Çevreye verdiği zararla gündeme gelen parfüm, insan sağlığı üzerinde de olumsuz etki yapıyor. Parfümlerin çoğunda bulunan bergamot maddesi, güneşe çıkıldığında kahverengi lekelere sebep oluyor.
Sürekli aynı bölgelere kullanıldığı zaman parfümün tahriş edici özelliğe sahip olduğunu belirten uzmanlar, parfümün içerisinde kullanılan maddelere karşı aşırı duyarlılık gösteren kişilerde de alerjik vakaların sık görülebileceğini vurguluyor. Elitan alerjik kontak dermatitin, derinin allerji yapabilecek maddelere karşı gösterdiği direnç olduğunu açıklayan doktorlar, bu tepkinin deride ciddi tahribatlara sebep olabileceğini söylüyor. Uzmanlara göre; bu hastalığın nedeni, derinin yüzde 80 allerjen madde ile uzun süre temas halinde kalması.
MİGREN AĞRISINI TETİKLİYOR
Kontak dermatitin, parfümün sık kullanıldığı koltukaltı, boyun arkası gibi bölgelerde sıkça görülürken, parfüm yalnızca kullanıcı için değil yakınındaki alerjik reaksiyonlara hassas tepkiler veren migren hastaları için de olumsuz etki yapıyor.
Parfüm kokusu, alerjiye karşı duyarlı olan migren hastalarında kısmen başağrısı da yapabiliyor. Bu nedenlerle uzmanlar, açıkta satılan ve bilinçsizce üretilmiş parfümlerden uzak durulması gerektiğini vurgulayarak, "Özellikle güneşe çıkarken kesinlikle parfüm kullanmayın" diyor.
19 Mayıs 2007 Cumartesi
Viagra 102 erkeğin hayatını aldı
İlacın yarattığı ölüm riski, üretici firmanın verdiği orandan (10 binde 1) 10 kat yüksek. Mail on Sunday'e göre Viagra İngiltere'de piyasaya çıktığı 1998 yılından bu yana 102 erkeğin ölümüne neden oldu...
Körlüğe yol açtığı konusunda sık sık gündeme taşınan iktidar hapı Viagra'nın şimdi de ölüme sebebiyet verdiği öne sürüldü.
Ingiliz Mail on Sunday gazetesine göre, Viagra, İngiltere'de satışa sunulduğu 1998 yılından bu yana 102 erkeğin ölümüne yol açtı. Gazetenin ele geçirdiği İngiliz Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre, Viagra kullanımına bağlı olarak ölenlerin büyük çoğunluğunun kalp ve yüksek tansiyon hastası erkeklerin olduğu ortaya çıktı. Uzmanlara göre, günlük hayatlarında fazla spor yapmayan erkekler, Viagra kullanıp cinsel ilişki sırasında fazla efor sarfedince kalp sağlıkları olumsuz etkileniyor. Adverse Drug Reactions adlı sağlık dergisinin uzmanı Doktor John Griffin, ilacın yarattığı ölüm riskinin aslında üretici firmanın verdiği orandan 10 kat yüksek olduğunu öne sürdü.
Dr. Griffin'e göre, Pfizer'ın "10 binde bir" olarak belirttiği ölüm riski de doğruları yansıtmıyor. "Yapılan araştırmalara göre, her 10 ilaç yan etkisi vakasından sadece bir tanesi rapor ediliyor" diyen Dr. Griffin, gerçek ölüm oranının "binde bir" olduğunu iddia etti. Daha önce körlüğe neden olduğu iddia edilen ilacın diğer yan etkileri anjin, kalp krizi riskini artırma ve göz ile mide rahatsızlıklarına da yol açma olarak sıralanıyor.
Körlüğe yol açtığı konusunda sık sık gündeme taşınan iktidar hapı Viagra'nın şimdi de ölüme sebebiyet verdiği öne sürüldü.
Ingiliz Mail on Sunday gazetesine göre, Viagra, İngiltere'de satışa sunulduğu 1998 yılından bu yana 102 erkeğin ölümüne yol açtı. Gazetenin ele geçirdiği İngiliz Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre, Viagra kullanımına bağlı olarak ölenlerin büyük çoğunluğunun kalp ve yüksek tansiyon hastası erkeklerin olduğu ortaya çıktı. Uzmanlara göre, günlük hayatlarında fazla spor yapmayan erkekler, Viagra kullanıp cinsel ilişki sırasında fazla efor sarfedince kalp sağlıkları olumsuz etkileniyor. Adverse Drug Reactions adlı sağlık dergisinin uzmanı Doktor John Griffin, ilacın yarattığı ölüm riskinin aslında üretici firmanın verdiği orandan 10 kat yüksek olduğunu öne sürdü.
Dr. Griffin'e göre, Pfizer'ın "10 binde bir" olarak belirttiği ölüm riski de doğruları yansıtmıyor. "Yapılan araştırmalara göre, her 10 ilaç yan etkisi vakasından sadece bir tanesi rapor ediliyor" diyen Dr. Griffin, gerçek ölüm oranının "binde bir" olduğunu iddia etti. Daha önce körlüğe neden olduğu iddia edilen ilacın diğer yan etkileri anjin, kalp krizi riskini artırma ve göz ile mide rahatsızlıklarına da yol açma olarak sıralanıyor.
Hastalıkları Sakinleşerek Kovun
Her türlü hastalığın kaynağı huzursuzluk. Tedirgin edici duygular ve endişelerin yarattığı gerilim. Ve bütün bunlarla iç içe yaşayan insan. "Ne olur, bir parça sakin kalabilsem!" dediği halde bunun için ne yapacağını bilemeyenler için;
İşte, Paul Wilson'dan sakinlik için son derece basit, uygulanabilir sırlar⦠Teri Roditi bunları hazırlarken bana dönüp "aslında bunların hepsini biliyoruz, fakat uygulamıyoruz" dediğinde şöyle cevap verdim;
Çünkü, birilerinin tavsiyelerine ihtiyacımız var.
Ve ben şimdi, hemen bugünden itibaren uygulamaya başlamanızı tavsiye ediyorum.
Bir parça sessizlik taşıyın:
Bütün dikkatinizi sessizliğe yöneltin. Tabii bunun için önce sessiz bir köşe seçmeniz gerekiyor. Sonra konsantre olun. Sessizliğin size geldiğini anlayacaksınız, onu dinleyin. Sonra da bu sessizliği gittiğiniz her yere götürün.
Zaman harcayın:
Çok çalışan insanlar hiçbir zaman eğlenceli aktivitelerle vakit geçirmezler. Fakat, çok çalışan insanlar için eğlenceli geçirilen zaman, harcanmış vakit sayılmaktan çok uzaktır.
Nefesinizi dinleyin:
Nefesinizin sesine konsantre olduğunuzda, soluk alıp verdiğinizi gerçekten duyduğunuzda, kendinizi son derece huzurlu hissedeceksiniz. Bunun için derin soluklar alın. Ve bir çiçeği kokladığınızı hayal ederek nefesi içinize çekin.
Vakti gelince endişelenin:
Endişelerin çoğu gelecekle ilgilidir. Birçoğu asla gerçekleşmeyecek olayların etrafında dönüp durur. Bu nedenle yaşadığınız zamana konsantre olun. Böylece "gelecek", kendi başının çaresine bakacaktır.
Nane için:
Eğer daha uyarıcı olan kahve veya siyah çay içmeyi tercih ediyorsanız, sakinleşmeyi unutun, boşa harcanan zaman demektir. Ya da nane çayı gibi bitkisel çayları tercih ederek sakinleşmeye yardımcı olun.
Hassas ayakkabılar giyin:
Herhangi bir refleksolojist size gerçek rahatlamanın ayaklardan başladığını söyleyecektir. Açıkça görülüyor ki, rahat ayakkabılar giymek, hiç ayakkabı giymemiş olmak kadar rahatlatıcıdır.
Her şeyin içinde en iyiyi arayın:
İnsanlarda ve olaylarda en iyiyi aramayı alışkanlık haline getirin. Bu basit yaklaşımın sizi sakinliğe götürecek iyimserlik ve pozitiflik yarattığını anlayacaksınız.
Tara ve tarat:
Birinin saçlarını taramak için vakit ayırın. Daha iyisi, kendi saçlarınızı tarayın veya başkasına taratın. Yavaşça, metotlu ve uzunca. (Taramak birkaç sakinleştirici akupresür noktaya temas ederek mesaj etkisi yaratır ve tekrarlanması daha çok işe yarar.)
İnsan olduğunuzu düşünün:
Kusursuz ve mükemmel olmayı başkalarına bırakın. Ne olduğunuzu, kim olduğunuzu düşünün ve bulunduğunuz halden mutlu olun, sonuç olarak daha rahat olacaksınız.
Çocukları izleyin ve ders alın:
Çocuklardan sakinlik (huzur!) dersi alın: Onların her anlarını, nasıl sadece ve sadece o anın zevki için yaşadıklarını seyredin. Kendinizin de böyle olabileceğinizi düşünün.
Sakin düşünün:
Sakin düşüncelere sahip olun. Sakin manzaralar hayal edin, sakin sesleri anımsayın ve ne hissedeceksiniz tahmin edin, bakalım. En iyisi tahminle vakit geçirmeyip hemen uygulamaya başlamak. En iyisi de bir deniz kenarında engin suları seyretmek. Denizin olmadığı yerde gökyüzünün derinliklerine bakabilirsiniz.
