‘Aşı’sızlık yüzünden ölüyorlar
BM Çocuk Fonu (UNICEF), dünyada her yıl 27 milyon çocuk ve 40 milyon hamile kadının hastalıklara karşı aşılanamadığını açıkladı.
NEW YORK - UNICEF’in açıkladığı “Çocuklar İçin İlerleme” başlıklı raporda, her yıl beş yaşın altında 1,4 milyon çocuğun önlenebilir hastalıklar yüzünden hayatını kaybettiğine dikkat çekildi. Aşı kampanyaları açısından ülkelerin tek tek durumlarının ele alındığı raporda, 41 ülkenin durumunun 10 yıl öncesinden geri olduğu belirtildi.
UNICEF Başkanı Ann M. Veneman, raporun sunumu dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Aşılama, bildiğimiz en güvenli ve maliyeti en düşük müdahale şekillerinden biri. Bu konuda pek çok ülkede elde ettiğimiz kazanımları korumalı ve diğer ülkelerde de bu yöndeki gayretlerimizi artırmalıyız” dedi.
Raporda, aşılama sayesinde her yıl beş yaşın altında 2 milyon civarında çocuğun önlenebilir hastalıklar yüzünden ölmesinin önüne geçildiği kaydedildi. 103 ülkenin çocukların yüzde 90’ını aşıyla önlenebilir hastalıklardan korumayı başardığı, 16 ülkenin de bu konudaönemli ilerleme kaydettiği ifade edilen raporda, başta Batı ve Orta Afrika ülkeleri olmak üzere 74 ülkenin bu konuda geri kaldığı ya da çok yavaş ilerlediği belirtildi. Çocuklar arasında en fazla ölüme sebep olan hastalıkların kızamık, B tipi kanamalı grip ve boğmaca olduğuna dikkat çekilen raporda, bu hastalıkların çok ucuz olan aşılarla önlenebileceğine işaret edildi.
Raporda, yakın gelecekte, bugün bazı hastalıkların sebep olduğu 1,1 milyon ölümün de yeni aşılarla önlenebileceği, aşı kampanyalarının çocukların yüzde 90’ından fazlasını kapsayacak şekilde genişletilmesi halinde beş yaşın altında çocuk ölümlerinin hemen hemen dörtte bir oranında azaltılabileceği kaydedildi.
UNICEF’in raporuna göre, gelişmiş ülkelerdeki çocukların yüzde 90’ı önlenebilir hastalıklara karşı korunurken, Latin Amerika, Karayipler, Orta ve Doğu Avrupa, Bağımsız Devletler Topluluğu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde de ilerleme sağlandı. Ancak, Batı ve Orta Afrika ülkelerinde çocukların sadece yüzde 52’si rutin bir şekilde aşılanabiliyor. Eritre, Nijer ve Uganda gibi ülkeler de bu alanda ciddi ilerleme sağladı.
27 Mayıs 2007 Pazar
Orucun Üzerine Araştırmalar ve Sonuçları
Oruç tutmanın ömrü uzattığı, stresten ve şeker hastalığı gibi hastalıklardan koruduğu bildirildi. ''Proceedings of the National Academy of Sciences'' dergisindeki habere göre, yapılan deneylerde, iki günde bir yemek verilen deneklerin, düzenli, ancak az yemek verilen deneklere göre daha az stresli, kanlarındaki şeker ve insülin değerlerinin daha sağlıklı bir seviyede olduğu belirlendi.
ABD'nin Maryland eyaletindeki Ulusal Sağlık Enstitüsü'nde (NIH) görevli bilim adamı Mark Mattson ve ekibi, arada bir oruç tutmanın ve sürekli olarak az yemek yemenin etkilerini karşılaştırmak için deneyler yaptı.
Mattson, daha önce yapılan araştırmalarda, verilen kalori miktarı 3'te 1 oranında düşürülen deneklerin daha sağlıklı olduğu tespit edildiğini hatırlatarak, yeni yapılan deneyle, iki günde bir oruç tutmanın çok daha etkili olduğunun ortaya çıktığını söyledi.
