19 Mayıs 2007 Cumartesi

Çernobil Karadenize Yağmurla Geldi...Can Dündar Yazıyor...İçimiz Kan Ağlıyor...

Karadeniz, "Çernobil etkisi teorisi" ve kanser endişesi ile çırpınıyor. Göğsünden 12 santimlik bir tümör alınan Erkan'ın babası, "O yağmurları yiyen adam ne olur? Radyasyonu almışız daa!" diyor

Milliyet'ten Can Dündar'ın yazısı:

Deli yağmur, çılgın yeşilin üstüne yağıyor. Sarp patikalarını tırmanıyoruz Ardeşen'in... Çıktıkça başımız bulutlara değiyor; bulutlar başımıza... Teypte Kazım Koyuncu tulumuyla dertleşiyor:
"Bu dere yılan olsa narino/ Derdimi bilen olsa/ Oturup da ağlardım narino/ Yaşımı silen olsa..."

Acılar filiz veriyor
Hopa... Arsin... Arhavi... Ardeşen...
KTÜ Tıp'a göre "En çok kanser hastası o beldelerden geliyor."
Biz de o beldelere gidiyoruz; amansız bir marazın izini sürercesine... Ardeşen radyasyonlu çayların gömüldüğü toprak... Bir kuşak önce ekilmiş acılar filiz veriyor. Göğe yakın bir yerde, Yurtseven köyünde duruyor arabamız:
Dost canlısı, gözü yaşlı Berberoğlu ailesinin yanındayız. Nezaket Berberoğlu'nun evladının birini trafik almış, evlat bildiği diğeri kanserle boğuşuyor. Ve o, yağmurların ecel getirdiği günü gözyaşıyla anımsıyor:
"Bir sabah kalktım, salatalık tarlası sapsarı olmuştu. 'Radyasyon vurdu' dediler. Bostanda hiç sebze olmadı o sene... Toprağımız, betona döndü. Yedik lahanamızı; sütümüzü içtik. Çayın bir kısmını fabrikanın bahçesine gömdüler, kalanını çayımıza kattılar. Aldık radyasyonu, kaybettik sağlığımızı... Hastane yolu bilmezdim, hastaneden çıkmaz oldum!"

Çalınan çaylar
1986'da Çernobil nükleer santralı patladığında Erkan Berberoğlu 1,5 yaşındaymış. Rüzgâr, nükleer serpintileri tarlalarına taşımış, Erkan'ın sütüne, yoğurduna bulaştırmış. Karadenizli'nin ekmeği, suyu, rızkı olan çay, bir günde düşmanı, celladı oluvermiş.
Avrupalı yaşıtlarının mamaları imha edilirken, Erkan'ları uyaran olmamış. Tersine, "sorumlu" Bakan, "Ben içiyorum, siz de için" diye şov yapmış.
Radyasyonlu çayları aşağı fabrikanın bahçesine gömmüşler. Sonra bir gün gömülü çayları çuvallarla arabaya yükleyenleri yakalamış Milliyet... Çalınan çaylar içilmiş; kalanlar yeraltı sularına karışıp zehirlemiş toprağı... Erkan, onlarla büyümüş.

Radyasyon aldık da
Hastaneye koşan ilk hastalara "Daha durun" demiş doktorlar; "Etkisi 15-20 yılda görülür bunun... Şimdi teker teker geliyorsunuz, o zaman otobüslerle geleceksiniz".
Ve Erkan 20 yaşına gelince bir gün sol kolunun altında bir ağrı hissetmiş. "Otobüsler dolusu hastalar"a katılıp Ankara Gazi hastanesine gitmiş, göğsünde 12 santimlik bir tümör bulunmuş; alınmış. Tekrarlama riskine karşı yoğun kemoterapi alıyor Erkan... Tedavi, Berberoğlu ailesine ayda 1 milyara mal oluyor.
Doktoru, Gazi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Nazan Günel, 1990'larda kurulan Çernobil Komisyonu'nun da üyesi... Ama "Hastalık Çernobil kaynaklı diyemeyiz" diyor. Gel de Erkan'ın babasına anlat bunu... Şinasi Berberoğlu, daha önce adını bile duymadığı şeyi, Azrail diye tanıyor şimdi:
"O yağmurları yiyen adam ne olur? Radyasyon almışız daa..."

Öfke ve tevekkül
Trabzon Belediye Başkanı Volkan Canalioğlu "Rakamlara bakmayın, hastaların çoğu Ankara'ya, İstanbul'a gidiyor. Çoğu da doktora gitmeye ürküyor. Karadeniz'de kanser patlıyor" diyor.
En az kanser kadar tehlikeli bir salgın bu:
Bilime, tıbba, iktidara güvensizlik...
Yalanı görmüş insanlara özgü bir ihanete uğramışlık duygusu, kiminde paniğe dönüşüyor; kiminde boşvermişliğe...
Arabamız patikalarda arsız dallara sürtüne sürtüne dağdan inerken, yağmur hababam çiseliyor uçsuz bucaksız yeşilliğin üstüne...
Kazım Koyuncu'nun "Hep yedik o yağmurları kafamıza" sözleri çınlıyor kulağımızda... Teybimizde yine onun sesi: "Dünya benim sanırdım meğersem yanılmışım/ Felek gözün kör olsun, ne kadar geç kalmışım."

Onkoloji koğuşunda...

