Burada öncelikle, sorgulama başlar. 'Neden ben?' diye düşünür, inanamaz, inkar eder, öfke, depresyon ve kabullenmeden oluşan bir süreçten geçer. Özellikle boşanma süreci ani, beklenmedik ya da gurur kırıcı ihanet gibi olayları içeriyorsa yaşananlar ve duygular daha da sarsıcı bir boyutta geçebilir. Ayrılık kararını isteyen taraf suçluluk suçluluk hissederken diğer tarafta terk edilme ve sevilmeye layık olmama gibi duygular besler. Boşanmanın ilk yılı yetişkinler için oldukça zordur. Hem erkek hem de kadın kendine duyduğu güveni kaybeder, yalnızlık ve izolasyon duyguları hakimdir. Yetişkinlerde yorgunluk, bitkinlik, depresyon ve genel somatik şikayetleri görülebilir. Bunlar kişinin aile değişikliği ile baş etmekte zorlandığını gösteren belirtilerdir.
KRONİK HASTALIKLAR BAŞLAR
Boşanma stresi taraflarda herhangi bir hastalık yapar mı?
Yapabilir. Stres ile ilişkili fiziksel hastalıkların en güçlü belirleyicisi bozulmuş evliliklerdir. Eşlerinden ayrılmış olanlarda, akut hastalıklar yüzde 30 oranında daha fazla görülmektedir ve bu kişiler doktorlara daha çok gitmektedir. Boşanmış kişilerde kronik tıbbi durumlar ve iş görememezlik halleri de daha yüksektir. Boşanmadan iki yıl kadar sonra yetişkinlerin çoğu, yeni durumlarına uyum sağlar ve yaşamlarını stabil olarak yeniden kurabilirler. Zaman içinde iyilik hali giderek artar ve içsel denetim mekanizması gelişir, yaşam tatmini ortaya çıkar.
Boşanma sürecini çocuklar en iyi ihtimalle ne kadar zamanda atlatır?
Genellikle ilk iki yılda duygusal ve davranışsal bozukluklar ortaya çıkar ya da varsa artar, fakat daha sonraki yıllarda bu bozukluklarda düzelme gözlenir. Erkek çocuklar, diğer erkeklere daha yakın davranır ve onlardan yardım isterler ya da aşırı saldırgan olurlar. Kızlar, hem fiziki hem de sözel saldırgan bir tutum içine girerler.
sabah/14.11.2005
Mavi forum
Rahim ağzı kanseri kızamık gibi aşıyla dünyadan silinecek
Rahim ağzı kanseri kızamık gibi aşıyla dünyadan silinecek
Amerika'da önümüzdeki sene piyasaya çıkacak bir aşıyla yılda tam 500 bin kadında görülen ve 230 bininin ölümüne neden olan rahim ağzı kanserinin önüne geçilecek. Kadınlar ve erkekler, hayatlarının bir döneminde mutlaka bu virüse yakalanıyor
Chicago Kadın Kanserleri Cerrahı Prof. Dr. Coşkun Tunca, rahim ağzı kanseri HPV'ye ilişkin merak edilen soruları yanıtladı.
* Rahim ağzı kanseri aşısı ilk kanser aşısı mı?
Evet, önleyici olarak geliştirilen ilk kanser aşısı. Yüksek riski bulunan Human Papilloma Virüs (HPV) türüne karşı aşı çalışmaları, 1990'larda başladı ve artık son aşamasına geldi. Son yılların en çok tartışılan kanser türlerinden birine yol açan rahim ağzı kanserine karşı geliştirilen bu aşı uygulamaya geçtiğinde binlerce kadının hayatını kurtaracak.
* Aşı kadın ölümlerinin ne kadarını engelleyecek?
Bu virüsün her türü ölümcül değil. Kadınların bir kısmı virüsü vücutlarına girdikten sonra, kendi bağışıklık sistemleriyle yenebiliyorlar. Ancak yaklaşık 60 türü bulunan HPV'- nin birkaç türü gerçekten çok daha tehlikeli. Az değil, yılda tam 500 bin kadında rahim ağzı kanseri görülüyor. Bu hastalığa yakalanan kadınların yarısı da hayatını kaybediyor. Her yıl 230 bin kadın rahim ağzı kanserinden ölüyor. Bazı ülkelerde rahim ağzı kanseri kadınlarda birinci ölüm nedeni. Oysa küçük bir simir testi ile erken aşamada yakalanırsa tedavisi son derece kolay. Şimdi yeni geliştirilen aşı ile bu ölümlerin yüzde 70'ini durdurabileceğiz. Yeni nesiller bu kanserle belki de hiç tanışmayacak.
