Böbrek hastaları için umut ışığı
İngiltere'de araştırmacılar, vücudun nakledilen yeni böbrekleri reddetmesini önlemede yeni bir molekül kullanarak umut verici sonuçlar elde etti.
New England tıp dergisinin son sayısındaki makaleye göre, böbrek
naklinden sonra kullanılan yeni molekül, nakledilen organın
faaliyetlerini iyileştirdi.
Doktorlar, organ reddini önleyebilmek için 30 yıldır
''ciclosporine A'' ya da ''tacrolimus'' adlı ilaçları kullanıyor,
ancak bu ilaçların yan etkileri, bazen böbrek yetmezliğine bile yol
açabiliyor.
Bristol Myers Squibb laboratuvarlarında 218 hasta üzerinde bir yıl
boyunca yürütülen deneyler, yeni molekülün böbrek fonksiyonlarını
iyileştirdiğini gösterdi.
Araştırmacılar, ''belatacept'' adını
verdikleri yeni molekülün, ayrıca nakil böbreklerde fonksiyon
bozukluğu baş göstermesini önemli ölçüde engellediğini belirlediler
ve bu sonuçların, organ naklinden sonraki tedavi aşaması için umut
verici olduğunu vurguladılar.
Mavi forum
22 Mayıs 2007 Salı
1 Dakikada Osteoporoz Testi
Kemik erimesinin önlemi alınabilir, kolaylıkla tanısı konabilir ve çeşitli tedavi yöntemleri de mevcut. Kemik sağlığınızı ve osteoporoz riskinizi ölçebilmeniz için işte size bir test.
Hareket edin kemiklerinizi kaybetmeyin
Uluslararası Osteoporoz Vakfı IOF, 2005 yılının temasını 'fiziksel aktivite' olarak seçti. Sloganları: 'Hareket edin, yoksa kaybedersiniz.' Amaç fiziksel aktiviteyle kemik kütlesini artırabilmek ve koruyabilmek. Fiziksel aktivitenin diğer önemli bir rolü de kırıklarla sonuçlanabilen düşmeleri önlemek! Bunun için, alet gerektiren, pahalı aktiviteler yapmak şart değil. Günde 30-40 dakika yürümek, yoga yapmak, merdiven inmek, çıkmak, dans gibi aktiviteler yeterli.
PROF. GÜLSEREN AKYÜZ (Osteoporoz Hasta Derneği Başkanı)
Milyonlarca kişi etkileniyor çok azı tedavi ediliyor
Bugün biliyoruz ki osteoporozdan milyorlarca insan etkilense de çok azına tanı konuyor ve tedavi ediliyor. Yetersiz tanının nedenlerinin başında, tetkik ve muayene olmak için başvuran hasta sayısının az olması geliyor. İnsanlar kendilerine ait risklerin farkında değil, bu nedenle hekime başvurmuyor. Teşhis konamadığı için tedavi de olamıyorlar. Hekimler ileri yaşlarda görülen diğer kronik hastalıklar kadar maalesef osteoporoza öncelik tanımıyor ve üzerinde durmuyorlar. Ayrıca kemik mineral yoğunluğu ölçüm cihazları yeterli sayıda değil, hastaların ekonomik sorunları fazla, devlet politikaları yok.
Kadınların giyim şekli güneşle temaslarını engelliyor
Marmara Bölgesi'nde, 40 yaşın üzerinde rastlantısal olarak seçilen 7 bin 856 kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre:
4 Osteoporoz hakkında bilgisi olanların oranı yüzde 68.7.
4Osteoporozu komşu ve arkadaşlarından duyanlar yüzde 51.4, medyadan yüzde 11.8, hekimlerden öğrenenler ise yüzde 6.4.
4 Kadınların yüzde 41.5'i risk altında. Osteoporoz belirlenenlerin oranı ise yüzde 19.2.
4 Güneş ışınlarının kemik güçlenmesinde kritik bir rolü var. Oysa, araştırmaya katılan kadınların önemli bölümünün vücudu güneşle yeterince temas etmiyor. Giyim şekillerine bakıldığında baş, kol ve bacakları açık olanların oranı yüzde 37.4, başları kapalı olanların oranı yüzde 23.6, uzun kol ve uzun etek giyenler yüzde 22.3, tam kapalı olanlar ise yüzde 16.7.