Portakal çiçeği spreyleyin:
Bir bardak maden suyuna 3 damla portakal çiçeği yağı ekleyin ve rahatlama ihtiyacı hissettiğinizde etrafa bir sprey ile sıkın.
Beyaz giyinin:
Giydiğiniz giysilerin nasıl hissettiğiniz yönünde ciddi etkileri vardır. Bedeninizi sıkmayan rahat giysiler, doğal kumaşlar ve açık renkler hep sakinleştirir. Bu yüzden yogiler hep beyaz giyerler.
Sahip olmak ile yaşamak arasındaki farkı tanıyın.
Bebek gibi uyuyun:
Uykunuzu engelleyen her şey kahve, kola, alkol sakin olabilme yeteneğinizi engeller. Bunları içmek yerine ihtiyacınız olduğu kadar uyuyabilmek için gereken ne ise onu yapın.
Gülümseyin:
Gülümsemek yüzünüzdeki başlıca bütün kasları gevşetir. Aynı zamanda kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak müthiş bir etki yaratır.
Daha az nefes alın:
Oldukça rahatlamış bir insan dakikada sadece 5-8 defa nefes alır. Nefesinizi bukadar düşürdüğünüzde çabucak rahatlayıp gevşeyeceksiniz.
Güzellik saçın:
Hayatta nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın, bir parça güzellik katmak için gayret edin veya zaten varolan güzelliği geliştirin.
Biraz gözyaşı dökün:
Ağlamanın hem duygusal, hem de fiziksel rahatlatıcı bir yanı vardır.
Günbatımını hayal edin:
Günbatımları bazen hüzünlü olmalarına rağmen her zaman huzurludurlar. Ve pembe olanları daha da huzur yüklüdür.
Cumartesi olduğunu hayal edin.
Değişin:
Gergin durumlarla başa çıkmanın iki yolu vardır, ya onları değiştirirsiniz ya da onlara bakış açınızı değiştirirsiniz. Bakış açınızı değiştirmek daha zordur, fakat kişiyi aydınlatır.
Kol saatinizi satın:
İşte, en çarpıcı sakinleştirici. Hiç saatinizi çıkarttığınız zaman ne kadar sakinleştiğinize dikkat ettiniz mi? Zaman zaman saatinizi çıkartın ve zamanın baskılarından kurtulun.
İşte, Paul Wilson'dan sakinlik için son derece basit, uygulanabilir sırlar⦠Teri Roditi bunları hazırlarken bana dönüp "aslında bunların hepsini biliyoruz, fakat uygulamıyoruz" dediğinde şöyle cevap verdim;
Çünkü, birilerinin tavsiyelerine ihtiyacımız var.
Ve ben şimdi, hemen bugünden itibaren uygulamaya başlamanızı tavsiye ediyorum.
Bir parça sessizlik taşıyın:
Bütün dikkatinizi sessizliğe yöneltin. Tabii bunun için önce sessiz bir köşe seçmeniz gerekiyor. Sonra konsantre olun. Sessizliğin size geldiğini anlayacaksınız, onu dinleyin. Sonra da bu sessizliği gittiğiniz her yere götürün.
Zaman harcayın:
Çok çalışan insanlar hiçbir zaman eğlenceli aktivitelerle vakit geçirmezler. Fakat, çok çalışan insanlar için eğlenceli geçirilen zaman, harcanmış vakit sayılmaktan çok uzaktır.
Nefesinizi dinleyin:
Nefesinizin sesine konsantre olduğunuzda, soluk alıp verdiğinizi gerçekten duyduğunuzda, kendinizi son derece huzurlu hissedeceksiniz. Bunun için derin soluklar alın. Ve bir çiçeği kokladığınızı hayal ederek nefesi içinize çekin.
Vakti gelince endişelenin:
Endişelerin çoğu gelecekle ilgilidir. Birçoğu asla gerçekleşmeyecek olayların etrafında dönüp durur. Bu nedenle yaşadığınız zamana konsantre olun. Böylece "gelecek", kendi başının çaresine bakacaktır.
Nane için:
Eğer daha uyarıcı olan kahve veya siyah çay içmeyi tercih ediyorsanız, sakinleşmeyi unutun, boşa harcanan zaman demektir. Ya da nane çayı gibi bitkisel çayları tercih ederek sakinleşmeye yardımcı olun.
Hassas ayakkabılar giyin:
Herhangi bir refleksolojist size gerçek rahatlamanın ayaklardan başladığını söyleyecektir. Açıkça görülüyor ki, rahat ayakkabılar giymek, hiç ayakkabı giymemiş olmak kadar rahatlatıcıdır.
Her şeyin içinde en iyiyi arayın:
İnsanlarda ve olaylarda en iyiyi aramayı alışkanlık haline getirin. Bu basit yaklaşımın sizi sakinliğe götürecek iyimserlik ve pozitiflik yarattığını anlayacaksınız.
Tara ve tarat:
Birinin saçlarını taramak için vakit ayırın. Daha iyisi, kendi saçlarınızı tarayın veya başkasına taratın. Yavaşça, metotlu ve uzunca. (Taramak birkaç sakinleştirici akupresür noktaya temas ederek mesaj etkisi yaratır ve tekrarlanması daha çok işe yarar.)
İnsan olduğunuzu düşünün:
Kusursuz ve mükemmel olmayı başkalarına bırakın. Ne olduğunuzu, kim olduğunuzu düşünün ve bulunduğunuz halden mutlu olun, sonuç olarak daha rahat olacaksınız.
Çocukları izleyin ve ders alın:
Çocuklardan sakinlik (huzur!) dersi alın: Onların her anlarını, nasıl sadece ve sadece o anın zevki için yaşadıklarını seyredin. Kendinizin de böyle olabileceğinizi düşünün.
Sakin düşünün:
Sakin düşüncelere sahip olun. Sakin manzaralar hayal edin, sakin sesleri anımsayın ve ne hissedeceksiniz tahmin edin, bakalım. En iyisi tahminle vakit geçirmeyip hemen uygulamaya başlamak. En iyisi de bir deniz kenarında engin suları seyretmek. Denizin olmadığı yerde gökyüzünün derinliklerine bakabilirsiniz.
Portakal çiçeği spreyleyin:
Bir bardak maden suyuna 3 damla portakal çiçeği yağı ekleyin ve rahatlama ihtiyacı hissettiğinizde etrafa bir sprey ile sıkın.
Beyaz giyinin:
Giydiğiniz giysilerin nasıl hissettiğiniz yönünde ciddi etkileri vardır. Bedeninizi sıkmayan rahat giysiler, doğal kumaşlar ve açık renkler hep sakinleştirir. Bu yüzden yogiler hep beyaz giyerler.
Sahip olmak ile yaşamak arasındaki farkı tanıyın.
Bebek gibi uyuyun:
Uykunuzu engelleyen her şey kahve, kola, alkol sakin olabilme yeteneğinizi engeller. Bunları içmek yerine ihtiyacınız olduğu kadar uyuyabilmek için gereken ne ise onu yapın.
Gülümseyin:
Gülümsemek yüzünüzdeki başlıca bütün kasları gevşetir. Aynı zamanda kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak müthiş bir etki yaratır.
Daha az nefes alın:
Oldukça rahatlamış bir insan dakikada sadece 5-8 defa nefes alır. Nefesinizi bukadar düşürdüğünüzde çabucak rahatlayıp gevşeyeceksiniz.
Güzellik saçın:
Hayatta nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın, bir parça güzellik katmak için gayret edin veya zaten varolan güzelliği geliştirin.
Biraz gözyaşı dökün:
Ağlamanın hem duygusal, hem de fiziksel rahatlatıcı bir yanı vardır.
Günbatımını hayal edin:
Günbatımları bazen hüzünlü olmalarına rağmen her zaman huzurludurlar. Ve pembe olanları daha da huzur yüklüdür.
Cumartesi olduğunu hayal edin.
Değişin:
Gergin durumlarla başa çıkmanın iki yolu vardır, ya onları değiştirirsiniz ya da onlara bakış açınızı değiştirirsiniz. Bakış açınızı değiştirmek daha zordur, fakat kişiyi aydınlatır.
Kol saatinizi satın:
İşte, en çarpıcı sakinleştirici. Hiç saatinizi çıkarttığınız zaman ne kadar sakinleştiğinize dikkat ettiniz mi? Zaman zaman saatinizi çıkartın ve zamanın baskılarından kurtulun.
Astrolojİ Ve SaĞlik
Eski çağlarda bir hekimin iyi bir hekim olabilmesi, iyi bir Astrolog olmasına bağlıydı. Astroloji hekime teşhisinde yol gösterirdi. Hastasının kuvvetli ve zayıf yanlarını haritasını analiz ederek anlayabilirdi.
O günden bugüne tıp öyle hızlı ilerledi ki tanı ve teşhisteki gelişmelerin yüksekliği nedeniyle, sağlık konusu artık teknolojinin varlığına bağlı hale geldi. Her ne kadar bu aşamalar insan ömrünü uzattıysa da tıbbın çözümsüz kaldığı konular hala çok fazla.
Sağlık ne yazık ki kaybedildiğinde değerini anlayabildiğimiz en önemli varlığımız. Bu nedenle sizlerin dikkatini sağlık konusuna çekmeyi istediğimiz bir köşe hazırladık. Yer vereceğimiz yazılarda; gezegenlerin bize sağlığımız ile ilgili hangi bilgileri verdiğini bu gezegenlerin ilişkili oldukları burçları ve çeşitli önerileri bulacaksınız.
