21 Mayıs 2007 Pazartesi

Ýncelmek isteyenlere

İncelmek isteyenlere

Vücutta doğal olarak salgılanan bir hormon, yemeklerden önce ilaç gibi enjekte edildiğinde denekleri bir ayda ortalama 2.3 kilo zayıflattı.




Açlık hissini ortadan kaldırarak aşırı kiloluları fidan gibi yapacak olan bir hormon bulundu! Britanyalı bilim adamları, bağırsak tarafından salgılanan bir hormonun, yemeklerden önce enjekte edildiğinde, zayıflattığını ortaya çıkardı.

Imperial College'de görevli bilim adamları, "oxyntomodulin" adlı hormonun yemeklerden önce enjekte edildiğinde iştahı kapatarak, zayıflamaya yardımcı olacağını savunuyor. 'Diabetes' dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, dört hafta boyunca oxyntomodulin hormonu enjekte edilen kişiler ortalama 2.3 kilogram zayıfladı.

Kontrol grubu olarak kullanılan deneklere ise placebo yani etkisiz ilaç verildi. Bu kişiler dört haftada sadece 0.5'er kilogram verebildi. Oxyntomodulin hormonu, yemek yenildiğinde incebağırsak tarafından salgılanıyor. Vücut yeterince gıda aldıktan sonra oxyntomodulin hormonu, beyne tokluk sinyali gönderiyor.

Araştırma sonucunda hormon verilen grubun yemeklerden aldıkları zevkle ilgili herhangi bir değişiklik olmadığı da saptandı.

Mavi forum

=?ISO-8859-1?Q?Sa=F0l=FDkl=FD zay=FDflay=FDn?=

Sağlıklı zayıflayın

"Kilo kaybedeceğim" derken sağlığınızı kaybetmeyin!



Kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlayan, çok düşük enerjili, şok diyetlerle tek tip besine dayalı diyetlerin, yorgunluk, kusma, kalp ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizliği, kuru cilt, saç dökülmesi gibi birçok sağlık sorununu da beraberinde getireceği belirtildi.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, sağlıksız zayıflama diyetlerinin, önemli sağlık sorunlarına yol açtığı bildirildi.

Açıklamada, doktor kontrolü olmadan uygulanan sağlıksız diyetlerin, baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik, yorgunluk, bulantı, kusma, ishal, kabızlık, safra ve böbrek taşı, kalp ritminde bozukluk, tansiyon düşüklüğü, adet düzensizliği, kuru cilt, saç dökülmesi gibi sağlık sorunlarına neden olduğu ifade edildi.

Kısa sürede hızlı kilo kaybı sağlayan, çok düşük enerjili şok diyetlerle tek tip besine dayalı diyetlerden kaçınılması gerektiği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Zayıflama diyetleri uygulamadan önce öncelikle, boya uygun ağırlık saptanmalı, uygun ağırlık söz konusu ise kilo almaktan kaçınılmalıdır. Kilo fazlalığı ve şişmanlık varsa önce ağırlık artışı önlenmeli, daha sonra ağırlık kaybı hedeflenmelidir. Aşırı ve hızlı ağırlık kaybından mutlaka uzak durulmalıdır. Ağırlık kaybı için bireyin cinsiyeti, yaşı, boyu ve fiziksel aktivitesi dikkate alınmalı, kişinin beslenme alışkanlıklarına uygun bir beslenme programı uygulanmalıdır."

Yağı çok azaltmayın

Zayıflama diyetlerinin bireye özgü olması gerektiği vurgulanan açıklamada, şu uyarılarda bulunuldu:

- Diyet tedavisi, mutlaka bir diyetisyen kontrolünde yapılmalıdır.

- Ağırlık kaybı, haftada 0.5-1 kilogramı geçmemelidir. Diğer bir deyişle kişi yavaş ve uzun bir sürede zayıflamalıdır.

- Yağlı besinler tokluk hissi verdiği ve yağda eriyen A, D, E ve K vitaminlerinin vücutta kullanımını sağladığı için, diyetin yağ miktarı çok azaltılmamalıdır.