Aynı ekip, daha önce yaptığı deneylerde, öğün atlayan deneklerin felç ve Parkinson ile Alzheimer gibi nörolojik hastalıklara daha az yakalandığını tespit etmişti. Mattson, öğün atlandığında yahut oruç tutulduğunda, beyinde sinir hücrelerinin büyümesini ve ölmemesini sağlayan BDNF maddesinin (Brain-Derived Neurotrophic Factor - Beyin Kökenli Sinirsel Büyüme Faktörü) üretildiğini söyledi.
ABD'nin Maryland eyaletindeki Ulusal Sağlık Enstitüsü'nde (NIH) görevli bilim adamı Mark Mattson ve ekibi, arada bir oruç tutmanın ve sürekli olarak az yemek yemenin etkilerini karşılaştırmak için deneyler yaptı.
Mattson, daha önce yapılan araştırmalarda, verilen kalori miktarı 3'te 1 oranında düşürülen deneklerin daha sağlıklı olduğu tespit edildiğini hatırlatarak, yeni yapılan deneyle, iki günde bir oruç tutmanın çok daha etkili olduğunun ortaya çıktığını söyledi.
Aynı ekip, daha önce yaptığı deneylerde, öğün atlayan deneklerin felç ve Parkinson ile Alzheimer gibi nörolojik hastalıklara daha az yakalandığını tespit etmişti. Mattson, öğün atlandığında yahut oruç tutulduğunda, beyinde sinir hücrelerinin büyümesini ve ölmemesini sağlayan BDNF maddesinin (Brain-Derived Neurotrophic Factor - Beyin Kökenli Sinirsel Büyüme Faktörü) üretildiğini söyledi.
Da Vinci'nin kalp şifresi
Da Vinci’nin kalp şifresi
İNGİLTERE Papworth Hastanesi’nde Dr. Francis Wells, Rönesans ressamı Leonardo Da Vinci’nin kalp çizimlerinden yola çıkarak yeni bir kalp ameliyatı tekniği geliştirdi. İnsan anatomisini tüm ayrıntılarıyla resmeden ilk bilimadamı Da Vinci’nin çizimlerinde, kalp kapakçığının açılış ve kapanış şekilleriyle çalışma prensipleri açıklanıyor. Wells, bu çizimlerin devrim niteliğinde olduğunu ve bunlara bakarak ‘mitral’ kapakçığın nasıl iyileştirilebileceğini bulduğunu söyledi. Wells, mitral kapakçığı, dörtgen yerine çizimlerdeki gibi üçgen keserek, şimdiye kadar 80 hastayı tedavi etti
İNGİLTERE Papworth Hastanesi’nde Dr. Francis Wells, Rönesans ressamı Leonardo Da Vinci’nin kalp çizimlerinden yola çıkarak yeni bir kalp ameliyatı tekniği geliştirdi. İnsan anatomisini tüm ayrıntılarıyla resmeden ilk bilimadamı Da Vinci’nin çizimlerinde, kalp kapakçığının açılış ve kapanış şekilleriyle çalışma prensipleri açıklanıyor. Wells, bu çizimlerin devrim niteliğinde olduğunu ve bunlara bakarak ‘mitral’ kapakçığın nasıl iyileştirilebileceğini bulduğunu söyledi. Wells, mitral kapakçığı, dörtgen yerine çizimlerdeki gibi üçgen keserek, şimdiye kadar 80 hastayı tedavi etti
Doğal kök hücrede son söz Diyanet'in
Doğal kök hücrede son söz Diyanet’in
DÜNYADA uygulanan embriyodan kök hücre üretiminin, ahlaki yönden doğru olup olmadığını anlamak için Türkiye’deki çalışmaları durduran Sağlık Bakanlığı, Diyanet’in ve Kilise’nin görüşlerini alacak. Etik açıdan “Embriyo insan mı, değil mi” tartışmasına yol açan yöntemde, anne karnındaki embriyodan alınan hücre çekirdeği, başka bir yumurtaya yerleştiriliyor ve doğal kök hücreler elde ediliyor. Laboratuarda büyüyen kök hücreler, kalp, felç ve kanser tedavisinde kullanılıyor.