Bir burçta doğmuş olmak güneşimizin olduğu yeri anlatır. Güneş ise yaşam enerjimiz ve kalitemizdir. Bu nedenle genel olarak sağlık risklerimizde veya güçlü yanlarımızda burcumuzun etkilerini taşırız.
İnsan bedeni ve ruhu ile bir bütündür. Bu bedenin ve ruhun parçaları güneş sistemimizdeki gezegenlerin etkisi ile yoğrulur ve şekil alır. Genel olarak sağlığımız ile ilgili konular için bir haritada Yükselen burca ve bu burcun yöneticisine, Güneş'e, fiziksel bedeni temsil eden Ay'a altıncı ev buradaki gezegen ve bütün bunların yaptığı açılara, o açıların güçlerine bakmak gerekir.
Yapacağımız değerlendirmelerde Astrolojinin ince işlenmiş hassas bir dantel olduğu ve bir tek göstergenin değil bir çok noktanın bütünlük içinde yorumlanması gerektiğini unutmamak gerekir. Yazılan bu yazılar sizlere genel bir fikir vermek için hazırlanmıştır.
ASTROLOJİ VE SAĞLIK
JÜPİTER
Jüpiter gezegeni Güneş sistemimizdeki en büyük gezegendir. Bu gezegen astrolojide Yay ve Balık burçlarını yönetir. Başlıca prensibi kendinden daha büyük daha üstün bir şeyle yani evrensel olanla bağlantı kurmaktır. Bu yüzden, yaşama, kendine ve yüksek bir gücün varlığına inanmak ve güvenmek zorundadır. Bunu başarabilmek için de sürekli kendini geliştirmeli, ruhsal, zihinsel ve fiziksel olarak büyümeli ve yeni kültürler, yeni felsefeler tanımalıdır.
Bir horoskopta Jüpiter' in bulunduğu alan hakkında yorum yaparken, kişinin kendine ve hayata karşı inanç ve güven duygusunu nasıl ve hangi alanlarda geliştireceği, neleri büyütme potansiyeline sahip olduğu, büyürken ve geliştirirken nasıl bir canlılığa sahip olduğu, hayatta neleri garantiye alabileceği, nerelerde şanslı olduğu gibi sorulara cevap bulabiliriz. Horoskoplarındaki Jüpiter tesirini iyi kullananlar en büyük, en başarılı, en şanslı denebilecek ne varsa bunları elde edebilirler. Ancak Jüpiter' in sert etkileri yararları büyüttüğü gibi zararları da büyütür. Olumlu açılarda inanç, iyimserlik, neşe, yüce gönüllülük, ilerleme isteği gibi olumlu özellikleri büyütürken, kötü açılarda aşırı güven ve iyimserlik, tembellik, sorumsuzluk, gerçekçi olmayan beklentiler, boyunu aşan işlere kalkışmak, gereksiz risk almak, fanatizm, gösteriş, büyüklük taslamak, inkar etmek gibi olumsuzlukları da büyütebilir. Bu durum bedensel sağlık ve psikolojik yapı için de geçerlidir. Yani Jüpiter olumlu etkilerinde, vücudumuzun Jüpiter'le ilgili bölümlerine, fiziksel ve psikolojik anlamda sağlık, güç, enerji verirken, olumsuz etkilerinde bu bölgelerde meydana gelebilecek rahatsızlıkları büyütür.
Jüpiter' in sağlıkla ilgili olarak vücudumuzda işaret ettiği alanlar: Karaciğer, safra kesesi, dalak, yağ metabolizması, pankreas, ensülin, kalçalar, uyluklar, siyatik sinirleridir. Beden içinde en çok karaciğer hastalıkları , kan hastalıkları,aşırı kilo problemleri, yüksek tansiyon, şeker, alerji gibi rahatsızlıklara neden olur. Yine doğum anında alınan sert etkilere bağlı olarak kalça çıkığı , ileri yaşlarda siyatik problemleri görülebilir. Psikolojik olarak Jüpiter'le ilişkilendirilen rahatsızlık ise Şizofrenidir. Bunların dışında sert etkileşim içinde olduğu gezegenin karakterine göre başka rahatsızlıklara da sebebiyet verebilir.
2005 yılında Jüpiter gezegeninin sağlık açısından olumlu etkileyeceği burçlar Terazi, Kova, İkizler, Aslan ve Yay burçlarıdır. Bu burçlar bu yıl Jüpiter' den aldıkları olumlu etkiler sayesinde fiziksel açından kendilerini güçlü hissedecekler, eğer herhangi bir rahatsızlıkları varsa yine Jüpiter'in olumlu etkisiyle bunu çabuk atlatacaklardır. Bazen Jüpiter' in olumlu açılarında kilo alma problemleri görülebilir. O yüzden eğer olumlu etkilenen burçlardan birindeyseniz ve kilo almak istemiyorsanız yediklerinize dikkat etmelisiniz. Akrep ve Başak burçları da bu yıl diğer burçlar kadar olmasa da Jüpiter'in olumlu etkilerini üzerlerinde hissedecekler.
Bu yıl Jüpiter'den olumsuz olarak etkilenen burçlar ise, Oğlak, Yengeç, Koç, Boğa ve Balık burçlarıdır. Eğer bu burçlardan birinde doğduysanız bu yıl Jüpiter' den sert etkiler aldığınız için sağlık açısından biraz zorlanabilirsiniz. Eğer bir sağlık probleminiz yoksa ve kilo vermeyi planlıyorsanız bu yıl diyet yapmak için uygun bir yıl olacaktır.
Burada yapılan sağlıkla ilgili bu yorumlar Jüpiter gezegeninin, burçlara olan etkisine göre yapılmış çok genel yorumlardır. Astrolojik açıdan daha ayrıntılı ve isabetli bir sağlık yorumu yapılabilmesi için kişinin doğum anına göre çıkartılmış bir doğum haritasına ihtiyaç vardır.
O günden bugüne tıp öyle hızlı ilerledi ki tanı ve teşhisteki gelişmelerin yüksekliği nedeniyle, sağlık konusu artık teknolojinin varlığına bağlı hale geldi. Her ne kadar bu aşamalar insan ömrünü uzattıysa da tıbbın çözümsüz kaldığı konular hala çok fazla.
Sağlık ne yazık ki kaybedildiğinde değerini anlayabildiğimiz en önemli varlığımız. Bu nedenle sizlerin dikkatini sağlık konusuna çekmeyi istediğimiz bir köşe hazırladık. Yer vereceğimiz yazılarda; gezegenlerin bize sağlığımız ile ilgili hangi bilgileri verdiğini bu gezegenlerin ilişkili oldukları burçları ve çeşitli önerileri bulacaksınız.
Bir burçta doğmuş olmak güneşimizin olduğu yeri anlatır. Güneş ise yaşam enerjimiz ve kalitemizdir. Bu nedenle genel olarak sağlık risklerimizde veya güçlü yanlarımızda burcumuzun etkilerini taşırız.
İnsan bedeni ve ruhu ile bir bütündür. Bu bedenin ve ruhun parçaları güneş sistemimizdeki gezegenlerin etkisi ile yoğrulur ve şekil alır. Genel olarak sağlığımız ile ilgili konular için bir haritada Yükselen burca ve bu burcun yöneticisine, Güneş'e, fiziksel bedeni temsil eden Ay'a altıncı ev buradaki gezegen ve bütün bunların yaptığı açılara, o açıların güçlerine bakmak gerekir.
Yapacağımız değerlendirmelerde Astrolojinin ince işlenmiş hassas bir dantel olduğu ve bir tek göstergenin değil bir çok noktanın bütünlük içinde yorumlanması gerektiğini unutmamak gerekir. Yazılan bu yazılar sizlere genel bir fikir vermek için hazırlanmıştır.
ASTROLOJİ VE SAĞLIK
JÜPİTER
Jüpiter gezegeni Güneş sistemimizdeki en büyük gezegendir. Bu gezegen astrolojide Yay ve Balık burçlarını yönetir. Başlıca prensibi kendinden daha büyük daha üstün bir şeyle yani evrensel olanla bağlantı kurmaktır. Bu yüzden, yaşama, kendine ve yüksek bir gücün varlığına inanmak ve güvenmek zorundadır. Bunu başarabilmek için de sürekli kendini geliştirmeli, ruhsal, zihinsel ve fiziksel olarak büyümeli ve yeni kültürler, yeni felsefeler tanımalıdır.
Bir horoskopta Jüpiter' in bulunduğu alan hakkında yorum yaparken, kişinin kendine ve hayata karşı inanç ve güven duygusunu nasıl ve hangi alanlarda geliştireceği, neleri büyütme potansiyeline sahip olduğu, büyürken ve geliştirirken nasıl bir canlılığa sahip olduğu, hayatta neleri garantiye alabileceği, nerelerde şanslı olduğu gibi sorulara cevap bulabiliriz. Horoskoplarındaki Jüpiter tesirini iyi kullananlar en büyük, en başarılı, en şanslı denebilecek ne varsa bunları elde edebilirler. Ancak Jüpiter' in sert etkileri yararları büyüttüğü gibi zararları da büyütür. Olumlu açılarda inanç, iyimserlik, neşe, yüce gönüllülük, ilerleme isteği gibi olumlu özellikleri büyütürken, kötü açılarda aşırı güven ve iyimserlik, tembellik, sorumsuzluk, gerçekçi olmayan beklentiler, boyunu aşan işlere kalkışmak, gereksiz risk almak, fanatizm, gösteriş, büyüklük taslamak, inkar etmek gibi olumsuzlukları da büyütebilir. Bu durum bedensel sağlık ve psikolojik yapı için de geçerlidir. Yani Jüpiter olumlu etkilerinde, vücudumuzun Jüpiter'le ilgili bölümlerine, fiziksel ve psikolojik anlamda sağlık, güç, enerji verirken, olumsuz etkilerinde bu bölgelerde meydana gelebilecek rahatsızlıkları büyütür.