KADINLAR İÇİN
1. Aile bireylerinizden herhangi birinde hafif bir çarpma veya düşme sonrası kalça kırığı meydana geldi mi? (Evet - Hayır)
2. Herhangi bir kemiğinizde hafif bir çarpma veya düşme sonrası kırık meydana geldi mi? (Evet - Hayır)
3. Üç aydan uzun süre kortikosteroid (kortizon, prednizon vb) kullandınız mı? (Evet - Hayır)
4. Üç santimetreden fazla boy kaybınız oldu mu? (Evet - Hayır)
5. Düzenli olarak aşırı alkol (günde iki kadehten fazla) alır mısınız? (Evet - Hayır)
6. Günde 20 sigaradan fazla içer misiniz? (Evet - Hayır)
7. Çölyak (bağırsak alerjisi) ya da Crohn (bağırsak iltihabı) nedeniyle, sık sık ishal olur musunuz? (Evet - Hayır)
8. 45 yaşından önce mi menopoza girdiniz? (Evet - Hayır)
ERKEKLER İÇİN
1. Aile bireylerinden herhangi birinde hafif bir çarpma veya düşme sonrası kalça kırığı meydana geldi mi? (Evet - Hayır)
2. Herhangi bir kemiğinizde hafif bir çarpma veya düşme sonrası kırık meydana geldi mi? (Evet - Hayır)
3. Üç aydan daha uzun süre kortikosteroid (kortizon, prednizon vb) kullandınız mı? (Evet - Hayır)
4. Üç santimetreden daha fazla boy kaybınız oldu mu? (Evet - Hayır)
5. Düzenli olarak günde 2 kadehten fazla alkol alır mısınız? (Evet - Hayır)
6. Günde 20 sigaradan fazla içer misiniz? (Evet - Hayır)
7. Çölyak (bağırsak alerjisi) ya da Crohn (bağırsak iltihabı) hastalığı nedeniyle, sık sık ishal olur musunuz? (Evet - Hayır)
DEĞERLENDİRME: Bu sorulara verdiğiniz evet yanıtı sayısı, sizin risk faktörünüzü oluşturuyor.
Risk faktörü 0 olanlar: Herhangi bir osteoporoz risk faktörünüz yok. Fakat yeterli kalsiyum alımı ve egzersiz de dahil olmak üzere sağlıklı bir kemik yapısı için buna uygun bir yaşam sürdürmelisiniz.
Risk faktörü 1 olanlar: Osteoporoz riski içerecek bir faktöre sahipsiniz. Bu sizin osteoporoz hastası olduğunuz manasına gelmiyor. Ancak kemik sağlığınız hakkında doktorunuzla konuşun.
Risk faktörü 2 ve daha fazla olanlar: Yanıtlar sizin osteoporoz hastası olduğunuzu düşündüren muhtelif risk faktörlerine sahip olduğunuzu gösteriyor. Size mümkün olduğunca çabuk doktorunuza başvurmanızı, kemik mineral yoğunluğu ölçümü isterse bunu hemen yaptırmanızı tavsiye ederiz.
Mavi forum
Hareket edin kemiklerinizi kaybetmeyin
Uluslararası Osteoporoz Vakfı IOF, 2005 yılının temasını 'fiziksel aktivite' olarak seçti. Sloganları: 'Hareket edin, yoksa kaybedersiniz.' Amaç fiziksel aktiviteyle kemik kütlesini artırabilmek ve koruyabilmek. Fiziksel aktivitenin diğer önemli bir rolü de kırıklarla sonuçlanabilen düşmeleri önlemek! Bunun için, alet gerektiren, pahalı aktiviteler yapmak şart değil. Günde 30-40 dakika yürümek, yoga yapmak, merdiven inmek, çıkmak, dans gibi aktiviteler yeterli.
PROF. GÜLSEREN AKYÜZ (Osteoporoz Hasta Derneği Başkanı)
Milyonlarca kişi etkileniyor çok azı tedavi ediliyor
Bugün biliyoruz ki osteoporozdan milyorlarca insan etkilense de çok azına tanı konuyor ve tedavi ediliyor. Yetersiz tanının nedenlerinin başında, tetkik ve muayene olmak için başvuran hasta sayısının az olması geliyor. İnsanlar kendilerine ait risklerin farkında değil, bu nedenle hekime başvurmuyor. Teşhis konamadığı için tedavi de olamıyorlar. Hekimler ileri yaşlarda görülen diğer kronik hastalıklar kadar maalesef osteoporoza öncelik tanımıyor ve üzerinde durmuyorlar. Ayrıca kemik mineral yoğunluğu ölçüm cihazları yeterli sayıda değil, hastaların ekonomik sorunları fazla, devlet politikaları yok.
Kadınların giyim şekli güneşle temaslarını engelliyor
Marmara Bölgesi'nde, 40 yaşın üzerinde rastlantısal olarak seçilen 7 bin 856 kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre:
4 Osteoporoz hakkında bilgisi olanların oranı yüzde 68.7.
4Osteoporozu komşu ve arkadaşlarından duyanlar yüzde 51.4, medyadan yüzde 11.8, hekimlerden öğrenenler ise yüzde 6.4.
4 Kadınların yüzde 41.5'i risk altında. Osteoporoz belirlenenlerin oranı ise yüzde 19.2.
4 Güneş ışınlarının kemik güçlenmesinde kritik bir rolü var. Oysa, araştırmaya katılan kadınların önemli bölümünün vücudu güneşle yeterince temas etmiyor. Giyim şekillerine bakıldığında baş, kol ve bacakları açık olanların oranı yüzde 37.4, başları kapalı olanların oranı yüzde 23.6, uzun kol ve uzun etek giyenler yüzde 22.3, tam kapalı olanlar ise yüzde 16.7.