- Günlük enerjinin yaklaşık yüzde 25-30'u yağlardan sağlanmalıdır.

- Sağlıklı beslenmede yağ türüne de dikkat edilmelidir. Yemeklerde kullanılan yağın bir kısmının zeytinyağı ve fındık yağı, bir kısmının da mısırözü, soya veya ay çiçek gibi bitkisel sıvı yağlar olmasına özen gösterilmelidir. Ancak aşırı yağlı besinler ve kızartmalardan kaçınılmalıdır.

Açıklamada, diyette, tatlı, pasta gibi şekerli besinlerin tüketiminin azaltılması, kuru baklagiller grubuna giren nohut, mercimek, kuru fasulye gibi kompleks karbonhidratların tüketiminin ise daha çok tokluk sağladığı için artırılması önerildi.

Günlük 2-3 litre su

Diyetlerin posa yani lif içeriğinin yüksek olması gerektiği belirtilen açıklamada, posalı yiyecekler grubuna giren, sebze, meyve, kuru baklagiller, kepekli un ve ürünlerin, kişinin midedeki sindirimini ve mide boşalma hızını yavaşlatarak tokluk hissini uzattığı, kilo kaybetmesine yardımcı olduğu bildirildi.

Açıklamada, sıvı tüketiminin önemine işaret edilerek, sağlıklı bir kilo kaybı için günlük en az 2-3 litre su tüketilmesi gerektiği belirtildi.

İnsan vücudunun normal fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için bütün besin öğelerine gereksinim duyduğu vurgulanan açıklamada, yeterli ve dengeli beslenmenin, dört besin grubunda bulunan besinlerin yeterli miktarda tüketilmesiyle sağlanacağı ifade edildi.

Zayıflama diyetlerinde günlük alınacak enerji ile karbonhidrat, protein, yağ ve diğer besin öğelerinin miktarının, belirli oranlarda ve dengeli olması gerektiği belirtilen açıklamada, zayıflama diyeti uygulayan kişilerin günde 3 ile 6 öğün arasında sık sık ve azar azar beslenmeleri gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, "Sık aralıklarla beslenme, gereğinden fazla yemeyi önler, acıkmayı geciktirir ve bir sonraki öğünde besin alımını azaltır" denildi.

Mavi forum

Mucize =?ISO-8859-1?Q?i=F0neler zay=FDflat=FDyor?=

Mucize iğneler zayıflatıyor

Yaz boyu kilo almayı durduramayanlara yeni bir formül...



Fazla kilolardan kurtulmak isteyenler, bölgesel olarak incelmeyi hedefleyenler, selülitleri yok etmeye kararlı olanlar bedenlerini akupunktur iğnelerine teslim ediyor artık. Aynı zamanda iştahı da azaltan akupunktur iğneleri ile zayıflamak zor değil. Bedenin kendi enerjisini de harekete geçiren bu yöntemle zayıflamak bu aralar çok revaçta. Akupunktur doktoru Nermin Sezgin Günaydın, bu yöntem hakkında bilgi verdi.

Son yıllarda akupunkturla tedavi yöntemine olan ilgi daha da yükseldi. Dr. Nermin Sezgin Günaydın da Akupunktur tedavisi uygulayan doktorlardan biri. Çin Halk Cumhuriyeti'nin başkenti Pekin'de bulunan "Tradational Chinese Medicine and Farmakology" adlı üniversitede akupunktur eğitimi alan Günaydın, burada bu kadim yöntemin ayrıntılarını pratik ve teorik olarak öğrendi. 3 bin yıl kadar önce Çin'de bir çok hastalık için uygulanan yöntemi Feneryolu'ndaki Doğa-med adlı merkezde uygulayan Günaydın, özellikle kilo problemi olanların ve sigarayı bırakmak isteyenlerin kapısını çaldığını söylüyor. Formunu bu iğnelerinin ucunda arayanların genellikle pişman olmadıklarını vurguluyor. "İnsanlar mutsuz oldukları kilolardan kurtulmak için onlarca yöntem deniyorlar. Bu çok eski bir yöntem ve birçok insan uyguluyor. Öncelikle metabolik bir hastalığın var olup olmadığını anlamak için hastadan ayrıntılı bilgi alıyoruz. Akupunkturla nasıl kilo verildiği noktasında kişiyi bilgilendiriyoruz. Yöntem hakkında bilgilendirilen hasta bilinçli olarak bu tedaviye başlıyor."