Jüpiter' in sağlıkla ilgili olarak vücudumuzda işaret ettiği alanlar: Karaciğer, safra kesesi, dalak, yağ metabolizması, pankreas, ensülin, kalçalar, uyluklar, siyatik sinirleridir. Beden içinde en çok karaciğer hastalıkları , kan hastalıkları,aşırı kilo problemleri, yüksek tansiyon, şeker, alerji gibi rahatsızlıklara neden olur. Yine doğum anında alınan sert etkilere bağlı olarak kalça çıkığı , ileri yaşlarda siyatik problemleri görülebilir. Psikolojik olarak Jüpiter'le ilişkilendirilen rahatsızlık ise Şizofrenidir. Bunların dışında sert etkileşim içinde olduğu gezegenin karakterine göre başka rahatsızlıklara da sebebiyet verebilir.
2005 yılında Jüpiter gezegeninin sağlık açısından olumlu etkileyeceği burçlar Terazi, Kova, İkizler, Aslan ve Yay burçlarıdır. Bu burçlar bu yıl Jüpiter' den aldıkları olumlu etkiler sayesinde fiziksel açından kendilerini güçlü hissedecekler, eğer herhangi bir rahatsızlıkları varsa yine Jüpiter'in olumlu etkisiyle bunu çabuk atlatacaklardır. Bazen Jüpiter' in olumlu açılarında kilo alma problemleri görülebilir. O yüzden eğer olumlu etkilenen burçlardan birindeyseniz ve kilo almak istemiyorsanız yediklerinize dikkat etmelisiniz. Akrep ve Başak burçları da bu yıl diğer burçlar kadar olmasa da Jüpiter'in olumlu etkilerini üzerlerinde hissedecekler.
Bu yıl Jüpiter'den olumsuz olarak etkilenen burçlar ise, Oğlak, Yengeç, Koç, Boğa ve Balık burçlarıdır. Eğer bu burçlardan birinde doğduysanız bu yıl Jüpiter' den sert etkiler aldığınız için sağlık açısından biraz zorlanabilirsiniz. Eğer bir sağlık probleminiz yoksa ve kilo vermeyi planlıyorsanız bu yıl diyet yapmak için uygun bir yıl olacaktır.
Burada yapılan sağlıkla ilgili bu yorumlar Jüpiter gezegeninin, burçlara olan etkisine göre yapılmış çok genel yorumlardır. Astrolojik açıdan daha ayrıntılı ve isabetli bir sağlık yorumu yapılabilmesi için kişinin doğum anına göre çıkartılmış bir doğum haritasına ihtiyaç vardır.
GÖz Hastaliklari Ve Tedavİsİ
Gözlerimiz 5 duyu organımız arasında bize dünyanın güzelliklerini gösteren, hayata bağlayan, öğrenme ve algılama yeteneğimizi harekete geçiren ilk ve en önemli organımızdır. Gözlerimizi düzenli şekilde muayene ettirmek sağlıklı ve mutlu bir yasam sürmemiz için son derece önemlidir. Gözlük kullanan veya kullanmasa da 40 yaşın üzerindeki bir erişkinin hiç şikayeti olmasa bile yılda bir kez göz muayenesi yaptırması gereklidir.Çocuklarda bu süre doktorun önerisine göre 6 ayda bir, hatta bazı özel durumlarda daha sık olabilir. Hiç şikayeti olmayan bir çocukta 3. yas ilk göz kontrolü için idealdir. Dünya Göz Hastanesi'nde göz muayenesi dünyada kullanılan en son teknolojik cihazlar ve uzman doktorlar tarafından 365 gün, 24 saat titizlikle ve çok detaylı olarak gerçekleştirilmektedir. Muayene sırasında gözlerinizde herhangi bir hastalığın bulgusuna rastlanması durumunda ilgili departmana yönlendirilerek gerekli görülen ileri tetkikleri yaptırabilir ve aynı gün aynı çatı altında kesin tanı ve tedavi olma imkanına sahip olabilirsiniz.
UNUTULMAMALIDIR Kİ GÖZ MUAYENESİ SIRASINDA KARACİĞER BOZUKLUĞU, ŞEKER, BEYİN TÜMÖRLERİ, AIDS GİBİ BİR ÇOK HASTALIĞIN İHTİMALİ BERLİRLENEBİLMEKTE YADA TANISI KONULABİLMEKTEDİR.
GÖZLÜK İHTİYACI MUAYENESİ
Gözümüzde oluşan KIRMA KUSURU nedeniyle net görememe durumu gözlük ihtiyacını doğurur. Dünya Göz Hastanesi'nde tüm kırma kusuru muayeneleri en gelişmiş teknolojik bilgisayar donanımlı cihazlar ile yapılmaktadır.
GÖZ KAPAKLARININ MUAYENESİ
Göz kapakları, gözyaşı bezleri, gözyaşı boşalım sistemi ve göz etrafındaki alanların durumu incelenir.
GÖZ KASLARININ MUAYENESİ
Gözün iç kasları, gözbebeğinin hareketini kontrol eder ve beyin ile doğrudan ilişkilidir. Gözün dış kasları da gözlerin paralel durmasını sağlar. Şaşılık ve çift görme muayenelerinde göz kaslarının durumu belirlenir.
GÖZ TANSİYONU ÖLÇÜMÜ
Tonometri testiyle göz içi basıncı saptanır.
BİOMİKROSKOBİK MUAYENE
Kornea, iris, lens ve vitre detayları incelenir, katarakt semptom vermeye başlanmadan önce teşhis edilebilir.
GÖZ DİBİ MUAYENESİ
Bu muayene ile retina dekolmanı, glokom, hipertansiyon, beyin tümörü ve vücuttaki çeşitli hastalıklara ait belirtiler saptanabilir.
UNUTULMAMALIDIR Kİ GÖZ MUAYENESİ SIRASINDA KARACİĞER BOZUKLUĞU, ŞEKER, BEYİN TÜMÖRLERİ, AIDS GİBİ BİR ÇOK HASTALIĞIN İHTİMALİ BERLİRLENEBİLMEKTE YADA TANISI KONULABİLMEKTEDİR.
GÖZLÜK İHTİYACI MUAYENESİ
Gözümüzde oluşan KIRMA KUSURU nedeniyle net görememe durumu gözlük ihtiyacını doğurur. Dünya Göz Hastanesi'nde tüm kırma kusuru muayeneleri en gelişmiş teknolojik bilgisayar donanımlı cihazlar ile yapılmaktadır.
GÖZ KAPAKLARININ MUAYENESİ
Göz kapakları, gözyaşı bezleri, gözyaşı boşalım sistemi ve göz etrafındaki alanların durumu incelenir.
GÖZ KASLARININ MUAYENESİ
Gözün iç kasları, gözbebeğinin hareketini kontrol eder ve beyin ile doğrudan ilişkilidir. Gözün dış kasları da gözlerin paralel durmasını sağlar. Şaşılık ve çift görme muayenelerinde göz kaslarının durumu belirlenir.
GÖZ TANSİYONU ÖLÇÜMÜ
Tonometri testiyle göz içi basıncı saptanır.
BİOMİKROSKOBİK MUAYENE
Kornea, iris, lens ve vitre detayları incelenir, katarakt semptom vermeye başlanmadan önce teşhis edilebilir.
GÖZ DİBİ MUAYENESİ
Bu muayene ile retina dekolmanı, glokom, hipertansiyon, beyin tümörü ve vücuttaki çeşitli hastalıklara ait belirtiler saptanabilir.