KADINLAR İÇİN
1. Aile bireylerinizden herhangi birinde hafif bir çarpma veya düşme sonrası kalça kırığı meydana geldi mi? (Evet - Hayır)
2. Herhangi bir kemiğinizde hafif bir çarpma veya düşme sonrası kırık meydana geldi mi? (Evet - Hayır)
3. Üç aydan uzun süre kortikosteroid (kortizon, prednizon vb) kullandınız mı? (Evet - Hayır)
4. Üç santimetreden fazla boy kaybınız oldu mu? (Evet - Hayır)
5. Düzenli olarak aşırı alkol (günde iki kadehten fazla) alır mısınız? (Evet - Hayır)
6. Günde 20 sigaradan fazla içer misiniz? (Evet - Hayır)
7. Çölyak (bağırsak alerjisi) ya da Crohn (bağırsak iltihabı) nedeniyle, sık sık ishal olur musunuz? (Evet - Hayır)
8. 45 yaşından önce mi menopoza girdiniz? (Evet - Hayır)
ERKEKLER İÇİN
1. Aile bireylerinden herhangi birinde hafif bir çarpma veya düşme sonrası kalça kırığı meydana geldi mi? (Evet - Hayır)
2. Herhangi bir kemiğinizde hafif bir çarpma veya düşme sonrası kırık meydana geldi mi? (Evet - Hayır)
3. Üç aydan daha uzun süre kortikosteroid (kortizon, prednizon vb) kullandınız mı? (Evet - Hayır)
4. Üç santimetreden daha fazla boy kaybınız oldu mu? (Evet - Hayır)
5. Düzenli olarak günde 2 kadehten fazla alkol alır mısınız? (Evet - Hayır)
6. Günde 20 sigaradan fazla içer misiniz? (Evet - Hayır)
7. Çölyak (bağırsak alerjisi) ya da Crohn (bağırsak iltihabı) hastalığı nedeniyle, sık sık ishal olur musunuz? (Evet - Hayır)
DEĞERLENDİRME: Bu sorulara verdiğiniz evet yanıtı sayısı, sizin risk faktörünüzü oluşturuyor.
Risk faktörü 0 olanlar: Herhangi bir osteoporoz risk faktörünüz yok. Fakat yeterli kalsiyum alımı ve egzersiz de dahil olmak üzere sağlıklı bir kemik yapısı için buna uygun bir yaşam sürdürmelisiniz.
Risk faktörü 1 olanlar: Osteoporoz riski içerecek bir faktöre sahipsiniz. Bu sizin osteoporoz hastası olduğunuz manasına gelmiyor. Ancak kemik sağlığınız hakkında doktorunuzla konuşun.
Risk faktörü 2 ve daha fazla olanlar: Yanıtlar sizin osteoporoz hastası olduğunuzu düşündüren muhtelif risk faktörlerine sahip olduğunuzu gösteriyor. Size mümkün olduğunca çabuk doktorunuza başvurmanızı, kemik mineral yoğunluğu ölçümü isterse bunu hemen yaptırmanızı tavsiye ederiz.
Mavi forum
Nargile
Son yıllarda özellikle gençler arasında hızla yayılan nargilenin, insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiği bildirildi. Ulusal Kanser Danışma Kurulu, son toplantısında, akciğer zarı kanseri (mezotelyoma) ve son günlerde artan nargile tüketimini ele aldı. Kurul toplantısı sonunda, akciğer zarı kanseri konusunda ulusal boyutta ele alınıp yürütülecek genetik araştırmaların uluslararası işbirliğiyle yürütülmesi kararlaştırdı. Türkiye'deki tütün bağımlılığına dikkati çeken kurul, gizli tehlikeler üzerinde durdu. Kanserle savaşın tütün bağımlılığı ile savaşla eşdeğerolacağı vurgusunu yapan kurul, tütün bağımlılığını teşvik eden nargilenin özendirilmesinin tütün bağımlılığı için adım olacağına dikkati çekti. Kurul, Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı aracılığıyla bu konunun il sağlık müdürlüklerine duyurulması yönünde tavsiye kararını aldı.
50 SİGARAYA EŞİT
Hacettepe Üniversitesi (H.Ü) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Sigara Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Nazmi Bilir, tütünün nargile şeklinde içiminin, solunum fonksiyonları üzerinde önemli olumsuz etkilerinin bulunduğunu bildirdi.
Bilir, nargile dumanının analiz edildiği bir çalışmada; bir nargile içimi sırasında 3 gram tütün ve 5 gram kömür yakıldığı, toplam 2.25 miligram nikotin ve 242 miligram partiküler madde alındığının belirlendiğini bildirdi. Prof. Dr. Bilir, bir nargile içimi sonucunda alınan nikotin miktarının, 50 adet sigara içilmesiyle alınan nikotin miktarına eşit olduğunu kaydetti. Nargile içen bir kişinin ortalama 30 saniye aralıklarla her biri 3 saniye süren nefes alıp verme işlemi yaptığını ve her defasında ciğerlerine 300 mililitre hava aldığını anlatan Bilir, bir nargile içiminde, nargile üzerine yakılmak üzere 10 gram tütün yerleştirildiğini, bunun ancak 3 gramının yandığını belirtti.
Bir nargile içiminin, ortalama 100 nefes alıp verme şeklinde olduğunu anlatan Prof. Dr. Bilir, nargile dumanındaki arsenik, nikel, kobalt, krom ve kurşun miktarının, sigara dumanındaki düzeye göre oldukça yüksek bulunduğunu ifade etti. Bilir, "Tütünün nargile şeklinde içilmesi de aynen sigara içilmesi gibi zararlıdır" diye konuştu.
