Dizüstü bilgisayarların, genç ve ergen erkeklerde üremeyi olumsuz yönde etkilediği bildirildi.
New York üniversitesi üroloji uzmanı Yefim Şeynkin, dizüstü bilgisayarların, skrotumu (testislerin bulunduğu karnın altında ve penisin arkasındaki deri torba) ısıtarak spermlerin nitelik ve niceliğini etkilediğini söyledi.
Şeynkin, dizüstü bilgisayarların nasıl sağlıklı bir şekilde kullanılabileceğini tahmin etmenin güç olduğunu belirterek, günde birkaç kez bu bilgisayarları kullanan genç ve ergen erkeklerin 15-20 yıl sonra büyük bir üreme sorunuyla karşı karşıya kalacağını kaydetti.
Yefim Şeynkin ve ekibinin, dizüstü bilgisayar kullanan, yaşları 21 ila 35 olan 29 sağlıklı erkek üzerinde yaptığı ve ''Human Reproduction'' dergisinde yayınlanan araştırma sonucunda, bilgisayar kapalıyken skrotumda 2.1 dereceye kadar ısı artışının gözlendiği, bilgisayar açıkken bu artışın sol tarafta 2.6, sağda 2.8 dereceye ulaştığını bildirdi.
Mavi forum
22 Mayıs 2007 Salı
Alkol kalbı vuruyor
Alkol kalbi vuruyor
Alkol, kalp yetmezliği ve tansiyona neden oluyor.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cihangir Uyan, günde 120 ile 150 gram alkol tüketenlerde kalp damar, yüksek tansiyon, kalp yetersizliği, felç riski ile tüm nedenlere bağlı ölüm oranının ciddi oranda arttığını söyledi.
Alkol ile kalp damar hastalıkları arasındaki ilişkiye sosyo ekonomik durum ile yaşam tarzı gibi faktörlerin de etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Cihangir Uyan, 'Aşırı alkol, kalp adalesinde zehirlenmeye bağlı kasılmasının ana sebebidir' dedi. Aşırı alkol tüketiminin oksidatif stresi arttırdığını, bunun da kalp damar sisteminde istenmeyen yan etkilere neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Uyan, 'Alkol, kalbin temel hücresi olan miyositi kalınlaştırıp kalp adalesinin yeniden şekillenmesine ve kalp yetmezliğine neden olur. Aşırı alkol tüketimi faydalı olan HDL-kolestrolü azaltarak kan yağlarından trigliseridi ve kanda iltihabi maddeleri arttırır' uyarısında bulundu.
Mavi forum
Alkol, kalp yetmezliği ve tansiyona neden oluyor.
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cihangir Uyan, günde 120 ile 150 gram alkol tüketenlerde kalp damar, yüksek tansiyon, kalp yetersizliği, felç riski ile tüm nedenlere bağlı ölüm oranının ciddi oranda arttığını söyledi.
Alkol ile kalp damar hastalıkları arasındaki ilişkiye sosyo ekonomik durum ile yaşam tarzı gibi faktörlerin de etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Cihangir Uyan, 'Aşırı alkol, kalp adalesinde zehirlenmeye bağlı kasılmasının ana sebebidir' dedi. Aşırı alkol tüketiminin oksidatif stresi arttırdığını, bunun da kalp damar sisteminde istenmeyen yan etkilere neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Uyan, 'Alkol, kalbin temel hücresi olan miyositi kalınlaştırıp kalp adalesinin yeniden şekillenmesine ve kalp yetmezliğine neden olur. Aşırı alkol tüketimi faydalı olan HDL-kolestrolü azaltarak kan yağlarından trigliseridi ve kanda iltihabi maddeleri arttırır' uyarısında bulundu.
Mavi forum
sıcaklarda ne yemelı
Sıcaklarda ne yemeli?
Yaz aylarında artan sıcaklarla birlikte sağlık sorunları da ortaya çıkıyor.
Sağlık Bakanlığı, aşırı sıcaklarda dengeli ve yeterli beslenme ile sıvı tüketiminin önemine işaret etti. Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte, bebek, çocuk, yaşlı ve hamilelerle tansiyon, kalp, şeker gibi kronik hastalıkları bulunan kişiler başta olmak üzere, herkes için bir takım sağlık sorunlarının ortaya çıktığı hatırlatıldı.
Aşırı sıcak havalarda hafif ve sulu gıdaların seçilmesi uyarısında bulunulan açıklamada, kızartma ve aşırı yağlı besinler yerine, taze sebze ve meyvelere ağırlık verilmesi önerildi.
Açıklamada, aşırı terleme sonucu vücuttan suyla beraber sodyum, potasyum gibi minerallerin de atıldığı kaydedilerek, sıvı kaybını önlemek için günde en az 2-2,5 litre su içmeye özen gösterilmesi gereğine dikkat çekildi.
Asitli ve gazlı içecekler yerine süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çaylarının tercih edilmesi önerisinde bulunulan açıklamada, bebek ve çocukların sıvı kayıpları konusunda ebeveynlerin dikkatli olması istendi.
