İstanbul’un ruh sağlığı haritası
Araştırmaya göre İstanbul’da ruhsal hastalık nedeniyle hekime başvurma oranı 2.3 ile sınırlı kaldı.
İSTANBUL - İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü 32 ilçede sağlık ocağına başvuran toplam 500 bin kişi üzerinde bir araştırma yaptı. Ruhsal hastalıklar sıralamasında ise ilk sırayı depresyon, ikinci sırayı anksiyete bozuklukları, üçüncü sırayı ise psikotik bozukluklar aldı.
İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Ruh Sağlığı ve Sosyal Hastalıklar Şubesi’nin yaptığı araştırma kentin ruhsal hastalıklar profiliyle ilgili önemli veriler ortaya koydu. 32 ilçede 500 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada 11 bin 507 kişinin psikiyatrik bir hastalık tanısı aldığı belirlendi. Psikiyatrik rahatsızlığı olanların yüzde 68.35’inin kadın, yüzde 31.65’inin ise erkek olduğu saptandı.
Uzmanlar batı ülkelerinde birinci basamakta psikiyatrik hastalık tanısının oranının yüzde 15 ile 40 arasında değiştiğine dikkat çekerek, “Bu araştırma pratisyen hekimlerin fiziksel şikayetlerle başvuran hastalardaki ruhsal sorunların tanısı koymak konusunda yeterince etkili olamadığını ortaya koyuyor. Bu yüzden pratisyen hekimlere psikiyatrik hastalıkların tanısının konulması konusunda düzenli eğitim verilmesi gerekiyor” diye konuştular.
Araştırmayı yürüten ekibe başkanlık yapan İstanbul İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Abdülkadir Tabo, psikiyatrik hastalıklar içinde en sık yüzde 70.7 ile depresyonun, yüzde 13.3 ile anksiyete (kaygı-endişe), yüzde 7.8 ile psikotik bozuklukların görüldüğüne işaret etti.
ŞİŞLİ İLK SIRADA
İlçelere göre sağlık ocaklarına başvuran psikiyatri hastalarının genel poliklinik sayısı içinde yüzdesine bakıldığında ise yüzde 5.1 ile Şişli, yüzde 4.4 ile Bakırköy, yüzde 4 ile Kadıköy ilk üç sırayı paylaştı. İlçelere göre değerlendirildiğinde en düşük psikiyatri tanısının yüzde 1.4 ile Ümraniye’de konulduğu belirlendi.
Dr. Abdülkadir Tabo, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Şişli; Bakırköy ve Kadıköy’de sağlık hizmetleri iyi organize olmuş durumda. İnsanlar hizmete ulaşma konusunda daha bilinçliler. İlçelere göre tanıların dağılımında depresyon yüzde 9.4 ile en fazla Bakırköy’de görüldü. En düşük depresyon ise yüzde 0.7 ile Silivri’de saptandı”
RUH VE BEDEN SAĞLIĞI
Bu arada İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Türkiye Psikiyatri Derneği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık Daire Başkanlığı, Türk Nöropsikiyatri Derneği’nin ortak yayınladığı bildiride şu açıklamalara yer verildi.
1. Ruhsal hastalıklar sık görülür. Toplumun her kesimini etkiler. Tedavi edilmezlerse toplumsal ve maddi kayba neden olur. İnsanların yüzde 25’i yaşamlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilenir.
2. Ruh sağlığına destek veren ulusal sağlık politikaları olmadan ruhsal sorunlara kapsayıcı çözümler getirilemez. Tedavi edici kurumsal ruh sağlığı hizmetlernini yanısıra hastanın toplum içinde tedavi ve rehabilitasyonunu sağlayan toplum ruh sağlığı sistemi geliştirilmelidir. Hasta haklarını dikkate alan ve bu konudaki uygulamaları düzenleyen bir Ruh Sağlığı Yasası çıkarılmalıdır.
3. Ruh sağlığı politikalarının ve hizmetinin oluşturulmasında uzmanlar, hizmeti alanlar hasta aileleri ve toplum temsilcileri işbirliğiyle çalışmalıdır.
4. Savaş, çatışma, afetler, plansız kentleşme, işsizlik ve yoksulluk gibi sosyo-ekonomik olaylar r uh sağlığını olumsuz etkilediği gibi tedavinin önünde de engel oluşturabilirler. Bu açıdan ruh sağlığı toplumun tüm ilgili kesimlerinin ortak çabbasıyla gerektiğinde küresel işbirliği ile korunup geliştirilmelidir.
28 Mayıs 2007 Pazartesi
Kuş gribi virüsüne iki senaryo
Kuş gribi virüsü dünya çapında bir salgına yol açacak mı açmayacak mı?
Bilim adamlarına göre iki senaryo var. Birincisi kötü senaryo. Bu senaryoya göre H5N1 virüsü 42 insandan 32’sinde ölüme yol açtı. İnsandan insana bulaşmayı sağlayacak dünya çapında bir salgının tüm ön şartları yerine geldi. Kuş gribiyle ilgili ikinci senaryo ise iyi senaryo. Kuş gribi hayvan-insan etkileşiminin en yoğun olduğu Asya bölgesinde ortaya çıktı. ama insandan insana bulaşmayı sağlayacak genetik değişiklik olmadı. Virüs ya yaşayamadı ya da zor yayılıyor.
İlk kez 1878 yılında İtalya’da tanımlanan İnfluenzavirüs A H5N1, Türkiye için de risk oluşturmaya devam ediyor. Bir salgın endişesiyle önlemler alınmaya devam ederken bilim adamları da olası senaryoları tartışıyor.
Göğüs hastalıkları uzmanlarının derneği, Türk Toraks Derneği Başkan Yardımcısı Prof Dr Eyüp Sabri Uçan’a göre kuş gribiyle ilgili kötü senaryonun yani dünya çapında bir salgının gerçekleşmemesi için grip aşısı yapılması son derece önemli:
“Eğer bir insanda kuş gribi virüsünü alırsa, aynı zamanda da insan tipi grip virüsünü alırsa, genetik kayma olabilir. Yani genetik değişimle insandan insana bulaşabilen kuş gribi formu ortaya çıkabilir. En tehlikelisi ve dünya çapında salgına neden olabilecek durum budur. Grip aşısı ise işte bu eş zamanlı enfeksiyonu yaşayan kişilerde virüsün genetik değişim geçirmesini engelleyebilir diye öneriliyor. Yoksa direkt olarak kuş gribine etkisi yok. Kuş gribi salgınları bir ülkenin içine yayılacak olursa, kontrol altına alınması çok güç olabilir. Örneğin 1992’de Meksika’da patojenitesi düşük virüsla başlayan salgın, oldukça ölümcül bir biçime dönüşmüş ve 1995’e dek kontrol altına alınamamıştır.”
GRİP SALGINLARI
Kuş gribi virüsünde olabilecek genetik değişmeyle ilgili tarihsel bir değerlendirme yapan Prof Dr. Eyüp Sabri Uçan, şöyle konuşuyor:
“Tarihsel olarak incelendiğinde 20. yüzyılda 9-39 yıl arayla antijen kayması sonucu ortaya çıkan yeni virüs alt tiplerine bağlı dört ya da beş grip pandemisi olmuştur. 1918-1919 yıllarındaki H1N1 pandemisinin 40-50 milyon kişinin ölümüne neden olduğu tahmin edilmektedir. Ardından 1957-1958 (H2N2), 1968-1969 (H3N2) ve 1977-1978 (H1N1) pandemileri olmuştur. Halen dünya üzerinde H3N1 ve H1N1 virüsları birlikte dolaşmaktadır. Bundan sonra da yeni pandemilerin olması kaçınılmaz gibi görünmektedir. Uğradıkları sık ve kalıcı antijen değişmeleri nedeniyle, dünya üzerindeki grip virüsü aktivitesi sürekli olarak izlenmekte ve grip aşılarının bileşiminde her yıl ayarlamalar yapılması gerekmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu amaçla 1947’de başlattığı Küresel Grip Programı’nı uygulamaktadır.”