Vücudun akupunktur noktalarına uygulanan akupunktur iğneleri bir çok hastalıkla ilgili olarak kullanılıyor.

Akupunkturda katı diyet yok

1997'den beri akupunkturla ilgili çalışmalarına devam eden Dr. Nermin Sezgin Günaydın, ülkemizde de hızla yaygınlaşmakta olan bu tedavi biçiminin rağbet görmesinin en önemli nedenlerinden birisinin ilaçsız ve yan etkisiz olmasına bağlıyor. Vücudun kendi kendini onarma gücünü uyarmaya dayalı bu tedavi yöntemi birçok hastalık için de etkili. Özellikle kilolardan kurtulmak için birçok kadın bu metoda başvuruyor. Günaydın, akupunktur tedavisi hakkında açıklamalar yapıyor: "En çok kilo problemi olanlar tedavi olmak istiyor. Ama bazı yanlış duyumlar alanlar da var. Bize gelenlerden bazıları, "Akupunktur'la hızlı kilo veriliyormuş, bize bunu uygulayın" diyorlar. Ben yıllardır onlara bunun yanlış olduğunu söylüyorum. Ayda verilecek normal kilonun 4 ya da 5 olduğunu söylüyorum. Ve hızlı kilo verdirme yönteminin zararlarını da örneklerle anlatıyorum. Bu şekilde anlattığımda ikna oluyorlar. Onlara yaşamları boyunca yapamayacakları katı diyetler vermek aslında daha sakıncalı. Benimse bu konuda bir disiplin sağlamak adına daha farklı yollarım var. Kendi yemek seçenekleri arasında "daha az yemeleri" gereken yiyecekleri azaltıyorum. Ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmaları için de ayrıca çabalıyorum." Hastanın aşırı yeme isteğinin strese bağlı olabileceğini de dikkate aldığını söyleyen doktor, iğnelerle yapılan stres tedavisi sonrasında da zayıflamanın gerçekleştiğini bildiriyor.

Sigara iğneleri sevmiyor

"Sigarayı bırakmak isteyenler de akupunkturu oldukça tercih ediyor" diyor Günaydın. Alerji ile ilgili sorunları bulunanlar da bu yola başvuruyor. Masabaşında çalışan ve bundan kaynaklı ağrılar yaşayanlar için de iyi sonuçlar elde ediliyormuş. Ekrem ağrıları çekenler de bu iğneleri tercih ediyorlar. Yoğun olarak sık sık boyun ve sırt ağrılarına maruz kalabilen "masabaşı çalışanları" için akupunktur tedavisi etkili oluyor. Çin'de daha çok felçlilerde ve ağrı tedavisinde tercih edildiğinin altını çizen Günaydın, bizde genellikle kilo verme konusunun ilgi gördüğünden söz ediyor: "Çin'de toplumun büyük kesimi normal kiloda olduğu için bu konuda çok fazla şikayet yok" diyor.

Peki akupunkturla kaç seansta tedavi mümkün?

Dr. Günaydın, haftada bir veya iki kez olmak üzere en az 8 seanslık bir tedavinin uygulanması gerektiğini söylüyor. Akupunkturla sigara kaç seansta bırakılır? Başarı oranı nedir? Burada da en az 5 seanslık tedavi gerekiyormuş. Ve sonuçların yüzde yüze yakın olduğunu öğreniyoruz kendisinden. Artık üniversitelerde akupunktur çalışmalarının başladığına dikkat çeken doktor, bu yöntemin önümüzdeki yıllarda yaygınlığının daha da artacağına inanıyor.