Yaz aylarında özellikle çocuklar açısından artan ishallere de dikkat çekilerek, ishal olan çocuklara tuz ve şeker çözeltisi içirilmesi gerektiği bildirildi.
Aşırı sıcaklarda dengeli ve yeterli beslenmenin oldukça önemli olduğu belirtilen açıklamada, "Yeterli ve dengeli beslenme, 4 besin grubunda bulunan besinlerin yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanır" denildi.
Mavi forum
Yaz aylarında artan sıcaklarla birlikte sağlık sorunları da ortaya çıkıyor.
Sağlık Bakanlığı, aşırı sıcaklarda dengeli ve yeterli beslenme ile sıvı tüketiminin önemine işaret etti. Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte, bebek, çocuk, yaşlı ve hamilelerle tansiyon, kalp, şeker gibi kronik hastalıkları bulunan kişiler başta olmak üzere, herkes için bir takım sağlık sorunlarının ortaya çıktığı hatırlatıldı.
Aşırı sıcak havalarda hafif ve sulu gıdaların seçilmesi uyarısında bulunulan açıklamada, kızartma ve aşırı yağlı besinler yerine, taze sebze ve meyvelere ağırlık verilmesi önerildi.
Açıklamada, aşırı terleme sonucu vücuttan suyla beraber sodyum, potasyum gibi minerallerin de atıldığı kaydedilerek, sıvı kaybını önlemek için günde en az 2-2,5 litre su içmeye özen gösterilmesi gereğine dikkat çekildi.
Asitli ve gazlı içecekler yerine süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları, bitki ve meyve çaylarının tercih edilmesi önerisinde bulunulan açıklamada, bebek ve çocukların sıvı kayıpları konusunda ebeveynlerin dikkatli olması istendi.
Yaz aylarında özellikle çocuklar açısından artan ishallere de dikkat çekilerek, ishal olan çocuklara tuz ve şeker çözeltisi içirilmesi gerektiği bildirildi.
Aşırı sıcaklarda dengeli ve yeterli beslenmenin oldukça önemli olduğu belirtilen açıklamada, "Yeterli ve dengeli beslenme, 4 besin grubunda bulunan besinlerin yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanır" denildi.
Mavi forum
Hacettepe Universitesi Arastirma
Piyasada satilan hazir gida maddeleri ulkemizde insan
sagligini ciddi
bicimde etkileyecek derecede katki maddeleri
icermektedir. Ancak bu
maddeler, tum cabalara ragmen medya araciligi ile ilan
edilememektedir.
Gunumuzde gida sektoru buyuk bir trost halini
almistir. Ornegin hicbir
yayin organinda Coca-Cola'nin zararli oldugunu
goremezsiniz. Ancak biz
tuketiciler, aile fertlerimizi, cevremizdeki
arkadaslarimizi, haberdar
ederek bilinclendirebiliriz.Son yillarda kanser
vakalarinin neden
devamli
artis gosterdigini hic dusundunuz mu? Siz cocugunuzun
kanserojen madde
iceren gida almasini ister misiniz? Peki niye ketcap
aliyorsunuz?
Sizlere
asagida sundugumuz tablo alacaginiz hazir gida
maddelerindeki
katkilarla
ilgili bilgi vermektedir. Sagliginiz icin: Lutfen her
hangi bir gida
maddesi satin almadan once ambalajinin uzerini
dikkatlice okuyun.
ZARARSIZ KATKILAR
E100, 103, 104, 105, 111, 121, 122, 126,130, 132,
140,151, 152, 160,
161,
162, 163, 170, 174, 175, 180, 181, 200, 201, 202, 203,
236, 237, 238,
260,
261, 262, 263, 270, 280, 281, 282, 290, 300, 301, 303,
304,305, 306,
307,
308, 309, 322, 325, 326, 327, 331, 332, 333, 334, 336,
337, 382, 400,
401,
402, 403, 404,405, 406, 408, 410, 411, 420, 421,
422,440,471, 472, 473,
474, 475,480
SUPHELI KATKILAR
E125, 141, 150, 153, 171, 172, 173, 240, 241, 477,
605,E220,221,222,223,224, 338, 339, 340, 341, 460,
461, 466, 407 (MIDE
VE
BAGIRSAK HASTALIKLARI) E200 (VUCUTTAKI VITAMIN B12 YI
YOK EDIYOR)
E250,251,
320, 321 (KALP HASTALIKLARI, DAMAR SERTLIKLER VE
TIKANIKLIKLARI)
TEHLIKELI KATKILAR
E102, 120, E311, 312 (NOROLOJIK HASTALIKLAR)
KANSEROJEN KATKILAR
E102, 110, 123, 124, 131, 142, 210, 211, 213, 214,
215,216, 217 ORNEGIN
E211-SODYUM BENZOAT KETCAPLARDA BULUNMAKTADIR.
123,110 ABD, INGILTERE, FRANSA, ALMANYA, RUSYA,JAPONYA
VE DAHA BIRC?OK
ULKEDE YASAKLANMISTIR. FAKAT ULKEMIZDE RENKLI DRAJE
CIKOLATALARDA VE
KAYMAKLI BISKUVILERDE KULLANILMAKTADIR.