"NARGİLE KAFELER SINIRLANDIRILMALI"
Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Tezer Kutluk da, son yıllarda nargile kafelerin sayısının giderek artığını ve nargilenin, çeşitli tatlarda sunularak özendirildiğini anımsattı. Nargilenin zararlarının göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Kutluk, nargile kafelere sınırlama getirilmesi gerektiğini kaydetti.

Mavi forum
50 SİGARAYA EŞİT
Hacettepe Üniversitesi (H.Ü) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Sigara Ulusal Komitesi Başkanı Prof. Dr. Nazmi Bilir, tütünün nargile şeklinde içiminin, solunum fonksiyonları üzerinde önemli olumsuz etkilerinin bulunduğunu bildirdi.
Bilir, nargile dumanının analiz edildiği bir çalışmada; bir nargile içimi sırasında 3 gram tütün ve 5 gram kömür yakıldığı, toplam 2.25 miligram nikotin ve 242 miligram partiküler madde alındığının belirlendiğini bildirdi. Prof. Dr. Bilir, bir nargile içimi sonucunda alınan nikotin miktarının, 50 adet sigara içilmesiyle alınan nikotin miktarına eşit olduğunu kaydetti. Nargile içen bir kişinin ortalama 30 saniye aralıklarla her biri 3 saniye süren nefes alıp verme işlemi yaptığını ve her defasında ciğerlerine 300 mililitre hava aldığını anlatan Bilir, bir nargile içiminde, nargile üzerine yakılmak üzere 10 gram tütün yerleştirildiğini, bunun ancak 3 gramının yandığını belirtti.
Bir nargile içiminin, ortalama 100 nefes alıp verme şeklinde olduğunu anlatan Prof. Dr. Bilir, nargile dumanındaki arsenik, nikel, kobalt, krom ve kurşun miktarının, sigara dumanındaki düzeye göre oldukça yüksek bulunduğunu ifade etti. Bilir, "Tütünün nargile şeklinde içilmesi de aynen sigara içilmesi gibi zararlıdır" diye konuştu.
"NARGİLE KAFELER SINIRLANDIRILMALI"
Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Tezer Kutluk da, son yıllarda nargile kafelerin sayısının giderek artığını ve nargilenin, çeşitli tatlarda sunularak özendirildiğini anımsattı. Nargilenin zararlarının göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkati çeken Prof. Dr. Kutluk, nargile kafelere sınırlama getirilmesi gerektiğini kaydetti.

Mavi forum
Solaryum 18 Yaş Altındakilere Yasaklansın!
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), solaryumun 18 yaşın altındaki gençlere yasaklanması gerektiğini belirterek, hükümetleri bu makinelerin sorumlu kullanımını sağlayacak yasal düzenlemeler yapmaya çağırdı. DSÖ radyasyon uzmanı Mike Repacholi, solaryumdaki ışık kaynaklarına maruz kalmanın, cilt kanserini hızlandıran temel etkenlerden biri olduğunu anlattı.
En iyisinin solaryuma girmemek olduğunu belirten Repacholi, "İnsanlar güneşin keyfini çıkarmak istiyor. Biz yalnızca bunun güvenli biçimde yapılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Gençken güneş yanıkları cilt kanserini tetikliyor" dedi.
Suni bronzlaşma makinelerine giderek artan ilgi nedeniyle özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika'daki genç kadınların daha fazla risk altında olduğunu bildiren DSÖ'ye göre, son 30 yılda ABD'deki cilt kanseri vakaları iki kat, Kuzey Avrupa'daki vakalar da 1960'tan bu yana üç kat arttı.
DSÖ, solaryum makinelerinin kullanımına ilişkin uyarı listesi de hazırladı. Bu listede, solaryumda kısa süre kalmak, gözleri korumak ve uzman gözetimi gibi uyarılar yer alıyor.
(aa)
Mavi forum
En iyisinin solaryuma girmemek olduğunu belirten Repacholi, "İnsanlar güneşin keyfini çıkarmak istiyor. Biz yalnızca bunun güvenli biçimde yapılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Gençken güneş yanıkları cilt kanserini tetikliyor" dedi.
Suni bronzlaşma makinelerine giderek artan ilgi nedeniyle özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika'daki genç kadınların daha fazla risk altında olduğunu bildiren DSÖ'ye göre, son 30 yılda ABD'deki cilt kanseri vakaları iki kat, Kuzey Avrupa'daki vakalar da 1960'tan bu yana üç kat arttı.
DSÖ, solaryum makinelerinin kullanımına ilişkin uyarı listesi de hazırladı. Bu listede, solaryumda kısa süre kalmak, gözleri korumak ve uzman gözetimi gibi uyarılar yer alıyor.
(aa)
Mavi forum
Maden Suyunun Bilinmeyen Yönleri
Hamilelikten cilt sağlığına kadar bir çok yönden sağlıklı yaşamda önemli rol oynayan maden suyu tüketimi ile ilgili ne kadar bilgi sahibisiniz?
Maden suyu hakkında, 'doğru' bildiğiniz 'yanlışlar' ya da 'yanlış' bildiğiniz 'doğrular' :
*"Maden suyu" ile "soda" arasında ne fark vardır?
Maden Suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen "doğaldır". Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen ve tamamen "yapay" olan bir içecektir.
*Maden suyu "asitli" midir?