Faydalı olduğu hastalıklar

- Migren, baş ağrısı
- Depresyon, Stres
- Sigara bağımlılığı
- Şişmanlık
- Sırt, bel ve boyun ağrıları
- Alerji
- Felç
- Kas rahatsızlıkları
- Sıkça tekrarlanan karın ağrısı ve mide krampları
- Düzensiz ve ağrılı regller
- Yıl boyu grip ve nezle gibi hastalıklardan kurtulamama

Aytıntılı bilgi için
www.doga-med.com
Tel: 0216 345 98 91

Mavi forum

Kilonun azý da çoðu da zarar

Kilonun azı da çoğu da zarar

Sağlıklı bir kiloda kalmanız sadece yaşam sürenizi uzatmaz, hayat kalitenizi de artırır.



Sağlıklı kiloyu korumanız sizi şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, kan yağları artışı, koroner kalp hastalığı, metabolik sendrom ve osteoartritis gibi sorunlardan uzaklaştırır.

Eğer kilo verme çabanızı sağlıklı kiloya ulaşmanın ötesine taşıyıp aşırı zayıflarsanız, zayıf ama hasta biri olacağınızdan da şüpheniz olmasın. Özellikle ergen bir genç veya ileri yaşlarda birisiyseniz kilo denetiminde makul bir çizgide kalmayı sakın unutmayın!

Kilo fazlalığı ve şişmanlık sorununun bir çığ gibi büyüdüdüğü ve salgın bir hastalık haline geldiği doğrudur ama 'kilo takıntısının' hızla artan bir sorun haline geldiği de gerçektir. Sağlıklı bir vücuda sahip bazı genç ergenlerin bedenlerini farklı yorumladıkları, dış görünümlerini değiştirmek için bazen hastalanmayı bile göze aldıkları biliniyor. Moda ve güzellik sektörünün, 'mümkün olduğu kadar ince bir beden' istemesi, medyanın, 'güzel görünmek veya başarılı olmak için ince ve yağsız olmak gerektiğini sık sık anımsatması' kilo takıntısı yaygınlaşmasının başlıca nedenleri.

Televizyon, dergi ve gazeteler gençlerin beden algılamalarını ve yeme alışkanlıklarını etkiliyor. Ergenlik çağının fırtınalı denizinde ilerlemeye çalışan acemi kaptanlardan farksız olan ergen gençlerin, o sert fırtınaları yenip sakin bir limana demirlemeleri her zaman kolay değil. Bedensel ve ruhsal yönden bir yeniden yapılanma süreci olan ergenlik çağının med ve cezirleri arasında sıkışıp kalan bazı gençleri bekleyen önemli sağlık tehditlerinden birinin şişmanlık, diğerinin ise kilo takıntısı olması bundandır. Çocuklarınızı bu üzücü ve tehlikeli sorundan korumak istiyorsanız bu yazıyı dikkatle okumalı ve onların beslenme alışkanlıklarına bedensel, ruhsal ve cinsel olgunlaşmalarına daha fazla zaman ayırmalısınız.

Nelere takılıyorlar?

Ergenlik çağı gençlerinde bedensel memnuniyetsizliklerin en önemlileri kilo fazlalığı-şişmanlık, boy kısalığı, cinsel gelişme yetersizliği, tüylenme ve göğüslerde küçüklük (kız çocukları) ve yüz profili bozukluğudur. Hastalık düzeyinde bir zayıflık ancak ciddi sağlık sorunlarına yol açtığında önemsenmektedir. Dış görünüş memnuniyetsizliği önce 'kendi ile barışık olmamak' ekseninde dolaşan iç çatışmalara zemin hazırlamaktadır. Bu çatışmalar yeni yapılanan ürkek ve acemi ergen ruhunun örgütlenmesine de ve bedensel-hormonal-metabolik yönden gelişmesine de ciddi zararlar vermektedir. Ergenlik döneminin 'yeni bir kimlik oluşturma, kabul edilme ve önemsenme için en yoğun çabaların harcandığı zaman süreci olduğunu' bilirseniz işiniz kolaylaşır.