KUŞ GRİBİYLE İLGİLİ OLUMLU SENARYO
Kuş gribiyle ilgili ikinci senaryo, iyi senaryo. Kuş gribi hayvan-insan etkileşiminin en yoğun olduğu Asya bölgesinde ortaya çıktı. ama insandan insana bulaşmayı sağlayacak genetik değişiklik olmadı. Virüs ya yaşayamadı ya da zor yayılıyor. Prof Dr. Eyüp Sabri Uçan, kuş gribinin bulaşma riskiyle ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Kuş gribi virüsları genellikle insanları doğrudan infekte etmez ve insanlar arasında dolaşmaz. İnsanda kuş gribi virüslarıyla oluştuğu bildirilmiş doğal infeksiyon sayısı çok azdır. Ancak gönüllü çalışmalarıyla kuş kökenli kimi virüslarla infekte edilmiş insanlarda kısa süreli infeksiyonların geliştiği de gösterilmiştir. İnsanlardaki olguların infekte kümes hayvanları veya kontamine yüzeylerle temas sonucunda geliştiği düşünülmektedir. Kuş gribi virüslarının insanlar arasında tutunabilmesine karşı bir dereceye kadar etkili bir engelin bulunduğu açıktır. Bu engel, gen segmentlerinden bir ya da birkaçıyla ilişkilidir.”
“Normalde hiçbir enfeksiyon kolay kolay tür engelini aşmadığını” belirten Prof Dr. Eyüp Sabri Uçan, dünyanın kötü senaryoya hazırlıklı olması gerektiğini hatırlatıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Yani kuşlar arasındaki enfeksiyon kuşlar arasında sürer. Ancak Güneydoğu Asya’da kaplanlarda domuzlarda da kuş gribi görüldü.Kuş gribi virüsunun doğal rezervuarı, yeşilbaş ördeklerdir ve infeksiyona en dayanıklı olan kuşlar da.bunlardır. Virüsları çok uzaklara taşıyabilmelerine ve dışkılarıyla çıkarmalarına karşılık, yalnızca hafif ve kısa süren bir hastalık geçirirler. Evcil ördeklerdeki infeksiyon ise tıpkı tavuklar, hindiler, kazlar ve benzeri kümes hayvanlarındaki gibi öldürücüdür. Virüs, infekte yabanıl kuşların dışkılarıyla kümes hayvanlarının arasına girebilir. Canlı kuşların sıkışık ve sağlıklı olmayan koşullarda satıldığı pazarlar da bir başka yayılma kaynağı olabilir. Kuş gribi virüsları, kuşları ve daha seyrek olarak domuzları infekte eder. İnfekte kuşlar, virüsu tükürük, burun salgıları ve dışkılarıyla yayarlar. Hollanda’da ev kedilerinde gösterilen deneysel infeksiyon ve Tayland’da infekte kaplan ve leoparlardan H5N1 virüslarının izolasyonu, kedigillerin de infeksiyonu bulaştırabileceğini düşündürmektedir. Kuş gribi virüsları, çevrede özellikle düşük sıcaklıkta uzun süre etkinliğini koruyabilir.”
KİMLER AŞI OLMALI
Kuş gribinden korunmak için 50 yaşın üzerindeki herkesin aşılanması öneriliyor. Ayrıca yaşları daha genç olsa da kalp, diyabet, yüksek tansiyon hastalarının, yeni ameliyat geçirenlerin, sağlık personelinin, kümes hayvanı yetiştiricilerini, itlaf ekibinde olanların da aşısı olmaları büyük önem taşıyor.
Bilim adamlarına göre iki senaryo var. Birincisi kötü senaryo. Bu senaryoya göre H5N1 virüsü 42 insandan 32’sinde ölüme yol açtı. İnsandan insana bulaşmayı sağlayacak dünya çapında bir salgının tüm ön şartları yerine geldi. Kuş gribiyle ilgili ikinci senaryo ise iyi senaryo. Kuş gribi hayvan-insan etkileşiminin en yoğun olduğu Asya bölgesinde ortaya çıktı. ama insandan insana bulaşmayı sağlayacak genetik değişiklik olmadı. Virüs ya yaşayamadı ya da zor yayılıyor.
İlk kez 1878 yılında İtalya’da tanımlanan İnfluenzavirüs A H5N1, Türkiye için de risk oluşturmaya devam ediyor. Bir salgın endişesiyle önlemler alınmaya devam ederken bilim adamları da olası senaryoları tartışıyor.
Göğüs hastalıkları uzmanlarının derneği, Türk Toraks Derneği Başkan Yardımcısı Prof Dr Eyüp Sabri Uçan’a göre kuş gribiyle ilgili kötü senaryonun yani dünya çapında bir salgının gerçekleşmemesi için grip aşısı yapılması son derece önemli:
“Eğer bir insanda kuş gribi virüsünü alırsa, aynı zamanda da insan tipi grip virüsünü alırsa, genetik kayma olabilir. Yani genetik değişimle insandan insana bulaşabilen kuş gribi formu ortaya çıkabilir. En tehlikelisi ve dünya çapında salgına neden olabilecek durum budur. Grip aşısı ise işte bu eş zamanlı enfeksiyonu yaşayan kişilerde virüsün genetik değişim geçirmesini engelleyebilir diye öneriliyor. Yoksa direkt olarak kuş gribine etkisi yok. Kuş gribi salgınları bir ülkenin içine yayılacak olursa, kontrol altına alınması çok güç olabilir. Örneğin 1992’de Meksika’da patojenitesi düşük virüsla başlayan salgın, oldukça ölümcül bir biçime dönüşmüş ve 1995’e dek kontrol altına alınamamıştır.”
GRİP SALGINLARI
Kuş gribi virüsünde olabilecek genetik değişmeyle ilgili tarihsel bir değerlendirme yapan Prof Dr. Eyüp Sabri Uçan, şöyle konuşuyor:
“Tarihsel olarak incelendiğinde 20. yüzyılda 9-39 yıl arayla antijen kayması sonucu ortaya çıkan yeni virüs alt tiplerine bağlı dört ya da beş grip pandemisi olmuştur. 1918-1919 yıllarındaki H1N1 pandemisinin 40-50 milyon kişinin ölümüne neden olduğu tahmin edilmektedir. Ardından 1957-1958 (H2N2), 1968-1969 (H3N2) ve 1977-1978 (H1N1) pandemileri olmuştur. Halen dünya üzerinde H3N1 ve H1N1 virüsları birlikte dolaşmaktadır. Bundan sonra da yeni pandemilerin olması kaçınılmaz gibi görünmektedir. Uğradıkları sık ve kalıcı antijen değişmeleri nedeniyle, dünya üzerindeki grip virüsü aktivitesi sürekli olarak izlenmekte ve grip aşılarının bileşiminde her yıl ayarlamalar yapılması gerekmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu amaçla 1947’de başlattığı Küresel Grip Programı’nı uygulamaktadır.”