* Peki aşı ne kadar etkili?
Aşı hemen hemen yüzde 90 etkili. Yapılan çalışmalara göre bu aşı, ömür boyu rahim ağzı kanseri vakalarını yüzde 61.8 oranında azaltacak.
GELECEK YIL PİYASADA
* Grip aşısı gibi her yıl tekrarlanması gerekecek mi?
Değişik aşı türleri var ve aşı hâlâ geliştirilme aşamasında. Geliştirilen aşılardan bir tanesi 9 ve 12 yaşında hem erkek hem kız çocuğuna yapıldığında koruyuculuk sağlıyor. Çocukların henüz cinsel ilişkiye girmeden bağışıklık kazanmasını istiyoruz ki, ilerde bu problemler ortaya çıkmasın. Aşının gelecek yıl piyasaya çıkması bekleniyor. Aşı ortalama cinselliğe başlama yaşı olan 12 yaşından itibaren yılda 3 doz şeklinde uygulanabilecek. Böylece ömür boyu koruyuculuk sağlaması bekleniyor.
* Bu çok pahalı bir aşı mı olacak?
Bu henüz belli değil ama Amerikan Hükümeti, aşının piyasaya çıkmasının ardından aşı kampanyası yaparak olayı üstlenecek. Nasıl ki; çocuk felci Amerika'dan silindi, bir gün rahim ağzı kanserinin de silinmesini istiyorlar. Öte yandan Merck Sharp Dohme şirketi, şimdiye kadar bu aşının geliştirilmesi için 500 milyon dolar harcadığını açıkladı.
* HPV erkekten kadına bulaşan bir virüs mü?
Hemen hemen yüzde 99'u erkekten kadına bulaşıyor, kadından da erkeğe bulaşıyor. Tüm dünyada HPV rastlanma oranı yüksektir. Erkeklerin ve kadınların yarısı, hayatlarının bir döneminde mutlaka HPV'ye yakalanırlar. 50 yaşına kadar kadınların en az yüzde 80'i genital HPV enfeksiyonuyla karşılaşır. Ancak bunların hepsi kanser olmaz, bir kısmı fark etmeden kendi bağışıklık sistemleriyle virüsü yenebilir.
sabah/14.11.2005
Mavi forum
Amerika'da önümüzdeki sene piyasaya çıkacak bir aşıyla yılda tam 500 bin kadında görülen ve 230 bininin ölümüne neden olan rahim ağzı kanserinin önüne geçilecek. Kadınlar ve erkekler, hayatlarının bir döneminde mutlaka bu virüse yakalanıyor
Chicago Kadın Kanserleri Cerrahı Prof. Dr. Coşkun Tunca, rahim ağzı kanseri HPV'ye ilişkin merak edilen soruları yanıtladı.
* Rahim ağzı kanseri aşısı ilk kanser aşısı mı?
Evet, önleyici olarak geliştirilen ilk kanser aşısı. Yüksek riski bulunan Human Papilloma Virüs (HPV) türüne karşı aşı çalışmaları, 1990'larda başladı ve artık son aşamasına geldi. Son yılların en çok tartışılan kanser türlerinden birine yol açan rahim ağzı kanserine karşı geliştirilen bu aşı uygulamaya geçtiğinde binlerce kadının hayatını kurtaracak.
* Aşı kadın ölümlerinin ne kadarını engelleyecek?
Bu virüsün her türü ölümcül değil. Kadınların bir kısmı virüsü vücutlarına girdikten sonra, kendi bağışıklık sistemleriyle yenebiliyorlar. Ancak yaklaşık 60 türü bulunan HPV'- nin birkaç türü gerçekten çok daha tehlikeli. Az değil, yılda tam 500 bin kadında rahim ağzı kanseri görülüyor. Bu hastalığa yakalanan kadınların yarısı da hayatını kaybediyor. Her yıl 230 bin kadın rahim ağzı kanserinden ölüyor. Bazı ülkelerde rahim ağzı kanseri kadınlarda birinci ölüm nedeni. Oysa küçük bir simir testi ile erken aşamada yakalanırsa tedavisi son derece kolay. Şimdi yeni geliştirilen aşı ile bu ölümlerin yüzde 70'ini durdurabileceğiz. Yeni nesiller bu kanserle belki de hiç tanışmayacak.