Ailenizi birarada tutun

Ergenlik çağının çoğu sorunlarını önlemede olduğu gibi kilo takıntısı sorununu önlemenin de etkili ve kolay yolu aile içi ilişkilere önem vermektir. Evi birlikte yaşama mutluluğunun yeri haline getirmek, sevgiyi ve sorunları paylaşımı iyi örgütlemektir. Sofraya çocuklarınızla birlikte oturmalı, yemek masalarını ailenin özlem giderdiği, sorunlarını, beklentilerini veya başarılarını paylaştığı yerler yapmak zorundasınız. Çocuklarınızın sadece bedensel doyumları ile değil, duygusal-ruhsal doyumlarıyla da meşgul olmalısınız. Beslenme alışkanlıklarını iyi izlemeli, fast food besinler ve şeker yüklü içeceklere eğilimlerini önlemelisiniz. Çocuklarınıza düzenli egzersiz alışkanlığı kazandırmayı, tatilleri onlarla birlikte yaşamayı, kısacası yaşam pastanızın önemlice bir dilimini onlara ayırmayı unutmamalısınız. Çocuklarınızı kilo takıntısı sorunundan uzak tutmaya bakın.

Bu belirtilere dikkat edin

Özellikle kız öğrencilerde, genelde tüm ergen gençlerde aşağıda belirtilen bazı işaretlere dikkat etmekte fayda var. Bu işaretler kilo takıntısını hatırlatmalıdır.

- Kilo vermek amacıyla sık sık öğün atlamak veya oruç tutmak

- Zayıflatıcı amaçla ilaç veya besin desteği kullanmak

- Zayıflama hapları adı altında satılan ürünlere ilgi duymak veya bunları sık sık kullanmak

- Bağırsak boşaltıcı (laksatif) veya idrar söktürücü (diüretik) ilaçlar kullanmak

- Yediklerin, yemekten hemen sonra istekli olarak kusmak

- Sık sık kilo verip almak

Çocuklarınızı zayıflama haplarından da, idrar söktürücü veya bağırsak boşaltıcı ilaçlardan da uzak tutmalısınız. Kilo vermeye karar veren ergen çocuklarınızı mutlaka önce tıbbi bir değerlendirme yaptırmalısınız.

Okulları meyve satışına zorlayın

Çocuklarınızı yememe takıntısından korumak istiyorsanız şu önlemlerden yararlanabilirsiniz:

- Evde yemek yemelerine teşvik edin. Sizinle birlikte sofraya oturmaları, her öğünde beslenmelerini sağlayın.

- Onları fast-food restoranlarından uzak tutun. Okul yönetimleri ile konuşun, okul içinde bu tür gıda satışları önlemelerini isteyin. Okul yönetimlerini kantinlerde, paramatiklerle atıştırma ve şekerli içecekler yerine meyve satışına zorlayın.

- Çocuklarınızı beden eğitimi ve jimnastik derslerine devamını sağlayın.

- Yeteri kadar hayvansal protein (et, süt, yoğurt, balık, tavuk) tüketmelerine dikkat edin.

Onlara düzenli egzersiz alışkanlığı kazandırın. Onlarla birlikte egzersiz yapın.

Kontrolsüz zayıflamanın zararları

Hızlı ve kontrolsüz kilo verme kadınlar ve genç kızlarda adet bozukluğuna hatta adetlerin tamamen ortadan kalkmasına neden olabilir.

Kısa zamanda çok fazla kilo kaybedilmesi, saç dökülmesi, cilt bozuklukları, tüylenme sorunlarını ortaya çıkarabilir.

Kanda mineral ve elektrolit dengesinin bozulması, kalp ritminde bozulmaya, kan basıncında azalmaya neden olabilir.