KUŞ GRİBİYLE İLGİLİ OLUMLU SENARYO
Kuş gribiyle ilgili ikinci senaryo, iyi senaryo. Kuş gribi hayvan-insan etkileşiminin en yoğun olduğu Asya bölgesinde ortaya çıktı. ama insandan insana bulaşmayı sağlayacak genetik değişiklik olmadı. Virüs ya yaşayamadı ya da zor yayılıyor. Prof Dr. Eyüp Sabri Uçan, kuş gribinin bulaşma riskiyle ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Kuş gribi virüsları genellikle insanları doğrudan infekte etmez ve insanlar arasında dolaşmaz. İnsanda kuş gribi virüslarıyla oluştuğu bildirilmiş doğal infeksiyon sayısı çok azdır. Ancak gönüllü çalışmalarıyla kuş kökenli kimi virüslarla infekte edilmiş insanlarda kısa süreli infeksiyonların geliştiği de gösterilmiştir. İnsanlardaki olguların infekte kümes hayvanları veya kontamine yüzeylerle temas sonucunda geliştiği düşünülmektedir. Kuş gribi virüslarının insanlar arasında tutunabilmesine karşı bir dereceye kadar etkili bir engelin bulunduğu açıktır. Bu engel, gen segmentlerinden bir ya da birkaçıyla ilişkilidir.”
“Normalde hiçbir enfeksiyon kolay kolay tür engelini aşmadığını” belirten Prof Dr. Eyüp Sabri Uçan, dünyanın kötü senaryoya hazırlıklı olması gerektiğini hatırlatıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Yani kuşlar arasındaki enfeksiyon kuşlar arasında sürer. Ancak Güneydoğu Asya’da kaplanlarda domuzlarda da kuş gribi görüldü.Kuş gribi virüsunun doğal rezervuarı, yeşilbaş ördeklerdir ve infeksiyona en dayanıklı olan kuşlar da.bunlardır. Virüsları çok uzaklara taşıyabilmelerine ve dışkılarıyla çıkarmalarına karşılık, yalnızca hafif ve kısa süren bir hastalık geçirirler. Evcil ördeklerdeki infeksiyon ise tıpkı tavuklar, hindiler, kazlar ve benzeri kümes hayvanlarındaki gibi öldürücüdür. Virüs, infekte yabanıl kuşların dışkılarıyla kümes hayvanlarının arasına girebilir. Canlı kuşların sıkışık ve sağlıklı olmayan koşullarda satıldığı pazarlar da bir başka yayılma kaynağı olabilir. Kuş gribi virüsları, kuşları ve daha seyrek olarak domuzları infekte eder. İnfekte kuşlar, virüsu tükürük, burun salgıları ve dışkılarıyla yayarlar. Hollanda’da ev kedilerinde gösterilen deneysel infeksiyon ve Tayland’da infekte kaplan ve leoparlardan H5N1 virüslarının izolasyonu, kedigillerin de infeksiyonu bulaştırabileceğini düşündürmektedir. Kuş gribi virüsları, çevrede özellikle düşük sıcaklıkta uzun süre etkinliğini koruyabilir.”
KİMLER AŞI OLMALI
Kuş gribinden korunmak için 50 yaşın üzerindeki herkesin aşılanması öneriliyor. Ayrıca yaşları daha genç olsa da kalp, diyabet, yüksek tansiyon hastalarının, yeni ameliyat geçirenlerin, sağlık personelinin, kümes hayvanı yetiştiricilerini, itlaf ekibinde olanların da aşısı olmaları büyük önem taşıyor.
Şampuan ve Kepek (herkesin sorunu)
Gördüm ki her 2-3 reklamdan birisi şampuan reklamı..
dedim bunda bi iş var.. incelemeliyim..
Bu araştırmayı yapana kadar şampuanın faydalı akışkanlar olduğunu düşünürdüm..
Nede olsa reklamlar bize bunu empoze etmiyormu?
işte bulgular ve sonuçları..
1-bütün şampuanlar temelde sabundur...
şampuanlar temel olarak sabunlar sınıfının sıvı sabunlar kategorisine girmektedir. Kısaca ve özetle temel bileşimleri:
Şampuanın da dahil olduğu bu grup daha çok sıvı potasyum, amonyum ve triethanolamin sabun ve hindistan cevizi, zeytin ve diğer bir kaç yağı içerir.
Bu sabun piyasada bileşimind % 36 oranında hindistan cevizi yağından yapılmış potas sabunu bulunan sulu çözelti halinde bulunur.
Peki sabun nedir???
Sabun kimyasal olarak; yağ asitlerinin Naveyak tuzudur.Yani, ana maddesi bitkisel ve hayvansal yağların veya yağ asitlerinin alkalilerle reaksiyonu sonucunda elde edilen genellikle, temizleyici olarak kullanılan bir üründür. Herhangi bir yağ NaOH ve KOH çözeltisi ile ısıtılırsa hidroliz olur ve bunun sonucu gliserin ile uzun zincirli yağ asitlerinin alkali tuzları meydana gelir. Bu tuzlara sabun, alkali hidrolize de sabunlaşma denir. Sabunlaşma deyimi yağlar ve basit esterlerin hidrolizi için kullanılır. Bir başka deyimle sabun uzun zincirli organik asitlerin sodyum tuzudur. Örnek; oleik asit (C17H33COOH) ve stearik asitin (C17H35COOH) sodyum tuzu.
Dolayısıyla anladıkki bütün şampuanların temeli sabunlara dayanır.. Şampuanların sabunlardan en bariz farkı neredeyse hepsinde hayvansal yağ yerine bitkisel yağların kullanılmasıdır..
(reklamları hatırlayın. jojoba bitkili şampuan, Zeytiyağlı şampuan, badem yağlı şampuan vs.)
2-Şampuanlar ve kepekli saçlar...
Kepek nedir.. Saç derisinin dökülmesi işlemi sonucu ortaya çıkan kalıntılara kepek diyoruz. Kepek asla saçlar yüzünden ortaya çıkan bir durum değildir.Kepek kafa derisindeki ölü hücrelerin yenilenmesi sırasında ölü hücrelerin vücuttan uzaklaştırılmasıdır. Yani dönemsel olarak, hava şartlarına bağlı olarak, stressel olarak, hava kirliliğine bağlı olarak vs.vs. kepek ortaya çıkması son derece normal bir sonuçdur. Ama her sağlıklı derinin doğası gereği ortaya çıkan kepek bize şampuan reklamlarında hastalık yada tedavi edilmesi gereken bir durum gibi yutturulur.. Düşünün eminim sizde benim gibi bi çok kez "ya saçım kepeklendi dur şu diğer şampuanı deniim." yada "bu civarın suları çok bozuldu saçımı kepek bastı kepek şampuanı alayım" gibi yontemlere gitmişsinizdir. işte reklamların etkisinde ne kadar kaldığımızın bir gostergesi.. aslında normal olan dönemsel kepek olayını reklamlarda elektrik süpürgesi ile temizleyerek beynimizi yıkıyorlar.. Bunun ötesinde gerçekten bir cilt hastalığı olarak kepek sorununuz varsa inanın bu karışımlı sıvı sabunlar (şampuanlar) size hiç bir fayda sağlamayacaktır. derhal cilt doktorunuza gidiniz.