EN TEHLIKELI KANSEROJEN KATKI:
E330 ( NE YAZIK KI BIRCOK HAZIR GIDADA
KULLANILMAKTADIR.) BAZI HAZIR
GIDALARDA TESBIT EDILEN KATKI MADDELERI E330 - ULKER
LUKS GOFRET, MEYSU
(OZELLIKLE KAYISI), KNOR DOMATES CORBA, TUM TENEKE
KONSERVE VE
TURSULAR,
7UP, SCHWEPPES (TUM URUNLERI), JELIBON, TAMEK YAPRAK
SARMA, PIYALE
HAZIR
CORBA, OLIPS, E250 -TUM SALAMLARDA E300 - FANTA
PORTAKAL, CINOMEL E320
-
ETI PUFY, KNORR ISKEMBE CORBA E223 - ULKER HAYLAYF,
ALBENI E322 - ULKER
COKOKREM
TUM KOLALI ICECEKLERDE KULLANILAN KATKI MADDELERININ
TESBITI ICIN
ANALIZ
YAPILMASINA IZIN VERILMEMISTIR.
LUTFEN COGALTARAK DOSTLARINIZA DAGITINIZ.
Bilgilerinize sunulur...
Doc.Dr. Mustafa TURKMEN
Mavi forum
sagligini ciddi
bicimde etkileyecek derecede katki maddeleri
icermektedir. Ancak bu
maddeler, tum cabalara ragmen medya araciligi ile ilan
edilememektedir.
Gunumuzde gida sektoru buyuk bir trost halini
almistir. Ornegin hicbir
yayin organinda Coca-Cola'nin zararli oldugunu
goremezsiniz. Ancak biz
tuketiciler, aile fertlerimizi, cevremizdeki
arkadaslarimizi, haberdar
ederek bilinclendirebiliriz.Son yillarda kanser
vakalarinin neden
devamli
artis gosterdigini hic dusundunuz mu? Siz cocugunuzun
kanserojen madde
iceren gida almasini ister misiniz? Peki niye ketcap
aliyorsunuz?
Sizlere
asagida sundugumuz tablo alacaginiz hazir gida
maddelerindeki
katkilarla
ilgili bilgi vermektedir. Sagliginiz icin: Lutfen her
hangi bir gida
maddesi satin almadan once ambalajinin uzerini
dikkatlice okuyun.
ZARARSIZ KATKILAR
E100, 103, 104, 105, 111, 121, 122, 126,130, 132,
140,151, 152, 160,
161,
162, 163, 170, 174, 175, 180, 181, 200, 201, 202, 203,
236, 237, 238,
260,
261, 262, 263, 270, 280, 281, 282, 290, 300, 301, 303,
304,305, 306,
307,
308, 309, 322, 325, 326, 327, 331, 332, 333, 334, 336,
337, 382, 400,
401,
402, 403, 404,405, 406, 408, 410, 411, 420, 421,
422,440,471, 472, 473,
474, 475,480
SUPHELI KATKILAR
E125, 141, 150, 153, 171, 172, 173, 240, 241, 477,
605,E220,221,222,223,224, 338, 339, 340, 341, 460,
461, 466, 407 (MIDE
VE
BAGIRSAK HASTALIKLARI) E200 (VUCUTTAKI VITAMIN B12 YI
YOK EDIYOR)
E250,251,
320, 321 (KALP HASTALIKLARI, DAMAR SERTLIKLER VE
TIKANIKLIKLARI)
TEHLIKELI KATKILAR
E102, 120, E311, 312 (NOROLOJIK HASTALIKLAR)
KANSEROJEN KATKILAR
E102, 110, 123, 124, 131, 142, 210, 211, 213, 214,
215,216, 217 ORNEGIN
E211-SODYUM BENZOAT KETCAPLARDA BULUNMAKTADIR.
123,110 ABD, INGILTERE, FRANSA, ALMANYA, RUSYA,JAPONYA
VE DAHA BIRC?OK
ULKEDE YASAKLANMISTIR. FAKAT ULKEMIZDE RENKLI DRAJE
CIKOLATALARDA VE
KAYMAKLI BISKUVILERDE KULLANILMAKTADIR.
EN TEHLIKELI KANSEROJEN KATKI:
E330 ( NE YAZIK KI BIRCOK HAZIR GIDADA
KULLANILMAKTADIR.) BAZI HAZIR
GIDALARDA TESBIT EDILEN KATKI MADDELERI E330 - ULKER
LUKS GOFRET, MEYSU
(OZELLIKLE KAYISI), KNOR DOMATES CORBA, TUM TENEKE
KONSERVE VE
TURSULAR,
7UP, SCHWEPPES (TUM URUNLERI), JELIBON, TAMEK YAPRAK
SARMA, PIYALE
HAZIR
CORBA, OLIPS, E250 -TUM SALAMLARDA E300 - FANTA
PORTAKAL, CINOMEL E320
-
ETI PUFY, KNORR ISKEMBE CORBA E223 - ULKER HAYLAYF,
ALBENI E322 - ULKER
COKOKREM
TUM KOLALI ICECEKLERDE KULLANILAN KATKI MADDELERININ
TESBITI ICIN
ANALIZ
YAPILMASINA IZIN VERILMEMISTIR.