Halk arasında "asitli" denilen içeceklerde aslında kastedilen, içeceğin içindeki "karbondioksit" gazıdır. Karbondioksit gazı dilimiz ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcılarını uyuşturduğu için içimi kolaylaştırmaktadır. Gazlı içecek üretiminde çok özel proseslerle üretilen ve % 99,99 saflıkta gıda üretimi için özel karbondioksit gazı kullanılır.
*Günde ne kadar maden suyu tüketebiliriz ?
Doğal suların içerdiği zengin mineraller vücudumuzda vitaminlerin fonksiyonlarına yardımcı olurlar. İçerdiği zengin kalsiyum ve florür gibi mineraller nedeniyle özellikle çocuklar, bayanlar ve yaşlıların daha fazla maden suyu içmeleri gerekir. Uzmanlar günde en az 2 litre civarında su ve maden suyu gibi "yararlı sıvı" tüketilmesini öneriyor.
*Çocukların maden suyu içmesi zararlı mıdır?
Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücudumuza sayısız yararları vardır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır.
*Hamilelikte maden suyu içilir mi?
Hamilelik, beslenmeye özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. İnsan vücudu bebeği besleyebilmek ve gelişmesini sağlamak için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilir.
*Maden suyu cilde yararlı mıdır ?
Maden suyu içerdiği zengin mineraller vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilt için de yararlıdır. Hatta piyasada sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.
*Maden suyu böbrek taşı yapar mı?
Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.
*Avrupa'da ve Türkiye'de kişi başına yıllık maden suyu tüketimi ne kadar?
Avrupa'da kişi başına yılda 150 litre maden suyu tüketirken bu oran Türkiye'de 3 litrenin altında. Ülkemiz aslında Avrupa'nın doğal mineralli sular açısından en zengin coğrafyasına sahip ancak, yıllık 65 milyon litre olan bu kaynağın sadece yüzde biri şişeleniyor, yüzde doksandokuzu boşa akıyor. Süt ve süt ürünleri tüketiminde de Avrupa ile aramızda benzer oranlar olduğu için, neticede ulusal beslenme kültürü ile bağlantılı ilginç tablolar ortaya çıkıyor. Örneğin bu beslenme kültürü sayesinde Avrupalı kemik erimesi gibi hastalıkları nadiren duyarken Türkiye'de belirli yaş ve cinsiyet gruplarında kemik erimesi oranları % 30'larda yaşanıyor. Bunun en önemli nedeni, yaşam boyunca düzenli olarak tüketilen süt ve doğal suların miktarlarındaki, bu yol ile alınan doğal kalsiyum takviyesindeki büyük farklılık.
*Maden suyu son kullanma tarihinden sonra bozulur mu?
Maden suyu kapağı açılmaz ise kesinlikle bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi konulmasının tek nedeni, dolumdan sonra belirli bir süre geçtiği zaman sadece kapak ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı kaçması ve azalmasıdır.
*Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?
Maden suyunda zengin olarak bulunan minerallerden magnezyum, hücre içerisinde potasyumdan sonra en yoğun olarak bulunan katyondur. Hücre zarı, hücre içi ve hücre çekirdeğindeki birçok biyolojik olaylarda etkilidir ve kas ile sinirlerdeki elektrik uyarılarının iletilmesini sağlar. Kalp ve damar hastalıkları ile çok ilgisi vardır. Enfarktüs geçiren insanlarda magnezyum düşüklüğü saptanmıştır. Damar sertliğine yol açan damarlardaki yağ ve kalsiyum birikmesi de magnezyum eksikliğinden oluşur.
*Sodyum vücut sıvılarında en fazla bulunan elementtir ve sıvı dağılımı ile sıvı
dengesinin düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz dengesi ve sinir uyarılarının taşınması en önemli görevlerindendir.
*Kalsiyum vücudumuzda en fazla bulunan elementtir. Kemik yapısının yanı sıra kas kasılmalarının düzenlenmesine, sinir uyarılarının taşınmasına, hücre zarlarında iyon değişimine, hormonların, sindirim enzimlerinin ve nörotransmitterlerin salgılanmasına yardımcı olur. Yaşla ilgili kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler. Kalsiyum sadece süt ve doğal sularda bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol olmadığı için maden suyu, kalsiyum açısından süte en iyi alternatif olmaktadır.
*Bikarbonatlar, magnezyum, sitratlar, sodyum, flor ve kalsiyum maden suyunda bulunan doğal dengeleri ile, ürolojik hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat sonrasında çok etkendir. Böbrek taşlarının tekrarlamasını önlemenin en kolay, en pratik ve doğal yolu bu sıvıları bolca tüketmektir.
*Bikarbonatlı sular alkali yapıları sayesinde mide asiditesini nötralize eder ve bu özelliği nedeni ile peptik ülser hastalığının tedavisinde önemli rol oynarlar. Yine fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarında semptomları azaltıcı etkileri vardır.
Kalsiyum ve magnezyum içeren sular bağırsak molaritesini azaltarak stress sonucu gelişen ishal gibi şikayetleri önlemede etkili olurlar. Sülfatlı sular safra salgılarını ve akımlarını arttırır.
*Kalsiyum zengini doğal mineralli sular, menapoz döneminde kadınlarda ve ileri yaşlarda erkeklerde kemik erimesinin önlenmesi ve tedavisinde yeterli kalsiyum desteği sağlanmasında önemli bir seçenektir.