Kanser Belİrtİlerİ
Kanserden Ne Zaman Şüphelenmelisiniz? * Beslenme, Sigara ve Kanser * Belli Başlı Kanser Türleri ve Korunma Yöntemleri * Akciğer Kanseri * Bağırsak Kanseri * Cilt Kanseri * Meme Kanseri * Prostat Kanseri * Rahim Kanseri * Rahim Ağzı Kanseri * Yumurtalık Kanseri * Kanser Tanı ve Tedavisinin Psikolojik Yönleri * Kansere İlk Adım * Kanser Yaşamımı Nasıl Etkileyebilir? * Nasıl Davranmalıyım? * Depresyon ve Anksiyete Belirtileri Nelerdir? * Hangi Durumlarda Psikolojik Destek Alabilirim? * Psikolojik Destek Nasıl Yararlı Olabilir? * Psikolojik Tedavi Yöntemleri Nelerdir? KANSERDEN NE ZAMAN ŞÜPHELENMELİSİNİZ Cilt: * Renk, şekil ve büyüklüğü değişen, çabuk kanayan veya ülserleşen benler, * İyileşmeyen yaralar varsa, * Ve uzun süreli güneş ışığına maruz kalıyorsanız⦠Ağıziçi, Boğaz: * Ağızda iyileşmeyen ağrılı/ağrısız yaralar, * Ağıziçi ve dudakta beyaz veya kırmızı plaklar, kitle veya sertlikler, * Yeni gelişen işitme kaybı veya kulakta çınlama, ses kısıklığı gibi yakınmalar varsa * Ve alkol, sigara kullanıyorsanız⦠Akciğer: * Geçmeyen veya karakter değiştiren öksürük, * Kanlı, pis kokulu balgam, * Yeni gelişen ses kısıklığı veya değişikliği, * Göğüs ağrınız varsa, * Sık ve uzun süreli akciğer enfeksiyonu (bronşit, zatürre) geçiriyor * Ve sigara kullanıyorsanız⦠Meme: * Göğsünüzde ele gelen kitle, * Meme derisi üzerinde kalınlaşma, çökme veya çekilme, * Meme başından berrak veya kanlı akıntı varsa * Ve ailede meme kanseri hikayesi mevcutsa⦠Sindirim Sistemi: * Yutma güçlüğü, uzun süren kusma/bulantı, * Uzamış ishal veya kabızlık, * Barsak hareketlerinde düzensizlik, * Koyu renkli veya kanlı dışkı, * Uzun süreli karın ağrısı veya baskı hissi, * Açıklanamayan kilo kaybı varsa * Ve ailede barsak kanseri veya hastalığı hikayesi mevcutsa⦠Kadın Üreme Sistemi: * Adette düzensizlik, fazla kanam veya uzun süreli kanama, * Adet dönemleri arasında veya menopoz sonrası kanama, * Cinsel ilişkiden sonra kanama, * Normalden fazla vajinal akıntı varsa * Ve östrojen tedavisi görüyorsanız⦠Erkek Üreme Sistemi: * Sık ve ağrılı idrara çıkma, * Kanlı idrar gelmesi, * Yeni gelişen iktidarsızlık, * Testislerde sertlik veya ele gelen ağrısız kitle varsa⦠Lenf Sistemi: * Boyun, koltukaltı ve kasıklarda ele gelen, çoğunlukla ağrısız kitleler, * Kilo kaybı, * Gece terlemeleri, * Uzun süren ve açıklanamayan ateşler, * Ciltte nedensiz beliren döküntü ve morluklar varsa⦠İskelet Sistemi: * Ele gelen kitle veya şekil bozukluğu, * Kemiklerde şiddetli ağrı, * Hareket kısıtlılığı varsa⦠Sinir Sistemi: * Şiddetli ve uzun süreli baş ağrıları, * Çift görme veya görme kaybı, * Yeni gelişen dengesizlik, baş dönmeleri, uyuşma veya felçler, * Şuur bulanıklığı, konsantrasyon güçlüğü, * Konuşma güçlüğü, * Kişilik değişiklikleri varsa⦠[sayfa başı] AKCİĞER KANSERİ Akciğer kanseri erkek ve kadınlarda ikinci en sık rastlanılan kanser türüdür. ABD'de her yıl yaklaşık 100.000 erkek ve 60.000 kadın akciğer kanserinden ölmektedir. Akciğer kanseri ölüme en fazla yol açan kanser türüdür. Akciğer kanseri aynı zamanda önlenmesi en kolay kanserdir. Kimler Risk Altında? Sigara içenler (Akciğer kanseri %90 oranında sigaraya bağlıdır!), Boya, ilaç v.b. yapımında kullanılan kimyasal maddelere (arsenik, vinil klorid v.b.) maruz kalanlar, Asbest, radon gibi maddelere maruz kalanlar, Radyasyona ve hava kirliliğine maruz kalanlar⦠Akciğer kanseri açısından yüksek risk altındadırlar. Ne Yapmalı? Hastaların %90'ında akciğer kanserine sigaranın sebep olduğu bulunmuştur. Bu nedenle sigara içiyorsanız bırakın. Sigara içilen kapalı ortamlardan kaçının. Hiç sigara içmediği halde akciğer kanseri olmuş hastaların üçte birinin pasif içici olduğu; yani fazla sigara içilen ortamlarda yaşadıkları saptanmıştır. İşiniz gereği kimyasal maddeler ile çalışmanız gerekiyorsa düzenli olarak işyeri hekiminizin önerdiği aralıklarla muayenenizi olup, akciğer filminizi çektirmeyi ihmal etmeyin⦠[sayfa başına] BAĞIRSAK KANSERİ Kansere bağlı ölümlerin ikinci en sık sebebi kalın barsak kanserleridir. Son yıllarda gelişen tanı ve tedavi yöntemleri sonucu bu hastalık erken yakalandığında başarıyla tedavi edilebilmektedir. Kimler Risk Altında? * Ailesinde barsak kanseri hikayesi olanlar, * Kalın barsaklarında polip tespit edilmiş hastalar, * Sigara içenler, * İltihabi Barsak Hastalıkları olanlar, * Asbeste maruz kalanlar, * Batı usulü (yağdan zengin, lifden fakir, koruyucu maddeler içeren besinler ile) beslenenler, Barsak kanseri açısından yüksek risk grubundadırlar. Ne Yapmalı? Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Az yağlı, bol lifli (sebze, meyve, kepekli unla yapılmış yiyecekler) besinleri tercih edin. Ailenizde barsak kanseri hikayesi varsa, dışkınızda kan gördüyseniz, dışkılama alışkanlığınızda değişiklik olduysa (uzun süreli ishaller veya kabızlık v.s.) yaşınız ne olursa olsun hekime başvurarak gerekli muayene ve testlerin yapılmasını sağlayınız. Barsak kanserlerinin çoğu poliplerin sonradan kanserleşmesi ile oluşur. Poliplerin erken farkedilip çıkartılmasıyla kanser gelişmesi tamamen önlenebilir. 50 yaş ve üzerindeki sağlıklı bireylerin yılda bir kez dışkıda gizli kan baktırması ve her beş yılda bir parmakla makattan muayene ve kolonoskopi yaptırması önerilmektedir Yüksek risk grubundaki kişilerde (ailevi barsak kanserleri, iltihabi barsak hastalığı bulunanlar v.s.) yılda bir kez kolonoskopi ve muayene önerilmiştir. CİLT KANSERİ Cilt kanseri, bilinen tüm diğer kanserlerden daha sık rastlanılan bir hastalıktır. Ancak genellikle yayılmaz ve kolay tedavi edilebilir. Sadece melanoma denilen ve benlerden türeyen bir çeşit cilt kanseri oldukça tehlikeli ve ölümcüldür. Kimler Risk Altında? * Açık tenli kişiler, * Uzun süreyle güneşe maruz kalanlar, * Ailesinde cilt kanseri olanlar, * Radyum, arsenik gibi bazı maddelere uzun süreli maruz kalanlar Daha fazla risk altındadır. Ne Yapmalı? * Uzun süreli direkt güneş altında kalmayın, * Özellikle 11:00-16:00 saatleri arasında güneşlenmeyin veya güneş altında korunmasız çalışmayın, * Koruma faktörü yüksek (en az 15) güneş kremleri kullanın ve bu kremleri vücudunuzun güneş gören yerlerine sürdükten 30 dakika sonra güneşlenmeye çıkın. * Ayda bir vücudunuzu yeni gelişen cilt değişikliklerine karşı muayene edin. MEME KANSERİ Meme kanseri kadınlarda en sık rastlanılan kanser türüdür. Her yıl binlerce kadın meme kanseri tanısı ile hastanelere başvurmakta ve tedavi edilmektedir. Erken tanı sayesinde bir çok kadın ölümcül olabilecek bu hastalıktan kurtulabilir. Kimler Risk Altında? * 40 yaşın üzerinde kadınlar, * Anne veya kız kardeşlerinde meme kanseri bulunan kadınlar, * Hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar, * İlk çocuklarını 18 yaşın altında veya 30 yaş üzerinde doğuran kadınlar, * Östrojen kullanan kadınlar⦠Meme kanseri açısından diğer kadınlara nazaran biraz daha fazla risk altındadırlar. Risk grubu içinde olmamanız meme kanserine yakalanmayacağınız anl****** gelmemektedir. Ne Yapmalı? Meme kanseri ne kadar erken tanınırsa tedavi edilme ve iyileşme olasılığı o kadar yüksektir. Bunun için; 20-39 yaş arası kadınların: * Ayda bir kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları, * Her üç yılda bir hekim tarafından muayene edilmeleri, 40 yaş ve üzeri kadınların: * Ayda bir kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları, * Yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri, * Yılda bir mammografi çektirmeleri önerilmektedir! AYLIK MEME MUAYENESİ Bir boy aynası karşısına geçerek: Ellerinizi kalçalarınızın üzerine koyun ve sağa-sola dönerek aynada göğüslerinizi dikkatlice inceleyin Elleriniz belinizde iken omuzlarınızı ileri doğru çıkarın ve hafif öne eğilerek göğüslerinizi aynada tekrar inceleyin Her iki göğüs ucunu hafifçe sıkarak akıntı gelip gelmediğini kontrol edin Ellerinizi kafanızın arkasında birleştirin ve kafanızı öne doğru