Hızlı kilo kaybı bazen kan ürik asit seviyelerini artırmakta, ürik asit birikiminden kaynaklanan böbrek taşlarına neden olmaktadır. Hızlı kilo verenlerde safra kesesinde taş oluşma riski çoğalmaktadır.

Tıbbi kontrol olmaksızın hızla kilo verenlerde depresyondan, panik bozukluğa kadar değişebilen ruhsal sorunlar ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle genç kızlarda kontrolsüz ve hızlı kilo kaybının en tehlikeli sonucu hormonal, metabolik ve ruhsal dengenin alt üst eden aneroksia'dır.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu - Hürriyet

Mavi forum

Bilgisayar hastalýktýr!

Bilgisayar hastalıktır!

Tüm gün bilgisayar başında çalışanlar dikkat!




Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Turgut Göksoy, özellikle bürolarda masa başında hareketsiz çalışanlarda bel ve boyun ağrıları görüldüğünü söylüyor.

Hareketleri kısıtlayan büro yaşamının risk taşıdığını, bir süre sonra kronik bel ağrısı şikayetleriyle doktorlara başvuranların çoğu kez geç kaldığını söyleyen Göksoy, çalışanların bilgisayar hastalığını önlemek için masa başında oturma sırasında, göz hizaları ve boyun açılarının ne öne ne de arkaya doğru fazlalık göstermemesi gerektiğini vurguluyor.

Prof. Dr. Göksoy, bilgisayar karşısında alınacak önlemleri şöyle sıralıyor:

- Gözünüzün bakış açısı 20 - 30 derece yukarıda, ekrandan uzaklık ise ortalama 60 - 70 santim olmalı.

- Oturduğunuz sandalyenizin yüksekliğini, kalçanın gövde üzerinde dik açı ile duracak şekilde ayarlayın.

- Sırt, boyun ve belinizi dik tutun. Kesinlikle kambur oturmamaya çalışın. Devamlı kambur oturma eğiliminiz varsa ileride oluşabilecek meslek hastalıklarından korunmak için sırtı dik konumda tutacak postureks ismi verilen korselerden kullanın.

- Dizleriniz 90 ve 110 derece arası bir açıda duracak şekilde çalışın. Bunu sağlamak için gerekirse ayağınızın altına küçük eğimli bir ayakkabı tahtası koyun.

- Ayak bileklerinizi dik açıda tutun ve mutlaka yere temas ettirin.

- Dirseklerinizi çalışmanız sırasında en fazla 90 derece bükün, daha fazla bükerek çalışmayın.

- Bilgisayar başındaysanız her saat başı ayağa kalkın ve dolaşın. Tekrar çalışmak zorunluluğunuz varsa 10 dakika kadar boyun ve sırt egzersizleri yapın.

- Bilgisayarda çalışıyorsanız evraklarınızı ve kullandığınız diğer gereksinimleri yakınınızda bulundurun. Kontrolsüzce bunlara uzanıp, belinizi ve sırtınızı anormal şekilde döndürerek çeşitli risklere girmeyin.

- Ani hareketlerden kaçının, öne eğilirken belinizin yerine dizlerinizi bükerek eğilin, vücudunuza gelen yükleri her iki bacağınıza veya kollarınıza eşit şeklide dağıtmaya özen gösterin.

Milliyet

Mavi forum

=?ISO-8859-1?Q?A=FE=FDr=FD s=FDcaklarda?= ishal

Aşırı sıcaklarda ishal

Temizliği kuşkulu sular, yaz ishallerinin en büyük nedeni!











Sıcaklık artışına paralel olarak bütün canlıların su ihtiyaçlarının arttığını ve insanların yaz aylarında daha fazla su tükettiğini belirten Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, ishallerin en ciddi ve yaşamı tehdit edeninin, kolera bakterisinin yol açtığı ishal olduğunu belirtti.