Mavi forum
Maden suyu hakkında, 'doğru' bildiğiniz 'yanlışlar' ya da 'yanlış' bildiğiniz 'doğrular' :
*"Maden suyu" ile "soda" arasında ne fark vardır?
Maden Suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen "doğaldır". Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen ve tamamen "yapay" olan bir içecektir.
*Maden suyu "asitli" midir?
Halk arasında "asitli" denilen içeceklerde aslında kastedilen, içeceğin içindeki "karbondioksit" gazıdır. Karbondioksit gazı dilimiz ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcılarını uyuşturduğu için içimi kolaylaştırmaktadır. Gazlı içecek üretiminde çok özel proseslerle üretilen ve % 99,99 saflıkta gıda üretimi için özel karbondioksit gazı kullanılır.
*Günde ne kadar maden suyu tüketebiliriz ?
Doğal suların içerdiği zengin mineraller vücudumuzda vitaminlerin fonksiyonlarına yardımcı olurlar. İçerdiği zengin kalsiyum ve florür gibi mineraller nedeniyle özellikle çocuklar, bayanlar ve yaşlıların daha fazla maden suyu içmeleri gerekir. Uzmanlar günde en az 2 litre civarında su ve maden suyu gibi "yararlı sıvı" tüketilmesini öneriyor.
*Çocukların maden suyu içmesi zararlı mıdır?
Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücudumuza sayısız yararları vardır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır.
*Hamilelikte maden suyu içilir mi?
Hamilelik, beslenmeye özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. İnsan vücudu bebeği besleyebilmek ve gelişmesini sağlamak için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilir.
*Maden suyu cilde yararlı mıdır ?
Maden suyu içerdiği zengin mineraller vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilt için de yararlıdır. Hatta piyasada sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.
*Maden suyu böbrek taşı yapar mı?
Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.
*Avrupa'da ve Türkiye'de kişi başına yıllık maden suyu tüketimi ne kadar?
Avrupa'da kişi başına yılda 150 litre maden suyu tüketirken bu oran Türkiye'de 3 litrenin altında. Ülkemiz aslında Avrupa'nın doğal mineralli sular açısından en zengin coğrafyasına sahip ancak, yıllık 65 milyon litre olan bu kaynağın sadece yüzde biri şişeleniyor, yüzde doksandokuzu boşa akıyor. Süt ve süt ürünleri tüketiminde de Avrupa ile aramızda benzer oranlar olduğu için, neticede ulusal beslenme kültürü ile bağlantılı ilginç tablolar ortaya çıkıyor. Örneğin bu beslenme kültürü sayesinde Avrupalı kemik erimesi gibi hastalıkları nadiren duyarken Türkiye'de belirli yaş ve cinsiyet gruplarında kemik erimesi oranları % 30'larda yaşanıyor. Bunun en önemli nedeni, yaşam boyunca düzenli olarak tüketilen süt ve doğal suların miktarlarındaki, bu yol ile alınan doğal kalsiyum takviyesindeki büyük farklılık.
*Maden suyu son kullanma tarihinden sonra bozulur mu?
Maden suyu kapağı açılmaz ise kesinlikle bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi konulmasının tek nedeni, dolumdan sonra belirli bir süre geçtiği zaman sadece kapak ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı kaçması ve azalmasıdır.
*Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?
Maden suyunda zengin olarak bulunan minerallerden magnezyum, hücre içerisinde potasyumdan sonra en yoğun olarak bulunan katyondur. Hücre zarı, hücre içi ve hücre çekirdeğindeki birçok biyolojik olaylarda etkilidir ve kas ile sinirlerdeki elektrik uyarılarının iletilmesini sağlar. Kalp ve damar hastalıkları ile çok ilgisi vardır. Enfarktüs geçiren insanlarda magnezyum düşüklüğü saptanmıştır. Damar sertliğine yol açan damarlardaki yağ ve kalsiyum birikmesi de magnezyum eksikliğinden oluşur.
*Sodyum vücut sıvılarında en fazla bulunan elementtir ve sıvı dağılımı ile sıvı
dengesinin düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz dengesi ve sinir uyarılarının taşınması en önemli görevlerindendir.
*Kalsiyum vücudumuzda en fazla bulunan elementtir. Kemik yapısının yanı sıra kas kasılmalarının düzenlenmesine, sinir uyarılarının taşınmasına, hücre zarlarında iyon değişimine, hormonların, sindirim enzimlerinin ve nörotransmitterlerin salgılanmasına yardımcı olur. Yaşla ilgili kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler. Kalsiyum sadece süt ve doğal sularda bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol olmadığı için maden suyu, kalsiyum açısından süte en iyi alternatif olmaktadır.
*Bikarbonatlar, magnezyum, sitratlar, sodyum, flor ve kalsiyum maden suyunda bulunan doğal dengeleri ile, ürolojik hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat sonrasında çok etkendir. Böbrek taşlarının tekrarlamasını önlemenin en kolay, en pratik ve doğal yolu bu sıvıları bolca tüketmektir.