3- Şampuanlar ve Yağlı saçlar:
Kimimizin cildi gereğinden fazla yağ üretir buna neden olan bir sürü etken vardır ama bunun öenmi yok.. Sonuçta kimimizin derisi gereğinden fazla yağ üretir.. Buna saç deriside dahildir. yani yağlı saç yoktur yağlı kafa derisi vardır. Katkılı sıvı sabunlar içindeki kimyasalları gereği ve ciltle uyum zorlamasından dolayı Ph (asit baz dengesi) olarak daha yumuşak şekillerde hazırlanırlar.. Sabunlar temel olarak BAZik kimyasallardır. dolayısı ile bu BAZik maddeleri nötr seviyelere getirmek için ne yapmak gerekir? bunlara ASİT katmak gerekir.. Ph.5.5 demek artık notr olmuş bileşim demektir. Yani ne asidik ne bazik. Bunun cilde ne faydası ne zararı vardır. ancak kötü olan şudurki siz sabun bileşenlerinin ph değerini düşürürseniz en temel özellikleri olan temizleme özelliklerini zayıflatır hatta kaybedersiniz.
Günümüzde Yağlı saçlar için geliştirilen şampuanlar bile Ph 5.5. dir. zaten deri yağlı ve bu yağın çözülmesi gerekir. ve siz daha zayıf bir madde ile saçınızı temizlemeye çalışmaktasınız. Yeterince temizlenmemiş deri yüzünden gün içinde belki yeniden saçınızı yıkayacaksınız. yine katkılı sıvı sabun kullanacaksınız. zaten hepsinin ambalajında sıklıkla kullanabilirsiniz yazar.. amaçta bu sık kullanın çabuk bitirinki biz 75 kuruşa malettiğimiz bu katkılı sıvı sabunu size kilosu 10 Yeni liradan satabilelim..
3- Şampuanlar ve Nemlendiriciler:
saçlarınızın nemli olması size hiç bir şey kazandırmaz.. Nedenmi? çünkü onlar cansızdırlar.. Saçların sadece kökleri canlıdır ve bu kökler zaten derinin altındadırlar.. şimdi reklamları hatırlayın..
SAÇINIZI KÖKTEN UCA BESLER.. SAÇINIZIN UCUNDAKİ KIRIKLARI TAMİR EDER.. vs.vs.
teorik olarak canlı olmayan bir nesnenin beslenmesi nasıl birşeyse saçınızın beslenmeside oyle bir şeydir. Yani ben şu anda masamda duran kültablamı canlılığını korusun, beslensin diye kurufasulye tenceresine atarsam bana gülersiniz dimi..
ama bende size gülüyorum.. çünkü ölü bir şeyi beslemeye çalışıyor ve hatta buna inanıyorsunuz..
hatırlayın bir marka hep şunu soyler..
cildinizi sabun gibi kurutmaz, saçınızın nem ihtiyacını karşılar 1/4 nemlendirici sütler içerir.. evet doğrudur nemlendirici sütler içeriyordur. ve fakat merak ettiğim bunu ölü saçımıza sürmemizin bize ne kazandıracağıdır?
hem bu o kadar faydalı bişise neden her marka 1/4 yada 2/4 nemlendiricili ürünler üretmiyo? sonuçta nemlendirici denen şey basit bi bileşimdir.. hep kıllanmışımdır Tove dan zaten.. bu Tove'dada bi gavurluk var ama.. neyse.. onu sonra inceleyelim.. konumuza dönelim.. sonuçta nemlendirici denen zımbırtınında hiç bir işe yaramadığını anlıyoruz. çünkü saçın kökten uca beslenmesi olanaksızdır. saç yapısı içinde kökten uca doğru giden hiç bişi yoktur. ağaçmı lan bu köküne su dökünce üstünde yaprak açsın.. hepsi yalancı bunların...buhh.. devam edelim...
4-Bizim markayı kullanırsanız hiç kepek kalmaz, dökülmeler %80 azalır..
Bu terane yıllardır vardır. ama 10-15 yıldır yaygın kullanılan şampuanları kullanıp kepek sorunundan temelli kurtulan birisini gördünüzmü ? hayır.. çünkü yukardada soylediğimiz gibi bu tamamen vücudun doğası gereğidir. eğer dönem dönem kepeklenmiyosanız cilt doktorunuza başvurunuz.. dökülmeler %80 azallır.. araştırın göreceksinizki günlük saç dökülme miktarı ortalama olarak 50-80 adettir.. İşin tuhafı bu uzun yıllardır boyledir
bunu bu şampuan üreticileri bile şampuanlarını satarken soylerler.. "-kardeşim ortalama 50-80 dökülür... haaa bu mevsimine bağlı olarak hava şartlarına bağlı olarak artadabilir" iyide kardeşim.. bu zaten ortalama değilmi??? senin şampuanın bunu 50 adet dökülmeyi 10-15 e indirmiyorsa sen neyi iddia ediyosun??? hayır tuhaf tarafı şu.. şampuan reklamlarında görürüzki uzun saçlı hatunlar mutluluk içindedrler ve neşe saçarlar.. bu yazıyı okuyan herkes bilecektirki reklamlardaki saçlar duştan çıkıp kurutma ile elde edilemez.. bi sürü fön düzleştirme işlemi falan gerekir.. hepimizi bunu bildiğimiz halde aaa ne kadar düzgün ne kadar birbirine dolaşmamış ne kadar harika gözüken saçlar diye bu reklamları yutarız.. düşünün... hanginizin saçı banyodan çıkıp kuruttuğunuzda reklamlardaki kadar kusursuz oluyor??? ben soliim hiç birinizinki... eh ortalama 15 yıldır dökülmeyi %80 azaltıyorsanız bugun 2 adet saçımız bile dökülse fazla sayılabilir.. nede olsa 15 yıldır dökülmenin önüne geçiyorsunuz.. ve hala 50-80 i ortalama kabul ediyorsunuz.. Kardeşim benim 50 saç dökmek için şampuana ihtiyacım yok.. Yalancısınız... reklamlarda dikkat edin bilmem nerede kullanan bayanların %80 i bu fikirde falan gibi ibareler.. Sorarım size ben şimdi desemki ben 10 bayan arıyroum.. reklamlarada çıkaracağım.. ve şu elimde gördüğünüz has zeytinyağlı yeşil sabunu denemelerini isticem 15 gün yiyip içip yatacaksınız, reklama çıkacaksınız ve saçlarınızı yıkayacaksınız.. ben eminimki %100 ü yeşl sabundan memnun kalacaktır.. peh.. bir de bilmem neredeki saç enstitüsü vardı
o reklam hala varmı bilmiom ama saç araştırma enstitüsüne bakın.. etrafta bi kaç tane cam raf. bir iki mikroskop ama bi sürü uzun boylu uzun saçlı harika hatun.. merak ettiğim şu bu saç enstitüsünde araştırmacı olmak için aranan nitelikler nelerdir
ayhh neyse...
5-Şampuanlar kimi ciltlere zarar verebilir...
Hep bahsettiğimiz üzere şampuanlar sabun temelli kimyasal katkılı bileşimlerdir. ama bilirsinizki bazı insanların ciltleri bazı maddelere allerjik tepki verebilir.. siz saçınızı kökten uca beslemek isterken kepeklendirebilir, sürekli kaşıntıya neden olabilir, hatta dökülmesini artırabilirsiniz.. Ambalajı şık ve reklamı bol diye bilmediğimiz kimyasalları derimize ve saçımıza sürüyoruz.. özenle parfümlendirilen bu maddeler bizi hiç şüphelendirmiyorda.. Kullanırken dikkatli olalım..
NE YAPMALIYIZ.