* Peki aşı ne kadar etkili?
Aşı hemen hemen yüzde 90 etkili. Yapılan çalışmalara göre bu aşı, ömür boyu rahim ağzı kanseri vakalarını yüzde 61.8 oranında azaltacak.
GELECEK YIL PİYASADA
* Grip aşısı gibi her yıl tekrarlanması gerekecek mi?
Değişik aşı türleri var ve aşı hâlâ geliştirilme aşamasında. Geliştirilen aşılardan bir tanesi 9 ve 12 yaşında hem erkek hem kız çocuğuna yapıldığında koruyuculuk sağlıyor. Çocukların henüz cinsel ilişkiye girmeden bağışıklık kazanmasını istiyoruz ki, ilerde bu problemler ortaya çıkmasın. Aşının gelecek yıl piyasaya çıkması bekleniyor. Aşı ortalama cinselliğe başlama yaşı olan 12 yaşından itibaren yılda 3 doz şeklinde uygulanabilecek. Böylece ömür boyu koruyuculuk sağlaması bekleniyor.
* Bu çok pahalı bir aşı mı olacak?
Bu henüz belli değil ama Amerikan Hükümeti, aşının piyasaya çıkmasının ardından aşı kampanyası yaparak olayı üstlenecek. Nasıl ki; çocuk felci Amerika'dan silindi, bir gün rahim ağzı kanserinin de silinmesini istiyorlar. Öte yandan Merck Sharp Dohme şirketi, şimdiye kadar bu aşının geliştirilmesi için 500 milyon dolar harcadığını açıkladı.
* HPV erkekten kadına bulaşan bir virüs mü?
Hemen hemen yüzde 99'u erkekten kadına bulaşıyor, kadından da erkeğe bulaşıyor. Tüm dünyada HPV rastlanma oranı yüksektir. Erkeklerin ve kadınların yarısı, hayatlarının bir döneminde mutlaka HPV'ye yakalanırlar. 50 yaşına kadar kadınların en az yüzde 80'i genital HPV enfeksiyonuyla karşılaşır. Ancak bunların hepsi kanser olmaz, bir kısmı fark etmeden kendi bağışıklık sistemleriyle virüsü yenebilir.
sabah/14.11.2005
Mavi forum
Sınavda şeker bir işe yaramaz
Sınavda şeker bir işe yaramaz
SaĞlIklI beslenme konusunda bilgi edinmek isteyen vatandaşlar, Sağlık Bakanlığı'nı telefon yağmuruna tutuyor. İşte en fazla merak edilen sorular:
Bitkisel çaylar veya ılık su içmek zayıflatır mı?
Bazı bitkiler bağırsakları çalıştırır, bazıları idrar söktürücü özellik gösterir. Ancak, hiçbir bitkisel çay zayıflatmaz. Ilık su içmek ise midede doluluk hissi uyanması ve bağırsak hareketlendirmesi nedeniyle zayıflatır.
Sokakta satılan sütler sağlıklı oluyor mu?
Süt ne kadar iyi koşullarda elde edilirse edilsin, içinde değişen miktarlarda mikro organizmalar bulunduğu için sokakta satılan açık sütlerin satın alınmaması gerekiyor.
Mangalda et pişirmek sakıncalı mı?
Yanan ve dumana maruz kalan besinlerde (hamburger, döner, mangalda pişen etler, kavurmalar) ve yağlarda oluşan kimyasal maddeler kanser oluşumunu destekler. Bu nedenle tencere yemeği daha sağlıklı olur.
Fast-food sağlıksız mı?
Fast-food restoranlarda derin yağda kızarma yöntemi kullanılır. Bu yağlar 10-12 saat kullanıldığından kimyasal ve fiziksel değişikliklere uğrar ve bozululur. Yağda kızartılmış yiyeceklerin sık ve sürekli tüketimi, kardiovasküler ve sindirim sistemi hastalıkları ile kanser riskini artırır.
Sınav esnasında şeker yemek faydalı mı?
Sınavlarda başarıyı etkileyecek hiçbir besinin tek başına 'mucizevi' etkisi bulunmuyor. Sınav öncesinde şeker, şekerleme gibi basit şekerlerin yerine kuru üzüm, erik ya da A ve C vitaminlerinin zengin olduğu taze meyve ve sebze gibi besinlerin tercih edilmesi sınavda başarılı olmak için daha iyi.