LUTFEN COGALTARAK DOSTLARINIZA DAGITINIZ.
Bilgilerinize sunulur...
Doc.Dr. Mustafa TURKMEN
Mavi forum
Diş hastalıklarının tüm vücuda etkisi
Diş ve diş etinde oluşan rahatsızlıklar; baş ağrısına, halsizliğe, ateş yükselmesine, huzursuzluğa neden olabiliyor. Ağız sağlığının bozulması, kalp ve böbreklere kadar tüm vücudu etkiliyor.
Dişlerin sanıldığı gibi sadece ağız boşluğu içinde çiğneme ve estetiğin devamı için değil, genel sağlığımız için de gerekli olduğunu söyleyen Unident Diş Klinikleri Şefi ve Yöneticisi Doç. Dr. Ahmet Kurtaran, ağız sağlığının bozulmasının genel sağlığımızı nasıl etkilediğini anlattı: "Diş ve ağız sağlığının bozulmasının, genel sağlığımızın bozulması ile çok yakın bir ilişkisi vardır. Ağzında, bir diş kökünde kisti olan kişide, lökosit sayısı normalin üzerinde çıkabilir, kan tablosu bozulabilir ve bu ufak gibi görünen sorun bir fokal enfeksiyon kaynağı olarak tüm vücutta çeşitli sıkıntılara neden olabilir.
'ALINAN İLAÇLARA DİKKAT'
Unutulmamalıdır ki; baş ağrıları, devamlı halsizlik, ateş ve huzursuzluklara sebep fokal enfeksiyonlardır. Ayrıca kalp kası ve böbreklerimiz, fokal enfeksiyonlara karşı daha duyarlıdır. Hele, daha önce kalp veya böbrek rahatsızlığı geçirmiş hastalar diş hekimine müracaat ediyorlarsa, hastalıklarının seyri, yapılan tedavi, alınmakta olan ilaçlar hakkında diş hekimini mutlaka bilgilendirmesi zorunluluğu vardır.
'ERKEN TANI EN UCUZU'
Bu konuda diş hekimlerinin de hastanın yaptığı beyanlardan tatmin olmaması halinde, hastayı kontrol altında tutan doktoru ile temas kurması da uygun olacaktır. Bahsi geçen bütün bu sorunlar; 6 ayda bir diş hekimine müracaat ederek yaptırılacak tetkikler veya panoromik radyografi çekimleri ile kontrol edilebilir, teşhis konulabilir. Genel tıpta ve diş hekimliğinde en ucuz tedavi, her zaman erken teşhis ve koruyucu hekimliktir."
ÖNCELİKLE çay, kahve, sigara kullanımı dişlerde istenmeyen renk değişikliklerine neden olabilmektedir. Bu sebeple dişlerin en az 6 ayda bir, diş hekimi tarafından temizlenmesi ve yukarıda belirtilen maddelerin kullanımının azaltılması, ayrıca günlük düzenli fırçalamalarla ağız hijyeninize dikkat etmenizle, bu renklenmeler azalacaktır.
AKLAŞTIRMA YÖNTEMİ
Eğer bu yöntemler dişlerinizin beyazlamasında yetersiz kalıyorsa, bu kez problem dişinizin doğal yapısından kaynaklanıyor demektir. Bu durumda kimyasal maddeler yardımıyla aklaştırmalar yapılmaktadır. Bu konuda uygulanan 2 çeşit aklaştırma yöntemi mevcuttur:
* Diş hekiminin ofisinde yapılan ve "klinik aklaştırma" dediğimiz yöntemde beyazlatıcı madde, istenilen beyazlığa ulaşana dek aşama aşama ve özel bir ışınla dişlere tatbik edilir.
* "Evde aklaştırma" adı verilen diğer yöntemde ise, hasta beyazlatıcı maddeyi kendisi evde tatbik eder. Kişi her akşam diş hekiminin kendisine hazırladığı plağın içine beyazlatıcı maddeyi koyar ve ağzına yerleştirir. Gece boyunca plak ağızda kalır. Bu işlem 4-5 gün tekrarlanır ve sonuçta istenilen beyazlığa ulaşılır.
DİŞLERE ZARAR VERMİYOR
Uzun yıllar yapılan araştırmalar, bu kullanılan kimyasal maddelerin dişlerin yapısına zarar vermediğini ortaya çıkarmıştır. Bazen dişte hassasiyet görülebilmekte ve bu da önleyici bazı ajanların kullanılmasıyla giderilebilmektedir. Bu uygulamalar öncesinde ağzın; çürük, dişeti sorunlarından arındırılması ve dişlerin hekim tarafından temizlenmiş olması şarttır.
Mavi forum
Dişlerin sanıldığı gibi sadece ağız boşluğu içinde çiğneme ve estetiğin devamı için değil, genel sağlığımız için de gerekli olduğunu söyleyen Unident Diş Klinikleri Şefi ve Yöneticisi Doç. Dr. Ahmet Kurtaran, ağız sağlığının bozulmasının genel sağlığımızı nasıl etkilediğini anlattı: "Diş ve ağız sağlığının bozulmasının, genel sağlığımızın bozulması ile çok yakın bir ilişkisi vardır. Ağzında, bir diş kökünde kisti olan kişide, lökosit sayısı normalin üzerinde çıkabilir, kan tablosu bozulabilir ve bu ufak gibi görünen sorun bir fokal enfeksiyon kaynağı olarak tüm vücutta çeşitli sıkıntılara neden olabilir.