Peki ne yapalım..
benim önerim şu halis zeytinyağlı sabunlardır. saçınızı ve kafa derinizi gerçekten iyi temizlerler ve kimyasala katkı maddeleri içermediklerinden size neredeyse hiç zarar vermezler..
ve Saç köklerine faydalı olduğu bilinen keratin, provitamin b-5 vs. gibi maddeler sadece şampuanlarda bulunmuyor.. bunların bulunduğu doğal şeyleri yiyip içebilir saçderinize tatbik edebilirsiniz.
boyle bir sabunu sanırım 1 ytl ye falan buluruz buna ilaveten illada saçım kazık gibi olmasın diyorsanız belki doğal bileşimli saç kremi kullanabilirsiniz.. biliyorsunuzki piyasada %100 bitki özlü şampuanlar ve saç kremleri bulunmakta.. bunları kullanmak kimyasal olarak elde edilmiş zımbırtıları kullanmaktan hem ekonomik hem daha sağlıklıdır..
Ha diyorsanızki sen ne yapıyorsun???
Walla ben bunlara hiç aldırmıyorum..
genelde zeytinyağlı sabun, bazen şampuan.. farketmio yani.. ama önemli olan şu ben şampuana para vermiyorum.
ortalama fiyat olarak 6ytl-10ytl aldığınız 750 Ml lik şampuanların maliyetlerinin 1 ytl yaklaşmadığını biliniz..
ve eğer siz yinede nemlendiricili katkılı, krem katkılı şampuanlar kullanmaktan yana iseniz, bu işi yapan daha ekonomik Turk markalarını oneriyorum.
Çünkü inanın temel bileşimlerin hepsi aynı.. hepsi sabun içine katılmış parfüm nemlendirici vitamin falan gibi şeylerden oluşuyor...Bari cebinizi kurtarın...
Kalın sağlıcakla...
Alıntı
dedim bunda bi iş var.. incelemeliyim..
Bu araştırmayı yapana kadar şampuanın faydalı akışkanlar olduğunu düşünürdüm..
Nede olsa reklamlar bize bunu empoze etmiyormu?
işte bulgular ve sonuçları..
1-bütün şampuanlar temelde sabundur...
şampuanlar temel olarak sabunlar sınıfının sıvı sabunlar kategorisine girmektedir. Kısaca ve özetle temel bileşimleri:
Şampuanın da dahil olduğu bu grup daha çok sıvı potasyum, amonyum ve triethanolamin sabun ve hindistan cevizi, zeytin ve diğer bir kaç yağı içerir.
Bu sabun piyasada bileşimind % 36 oranında hindistan cevizi yağından yapılmış potas sabunu bulunan sulu çözelti halinde bulunur.
Peki sabun nedir???
Sabun kimyasal olarak; yağ asitlerinin Naveyak tuzudur.Yani, ana maddesi bitkisel ve hayvansal yağların veya yağ asitlerinin alkalilerle reaksiyonu sonucunda elde edilen genellikle, temizleyici olarak kullanılan bir üründür. Herhangi bir yağ NaOH ve KOH çözeltisi ile ısıtılırsa hidroliz olur ve bunun sonucu gliserin ile uzun zincirli yağ asitlerinin alkali tuzları meydana gelir. Bu tuzlara sabun, alkali hidrolize de sabunlaşma denir. Sabunlaşma deyimi yağlar ve basit esterlerin hidrolizi için kullanılır. Bir başka deyimle sabun uzun zincirli organik asitlerin sodyum tuzudur. Örnek; oleik asit (C17H33COOH) ve stearik asitin (C17H35COOH) sodyum tuzu.
Dolayısıyla anladıkki bütün şampuanların temeli sabunlara dayanır.. Şampuanların sabunlardan en bariz farkı neredeyse hepsinde hayvansal yağ yerine bitkisel yağların kullanılmasıdır..
(reklamları hatırlayın. jojoba bitkili şampuan, Zeytiyağlı şampuan, badem yağlı şampuan vs.)
2-Şampuanlar ve kepekli saçlar...
Kepek nedir.. Saç derisinin dökülmesi işlemi sonucu ortaya çıkan kalıntılara kepek diyoruz. Kepek asla saçlar yüzünden ortaya çıkan bir durum değildir.Kepek kafa derisindeki ölü hücrelerin yenilenmesi sırasında ölü hücrelerin vücuttan uzaklaştırılmasıdır. Yani dönemsel olarak, hava şartlarına bağlı olarak, stressel olarak, hava kirliliğine bağlı olarak vs.vs. kepek ortaya çıkması son derece normal bir sonuçdur. Ama her sağlıklı derinin doğası gereği ortaya çıkan kepek bize şampuan reklamlarında hastalık yada tedavi edilmesi gereken bir durum gibi yutturulur.. Düşünün eminim sizde benim gibi bi çok kez "ya saçım kepeklendi dur şu diğer şampuanı deniim." yada "bu civarın suları çok bozuldu saçımı kepek bastı kepek şampuanı alayım" gibi yontemlere gitmişsinizdir. işte reklamların etkisinde ne kadar kaldığımızın bir gostergesi.. aslında normal olan dönemsel kepek olayını reklamlarda elektrik süpürgesi ile temizleyerek beynimizi yıkıyorlar.. Bunun ötesinde gerçekten bir cilt hastalığı olarak kepek sorununuz varsa inanın bu karışımlı sıvı sabunlar (şampuanlar) size hiç bir fayda sağlamayacaktır. derhal cilt doktorunuza gidiniz.
3- Şampuanlar ve Yağlı saçlar:
Kimimizin cildi gereğinden fazla yağ üretir buna neden olan bir sürü etken vardır ama bunun öenmi yok.. Sonuçta kimimizin derisi gereğinden fazla yağ üretir.. Buna saç deriside dahildir. yani yağlı saç yoktur yağlı kafa derisi vardır. Katkılı sıvı sabunlar içindeki kimyasalları gereği ve ciltle uyum zorlamasından dolayı Ph (asit baz dengesi) olarak daha yumuşak şekillerde hazırlanırlar.. Sabunlar temel olarak BAZik kimyasallardır. dolayısı ile bu BAZik maddeleri nötr seviyelere getirmek için ne yapmak gerekir? bunlara ASİT katmak gerekir.. Ph.5.5 demek artık notr olmuş bileşim demektir. Yani ne asidik ne bazik. Bunun cilde ne faydası ne zararı vardır. ancak kötü olan şudurki siz sabun bileşenlerinin ph değerini düşürürseniz en temel özellikleri olan temizleme özelliklerini zayıflatır hatta kaybedersiniz.
Günümüzde Yağlı saçlar için geliştirilen şampuanlar bile Ph 5.5. dir. zaten deri yağlı ve bu yağın çözülmesi gerekir. ve siz daha zayıf bir madde ile saçınızı temizlemeye çalışmaktasınız. Yeterince temizlenmemiş deri yüzünden gün içinde belki yeniden saçınızı yıkayacaksınız. yine katkılı sıvı sabun kullanacaksınız. zaten hepsinin ambalajında sıklıkla kullanabilirsiniz yazar.. amaçta bu sık kullanın çabuk bitirinki biz 75 kuruşa malettiğimiz bu katkılı sıvı sabunu size kilosu 10 Yeni liradan satabilelim..
3- Şampuanlar ve Nemlendiriciler:
saçlarınızın nemli olması size hiç bir şey kazandırmaz.. Nedenmi? çünkü onlar cansızdırlar.. Saçların sadece kökleri canlıdır ve bu kökler zaten derinin altındadırlar.. şimdi reklamları hatırlayın..