bastırın. Bu pozisyonda sağa-sola dönerek göğüslerinizi aynada inceleyin. İnceleme sırasında aşağıdaki sorulara yanıt arayın: Göğüslerin büyüklüğünde veya şeklinde değişiklik var mı? Göğüsünüzün üzerinde cilt dokusunda renk değişikliği, kızarıklık, çukurlaşma, büzüşme dikkatinizi çekiyor mu? Göğüs ucunda akıntı, kepeklenme, içeri çökme veya yön değiştirme görülüyor mu? Yattığınız yerde: Sol omuzunuzun altına küçük bir yastık koyduktan sonra sol elinizi kafanızın altına yerleştirerek uygun pozisyon alın. Sağ eliniz açık ve parmaklarınız bitişik olduğu halde sol göğsünüzün üzerine koyun. Elinizin şeklini bozmadan ovma tarzında dairesel hareketler yaparak sol göğsünüzün tümünü ve sol koltuk altınızı belli bir düzen içinde muayene edin. Aynı işlemi sol elinizle sağ göğsünüze uygulayın. Ciltte kalınlaşma, sertleşme var mı? Göğüste ve koltuk altında ele gelen kitle var mı? Sağ elinizle sol köprücük kemiğinin üstündeki ve altındaki çukur bölgeyi dairesel hareketlerle yoklayın. Daha sonra sabunlu elinizi köprücük kemiğinden göğüs ucuna doğru bastırarak kaydırın. Ciltte kalınlaşma, değişiklik veya cilt altında ele gelen kitle olup olmadığını kontrol edin. Aynı işlemi sol elinizle sağ taraf için uygulayın. Bir elinizle göğsünüzü alttan destekleyin ve diğer elinizi göğsünüzün üzerinde ovma tarzında dairesel hareketlerle gezdirerek dikkati çeken cilt değişiklikleri veya kitle arayın. Sol elinizi belinize koyun ve sağ eliniz açık ve parmaklarınız bitişik olduğu halde ovma tarzında dairesel hareketlerle sol koltuk altınızda ele gelen kitle olup olmadığına bakın. Aynı şekilde sol eliniz yardımıyla sağ koltuk altınızı muayene edin. PROSTAT KANSERİ Prostat kanseri erkeklerde en sık rastlanılan kanser türüdür. 80 yaşını aşmış erkeklerin dörtte üçünden fazlasında prostat kanseri tespit edilmektedir. Erken tanı konduğunda tedavi edilebilir bir hastalıktır ama erken dönemde hiçbir yakınma yapmaz. Kimler Risk Altında? Prostat kanserinin yaş dışında bilinen bir risk faktörü yoktur. Prostat kanserli hastaların % 80'inden fazlası 65 yaş ve üzeridir. Yağdan zengin beslenmeninde prostat kanserine yakalanmayı arttırıcı etkisi olduğu söylenmektedir. Ne Yapmalı? 50 yaş ve üzerindeki her erkeğin yılda bir kez parmakla makattan prostat muayenesi olması ve PSA denilen kan testini yaptırması önerilmektedir. RAHİM KANSERİ Rahim kanseti gelişmiş ülkelerde yaşayan kadınlarda daha sık görülür. Genellikle kendini menopoz sonrası vajinal kanamalarla gösteren bir kanserdir. Kimler Risk Altında? * İlk adetini çok erken yaşlarda gören kadınlar, * Menopoza geç giren kadınlar, * Sadece östrojen içeren ilaçlarla tedavi gören kadınlar, * Hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar, * Kısırlık hikayesi olan kadınlar, * Şişman, şeker hastalığı olan, yüksek tansiyonlu kadınlar⦠* Daha fazla risk altındadır. Çocuk doğurmuş olmanın ve doğum kontrol hapı kullanmanın rahim kanserine yakalanma riskini azalttığı gösterilmiştir. Ne Yapmalı? Normal olmayan adet kanamaları gördüğünüzde gecikmeden kadın-doğum doktorunuz ile temasa geçin. Yılda bir kez düzenli kadın-doğum muayenesi olun. RAHİM AĞZI (SERVİKS) KANSERİ Az gelişmiş ülkelerde daha sık rastlanılan bir kanser türüdür. Taram testleri sayesindeerken dönemde yakalanıp tedavi edilbilen bir kanserdir. Kimler Risk Altında? * Cinsel olarak aktif olan her kadın, * Yaşlı ve düzenli tıbbi kontrolden uzak kadınlar, * Birden çok cinsel eşlilik, * Sigara kullanan kadınlar, * HIV (AIDS) virüsü taşıyan kadınlar, * Cinsel yolla bulaşan hastalıklara sık maruz kalan kadınlar⦠Daha fazla risk altındadır. Ne Yapmalı? Rahim ağzından yapılan sürüntünün incelenmesi demek olan Pap test (Pap Smear) sayesinde serviks kanseri daha oluşmadan tanınabilmekte ve tedavi edilebilmektedir. Cinsel olarak aktif olan veya menopoza girmiş her kadın yaşa bakmazsızın yılda bir kez Pap Smear ve kadın-doğum muayenesi yaptırmalıdır. 18 yaşın üzerindeki her kadının yılda bir kez Pap Smear yaptırması önerilmektedir. [sayfa başına] YUMURTALIK KANSERİ Kadınlarda en sık rastlanılan kanserler arasında dördüncü sıradadır. Ancak kadın üreme organlarına ait kanserler arasında en fazla ölüme yol açan hastalıktır. Genellikle sessiz ve sinsi bir seyir izler, yakınma vermeye başladığında ise hastalık genellikle ilerlemiş olarak bulunur. Kimler Risk Altında? * Hiç doğum yapmamış kadınlar, * Ailesinde yumurtalık kanseri hikayesi olan kadınlar, * Daha önce meme kanserine veya rahim kanserine yakalanmış kadınlar, * Yumurtalık kanserine yakalanma açısından yüksek riskli grubu oluştururlar. Birden fazla hamilelilği olanlar ve doğum kontrol hapları kullananlarda ise yumurtalık kanseri oluşma riski azalır. Yalnız bu risk faktörlerinden hiçbirine sahip olmadıkları halde yumurtalık kanserine yakalanan birçok kadın bulunduğunu da unutmamak gerekir. Ne Yapmalı? Ne yazık ki, yumurtalık kanserinin erken evrelerde yakalanmasına olanak verecek nitelikte bir tarama testi yoktur. Bu nedenle düzenli kadındoğum muayenesi önerilecek en uygun yoldur. BESLENME, SİGARA VE KANSER Kanser ve Sigara * Kansere yakalanma riski sigara dumanına maruz kalma süresi ile doğru orantılıdır. * Akciğer kanserinin sebebi 100 hastanın 90'nında sigaradır. * Kendiniz sigara içmeseniz bile pasif içici olmanız, yani çevrenizde içilen sigaranın dumanına maruz kalmanız kanser riskinizi arttırır. * Pasif içicilik akciğer kanserine bağlı ölümlerin % 3'ünden sorumludur. * Eşleri sigara içen kadınlarda akciğer kanserine yalakanma riski içmeyenlere nazaran % 30 daha fazladır. * Günde 20 ve üzeri sigara içilen bir ortamde bulunan pasif içicilerin akciğer kanserine yakalanma riski 2 kat artmış olarak bulunmuştur. Beslenme/ Yaşam Tarzı ve Kanser * Günde 5-8 porsiyon sebze ve/veya meyve yemeye çalışın. * Bol miktarda sebze ve meyve ile beslenen kişilerde kansere % 50 oranında az rastlanmıştır. * Kırmızı et yerine tavuk, balık, kurubaklagiller tüketilmelidir * Çavdar, kepek, yulaf gibi lifden zengin besinleri tercih edin. * Yağsız beslenmeye özen gösterin. * Kızartmaktansa yemekleri haşlamayı veya buharda pişirmeyi tercih edin. * Besinlerin tütsülenmesi, tuzlanması, nitrat/nitrit gibi kimyasal koruyucularla işlenmeleri sonucu kansere yol açan bazı maddeler oluşur. Örneğin sucuk, salam, sosis, salamura et gibi yiyecekler fazla miktarda nitrit/nitrat içerirler. Bu tür besinleri çok tüketenlerin yanında C vitamini alması koruyucu olabilir. * A, C, E, D vitaminleri, riboflavin, tiamin, folik asit, pantotenik asit ile çinko, iyot, kalsiyum, demir, selenyum ve molibden gibi mineraller yeterli olarak alındıklarında kansere karşı koruyucu oldukları düşünülmektedir. * Nikel, kurşun, kadmiyum, arsenik ve asbestin ise kanser yapıcı etkisi vardır. * Günde 2-3 bardak yağı azaltılmış süt için ve/veya süt ürünleri ile beslenin. * Alkol almamayı tercih edin. Her gün alkol tüketenlerin folik asit içeren bir multivitamin kullanmaları önerilir. * Sigara içmeyin. Kapalı, sigara içilen ortamlardan uzak durun. * Haftada en az 3-4 kez spor yapın. İdeal kilonuzda kalmaya çalışın. * Uzun süreli güneş altında durmaktan kaçının. * Kimyasal koruyuculu hazır yiyecekler yerine doğal besinlerle beslenmeyi tercih edin. KANSERE İLK ADIM... Tanıyla birlikte ilk karşılaşılan durum; hastalığın adı ve anlamının bireyin yaşamında yarattığı belirsizlik duygusudur. Genellikle "neden ben, neden şimdi" soruları etrafında yoğunlaşan duygu ve düşünceler, kişiye ait bir sorgulama sürecinin başlangıcı gibidir. Gelecekle ilgili planlar, hastalığın yarattığı belirsizlikle birlikte yeniden gözden geçirilir. Tanının konması ve uygun tedavi progr****** karar verilmesi, hastalığın kabul edilmesinin ilk basamağıdır. Tedavi programının belirlenmesiyle tedavi gören kişi ve yakınları için günlük yaşamlarından farklı, "hastalık" kavr****** odaklı yeni bir dönem başlar. Daha önce herhangi bir ciddi