DÜNYADA uygulanan embriyodan kök hücre üretiminin, ahlaki yönden doğru olup olmadığını anlamak için Türkiye’deki çalışmaları durduran Sağlık Bakanlığı, Diyanet’in ve Kilise’nin görüşlerini alacak. Etik açıdan “Embriyo insan mı, değil mi” tartışmasına yol açan yöntemde, anne karnındaki embriyodan alınan hücre çekirdeği, başka bir yumurtaya yerleştiriliyor ve doğal kök hücreler elde ediliyor. Laboratuarda büyüyen kök hücreler, kalp, felç ve kanser tedavisinde kullanılıyor.
Yüksek tansiyon tehdidi altında mısınız?
Yüksek tansiyon tehdidi altında mısınız?
Her 10 kişiden 3'ünü etkileyen yüksek tansiyon sessiz bir tehlike... Ancak kişide yüksek tansiyon var diyebilmek için ölçümlerin de doğru yapılması gerekiyor
Hİpertansİyon yani tansiyon yükselmesi ülkemizde yaklaşık olarak yüzde 30 oranında görülüyor, başka bir deyişle her 10 kişiden 3'ünü etkiliyor. Takip altına alınmadığında son derece tehlikeli sonuçlara yol açabilen hipertansiyon ile ilgili bilgileri Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Metin Caner'den alıyoruz. Hipertansiyon damar içindeki basıncın artmasıdır. Damarı bir su borusuna benzetecek olursak su borusundaki suyun yani kanın fazlalığı veya su borusunun elastik özelliğini kaybetmesi (damar sertliği ) basıncın artmasına yani tansiyonun yükselmesine neden olur.
DOĞRU ÖLÇÜYOR MUYUZ?
Bir kişide hipertansiyon var diyebilmek için, tansiyonun 140 / 90'dan yüksek olması gerekir. Burada en önemli konu tansiyonun ölçüm şeklidir. Tansiyon kişinin en az 5 dakika bedensel ve ruhsal dinlenme süresi geçtikten sonra, kişi sırtını koltuğa yaslamış şekilde ve tekniğe uygun olarak ölçülmelidir. 3 dakikalık aralıklarla ölçüm 3 kez tekrarlanmalı ve bu ölçümlerin ortalaması alınmalıdır. Bazı kişiler doktora veya hastaneye gelince heyecanlanırlar. Bu sırada üstün körü ve aceleyle ölçülen tansiyon yüksek çıkabilir. Bu duruma beyaz önlük hipertansiyonu denilmektedir.
NE SIKLIKTA ÖLÇMELİYİZ?
Evde kullanılan tansiyon aletleri teknik bir hata veya ölçüm yapılırken bir hata yoksa ana hatlarıyla kişinin tansiyonunu gösterir. Ancak bu araçların sağlıklı tansiyon aletleriyle kıyaslanarak kontrol edilmelerinde yarar vardır. Tansiyon ölçülürken manometrenin kalp hizasında olması gibi teknik özellikler çok önemlidir. Tansiyon hastası olmayan bir kişinin yaşı 35'in üstünde ise her 2 ayda bir ölçüm yaptırması yaş ilerledikçe bu ölçümlerin sıklığını artırması gerekir.
Yaş ilerledikçe risk artar
Doç. Dr. Metin Caner ''Yaş ilerledikçe tansiyonda yavaş yavaş yükselme başlar. Bu yükseliş bireyden bireye çok farklılık gösterir. Kimi kişilerde 30'lu kimilerinde 40'lı kimilerinde 50'li kimilerinde de 60'lı yıllarda tansiyon yüksekliği ortaya çıkar. Genetik olarak yani ailesinde tansiyon yüksekliği olan kişlerde hipertansiyon görülme olasılığı daha yüksektir. Ancak bunun kadar önemli olan başka etkenler vardır. Bunların başında aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, aşırı tuz kullanımı, aşırı alkol kullanımı, stresli ve gergin bir yaşam tarzı vardır'' diyor.
Her 10 kişiden 3'ünü etkileyen yüksek tansiyon sessiz bir tehlike... Ancak kişide yüksek tansiyon var diyebilmek için ölçümlerin de doğru yapılması gerekiyor
Hİpertansİyon yani tansiyon yükselmesi ülkemizde yaklaşık olarak yüzde 30 oranında görülüyor, başka bir deyişle her 10 kişiden 3'ünü etkiliyor. Takip altına alınmadığında son derece tehlikeli sonuçlara yol açabilen hipertansiyon ile ilgili bilgileri Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Metin Caner'den alıyoruz. Hipertansiyon damar içindeki basıncın artmasıdır. Damarı bir su borusuna benzetecek olursak su borusundaki suyun yani kanın fazlalığı veya su borusunun elastik özelliğini kaybetmesi (damar sertliği ) basıncın artmasına yani tansiyonun yükselmesine neden olur.