SAÇINIZI KÖKTEN UCA BESLER.. SAÇINIZIN UCUNDAKİ KIRIKLARI TAMİR EDER.. vs.vs.
teorik olarak canlı olmayan bir nesnenin beslenmesi nasıl birşeyse saçınızın beslenmeside oyle bir şeydir. Yani ben şu anda masamda duran kültablamı canlılığını korusun, beslensin diye kurufasulye tenceresine atarsam bana gülersiniz dimi..
ama bende size gülüyorum.. çünkü ölü bir şeyi beslemeye çalışıyor ve hatta buna inanıyorsunuz..
hatırlayın bir marka hep şunu soyler..
cildinizi sabun gibi kurutmaz, saçınızın nem ihtiyacını karşılar 1/4 nemlendirici sütler içerir.. evet doğrudur nemlendirici sütler içeriyordur. ve fakat merak ettiğim bunu ölü saçımıza sürmemizin bize ne kazandıracağıdır?
hem bu o kadar faydalı bişise neden her marka 1/4 yada 2/4 nemlendiricili ürünler üretmiyo? sonuçta nemlendirici denen şey basit bi bileşimdir.. hep kıllanmışımdır Tove dan zaten.. bu Tove'dada bi gavurluk var ama.. neyse.. onu sonra inceleyelim.. konumuza dönelim.. sonuçta nemlendirici denen zımbırtınında hiç bir işe yaramadığını anlıyoruz. çünkü saçın kökten uca beslenmesi olanaksızdır. saç yapısı içinde kökten uca doğru giden hiç bişi yoktur. ağaçmı lan bu köküne su dökünce üstünde yaprak açsın.. hepsi yalancı bunların...buhh.. devam edelim... 4-Bizim markayı kullanırsanız hiç kepek kalmaz, dökülmeler %80 azalır..
Bu terane yıllardır vardır. ama 10-15 yıldır yaygın kullanılan şampuanları kullanıp kepek sorunundan temelli kurtulan birisini gördünüzmü ? hayır.. çünkü yukardada soylediğimiz gibi bu tamamen vücudun doğası gereğidir. eğer dönem dönem kepeklenmiyosanız cilt doktorunuza başvurunuz.. dökülmeler %80 azallır.. araştırın göreceksinizki günlük saç dökülme miktarı ortalama olarak 50-80 adettir.. İşin tuhafı bu uzun yıllardır boyledir
bunu bu şampuan üreticileri bile şampuanlarını satarken soylerler.. "-kardeşim ortalama 50-80 dökülür... haaa bu mevsimine bağlı olarak hava şartlarına bağlı olarak artadabilir" iyide kardeşim.. bu zaten ortalama değilmi??? senin şampuanın bunu 50 adet dökülmeyi 10-15 e indirmiyorsa sen neyi iddia ediyosun??? hayır tuhaf tarafı şu.. şampuan reklamlarında görürüzki uzun saçlı hatunlar mutluluk içindedrler ve neşe saçarlar.. bu yazıyı okuyan herkes bilecektirki reklamlardaki saçlar duştan çıkıp kurutma ile elde edilemez.. bi sürü fön düzleştirme işlemi falan gerekir.. hepimizi bunu bildiğimiz halde aaa ne kadar düzgün ne kadar birbirine dolaşmamış ne kadar harika gözüken saçlar diye bu reklamları yutarız.. düşünün... hanginizin saçı banyodan çıkıp kuruttuğunuzda reklamlardaki kadar kusursuz oluyor??? ben soliim hiç birinizinki... eh ortalama 15 yıldır dökülmeyi %80 azaltıyorsanız bugun 2 adet saçımız bile dökülse fazla sayılabilir.. nede olsa 15 yıldır dökülmenin önüne geçiyorsunuz.. ve hala 50-80 i ortalama kabul ediyorsunuz.. Kardeşim benim 50 saç dökmek için şampuana ihtiyacım yok.. Yalancısınız... reklamlarda dikkat edin bilmem nerede kullanan bayanların %80 i bu fikirde falan gibi ibareler.. Sorarım size ben şimdi desemki ben 10 bayan arıyroum.. reklamlarada çıkaracağım.. ve şu elimde gördüğünüz has zeytinyağlı yeşil sabunu denemelerini isticem 15 gün yiyip içip yatacaksınız, reklama çıkacaksınız ve saçlarınızı yıkayacaksınız.. ben eminimki %100 ü yeşl sabundan memnun kalacaktır.. peh.. bir de bilmem neredeki saç enstitüsü vardı
o reklam hala varmı bilmiom ama saç araştırma enstitüsüne bakın.. etrafta bi kaç tane cam raf. bir iki mikroskop ama bi sürü uzun boylu uzun saçlı harika hatun.. merak ettiğim şu bu saç enstitüsünde araştırmacı olmak için aranan nitelikler nelerdir
ayhh neyse... 5-Şampuanlar kimi ciltlere zarar verebilir...
Hep bahsettiğimiz üzere şampuanlar sabun temelli kimyasal katkılı bileşimlerdir. ama bilirsinizki bazı insanların ciltleri bazı maddelere allerjik tepki verebilir.. siz saçınızı kökten uca beslemek isterken kepeklendirebilir, sürekli kaşıntıya neden olabilir, hatta dökülmesini artırabilirsiniz.. Ambalajı şık ve reklamı bol diye bilmediğimiz kimyasalları derimize ve saçımıza sürüyoruz.. özenle parfümlendirilen bu maddeler bizi hiç şüphelendirmiyorda.. Kullanırken dikkatli olalım..
NE YAPMALIYIZ.
Peki ne yapalım..
benim önerim şu halis zeytinyağlı sabunlardır. saçınızı ve kafa derinizi gerçekten iyi temizlerler ve kimyasala katkı maddeleri içermediklerinden size neredeyse hiç zarar vermezler..
ve Saç köklerine faydalı olduğu bilinen keratin, provitamin b-5 vs. gibi maddeler sadece şampuanlarda bulunmuyor.. bunların bulunduğu doğal şeyleri yiyip içebilir saçderinize tatbik edebilirsiniz.
boyle bir sabunu sanırım 1 ytl ye falan buluruz buna ilaveten illada saçım kazık gibi olmasın diyorsanız belki doğal bileşimli saç kremi kullanabilirsiniz.. biliyorsunuzki piyasada %100 bitki özlü şampuanlar ve saç kremleri bulunmakta.. bunları kullanmak kimyasal olarak elde edilmiş zımbırtıları kullanmaktan hem ekonomik hem daha sağlıklıdır..
Ha diyorsanızki sen ne yapıyorsun???
Walla ben bunlara hiç aldırmıyorum..
genelde zeytinyağlı sabun, bazen şampuan.. farketmio yani.. ama önemli olan şu ben şampuana para vermiyorum.
ortalama fiyat olarak 6ytl-10ytl aldığınız 750 Ml lik şampuanların maliyetlerinin 1 ytl yaklaşmadığını biliniz..
ve eğer siz yinede nemlendiricili katkılı, krem katkılı şampuanlar kullanmaktan yana iseniz, bu işi yapan daha ekonomik Turk markalarını oneriyorum.
Çünkü inanın temel bileşimlerin hepsi aynı.. hepsi sabun içine katılmış parfüm nemlendirici vitamin falan gibi şeylerden oluşuyor...Bari cebinizi kurtarın...
Kalın sağlıcakla...