hastalık yaşamamış olan bireylerin, "hastalık" ve "hasta olmak" kavramlarıyla belki de ilk defa karşılaştıkları bu dönemde özellikle hastalığa uyum süreleri etkilenebilir; tanı konması ve tedaviye başlamasındaki arasındaki zaman uzayabilir. Bu sırada kaybedilen zaman, bazen bireyin sağlığını tehdit edecek boyutta olabilir. KANSER YAŞAMIMI NASIL ETKİLEYEBİLİR? Tedavinin beden üzerinde yarattığı etkiler aynı zamanda kişiye hastalığını hatırlatan bir sinyal gibidir. Bu nedenle, bir çok kişi kanser hastası olduğunu hastalığın belirtilerinden daha çok, uygulanan tedavilerin yan etkileriyle hisseder. Tedavinin özellikle ilk dönemlerinde hem kendisi hem de çevresindekilerin tüm dikkatinin bedeninin verdiği tepkilere yoğunlaşması, tedavi olan kişinin duygu durumunu bazen olumsuz yönde etkileyebilir. Kişiler, hastalık tanısı ve tedavi döneminde yaşadıkları sıkıntıları depresyon ve kaygı olarak dışa vurabilirler. Günlük yaşamdaki rutinden uzaklaşma, bireyselliğin kısıtlanması, kişinin hayatı üzerindeki kontrol hissinin azalması bu etkilerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Depresif tepkiler tedavi döneminde olağan tepkiler olarak görülmesine karşın, bu tepkilerin uzun sürmesi ve günlük yaşama uyumun zorlaşması klinik anlamda depresyon belirtisi olarak görülebilir. NASIL DAVRANMALIYIM? Tedavi döneminde, genelikle hastalığın arkadaş ve akraba çevresiyle nasıl ve ne ölçüde paylaşılacağına dair endişeler yaşanabilir. Paylaşımda belirleyici nokta, kişinin hastalığa ve tedaviye uyumu sırasında yaşadığı duygu ve düşünceleri, bireysel ihtiyaç ve beklentileri de gözönüne alarak değerlendirmesidir. Kanser tanısı, sadece kanser tanısı konan kişinin değil, yakınlarının da yaşamını büyük ölçüde etkileyen bir olaydır. Bir çok aile bireyi yakınlarına kanser tanısı konduğunda kabullenmeyle ilgili zorluk yaşar. Sık karşılaşılan durumlardan biri de hasta yakınlarının, tedavinin ya da hastalığın ayrıntıları hakkında hastayı bilgilendirmek konusunda yaşadıkları kararsızlıktır. Bilgilendirmeye yönelik yaşanan kararsızlığın temelinde hastanın kişiliği, yaşı, bireysel ihtiyaçları ve hastalığın genel durumu kadar, hasta yakınlarının hastalığı kabul etmelerinde yaşanan güçlükler yatıyor olabilir. Böyle bir durumda, hasta ve hasta yakınlarının psikolojik ihtiyaçlarının gözden geçirilmesi yaşamın zor bir evresinde önemli bir katkı sağlar. Yakın çevreyi kararsızlığa düşüren bir diğer konuda hasta olan kişiye yönelik "doğru" tutum ve davranışların belirlenmesidir. Bu noktada, hastanın genel sağlık durumu nedeniyle değişen ihtiyaçlarını gözönünde bulundurmak ve gerektiğinde profesyonel danışmanlık almak büyük önem taşımaktadır. Hasta yakınları, tedavi süresinde tedavi ekibinin dışında hastanın fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarının belirlenmesinde etkin bir rol üstlenir. Örneğin, depresif yapının doğası gereği, eylemsizliği artan hastanın profesyonel bir yardım alması konusunda hasta yakınının yönlendirmesi desteleyici bir unsurdur. DEPRESYON VE ANKSİYETE BELİRTİLERİ NELERDİR? Depresyon * Duygu ve düşünce 2. Genelde her gün, günün büyük kısmını kapsayan devamlı üzüntü yada boşluk duygusu 3. Her gün hissedilen duygu durumda yavaşlama, temponun düşmesi 4. Suçluluk, değersizlik ve çaresizlik duygusu 5. Günlük işlere yönelik ilgisizlik 6. Ölüm ya da intihar düşünceleri, intihar teşebbüsü * Davranış ve tutum 8. Huzursuzluk 9. Dikkat problemleri 10. Hafızada zayıflama * Fiziksel yakınmalar 12. Gözlenebilir kilo kaybı veya artışı 13. Her gün görülen yorgunluk 14. Uyku düzeninde bozulma; çok fazla ya da çok az uyuma ve diğer uyku bozuklukları 15. Yeme düzeninde bozulma; çok fazla yeme ya da iştahsızlık 16. Aşırı ağlama 17. Sebebi bilinmeyen kronik ağrılar Eğer yukarıdaki belirtilerden herhangi beş tanesi ya da daha çoğu en az iki haftadır devam ediyor ya da kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde engelliyorsa, bu yakınmaların bir uzman tarafından değerlendirilmesi önerilir. Anksiyete * Duygu ve düşünce 19. Sözel kaygı ifadesi 20. Gözlenebilir bir gerginliğin ya da endişenin reddedilmesi 21. Kontrol edilemeyen kuruntular, endişeler 22. Öfke patlamaları * Davranış ve tutum 24. Problem çözme ya da konsantrasyon güçlüğü 25. Huzursuzluk * Fiziksel yakınmalar 27. Gergin bir kas görünümü 28. Titreme, seyirme 29. Nefes darlığı 30. Kalp çarpıntısı 31. Terleme 32. Ağız kuruması HANGİ DURUMLARDA PSİKOLOJİK DESTEK ALABİLİRİM? Psikolojik desteğin alınmasında önerilen hastanın multi-disipliner içinde düzenli takip edilmesidir. Böylece, hastanın psikolojik ihtiyaçlarının belirlenmesi tedavi döneminde ve sonrasında hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitesinin arttırılması amaçlanır. Ayrıca; * Yaşamınıza "kanser" kelimesi girmesiyle duygusal ve düşüncesel açıdan yaşanan zorlanmalarda * "Nasıl davranmalıyım" ile ilgili yaşanan yoğun kararsızlık duygusu * Depresyon ve kaygı düzeyinin artması * Geçmişte yaşanan psikolojik problemlerin tedaviyle birlikte yeniden gündeme gelmesi * Hastalık kavramını kabul etmekte, tedavi sürecini olumsuz etkileyecek düzeyde duygusal açıdan zorlanılması * Yakın zamanda kendisi için önemli bir kayıp yaşaması * Yakın zamanda kendisi ya da çevresiyle ilişkilerine yönelik karar aşamasında bulunmak * Çevrenin sağladığı psikolojik desteğin yeterli olmaması * Ölüm ve intiharla ilgili uzun süreli ve yoğun düşüncelerin olması * Yakın çevrede biri ya da birilerinin kanser nedeniyle kaybı psikolojik açıdan destek alınmasını gerektiren koşulları yaratabilir. PSİKOLOJİK DESTEK NASIL YARARLI OLABİLİR? * Hastalık ve tedavisinin, bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bir etken olarak düşünüldüğünde yaratılan bu yeni, fakat istenmeyen ortamda yaşamayı kolaylaştıracak desteği hasta ve hasta yakınları için sağlar. * Hastalığın yarattığı koşullar çerçevesinde kişinin kendinden ve yakınlarından beklentilerinin tekrar gözden geçirilmesine yardımcı olur. * Kişinin kendisi ve yakınlarına yönelik yaşamsal kararların alınmasında uygun ortam yaratılması destekler. * Sadece hastalara değil, yakın çevrenin hastayla olan iletişiminde zaman zaman karşılaşabilecekleri sorunlarda danışabilecekleri uygun bir ortam yaratır. * Tedavi boyunca hastanın psikolojik açıdan ihtiyaçlarının belirlenmesi, tedavi ekibinin hastaya yaklaşımının belirlenmesinde önemli rol oynar. Hasta ve tedavi ekibi arasındaki etkili iletişim sağlanması tedaviye uyumu olumlu yönde etkiler. PSİKOLOJİK TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR? * Bireysel psikoterapi ve destek Kişinin kendine ait bir ortama yoğun bir şekilde ihtiyaç duyduğu durumlarda bireysel psikoterapi, duygu ve düşüncelerin -özellikle "istenmeyen, paylaşılamayan" duygu ve düşüncelerin paylaşabileceği uygun bir ortam yaratır. Problemlerin çözümünden çok, nasıl başa çıkılabileceği konusunda destek sağlar. * Grup psikoterapi ve destek Kişinin hastalığı ve tedavi döneminde yaşadıklarını paylaşabilecekleri güvenli bir ortam yaratır. Grubun yaratacağı destek, kansere karşı toplumun gösterdiği tepkiyle başaçıkmayı kolaylaştırır. Tıbbi tedavinin kişi üzerindeki etkisi ve tedavi ekibiyle yaşanan sorunların paylaşılması grubun önemli konularındandır. Amerikan Hastanesi bünyesinde kanser hastalığını değişik yönlerini ele alan halka yönelik eğitim toplantılarının sürekli yapılması planlanmaktadır. Amerikan Hastanesi bünyesinde kanser hastalığını değişik yönleriyle ele alan halka yönelik eğitim toplantılarının sürekli yapılması planlanmaktadır
Kİlo Takintisi
BAZI ERKEKLER NEDEN KİLO ALMAMAK İÇİN YOĞUN ÇABA SARF EDERLER
Çünkü bu kişilere göre artan kilolar yaşlılığın bir belirtisidir.ve yine bu kişilere göre yaşlı olmak yalnız kalmak, beğenilmemek, cinsel istek duyulmamak, başkalarına muhtaç olmak , güçlü olmamak,gibi bir dizi düşünceyi de çağrıştırdığından kabul edilemez bir durumdur.