'ALINAN İLAÇLARA DİKKAT'
Unutulmamalıdır ki; baş ağrıları, devamlı halsizlik, ateş ve huzursuzluklara sebep fokal enfeksiyonlardır. Ayrıca kalp kası ve böbreklerimiz, fokal enfeksiyonlara karşı daha duyarlıdır. Hele, daha önce kalp veya böbrek rahatsızlığı geçirmiş hastalar diş hekimine müracaat ediyorlarsa, hastalıklarının seyri, yapılan tedavi, alınmakta olan ilaçlar hakkında diş hekimini mutlaka bilgilendirmesi zorunluluğu vardır.
'ERKEN TANI EN UCUZU'
Bu konuda diş hekimlerinin de hastanın yaptığı beyanlardan tatmin olmaması halinde, hastayı kontrol altında tutan doktoru ile temas kurması da uygun olacaktır. Bahsi geçen bütün bu sorunlar; 6 ayda bir diş hekimine müracaat ederek yaptırılacak tetkikler veya panoromik radyografi çekimleri ile kontrol edilebilir, teşhis konulabilir. Genel tıpta ve diş hekimliğinde en ucuz tedavi, her zaman erken teşhis ve koruyucu hekimliktir."
ÖNCELİKLE çay, kahve, sigara kullanımı dişlerde istenmeyen renk değişikliklerine neden olabilmektedir. Bu sebeple dişlerin en az 6 ayda bir, diş hekimi tarafından temizlenmesi ve yukarıda belirtilen maddelerin kullanımının azaltılması, ayrıca günlük düzenli fırçalamalarla ağız hijyeninize dikkat etmenizle, bu renklenmeler azalacaktır.
AKLAŞTIRMA YÖNTEMİ
Eğer bu yöntemler dişlerinizin beyazlamasında yetersiz kalıyorsa, bu kez problem dişinizin doğal yapısından kaynaklanıyor demektir. Bu durumda kimyasal maddeler yardımıyla aklaştırmalar yapılmaktadır. Bu konuda uygulanan 2 çeşit aklaştırma yöntemi mevcuttur:
* Diş hekiminin ofisinde yapılan ve "klinik aklaştırma" dediğimiz yöntemde beyazlatıcı madde, istenilen beyazlığa ulaşana dek aşama aşama ve özel bir ışınla dişlere tatbik edilir.
* "Evde aklaştırma" adı verilen diğer yöntemde ise, hasta beyazlatıcı maddeyi kendisi evde tatbik eder. Kişi her akşam diş hekiminin kendisine hazırladığı plağın içine beyazlatıcı maddeyi koyar ve ağzına yerleştirir. Gece boyunca plak ağızda kalır. Bu işlem 4-5 gün tekrarlanır ve sonuçta istenilen beyazlığa ulaşılır.
DİŞLERE ZARAR VERMİYOR
Uzun yıllar yapılan araştırmalar, bu kullanılan kimyasal maddelerin dişlerin yapısına zarar vermediğini ortaya çıkarmıştır. Bazen dişte hassasiyet görülebilmekte ve bu da önleyici bazı ajanların kullanılmasıyla giderilebilmektedir. Bu uygulamalar öncesinde ağzın; çürük, dişeti sorunlarından arındırılması ve dişlerin hekim tarafından temizlenmiş olması şarttır.
Mavi forum
Karpuzun kabuğu da çekirdiği de faydalı
Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, ''Besin değeri kabuğunda saklı olan karpuzun, olabildiğince kırmızı etli kısmının altındaki beyazımsı bölümünün tüketilmeli'' dedi.
Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, ''Besin değeri kabuğunda saklı olan karpuzun, olabildiğince kırmızı etli kısmının altındaki beyazımsı bölümünün tüketilmeli'' dedi.
Elmacıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlık yönünden
birçok faydası bulunan karpuzun sıcak günlerde tüketimine daha da
fazla önem verilmesi gerektiğini belirtti.
Yaz sıcaklarında en lezzetli serinleme yollarından biri olan
karpuzun yüzde 95'inin su olduğunu ve vücudu temizleyici özelliği
bulunduğunu bildiren Elmacıoğlu, ''Karpuzun besin değeri diğer birçok
besinde olduğu gibi kabuğunda saklı. Bu nedenle, olabildiğince kırmızı
etli kısmın altındaki beyazımsı kısmı tüketilmeli'' diye konuştu.
Karpuzun böbrekleri çalıştırdığını da ifade eden Elmacıoğlu,
şunları kaydetti:
''Karpuz, idrar söktürüyor, böbreklerdeki üre ve ürat tuzlarını
temizliyor. Kum ve taştan yakınanların da tercih etmeleri gereken bir
meyve. Antioksidan özelliğiyle çeşitli kanser türlerine karşı etkili
olan beta karoten ve bol miktarda vitamin de içerir. İçerdiği yüksek
potasyum kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine
yardımcı olur.'' .