DOĞRU ÖLÇÜYOR MUYUZ?
Bir kişide hipertansiyon var diyebilmek için, tansiyonun 140 / 90'dan yüksek olması gerekir. Burada en önemli konu tansiyonun ölçüm şeklidir. Tansiyon kişinin en az 5 dakika bedensel ve ruhsal dinlenme süresi geçtikten sonra, kişi sırtını koltuğa yaslamış şekilde ve tekniğe uygun olarak ölçülmelidir. 3 dakikalık aralıklarla ölçüm 3 kez tekrarlanmalı ve bu ölçümlerin ortalaması alınmalıdır. Bazı kişiler doktora veya hastaneye gelince heyecanlanırlar. Bu sırada üstün körü ve aceleyle ölçülen tansiyon yüksek çıkabilir. Bu duruma beyaz önlük hipertansiyonu denilmektedir.
NE SIKLIKTA ÖLÇMELİYİZ?
Evde kullanılan tansiyon aletleri teknik bir hata veya ölçüm yapılırken bir hata yoksa ana hatlarıyla kişinin tansiyonunu gösterir. Ancak bu araçların sağlıklı tansiyon aletleriyle kıyaslanarak kontrol edilmelerinde yarar vardır. Tansiyon ölçülürken manometrenin kalp hizasında olması gibi teknik özellikler çok önemlidir. Tansiyon hastası olmayan bir kişinin yaşı 35'in üstünde ise her 2 ayda bir ölçüm yaptırması yaş ilerledikçe bu ölçümlerin sıklığını artırması gerekir.
Yaş ilerledikçe risk artar
Doç. Dr. Metin Caner ''Yaş ilerledikçe tansiyonda yavaş yavaş yükselme başlar. Bu yükseliş bireyden bireye çok farklılık gösterir. Kimi kişilerde 30'lu kimilerinde 40'lı kimilerinde 50'li kimilerinde de 60'lı yıllarda tansiyon yüksekliği ortaya çıkar. Genetik olarak yani ailesinde tansiyon yüksekliği olan kişlerde hipertansiyon görülme olasılığı daha yüksektir. Ancak bunun kadar önemli olan başka etkenler vardır. Bunların başında aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme, aşırı tuz kullanımı, aşırı alkol kullanımı, stresli ve gergin bir yaşam tarzı vardır'' diyor.
Şişmanların umudu mide küçültme ameliyatı
Şişmanların umudu mide küçültme ameliyatı
Gastrik by-pass yöntemiyle, şişman hastaların mideleri bir küçük fincan boyutuna indirilerek, midenin yüzde 90'ı devre dışı bırakılıyor. Aşırı kilolu bir hasta kısa sürede ideal kiloya ulaşabiliyor. A.Ü Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güner Öğünç, şu bilgileri veriyor 'Midenin ve ince bağırsakların yüzde 90'ını devre dışı bırakıyoruz.
TOKLUK HİSSİ
Yüzde 10'u kalan mideye bir öğünde orta boy yumurta büyüklüğünde gıda alınabilir. Gastrik by-pass, bant ya da kelepçe denilen yöntemden daha etkili. Küçültülen mideye günde 3 öğün bir orta boy yumurta büyüklüğünde besin aldığında, gereken hızda ideal kilosuna kavuşabilir. İşlemden sonra hasta yemek istemiyor. Çünkü midede tokluk hissi oluşuyor'
Gastrik by-pass yöntemiyle, şişman hastaların mideleri bir küçük fincan boyutuna indirilerek, midenin yüzde 90'ı devre dışı bırakılıyor. Aşırı kilolu bir hasta kısa sürede ideal kiloya ulaşabiliyor. A.Ü Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güner Öğünç, şu bilgileri veriyor 'Midenin ve ince bağırsakların yüzde 90'ını devre dışı bırakıyoruz.