Sarımsak kalp sağlığına yararlı mı?
Sarımsağın içerdiği bileşikler nedeniyle tümör oluşumunu engellediği ve kolesterol düşürücü etkisinin olduğuna dair çalışmalar bulunuyor. Ayrıca, kandaki pıhtılaşmayı engellemesi nedeni ile de kalp ve damar hastalıkları için önleyici önem taşıyor.
Mavi forum
SaĞlIklI beslenme konusunda bilgi edinmek isteyen vatandaşlar, Sağlık Bakanlığı'nı telefon yağmuruna tutuyor. İşte en fazla merak edilen sorular:
Bitkisel çaylar veya ılık su içmek zayıflatır mı?
Bazı bitkiler bağırsakları çalıştırır, bazıları idrar söktürücü özellik gösterir. Ancak, hiçbir bitkisel çay zayıflatmaz. Ilık su içmek ise midede doluluk hissi uyanması ve bağırsak hareketlendirmesi nedeniyle zayıflatır.
Sokakta satılan sütler sağlıklı oluyor mu?
Süt ne kadar iyi koşullarda elde edilirse edilsin, içinde değişen miktarlarda mikro organizmalar bulunduğu için sokakta satılan açık sütlerin satın alınmaması gerekiyor.
Mangalda et pişirmek sakıncalı mı?
Yanan ve dumana maruz kalan besinlerde (hamburger, döner, mangalda pişen etler, kavurmalar) ve yağlarda oluşan kimyasal maddeler kanser oluşumunu destekler. Bu nedenle tencere yemeği daha sağlıklı olur.
Fast-food sağlıksız mı?
Fast-food restoranlarda derin yağda kızarma yöntemi kullanılır. Bu yağlar 10-12 saat kullanıldığından kimyasal ve fiziksel değişikliklere uğrar ve bozululur. Yağda kızartılmış yiyeceklerin sık ve sürekli tüketimi, kardiovasküler ve sindirim sistemi hastalıkları ile kanser riskini artırır.
Sınav esnasında şeker yemek faydalı mı?
Sınavlarda başarıyı etkileyecek hiçbir besinin tek başına 'mucizevi' etkisi bulunmuyor. Sınav öncesinde şeker, şekerleme gibi basit şekerlerin yerine kuru üzüm, erik ya da A ve C vitaminlerinin zengin olduğu taze meyve ve sebze gibi besinlerin tercih edilmesi sınavda başarılı olmak için daha iyi.
Sarımsak kalp sağlığına yararlı mı?
Sarımsağın içerdiği bileşikler nedeniyle tümör oluşumunu engellediği ve kolesterol düşürücü etkisinin olduğuna dair çalışmalar bulunuyor. Ayrıca, kandaki pıhtılaşmayı engellemesi nedeni ile de kalp ve damar hastalıkları için önleyici önem taşıyor.
Mavi forum
Virüsün rengi belli oldu...
Virüsün rengi, mavi...
Tüm dünyaya korku salan kuş gribi görüntülendi.
Onlarca insanı ve binlerce kümes hayvanını öldüren, Türkiye'de de ortaya çıkan virüsün, bilim fotoğrafçısı Lennart Nillsson tarafından fotoğrafı çekildi.
Ünlü bilim fotoğrafçısı Lennart Nillsson, virüsü fotoğraflamak için Dünya Sağlık Örgütü'nden örnekler istedi.
Nillsson, İsveç'e getirilen virüs örneklerini bir mikroskopta fotoğraflamayı başardı.
Mavi renkli olarak görüntülenen kuş gribi virüsü sağlıklı pembe hücreleri yok ediyor ve çoğalıyor.

alıntıdır
Mavi forum
Tüm dünyaya korku salan kuş gribi görüntülendi.
Onlarca insanı ve binlerce kümes hayvanını öldüren, Türkiye'de de ortaya çıkan virüsün, bilim fotoğrafçısı Lennart Nillsson tarafından fotoğrafı çekildi.
Ünlü bilim fotoğrafçısı Lennart Nillsson, virüsü fotoğraflamak için Dünya Sağlık Örgütü'nden örnekler istedi.
Nillsson, İsveç'e getirilen virüs örneklerini bir mikroskopta fotoğraflamayı başardı.
Mavi renkli olarak görüntülenen kuş gribi virüsü sağlıklı pembe hücreleri yok ediyor ve çoğalıyor.
alıntıdır
Mavi forum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)