Aşırı su tüketiminin beklenmeyen bir sonucu olan yaz ishallerinin, çoğunlukla mikroplu suların içilmesi ya da bu sularla yıkanmış meyve ve sebzelerin yenmesiyle ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Kurtoğlu, ishal olan insanların bazen dışkılarıyla mikropları çevreye yayabildiklerine işaret etti.

Prof. Dr. Kurtoğlu, şu bilgileri verdi:

"Dışkı miktarı ve su içeriği, ince bağırsaklarda hastalık yapan parazit ve bakterilerin ishallerinde fazla, kalın bağırsakta hastalık yapanlarınkinde ise azdır. Ayrıca bunlarda dışkılama sayısı diğerlerine oranla daha fazladır. Su gibi tariflenen ishallerin çoğunluğu, parazitler nedeniyledir. Buna en sık (giardia) denilen prozoon neden olur. Bu tip ishallerin en ciddisi ve yaşamı tehdit edeni ise dışkının pirinç suyu görünümünde olduğu kolera bakterisinin yaptığı ishaldir."

Kalın bağırsakta ishale neden olan bakterilerin bir kısmının ve bazı parazitlerin, dışkının iltihaplı, sümüksü görünmesine neden olduğunu bildiren Prof. Dr. Kurtoğlu, bu bakteri ve parazitlerin aynı zamanda bağırsak duvarını zedeleyerek damarların kanamasına neden olduklarını, bunun da dizanteri olarak adlandırıldığını ifade etti.

İshalle birlikte karın ağrısı, karında buruntu hissi, bazen bulantı, iltihabi durumlarda bu belirtilere ek olarak ateş görülebileceğine işaret eden Prof. Dr. Kurtoğlu, şunları kaydetti:

"İshal sonucu oluşan aşırı su ve tuz kaybına bağlı olarak kalp ritim bozuklukları, böbrek yetmezliği ve şuur kaybı ortaya çıkabilir. Dilin kuruması, cildin parlaklık, nem ve yumuşaklığını kaybetmesi, gözlerin göz çukuruna çökmesi gibi belirtiler su kaybının işaretidir ve acilen sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir. Ancak ilk tedbir olarak, kaybedilen su ve tuzun yerine konulması gerekir. Bunun için 1 litre kaynatılıp soğutulmuş suya 1 çorba kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı sofra tuzu ve 1 çay kaşığı karbonat konularak karıştırılır ve içilebildiği kadar sık aralıklarla içilir. Ancak mikrobik ishallerin hemen hepsi 24 saatten fazla devam eder ve ilaç tedavisi olmadan geçmez."

Mavi forum

Sıcak havalarda tansiyona dikkat

Sıcak havalarda tansiyona dikkat

Sıcaklar yüksek tansiyon hastalarını olumsuz etkiliyor.






Güneşli yaz günleri ve aşırı sıcak hava ne yazık ki yüksek tansiyon hastalarını olumsuz etkiliyor. Fakat uzmanlar, hipertansiyonun sadece yaz aylarında degil, genel olarak çok dikkat edilmesi gereken bir rahatsızlık olduğunu önemle belirtiyor.

Normalde kan basıncının sağlıklı bir insanda limitleri bulunuyor. Bu limitin üst sınırı 14.9, yani 140'a 90 milimetre cıvadır. Kan basıncının bu seviyenin üstüne çıkması durumuna hipertansiyon, yani yüksek tansiyon deniyor.
Yüksek tansiyon; yüzde 90 oranında herhangi bir neden olmaksızın, genellikle genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Ailesinde hipertansiyonu olan kişilerde problem çoğunlukla 40 yaşından sonra başlıyor. Yapılan tüm tetkikier, tansiyona neden olan herhangi bir hastalığın bulunmadığını gösteriyor. Geriye kalan yüzde 10'luk oranda da bir takım hastalıklara bağlı olarak yüksek tansiyon görülüyor. Bunlar arasında bazı hormonel hastalıklar, böbrek ve kalp rahatsızlıkları ve şeker hastalığı bulunuyor. Damarların elastikiyetini kaybetmesi, şişmanlık, kan - yağ metabolizmasındaki bozukluklar, kan yağlarındaki yükseklik ve şeker toleransında azalma (şeker hastalığı) hipertansiyona neden oluyor.