*Bikarbonatlı sular alkali yapıları sayesinde mide asiditesini nötralize eder ve bu özelliği nedeni ile peptik ülser hastalığının tedavisinde önemli rol oynarlar. Yine fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarında semptomları azaltıcı etkileri vardır.
Kalsiyum ve magnezyum içeren sular bağırsak molaritesini azaltarak stress sonucu gelişen ishal gibi şikayetleri önlemede etkili olurlar. Sülfatlı sular safra salgılarını ve akımlarını arttırır.
*Kalsiyum zengini doğal mineralli sular, menapoz döneminde kadınlarda ve ileri yaşlarda erkeklerde kemik erimesinin önlenmesi ve tedavisinde yeterli kalsiyum desteği sağlanmasında önemli bir seçenektir.
Mavi forum
Tıka basa yemek mideye çok zararlı
Tıka basa yemek mideye çok zararlı
Mide yanmasından şikayetçiyseniz bazı öneriler....
Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlayacaktır.
Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal.
Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.
Ayak üstü yemeyin
Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin.
Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele yemek mide işlevine zarar veriyor. Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle alınmamalı. Çiğ soğan mide asidini artırır. Bu yüzden çiğ olarak tüketmeyin
Mavi forum
Mide yanmasından şikayetçiyseniz bazı öneriler....
Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlayacaktır.
Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal.
Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.
Ayak üstü yemeyin
Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin.
Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele yemek mide işlevine zarar veriyor. Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle alınmamalı. Çiğ soğan mide asidini artırır. Bu yüzden çiğ olarak tüketmeyin
Mavi forum
Diş ağrılarına son
Diş ağrılarına son!
Lazerle ağrısız anestezisiz tedavi sayesinde diş ağrılarına son!
Lazerin diş hekimliğinde uygulanması, ağrısız, kanamasız, iğnesiz dolasıyla sessiz diş tedavilerinin yapılabilmesine olanak sağlıyor.
Lazer kelime anlamı olarak, tek renkli, düz ve enerji taşıyan ışık demeti. Diş hekimliğinde ise ağrısız, iğnesiz, anestezisiz dişlerdeki çürük dokuları temizlemek, dişeti ameliyatlarını yapabilmek gibi tedavilerde kullanılıyor.
Lazerle tedavi nasıl ağrısız, iğnesiz ve anestezisiz yapılabilmektedir?
Bu özellik lazerin en büyük avantajlarından biridir. Delight Er:Yag Lazer sistemi su molekülleri hedefli çalışır. Çalışılan dokudaki su tarafından emilen lazer enerjisi, hedef dokuda küçük patlamalar oluşturur. Bu küçük patlamalar dokular arası bağları çözerek çalışılan yüzeydeki dokuları birbirinden ayırır. Herhangi bir termal ya da mekanik etki oluşmadığı için hastada ağrı ya da hassasiyet hissi görülmez. Diş hekimliğinde dişleri aşındırmak veya oymak için kullanılan geleneksel yüksek hızlı türbin ya da mikromotorların meydana getirdiği ağrının temel nedeni olan ısı ve mekanik titreşimi, diş lazeri oluşturmaz. Dokudan 1 milimetre uzaktan kesim işlemi yaptığı için, tedavi ağrı, anestezi ve kanama olmadan gerçekleşiyor.
Halk arasında bilinen lazerli dolgudan farkı nedir?
Halk arasında bilinen lazerli dolgu işlemi gerçek lazerle yapılmıyor. Aslında yapılan, yüksek ışık kaynaklı halojen lambalar ile kompozit esaslı dolgu maddelerinin sertleştirilmesi işlemi. Gerçek diş lazeri Delight ise, 2940 nm dalga boyu ile doku seçici özelliğe sahip. Sert dokuda çalışırken yumuşak dokuya etkisi olmaz ve sağlıklı doku kaybı önlenmiş olur. Dolgular uzun yıllar sağlıklı kullanılabiliyor.
Lazer ile diş hekimliğinde ne gibi tedaviler yapılabilir?
Delight Lazer ile ağız içinde sert ve yumuşak dokuları ilgilendiren her türlü tedavi yapılabilir. Dişlerdeki çürük dokuların temizlenmesi, kemik içinde gömülü kalmış dişlerin çekiminde kemiğin uzaklaştırılması, kök ucu kistlerinin temizlenmesi, kök kanalı genişletilmesi ve dezenfeksiyonu, dişeti infeksiyonu tedavisi, estetik amaçlı dişetlerinin kesilerek diş boylarının uzatılması, dil ve dudak bağı kesileri, ağız içi aft ve ülser tedavisi, diş hassasiyetlerinin giderilmesi, diş etlerindeki hiper pigmentasyona bağlı renkleşmelerin giderilmesi lazer kullanılarak başarıyla yapılmaktadır.
Lazer niçin gerekli?
Lazerin en büyük avantajı çalışırken rahatsız edici ses çıkarmaması, titreşim olmaması, çoğu zaman anesteziye gerek duyulmaması nedeniyle iğne yapılmaması, dişeti operasyonlarında kanama olmaması, çalışılan bölgede verdiği ışın nedeniyle steril bir bölge oluşturması, tedavilerden sonra hassasiyet ve ağrı oluşmamasıdır. Diş hekiminden veya iğne yapılmasından korkan hastalar için, bunun yanında özellikle de hamilelerde ve kalp rahatsızlığı gibi ciddi hastalığı olan bireylerde, çoğu zaman anestezi uygulaması sakıncalı olduğundan, lazer kullanımı oldukça avantajlıdır. Böylece hastalar kendilerini daha rahat hissedecekler ve stres faktörü ortadan kalkacaktır.