Karpuz çekirdeğinin sağlık yönünden faydası bulunduğunu da
belirten Elmacıoğlu, ''Karpuz çekirdekleri içindeki cucurbocitrin adlı
maddeyle kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının
düzenlenmesine yardımcı olur'' dedi.
Kısa sürede kilo vermenin bir yolunun da karpuz rejimi yapmaktan
geçtiğini belirten Elmacıoğlu, ''Karpuz, bol miktarda su içermesi,
şeker barındırması ve boşaltımı hızlandırması gibi özellikleri
nedeniyle kilo vermeyi sağlayabiliyor. Yağ, kolesterol içermediğinden
ve kalorisi de düşük olduğundan yaz aylarında yapılan diyetlerde özel
bir yeri bulunmaktadır'' diye konuştu.
Mavi forum
Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, ''Besin değeri kabuğunda saklı olan karpuzun, olabildiğince kırmızı etli kısmının altındaki beyazımsı bölümünün tüketilmeli'' dedi.
Elmacıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlık yönünden
birçok faydası bulunan karpuzun sıcak günlerde tüketimine daha da
fazla önem verilmesi gerektiğini belirtti.
Yaz sıcaklarında en lezzetli serinleme yollarından biri olan
karpuzun yüzde 95'inin su olduğunu ve vücudu temizleyici özelliği
bulunduğunu bildiren Elmacıoğlu, ''Karpuzun besin değeri diğer birçok
besinde olduğu gibi kabuğunda saklı. Bu nedenle, olabildiğince kırmızı
etli kısmın altındaki beyazımsı kısmı tüketilmeli'' diye konuştu.
Karpuzun böbrekleri çalıştırdığını da ifade eden Elmacıoğlu,
şunları kaydetti:
''Karpuz, idrar söktürüyor, böbreklerdeki üre ve ürat tuzlarını
temizliyor. Kum ve taştan yakınanların da tercih etmeleri gereken bir
meyve. Antioksidan özelliğiyle çeşitli kanser türlerine karşı etkili
olan beta karoten ve bol miktarda vitamin de içerir. İçerdiği yüksek
potasyum kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine
yardımcı olur.'' .
Karpuz çekirdeğinin sağlık yönünden faydası bulunduğunu da
belirten Elmacıoğlu, ''Karpuz çekirdekleri içindeki cucurbocitrin adlı
maddeyle kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının
düzenlenmesine yardımcı olur'' dedi.
Kısa sürede kilo vermenin bir yolunun da karpuz rejimi yapmaktan
geçtiğini belirten Elmacıoğlu, ''Karpuz, bol miktarda su içermesi,
şeker barındırması ve boşaltımı hızlandırması gibi özellikleri
nedeniyle kilo vermeyi sağlayabiliyor. Yağ, kolesterol içermediğinden
ve kalorisi de düşük olduğundan yaz aylarında yapılan diyetlerde özel
bir yeri bulunmaktadır'' diye konuştu.
Mavi forum
Hastane enfeksiyonlarından nasıl korunulur
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Enfeksiyon Hastalıkları Ünitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal, hastanede yatarak tedavi gören her 10 hastadan 1'inde hastane enfeksiyonu ortaya çıktığını söyledi. Ünal, bu enfeksiyon nedeniyle hastanede kalış süresinin hasta başına yaklaşık 20 gün uzadığını, yine maliyetin de bin 582 dolar arttığını kaydetti.
Prof. Dr. Ünal, son dönemlerde artan ve 20 bebeğin ölümüne yol açan hastane enfeksiyonlarına ilişkin olarak İHA muhabirine önemli açıklamalar yaptı. Hastane enfeksiyonlarının 21. yüzyıl başında tıp dünyasının çözüm bulmaya çalıştığı öncelikli sorunlar arasında yer almaya devam ettiğini ifade eden Ünal, bu enfeksiyonlarının, hastanede yatış süresini uzattığını, iş gücü ve üretkenlik kaybına yol açtığını ve yaşam kalitesinde bozulmaya neden olduğunu kaydetti. Hastane enfeksiyonu gelişen hastalarda ölüm oranının, enfeksiyon gelişmeyen hastalara oranla daha yüksek olduğunu vurgulayan Ünal, hastane enfeksiyonlarının tedavi maliyetinde de önemli bir artışa neden olduğunu bildirdi.
Değişik çalışmalarda hastaneye başvuran hastaların yaklaşık yüzde 3-14'ünde hastane enfeksiyonu geliştiğini belirten Prof. Dr. Ünal, "Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre hastanede yatarak tedavi gören her 10 hastadan 1'inde hastane enfeksiyonu ortaya çıkmaktadır. 1995 yılı verilerine göre, ABD'de hastane enfeksiyonlarının getirdiği ek maliyet 4.5 milyar dolardır ve her 6 dakikada 1 kişi hastane enfeksiyonu nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi'nde 1997 yılında yapılan farmakoekonomik bir değerlendirmede hastane enfeksiyonu nedeniyle hastanede kalış süresinin hasta başına yaklaşık 20 gün uzadığı, hasta başına maliyetin bin 582 dolar arttığı gösterilmiştir. Yine aynı çalışmada hastane enfeksiyonu gelişmeyen hastalarda ölüm oranı yüzde 3, enfeksiyon gelişen hastalarda ise yüzde 20 olarak bulunmuştur" diye konuştu.