Belirtileri neler?

Tansiyonun en belirgin şikayeti enseden gelen zonklayıcı tipteki baş ağrısı. Bulantı, kusma, kulaklarda uğultu ve çınlama da yüksek tansiyonun diğer belirtileri arasında yer alıyor.

Yüksek tansiyon, şişmanlık, kolesterol, metabolizmada bozukluk, şeker hastalığı ve damar sertliği gibi hastalıkların hepsinin aynı kişide bulunması metabolik sendrom olarak tanımlanıyor. Nedeni tam olarak bilinmeyen hipertansiyonlu olguların çoğunun ardında da metabolik sendrom yatıyor.

Genç bir hastada hipertansiyon tespit edilirse ve ailesinde hipertansiyon hastası yoksa, o kişide
başka hastalıkların olup olmadığına bakılıyor. Böbrekler, böbrek damarları, böbrek üstü bezleri, kalp inceleniyor ve hormonel hastalıklar araştırılıyor. Bu hastalıklardan birinin teşhis edilmesi durumunda hemen tedaviye başlanıyor. Örneğin; böbreklere giden atardamarda bir daralma varsa, bunun tedavi edilmesiyle tansiyon tamamen ortadan kalkabiliyor. Aynı şekilde guatr gibi hormonel bir hastalığın tespitinde de tedavi yoluyla tansiyon problemi çözümlenebiliyor. Ama hipertansiyonun ardında yatan herhangi bir hastalık yoksa, hastanın kan basıncının normal seviyeye indirilmesi gerekiyor. Örneğin; hasta aşırı kiloluysa, kilo vermesi öneriliyor ya da beslenme alışkanlıkları değiştiriliyor. Tansiyon hastalarının tuzu da minimuma indirmeleri gerekiyor. Bunun yanı sıra aerobic egzersizleri ya da haftada en az üç kez bir saatlik yürüyüş öneriliyor. Bu önlemlerden sonra hasta takibe alınıyor. Eğer hastanın kan basıncı hala normalin üzerinde seyrediyorsa ilaç tedavisi uygulanıyor. Bu tedavinin de ömür boyu sürdürülmesi gerekiyor. Çünkü ilaçların etkisi 24 saat sonra sona eriyor. Tedavinin amacı; tansiyonu gün boyunca kontrol altına almak ve yükselmesini önlemek.

Şeker hastalarının tansiyona özellikle dikkat etmeleri gerekiyor. Onların limit değerleri 14.9 olsa bile, erken tedaviye ihtiyaçları var. Bu durumda hemen ilaç tedavisine başlanmalı ve tansiyon kontrol altına alınmalı. Çünkü damar sertliği oluşumu ve diyabet komplikasyonları şeker hastaları için tehlikeli bir durum.

Birçok insan, ancak tansiyonu yükseldiğinde ilaç alıyor. Uzmanlar bunun çok yanlış olduğunu belirtiyor ve ilaçların genellikle sabah kahvaltısından sonra günde bir kez alınması gerektiğini anlatıyor.

Yüksek tansiyon nasıl önlenir?

- İdeal kilonuzu koruyun. Bunun için dengeli ve yeterli beslenmeye dikkat edin. Fazla kilonuz varsa mutlaka zayıflamaya çalışın.

- Fiziksel olarak daha hareketli olun. Bol bol yürüyüş ve düzenli spor yapın.

- Sigara içmeyin, içiyorsanız da mutlaka bırakın.

- Alkolden uzak durun.

- Tuz ve sodyumu az besinlerle beslenin.

- Stresten uzak durmaya çalışın, sakin olun.

- Huzurlu ve mutlu bir ortamda yaşamaya gayret edin.

- Düzenli olarak sağlık kontrolleri yaptırın.

Ailem ve Ben

Mavi forum