Alıntı
Erkekle Kadın Arasındaki 25 Fark
Olaylara tepkiler, sevgi gosterme sekli, vucut yapilari, spor kabiliyetlerine varincaya kadar kadinlar ve erkekler arasinda tam 25 fark var... Iste o farklar...
Ergenlik Sivilcesi: Testosteron hormonundan dolayi erkeklerde sivilce sorunu daha cok gorulur. Bu hormon yag bezlerini uyarir ve derideki gozeneklerin tikanmasina ve dolayisiyla sivilceye neden olur.
Spor: Erkekler daha hizli, kadinlarsa dayanikli.
Kan: Erkeklerde 4.5, kadinlarda 3.6 litre kan vardir. Erkek kani daha koyu kivamlidir, bir damlasinda 1 milyon kan hucresi var. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetrekup kanda 5 milyon alyuvar vardir, bu da kadinlara kiyasla yuzde yirmi fazlalik demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadinlardan yuksektir: 140/88. Bu deger kadinlarda 130/80'dir.
Aids: Her dort AIDS hastasindan sadece biri kadin. Nedeni ise kadinlarin baskin olan X krozomundan iki tane tasimasi
Yuzme yetenegi: Kadinlar derilerinin altindaki yag tabakasi nedeniyle daha iyi yuzerler.
Su: Erkek vucudunun yuzde 70'i, kadinlarin yuzde 60'i sudan ibaret.
Duyu organlari: Kadinlarin isitme ve koklama duyulari daha guclu. Erkek gozu ayrintilari daha iyi secer.
Enerji harcamasi: Erkekler hareketsiz halde, vucudun metrekaresi basina ortalama 39.5 kalori yakarlar. Kadinlar ise 37 kalori.
Yag:Erkek vucudunun yuzde 15, kadinlarinsa yuzde 27'si yagdir.
Dirsekler: Kadinlar erkeklere kiyasla kollarini dirsekten 6 derece fazla acar.
Kromozomlar: Erkek ve disilerde toplam 46 kromozom vardir. Erkeklerin cinsiyet hormonu XY, kadinlarin XX'tir.
Saclar: Kadinlarin saclari daha sIk ve daha direnclidir.
Deri: Erkeklerin toplam 1.8 metrekare, kadinlarin 1.6 metrekare derileri vardir.
Masturbasyon: Erkeklerin yuzde 93'u, kadinlarin yuzde 62'si kendini masturbasyonla tatmin eder.
Antikorlar: Kadinlar daha cok antikor uretirler, bu yuzden virus hastaliklarina daha seyrek yakalanirlar.
Aglamak: Kadinlar erkeklerden 5 kat fazla aglarlar.
Beyin: Erkek beyni yuzde 14 daha agirdir.
Dolleyebilme yetenegi: Erkeklerde sicakligin artisiyla dolleyebilme yetenegi azalir. Kadinlarin dollenmeye musait oda sicakligi 17 derece.
Safra kesesi tasi: Kadinlarin yuzde 20'sinde, erkeklerin yuzde 8'inde tas var.
Yaslanma: 55 yasindaki bir kadin bedensel gucunun yuzde 90'ina sahiptir. Oysa erkek gucunun sadece yuzde 70'ine sahiptir.
Kaslar: Erkekler kadinlardan yuzde 50 oraninda fazla kas gucune sahiptir.
Yasam suresi: Erkeklerin ortalama omru 71.5 yil, kadinlarin 78 yildir.
Vucut olculeri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73.5 kg agirligindadir. Gogus cevresi 98.5cm , beli 80.4cm'dir. Kadin ortalama 160 cm boyunda olup 61.2 kg'dir. Gogus cevresi 90.1; kalca genisligi 96.5 cm; beli 74.3 cm'dir.
Adem elmasi: Girtlaktaki adem elmasi adli cikinti erkeklere hastir.
Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alip verir. Kadinlar 20-22 .
Ergenlik Sivilcesi: Testosteron hormonundan dolayi erkeklerde sivilce sorunu daha cok gorulur. Bu hormon yag bezlerini uyarir ve derideki gozeneklerin tikanmasina ve dolayisiyla sivilceye neden olur.
Spor: Erkekler daha hizli, kadinlarsa dayanikli.
Kan: Erkeklerde 4.5, kadinlarda 3.6 litre kan vardir. Erkek kani daha koyu kivamlidir, bir damlasinda 1 milyon kan hucresi var. Toplam olarak erkeklerde 1 santimetrekup kanda 5 milyon alyuvar vardir, bu da kadinlara kiyasla yuzde yirmi fazlalik demektir. Erkeklerin tansiyonu da kadinlardan yuksektir: 140/88. Bu deger kadinlarda 130/80'dir.
Aids: Her dort AIDS hastasindan sadece biri kadin. Nedeni ise kadinlarin baskin olan X krozomundan iki tane tasimasi
Yuzme yetenegi: Kadinlar derilerinin altindaki yag tabakasi nedeniyle daha iyi yuzerler.
Su: Erkek vucudunun yuzde 70'i, kadinlarin yuzde 60'i sudan ibaret.
Duyu organlari: Kadinlarin isitme ve koklama duyulari daha guclu. Erkek gozu ayrintilari daha iyi secer.
Enerji harcamasi: Erkekler hareketsiz halde, vucudun metrekaresi basina ortalama 39.5 kalori yakarlar. Kadinlar ise 37 kalori.
Yag:Erkek vucudunun yuzde 15, kadinlarinsa yuzde 27'si yagdir.
Dirsekler: Kadinlar erkeklere kiyasla kollarini dirsekten 6 derece fazla acar.
Kromozomlar: Erkek ve disilerde toplam 46 kromozom vardir. Erkeklerin cinsiyet hormonu XY, kadinlarin XX'tir.
Saclar: Kadinlarin saclari daha sIk ve daha direnclidir.
Deri: Erkeklerin toplam 1.8 metrekare, kadinlarin 1.6 metrekare derileri vardir.
Masturbasyon: Erkeklerin yuzde 93'u, kadinlarin yuzde 62'si kendini masturbasyonla tatmin eder.
Antikorlar: Kadinlar daha cok antikor uretirler, bu yuzden virus hastaliklarina daha seyrek yakalanirlar.
Aglamak: Kadinlar erkeklerden 5 kat fazla aglarlar.
Beyin: Erkek beyni yuzde 14 daha agirdir.
Dolleyebilme yetenegi: Erkeklerde sicakligin artisiyla dolleyebilme yetenegi azalir. Kadinlarin dollenmeye musait oda sicakligi 17 derece.
Safra kesesi tasi: Kadinlarin yuzde 20'sinde, erkeklerin yuzde 8'inde tas var.
Yaslanma: 55 yasindaki bir kadin bedensel gucunun yuzde 90'ina sahiptir. Oysa erkek gucunun sadece yuzde 70'ine sahiptir.
Kaslar: Erkekler kadinlardan yuzde 50 oraninda fazla kas gucune sahiptir.
Yasam suresi: Erkeklerin ortalama omru 71.5 yil, kadinlarin 78 yildir.
Vucut olculeri: Erkek ortalama 175 cm boyunda ve 73.5 kg agirligindadir. Gogus cevresi 98.5cm , beli 80.4cm'dir. Kadin ortalama 160 cm boyunda olup 61.2 kg'dir. Gogus cevresi 90.1; kalca genisligi 96.5 cm; beli 74.3 cm'dir.
Adem elmasi: Girtlaktaki adem elmasi adli cikinti erkeklere hastir.