Hastane enfeksiyonlarından korunmanın en önemli yolunun el yıkama alışkanlığı olduğuna dikkati çeken Ünal, "Ortamda bulunan birçok mikroorganizmanın hastalara bulaşması esas olarak yıkanmamış eller aracılığıyla olmaktadır. Yoğun ve uygunsuz antibiyotik kullanımı ise hastane ortamında bulunan mikroorganizmaların giderek daha dirençli hale gelmesine ve buna paralel olarak tedavi seçeneklerinin her geçen gün biraz daha azalmasına neden olmaktadır" şeklinde konuştu.
"HASTANELERDE HEMŞİRE SAYISI YETERSİZ"
"Hastane enfeksiyonlarının tamamen önlenmesi mümkün değildir" diyen Prof. Dr. Ünal, risk faktörlerinin önemli bir bölümünü değiştirme imkanı bulunmadığını bildirdi. Sadece el yıkamaya gereken özenin gösterilmesi ve antibiyotik kullanımının kontrolüyle hastane enfeksiyonlarında en az yarı yarıya azalma sağlanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ünal, şunları söyledi:
"Hastanelerde etkin enfeksiyon kontrol programlarının uygulanması büyük önem taşır. Bu konuda Avrupa ve Amerika'daki çalışmalar 1950'li yılların sonuna doğru başlamıştır. 20. yüzyıl sonlarında hastane enfeksiyonları yataklı sağlık kuruluşlarındaki en önemli kalite göstergesi haline gelmiştir. Bu nedenle kaliteli sağlık hizmeti sunmak isteyen her hastanede iyi organize edilmiş bir enfeksiyon kontrol programının yürütülmesi zorunludur. Türkiye'de hastane enfeksiyonlarıyla ilgili ilk çalışmalar Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi'nde Enfeksiyon Kontrol Komitesi'nin kurulması ve bir enfeksiyon kontrol hemşiresinin görevlendirilmesiyle başlamıştır. Enfeksiyon Kontrol Hemşireleri, hastane enfeksiyonlarının epdemiyolojisi ve kontrolü konusunda özel eğitim görmüş hemşirelerdir. Her hastanede en az 250 yatağa 1 enfeksiyon kontrol hemşiresi görevlendirilmesi ve enfeksiyon kontrolünden sorumlu bir doktorun bulunması gereklidir. Hem Edirne, hem de Kayseri'de yaşanan salgınların ortak özelliği, ilgili hastanelerin kendi bölgelerine hizmet veren en önemli referans merkez olmaları nedeniyle yoğun bir hasta talebiyle karşı karşıya kalmaları ve yetersiz personel sayısıyla yoğun talebe cevap vermeye çalışmalarıdır. Devlet hastaneleri ve üniversite hastanelerinin çoğunda önemli hemşire açığı bulunmakta, bu durum enfeksiyon kontrol önlemlerine tam olarak uyulmasını imkansız hale getirmektedir. Yoğun bakım ünitelerinde hasta başına düşen hemşire sayısı uluslararası standartlara uygun hale getirilmeli, sadece hemşire sayısının artırılmasıyla yetinilmemeli, mevcut ihtiyaç mutlaka iyi eğitim almış, tercihen yüksekokul mezunu hemşirelerle karşılanmalıdır. Edirne ve Kayseri'de yaşanan üzücü olaylar parenteral beslenme solüsyonlarının hazırlanma koşullarının çok önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Ülke genelinde hazırlanma aşamasında kontamine olan TPN solüsyonlarına bağlı olarak yaşanmakta olan hastane enfeksiyonu salgınlarının önlenebilmesi için öncelikle bu solüsyonların tüm hastanelerde uygun ortamlarda, merkezi bir ünitede otomatik 'compounder' cihazları kullanılarak hazırlanması zorunlu hale getirilmeli, bir sonraki basamakta ise tüm parenteral solüsyonların merkezi hastane eczanelerinde hazırlanarak dağıtımının yapılmasıyla ilgili alt yapı oluşturulmalıdır."
Mavi forum
Prof. Dr. Ünal, son dönemlerde artan ve 20 bebeğin ölümüne yol açan hastane enfeksiyonlarına ilişkin olarak İHA muhabirine önemli açıklamalar yaptı. Hastane enfeksiyonlarının 21. yüzyıl başında tıp dünyasının çözüm bulmaya çalıştığı öncelikli sorunlar arasında yer almaya devam ettiğini ifade eden Ünal, bu enfeksiyonlarının, hastanede yatış süresini uzattığını, iş gücü ve üretkenlik kaybına yol açtığını ve yaşam kalitesinde bozulmaya neden olduğunu kaydetti. Hastane enfeksiyonu gelişen hastalarda ölüm oranının, enfeksiyon gelişmeyen hastalara oranla daha yüksek olduğunu vurgulayan Ünal, hastane enfeksiyonlarının tedavi maliyetinde de önemli bir artışa neden olduğunu bildirdi.