Çocuklar için ideal gibi...
Yaşanan ilk tecrübelerin çok önemli ve hayatın sonraki dönemlerinde de belirleyici olması nedeniyle ilk defa diş hekimine ****ürülen çocukların tedavisinde iyi bir seçim. Hem anestezi yapılmayacak olması, hem de sessiz ve titreşimsiz çalışması, çocukların diş hekiminden ve diş tedavisinden kaçmasını engelleyecektir.
Dr. Oğuzhan Demir
Mavi forum
Lazerle ağrısız anestezisiz tedavi sayesinde diş ağrılarına son!
Lazerin diş hekimliğinde uygulanması, ağrısız, kanamasız, iğnesiz dolasıyla sessiz diş tedavilerinin yapılabilmesine olanak sağlıyor.
Lazer kelime anlamı olarak, tek renkli, düz ve enerji taşıyan ışık demeti. Diş hekimliğinde ise ağrısız, iğnesiz, anestezisiz dişlerdeki çürük dokuları temizlemek, dişeti ameliyatlarını yapabilmek gibi tedavilerde kullanılıyor.
Lazerle tedavi nasıl ağrısız, iğnesiz ve anestezisiz yapılabilmektedir?
Bu özellik lazerin en büyük avantajlarından biridir. Delight Er:Yag Lazer sistemi su molekülleri hedefli çalışır. Çalışılan dokudaki su tarafından emilen lazer enerjisi, hedef dokuda küçük patlamalar oluşturur. Bu küçük patlamalar dokular arası bağları çözerek çalışılan yüzeydeki dokuları birbirinden ayırır. Herhangi bir termal ya da mekanik etki oluşmadığı için hastada ağrı ya da hassasiyet hissi görülmez. Diş hekimliğinde dişleri aşındırmak veya oymak için kullanılan geleneksel yüksek hızlı türbin ya da mikromotorların meydana getirdiği ağrının temel nedeni olan ısı ve mekanik titreşimi, diş lazeri oluşturmaz. Dokudan 1 milimetre uzaktan kesim işlemi yaptığı için, tedavi ağrı, anestezi ve kanama olmadan gerçekleşiyor.
Halk arasında bilinen lazerli dolgudan farkı nedir?
Halk arasında bilinen lazerli dolgu işlemi gerçek lazerle yapılmıyor. Aslında yapılan, yüksek ışık kaynaklı halojen lambalar ile kompozit esaslı dolgu maddelerinin sertleştirilmesi işlemi. Gerçek diş lazeri Delight ise, 2940 nm dalga boyu ile doku seçici özelliğe sahip. Sert dokuda çalışırken yumuşak dokuya etkisi olmaz ve sağlıklı doku kaybı önlenmiş olur. Dolgular uzun yıllar sağlıklı kullanılabiliyor.
Lazer ile diş hekimliğinde ne gibi tedaviler yapılabilir?
Delight Lazer ile ağız içinde sert ve yumuşak dokuları ilgilendiren her türlü tedavi yapılabilir. Dişlerdeki çürük dokuların temizlenmesi, kemik içinde gömülü kalmış dişlerin çekiminde kemiğin uzaklaştırılması, kök ucu kistlerinin temizlenmesi, kök kanalı genişletilmesi ve dezenfeksiyonu, dişeti infeksiyonu tedavisi, estetik amaçlı dişetlerinin kesilerek diş boylarının uzatılması, dil ve dudak bağı kesileri, ağız içi aft ve ülser tedavisi, diş hassasiyetlerinin giderilmesi, diş etlerindeki hiper pigmentasyona bağlı renkleşmelerin giderilmesi lazer kullanılarak başarıyla yapılmaktadır.
Lazer niçin gerekli?
Lazerin en büyük avantajı çalışırken rahatsız edici ses çıkarmaması, titreşim olmaması, çoğu zaman anesteziye gerek duyulmaması nedeniyle iğne yapılmaması, dişeti operasyonlarında kanama olmaması, çalışılan bölgede verdiği ışın nedeniyle steril bir bölge oluşturması, tedavilerden sonra hassasiyet ve ağrı oluşmamasıdır. Diş hekiminden veya iğne yapılmasından korkan hastalar için, bunun yanında özellikle de hamilelerde ve kalp rahatsızlığı gibi ciddi hastalığı olan bireylerde, çoğu zaman anestezi uygulaması sakıncalı olduğundan, lazer kullanımı oldukça avantajlıdır. Böylece hastalar kendilerini daha rahat hissedecekler ve stres faktörü ortadan kalkacaktır.
Çocuklar için ideal gibi...
Yaşanan ilk tecrübelerin çok önemli ve hayatın sonraki dönemlerinde de belirleyici olması nedeniyle ilk defa diş hekimine ****ürülen çocukların tedavisinde iyi bir seçim. Hem anestezi yapılmayacak olması, hem de sessiz ve titreşimsiz çalışması, çocukların diş hekiminden ve diş tedavisinden kaçmasını engelleyecektir.
Dr. Oğuzhan Demir
Mavi forum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)