Solunum: Erkekler dakikada ortalama 16 kez soluk alip verir. Kadinlar 20-22 .
Aspirin'in 10 parmağında 10 marifet
Dünyaca ünlü sağlık dergisi Men s Health' in, uzman görüşlerine
başvurarak
yaptığı bir derlemede faydaları saymakla bitirilemeyen Aspirin'in 10
yeni
marifeti daha ortaya çıktı:
Prostatı önlüyor: Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic in uzmanları
tarafından
bin 400 erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat
riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını gösterdi.
Kaşıntıyı kesiyor: Birkaç tablet Aspirin'i ezip toz haline getirin.
Elde
ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan bölgeye
sürün.
Tansiyonu düşürüyor: İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma,
aspirinin yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan
100
miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda düşürüyor.
Ancak
sabah değil, geceleri içmelisiniz.
Güneş yanığına karşı: Yazın çok fazla güneş altında kaldıktan en az
bir-iki
saat sonra alınacak iki adet aspirin hem yanmayı hem de ciltte su
toplanmasını azaltıyor.
Nasıra iyi geliyor: 5-6 adet aspirini toz haline getirip yarımşar çay
kaşığı
su ve limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten
sonra
üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün. Süngertaşıyla biraz
ovduktan sonra nasırınız düzelecektir.
Uçukları geçiriyor: Macar uzmanların yaptığı araştırmada, her gün
alınacak
125 miligram aspirinin uçukların cilt üzerindeki ömrünü ortalama 8
günden 5
güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya azalttığı ortaya çıktı.
Alzheimerdan koruyor: Hollanda daki Erasmus Tıp Merkezi' nde görevli
bilim
adamları birkaç yıl boyunca düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer
hastalığına yakalanma riskinin yüzde 80 oranında azaldığını tespit
etti.
Kadında kısırlığa iyi geliyor: Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi
olamayan
bir grup kadın üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece
kısırlık ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram
Aspirin verildi. Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını artırdığı için,
ilacı
Aspirinle alanların hamile kalma şansı yüzde 40 arttı.
Siğilleri söküp atıyor: Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir
delik
açın ve bu delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize
yapıştırın. Ucu banttan dışarı çıkan siğilin üzerine, daha önce toz
haline
getirdiğiniz aspirini sürün. Üzerini başka bir bantla kapatıp aynı
işlemi üç
gece üst üste uygulayın. Siğiliniz iyileşecektir.
Felçten koruyor: Her gün alınacak bir aspirin, felç geçirmiş erkeklerde
yeni
bir felç riskini yüzde 25 oranında önlediği biliniyordu. Bundan yola
çıkan
uzmanlar, genel olarak felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili
olacağını düşünüyor.
başvurarak
yaptığı bir derlemede faydaları saymakla bitirilemeyen Aspirin'in 10
yeni
marifeti daha ortaya çıktı:
Prostatı önlüyor: Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic in uzmanları
tarafından
bin 400 erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat
riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını gösterdi.
Kaşıntıyı kesiyor: Birkaç tablet Aspirin'i ezip toz haline getirin.
Elde
ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan bölgeye
sürün.
Tansiyonu düşürüyor: İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma,
aspirinin yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan
100
miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda düşürüyor.
Ancak
sabah değil, geceleri içmelisiniz.
Güneş yanığına karşı: Yazın çok fazla güneş altında kaldıktan en az
bir-iki
saat sonra alınacak iki adet aspirin hem yanmayı hem de ciltte su
toplanmasını azaltıyor.
Nasıra iyi geliyor: 5-6 adet aspirini toz haline getirip yarımşar çay
kaşığı
su ve limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten
sonra
üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün. Süngertaşıyla biraz
ovduktan sonra nasırınız düzelecektir.
Uçukları geçiriyor: Macar uzmanların yaptığı araştırmada, her gün
alınacak
125 miligram aspirinin uçukların cilt üzerindeki ömrünü ortalama 8
günden 5
güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya azalttığı ortaya çıktı.
Alzheimerdan koruyor: Hollanda daki Erasmus Tıp Merkezi' nde görevli
bilim
adamları birkaç yıl boyunca düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer
hastalığına yakalanma riskinin yüzde 80 oranında azaldığını tespit
etti.
Kadında kısırlığa iyi geliyor: Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi
olamayan
bir grup kadın üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece
kısırlık ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram
Aspirin verildi. Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını artırdığı için,
ilacı
Aspirinle alanların hamile kalma şansı yüzde 40 arttı.
Siğilleri söküp atıyor: Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir
delik
açın ve bu delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize
yapıştırın. Ucu banttan dışarı çıkan siğilin üzerine, daha önce toz
haline
getirdiğiniz aspirini sürün. Üzerini başka bir bantla kapatıp aynı
işlemi üç
gece üst üste uygulayın. Siğiliniz iyileşecektir.
Felçten koruyor: Her gün alınacak bir aspirin, felç geçirmiş erkeklerde
yeni
bir felç riskini yüzde 25 oranında önlediği biliniyordu. Bundan yola
çıkan
uzmanlar, genel olarak felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili
olacağını düşünüyor.
TÜm Hastaneler Tek Telefon
TÜM HASTANELER TEK TELEFON
>
> 444 0 911 Tum hastaneler Turkiye'nin her yerinden
> ulasilabilen tek bir
> no'
> da birlestiler: Cep telefonunuzdan ararsaniz
> bulundugunuz ilin alan
> kodu ile
> aramaniz gerekiyor. ( mesela 0212 444 0 911 ) Bu
> telefonu aradiginizda
> en
> yakin ambulans olay yerine gonderiliyor.
> Kaydediniz
***alıntı***
>
> 444 0 911 Tum hastaneler Turkiye'nin her yerinden
> ulasilabilen tek bir
> no'
> da birlestiler: Cep telefonunuzdan ararsaniz
> bulundugunuz ilin alan
> kodu ile
> aramaniz gerekiyor. ( mesela 0212 444 0 911 ) Bu
> telefonu aradiginizda
> en
> yakin ambulans olay yerine gonderiliyor.
> Kaydediniz
***alıntı***
Pire geni yeni umut oldu
Pire geni yeni umut oldu
Resilin adlı proteini oluşturan pire geniyle çok güçlü elastik bir polimer üreten bilim adamları, bunun hasar görmüş atardamarların ameliyatında kullanılabileceğini belirtti. Resilin, pirelerin çok uzak mesafelere sıçramasını ve sineklerin kanatlarını saniyede 200 kez çarpmalarını sağlıyor. Bu özelliğiyle en yüksek kaliteli kauçuktan daha dayanıklı olan ve gerildiğinde eski haline kolaylıkla geri dönen resilin, araştırmayı yürüten Avustralyalı bilim adamlarına göre tıpta başka pek çok alanda da kullanılabilir.
Resilin adlı proteini oluşturan pire geniyle çok güçlü elastik bir polimer üreten bilim adamları, bunun hasar görmüş atardamarların ameliyatında kullanılabileceğini belirtti. Resilin, pirelerin çok uzak mesafelere sıçramasını ve sineklerin kanatlarını saniyede 200 kez çarpmalarını sağlıyor. Bu özelliğiyle en yüksek kaliteli kauçuktan daha dayanıklı olan ve gerildiğinde eski haline kolaylıkla geri dönen resilin, araştırmayı yürüten Avustralyalı bilim adamlarına göre tıpta başka pek çok alanda da kullanılabilir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)