SORUN DEĞİŞİMDE Mİ?
Doğada sürekli bir değişim görürüz .ağaçlar yaşlandıkça gövdeleri kalınlaşır. İnsanlar da doğanın bu değişim sürecinden nasibini alırlar. Özellikle fiziksel aktivitenin azalmaya başladığı 40-45 yaşları arasında erkeklerin vücutlarındaki yağ tabakalarının artmasına paralel olarak kilo artışı görülmektedir.
Her insan geçen yıllarla birlikte kendi bedenini zamana karşı ayakta tutmak isteyebilir.bu çok doğal bir davranıştır.buna karşın bazı kişilerin bedenindeki değişikliklere özellikle kilo almaya ve fiziksel görünümündeki değişikliklere gereğinden fazla tepki verdikleri görülmektedir.burada amaç kişinin fiziksel görünümünü koruyarak zamanı ve yaşlanmayı ve sonucunda ölümü engelleme çabaları olabilir.
BİR KOMPLEKS MİDİR?
Bu dönem bir geçiş dönemidir. Ve geçiş dönemlerinde yoğun karmaşalar yaşanabilir. Çocukluktan gençliğe geçişte yaşanan uyum sorunları bu dönemde de farklı bir biçimde yaşanır.
Özellikle 40 lı yaşlardan sonra yitirilmeye başlanan gençlik faaliyetlerinin etkisiyle erkeklerin yaşlanmaya başladıklarını hissederek yaşlanmaya karşı yoğun bir direnç geliştirebilirler. Sürekli zayıf kalarak çevreye yılların kendisini yıpratmadığı , genç ve dinç olarak ayakta kaldığı izlenimini vermek isteyebilirler.bu kişiler gençlik yıllarının değerini yeterince bilememiş, keyfini çıkaramamış, ve tam olarak olgunlaşamamış kişilerdir.
KADINLAR TARAFINDAN BEĞENİLMEME BİR NEDEN OLABİLİR Mİ?
Bu kişilere göre zayıf ve güçlü olmak , çekici görünmek kilo almayarak ve formda kalarak mümkün olacağından zayıf kalarak kadınlar tarafından tercih edilme , beğenilme şanslarını artıracaklarını düşünebilirler.kadınlar
Tarafından beğenilmeme ve reddedilme olasılığını ortadan kaldırmak için kilo almaktan fobik biçimde kaçınabilirler.
BELİRLİ DÖNEMLERDE Mİ GÖRÜLÜR?
Erkeklerde zayıf kalma çabalarının özellikle 40 lı yaşlardan sonra arttığı görülmektedir. andropozun yaklaştığı yıllarda daha yoğun olmaktadır. cinselliğine ve cinsel rolüne aşırı anlam yüklemiş kişiler , cinsel faaliyetlerin azalmaya başladığı bu yıllarda zayıf kalarak çevreye cinsel faaliyetlerinin sürdüğünü herhangi bir azalma olmadığı mesajını vermek isteyebilirler. Hatta ilerleyen yaşlarda kendisinden yaş olarak çok küçük bir kadınla birlikte olarak hala genç kaldığını ispat etmeyi deneyebilir.
ZAYIF KALMAYA ÇALIŞAN HER ERKEK BU KATAGORİYE Mİ GİRER
Yaşamın gelişim aşamalarını kabullenen ve bu doğrultuda değişimi büyük bir olgunlukla karşılayan kişiler yaşla birlikte görülen fiziksel değişimleri yadsımaz.ve bu değişime şiddetli direnç göstermezler.çünkü her yaş döneminin kendine has güzel yönlerinin olduğunu düşünür ve bu doğrultuda doyum sağlarlar.bu kişiler dinç ve sağlıklı bir bedene sahip olabilmek için düzenli egzersizler yapabilirler. 'ancak zayıf kalmayı bir zorunluluk haline getirmiş kişilerden durumundan çok farklı olarak.' Çevreye kendilerini zayıf olarak kabul ettirmek zorunluluğu duymazlar ve kilo artışına karşı yoğun kaygı ve korku duymazlar. kendileriyle barışıktırlar.doğa ve insanlarla uyum içindedirler
Çünkü bu kişilere göre artan kilolar yaşlılığın bir belirtisidir.ve yine bu kişilere göre yaşlı olmak yalnız kalmak, beğenilmemek, cinsel istek duyulmamak, başkalarına muhtaç olmak , güçlü olmamak,gibi bir dizi düşünceyi de çağrıştırdığından kabul edilemez bir durumdur.
SORUN DEĞİŞİMDE Mİ?
Doğada sürekli bir değişim görürüz .ağaçlar yaşlandıkça gövdeleri kalınlaşır. İnsanlar da doğanın bu değişim sürecinden nasibini alırlar. Özellikle fiziksel aktivitenin azalmaya başladığı 40-45 yaşları arasında erkeklerin vücutlarındaki yağ tabakalarının artmasına paralel olarak kilo artışı görülmektedir.
Her insan geçen yıllarla birlikte kendi bedenini zamana karşı ayakta tutmak isteyebilir.bu çok doğal bir davranıştır.buna karşın bazı kişilerin bedenindeki değişikliklere özellikle kilo almaya ve fiziksel görünümündeki değişikliklere gereğinden fazla tepki verdikleri görülmektedir.burada amaç kişinin fiziksel görünümünü koruyarak zamanı ve yaşlanmayı ve sonucunda ölümü engelleme çabaları olabilir.
BİR KOMPLEKS MİDİR?
Bu dönem bir geçiş dönemidir. Ve geçiş dönemlerinde yoğun karmaşalar yaşanabilir. Çocukluktan gençliğe geçişte yaşanan uyum sorunları bu dönemde de farklı bir biçimde yaşanır.
Özellikle 40 lı yaşlardan sonra yitirilmeye başlanan gençlik faaliyetlerinin etkisiyle erkeklerin yaşlanmaya başladıklarını hissederek yaşlanmaya karşı yoğun bir direnç geliştirebilirler. Sürekli zayıf kalarak çevreye yılların kendisini yıpratmadığı , genç ve dinç olarak ayakta kaldığı izlenimini vermek isteyebilirler.bu kişiler gençlik yıllarının değerini yeterince bilememiş, keyfini çıkaramamış, ve tam olarak olgunlaşamamış kişilerdir.
KADINLAR TARAFINDAN BEĞENİLMEME BİR NEDEN OLABİLİR Mİ?
Bu kişilere göre zayıf ve güçlü olmak , çekici görünmek kilo almayarak ve formda kalarak mümkün olacağından zayıf kalarak kadınlar tarafından tercih edilme , beğenilme şanslarını artıracaklarını düşünebilirler.kadınlar
Tarafından beğenilmeme ve reddedilme olasılığını ortadan kaldırmak için kilo almaktan fobik biçimde kaçınabilirler.
BELİRLİ DÖNEMLERDE Mİ GÖRÜLÜR?
Erkeklerde zayıf kalma çabalarının özellikle 40 lı yaşlardan sonra arttığı görülmektedir. andropozun yaklaştığı yıllarda daha yoğun olmaktadır. cinselliğine ve cinsel rolüne aşırı anlam yüklemiş kişiler , cinsel faaliyetlerin azalmaya başladığı bu yıllarda zayıf kalarak çevreye cinsel faaliyetlerinin sürdüğünü herhangi bir azalma olmadığı mesajını vermek isteyebilirler. Hatta ilerleyen yaşlarda kendisinden yaş olarak çok küçük bir kadınla birlikte olarak hala genç kaldığını ispat etmeyi deneyebilir.
ZAYIF KALMAYA ÇALIŞAN HER ERKEK BU KATAGORİYE Mİ GİRER
Yaşamın gelişim aşamalarını kabullenen ve bu doğrultuda değişimi büyük bir olgunlukla karşılayan kişiler yaşla birlikte görülen fiziksel değişimleri yadsımaz.ve bu değişime şiddetli direnç göstermezler.çünkü her yaş döneminin kendine has güzel yönlerinin olduğunu düşünür ve bu doğrultuda doyum sağlarlar.bu kişiler dinç ve sağlıklı bir bedene sahip olabilmek için düzenli egzersizler yapabilirler. 'ancak zayıf kalmayı bir zorunluluk haline getirmiş kişilerden durumundan çok farklı olarak.' Çevreye kendilerini zayıf olarak kabul ettirmek zorunluluğu duymazlar ve kilo artışına karşı yoğun kaygı ve korku duymazlar. kendileriyle barışıktırlar.doğa ve insanlarla uyum içindedirler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)