Değişik çalışmalarda hastaneye başvuran hastaların yaklaşık yüzde 3-14'ünde hastane enfeksiyonu geliştiğini belirten Prof. Dr. Ünal, "Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre hastanede yatarak tedavi gören her 10 hastadan 1'inde hastane enfeksiyonu ortaya çıkmaktadır. 1995 yılı verilerine göre, ABD'de hastane enfeksiyonlarının getirdiği ek maliyet 4.5 milyar dolardır ve her 6 dakikada 1 kişi hastane enfeksiyonu nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi'nde 1997 yılında yapılan farmakoekonomik bir değerlendirmede hastane enfeksiyonu nedeniyle hastanede kalış süresinin hasta başına yaklaşık 20 gün uzadığı, hasta başına maliyetin bin 582 dolar arttığı gösterilmiştir. Yine aynı çalışmada hastane enfeksiyonu gelişmeyen hastalarda ölüm oranı yüzde 3, enfeksiyon gelişen hastalarda ise yüzde 20 olarak bulunmuştur" diye konuştu.
Hastane enfeksiyonlarından korunmanın en önemli yolunun el yıkama alışkanlığı olduğuna dikkati çeken Ünal, "Ortamda bulunan birçok mikroorganizmanın hastalara bulaşması esas olarak yıkanmamış eller aracılığıyla olmaktadır. Yoğun ve uygunsuz antibiyotik kullanımı ise hastane ortamında bulunan mikroorganizmaların giderek daha dirençli hale gelmesine ve buna paralel olarak tedavi seçeneklerinin her geçen gün biraz daha azalmasına neden olmaktadır" şeklinde konuştu.
"HASTANELERDE HEMŞİRE SAYISI YETERSİZ"
"Hastane enfeksiyonlarının tamamen önlenmesi mümkün değildir" diyen Prof. Dr. Ünal, risk faktörlerinin önemli bir bölümünü değiştirme imkanı bulunmadığını bildirdi. Sadece el yıkamaya gereken özenin gösterilmesi ve antibiyotik kullanımının kontrolüyle hastane enfeksiyonlarında en az yarı yarıya azalma sağlanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Ünal, şunları söyledi:
"Hastanelerde etkin enfeksiyon kontrol programlarının uygulanması büyük önem taşır. Bu konuda Avrupa ve Amerika'daki çalışmalar 1950'li yılların sonuna doğru başlamıştır. 20. yüzyıl sonlarında hastane enfeksiyonları yataklı sağlık kuruluşlarındaki en önemli kalite göstergesi haline gelmiştir. Bu nedenle kaliteli sağlık hizmeti sunmak isteyen her hastanede iyi organize edilmiş bir enfeksiyon kontrol programının yürütülmesi zorunludur. Türkiye'de hastane enfeksiyonlarıyla ilgili ilk çalışmalar Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi'nde Enfeksiyon Kontrol Komitesi'nin kurulması ve bir enfeksiyon kontrol hemşiresinin görevlendirilmesiyle başlamıştır. Enfeksiyon Kontrol Hemşireleri, hastane enfeksiyonlarının epdemiyolojisi ve kontrolü konusunda özel eğitim görmüş hemşirelerdir. Her hastanede en az 250 yatağa 1 enfeksiyon kontrol hemşiresi görevlendirilmesi ve enfeksiyon kontrolünden sorumlu bir doktorun bulunması gereklidir. Hem Edirne, hem de Kayseri'de yaşanan salgınların ortak özelliği, ilgili hastanelerin kendi bölgelerine hizmet veren en önemli referans merkez olmaları nedeniyle yoğun bir hasta talebiyle karşı karşıya kalmaları ve yetersiz personel sayısıyla yoğun talebe cevap vermeye çalışmalarıdır. Devlet hastaneleri ve üniversite hastanelerinin çoğunda önemli hemşire açığı bulunmakta, bu durum enfeksiyon kontrol önlemlerine tam olarak uyulmasını imkansız hale getirmektedir. Yoğun bakım ünitelerinde hasta başına düşen hemşire sayısı uluslararası standartlara uygun hale getirilmeli, sadece hemşire sayısının artırılmasıyla yetinilmemeli, mevcut ihtiyaç mutlaka iyi eğitim almış, tercihen yüksekokul mezunu hemşirelerle karşılanmalıdır. Edirne ve Kayseri'de yaşanan üzücü olaylar parenteral beslenme solüsyonlarının hazırlanma koşullarının çok önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Ülke genelinde hazırlanma aşamasında kontamine olan TPN solüsyonlarına bağlı olarak yaşanmakta olan hastane enfeksiyonu salgınlarının önlenebilmesi için öncelikle bu solüsyonların tüm hastanelerde uygun ortamlarda, merkezi bir ünitede otomatik 'compounder' cihazları kullanılarak hazırlanması zorunlu hale getirilmeli, bir sonraki basamakta ise tüm parenteral solüsyonların merkezi hastane eczanelerinde hazırlanarak dağıtımının yapılmasıyla ilgili alt yapı oluşturulmalıdır."
Mavi forum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)