TOKLUK HİSSİ
Yüzde 10'u kalan mideye bir öğünde orta boy yumurta büyüklüğünde gıda alınabilir. Gastrik by-pass, bant ya da kelepçe denilen yöntemden daha etkili. Küçültülen mideye günde 3 öğün bir orta boy yumurta büyüklüğünde besin aldığında, gereken hızda ideal kilosuna kavuşabilir. İşlemden sonra hasta yemek istemiyor. Çünkü midede tokluk hissi oluşuyor'
Kalbiniz için öneriler
Stresle mücadele edin, sigaradan uzak durun, hareketsiz kalmayın, hayvansal yağlardan uzak durun...
- Çerez, unlu mamuller, fast food ürünleri gibi birçok hazır gıda, yüksek miktarda yağ içeriyor. Kilonuzu dengede tutabilmek için görünen yağlara dikkat etmelisiniz.
- Hayvansal yağlardan uzak durun. Tereyağı kuyruk yağı ve iç yağı, hem kolesterol, hem de doymuş yağları yüksek miktarda içerir. Kalbiniz için beslenmenizde çoklu doymamış yağlar bakımından zengin yağlar ve bu bitkisel yağlardan üretilen margarinleri tercih edin.
- Sebze, meyve ve tahıl ürünlerini bol bol tüketin. Vitamin ve posa bakımından zengin bu yiyecekler, kalbinizin dostudur.
- Kırmızı et, salam, sosis gibi şarküteri ürünlerinden kaçının. Tavuk ve balık eti, kırmızı ete göre çok daha az doymuş yağ ve kolesterol içerir. Ayrıca birçok balık omega-3 ve omega-6 çoklu doymamış yağlar bakımından zengindir.
- Kolesterol deposu yiyecekleri tanıyın. Karaciğer, böbrek, yürek, dalak gibi sakatatlarla, karides ve kalamar gibi deniz ürünleri en önemli düşmanlarınız.
- Tansiyonunuzu yükseltmeyin. Yemeklerinizde mümkün olduğunca tuzdan kaçının, taze otlar ve baharatlara yönelin. Tuz, yüksek tansiyona neden olur.
- Stresle mücadele edin. Stres, kalp hastalıklarına neden olan önemli risk faktörlerinden biridir.
- Sigarayı yaşamanızdan uzak tutun. Damar sertliğine neden olan sigara, yalnız kalp sağlığınızı değil, vücudunuzu da birçok açıdan tehdit eder.
- Hareketsiz kalmayın. Haftada en az iki kez egzersiz yapın.
- Çerez, unlu mamuller, fast food ürünleri gibi birçok hazır gıda, yüksek miktarda yağ içeriyor. Kilonuzu dengede tutabilmek için görünen yağlara dikkat etmelisiniz.
- Hayvansal yağlardan uzak durun. Tereyağı kuyruk yağı ve iç yağı, hem kolesterol, hem de doymuş yağları yüksek miktarda içerir. Kalbiniz için beslenmenizde çoklu doymamış yağlar bakımından zengin yağlar ve bu bitkisel yağlardan üretilen margarinleri tercih edin.
- Sebze, meyve ve tahıl ürünlerini bol bol tüketin. Vitamin ve posa bakımından zengin bu yiyecekler, kalbinizin dostudur.
- Kırmızı et, salam, sosis gibi şarküteri ürünlerinden kaçının. Tavuk ve balık eti, kırmızı ete göre çok daha az doymuş yağ ve kolesterol içerir. Ayrıca birçok balık omega-3 ve omega-6 çoklu doymamış yağlar bakımından zengindir.
- Kolesterol deposu yiyecekleri tanıyın. Karaciğer, böbrek, yürek, dalak gibi sakatatlarla, karides ve kalamar gibi deniz ürünleri en önemli düşmanlarınız.
- Tansiyonunuzu yükseltmeyin. Yemeklerinizde mümkün olduğunca tuzdan kaçının, taze otlar ve baharatlara yönelin. Tuz, yüksek tansiyona neden olur.
- Stresle mücadele edin. Stres, kalp hastalıklarına neden olan önemli risk faktörlerinden biridir.
- Sigarayı yaşamanızdan uzak tutun. Damar sertliğine neden olan sigara, yalnız kalp sağlığınızı değil, vücudunuzu da birçok açıdan tehdit eder.
- Hareketsiz kalmayın. Haftada en az iki kez egzersiz yapın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)