Trabzon'da Farabi hastanesindeyiz. KTÜ Onkoloji Bölümü Başkanı Prof. Fazıl Aydın'la, baştan aşağı yenilenen bu modern hastanenin kanser koğuşlarını geziyoruz. Serviste 8 hasta yatıyor. Rahminden 4,5 santimlik kitle alınan Aysel Yalçın, "Bu illet eskiden yaygın değildi" diyor, "Çernobil'den sonra türedi."
Yan odada yatan Arsin'li Muhittin Çiçek de emin bundan... Tükürük bezlerindeki tümörü almışlar. "O dönem çok fındık, çay tükettik. Ondandır" diyor.
İsmini vermekten kaçınan bir doktor, bu teşhise katılıyor:
"O dönem fındığı, çayı imha etmeyi göze alamadılar, hastalığın yayılmasına göz yumdular. Bize konuşma yasağı koydular. Belirli kanser türlerindeki artış ortada. Radyasyona duyarlı troid kanserine rastlanmazdı, şimdi 4 troid kanseri tanıdığım var." Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yakup Arslan, sakat doğumlarda artış olduğunu doğruluyor. Ancak "Bunun pek çok nedeni olabilir. Çernobil öncesi ve sonrası sakat doğumlara dair istatistik de yok" diyor. Yine de "Çernobil'in bölgeye etki ettiğine inanıyor."
Doktorlar kesin yargılardan kaçınadursun, Karadeniz "Çernobil etkisi teorisi" ve kanser endişesi ile çırpınıyor. Hastalar otobüslerle büyük kentlere akıyor. Kimi bir kemoterapi reçetesi yazdırmak için saatlerce yol gidip geri dönüyor, kimi bu belayla nasıl baş edeceğini bilemeden ölüyor.
Karadeniz, bilimsel araştırma, sağlık taraması, erken teşhis seferberliği bekliyor.

'İki Çernobil daha var'

Prof. Dr. Fazıl Aydın, KTÜ Tıp fakültesi Onkoloji Bölüm Başkanı.
Lenf kanseri olan annesini, tedaviye Ankara'ya götürmüşler. Kendisi kanserle ve "Karadeniz'de kanser patladı" paranoyasıyla baş etmeye çalışıyor:
Halkla aranızda bir güven sorunu var.
Biz ne desek halk, bu belanın Çernobil'den olduğuna inanmış bir kere. Tepki, yönetimin umursamaz tavrına.. Çaylar imha edilirken çay içen bakana... Keşke sigaraya da aynı tepkiyi verebilsek.

Gerçekten patladı mı Karadeniz'de kanser?
Abartılıyor. Bölgede kanser vakası çok, ama Marmara'yla, Ege'yle mukayese edince oranlar birbirine çok yakın. "Çernobil'le arttı" da diyemeyiz, Çernobil öncesi kayıtlar olmadığından mukayese olanağı yok.

Hangi tür kanser yaygın?
Guatr çok yaygın. Mide ikinci sırada...

Radyasyon etkisini 15-20 yılda gösterir diyorlar?
Nükleer bomba atılan Japonya'da kan kanseri o kadar yıl sonra çıktı. O anlamda riskli dönemdeyiz.

50 hasta sıra bekliyor
Bundan sonra ne yapılmalı sizce?
Gelişen duyarlılığı bilince dönüştürmeliyiz. Köyde gidiyorum, adam "Bu Çernobil bizi kanser etti" diyor, ama bir sigarayı diğerine ekliyor. "Sen Çernobil'i içiyorsun, haberin yok" diyorum. Erken teşhis çok önemli, ama üniversitenin erken teşhis bölümüne uğrayan yok. Hasta olmadan gelmiyorlar. Her sene 2-3 toplantı yapıyoruz. En fazla 20-30 kişi geliyor. Halkı eğitmemiz lazım. Burnumuzun dibinde, Ermenistan'da, Bulgaristan'da iki Çernobil daha var. Bugün kaza olsa Türkiye ne önlem alabilir, gelin bunu konuşalım.

Kanser Hastaları Derneği
'Her evde bir kanserli var'

Kanser Hastaları ve Yakınları Derneği, Trabzon'da bir yıl önce kurulmuş. Başkan, avukat Sibel Suiçmez 2003 sonunda kızkardeşi kansere yakalanınca fark etmiş ki, herkes aynı dertten mustarip... "Her Karadeniz ailesinde en az bir kanserli var". Ve halk bilinçsiz. Hastalarla yakınlarına tıbbi, hukuki destek vermek için bu derneği kurmuş:

Rakamlar kanser patlamasını yalanlıyor.
Bilim insanlarıyla aramızda güven sorunu var. Onlara ve devletin verilerine inanmıyoruz. Çernobil sonrasında önlem alacaklarına halka yalan söylediler. Çay, fındık tüketmeye teşvik ettiler.

Kanser hastalarının durumu nasıl?
Panik havası var. Hasta yakını hastadan, hastalar birbirinden gizliyor. "Kanser" yerine "O kötü hastalık" diyorlar. Açıklama yapsak moral bozmakla suçluyorlar.

Talebiniz ne?
Sağlık taraması istiyoruz. Hastane, doktor, teknik donanım yetersiz. Acilen bir onkoloji hastanesi kurulması gerekiyor. Bağımsız kişilerin araştırma yapmasını bekliyoruz.

Cavit Koyuncu
'Oğlum öldü, başkaları ölmesin'

Hopa'nın Sugören Mahallesi'ndeyiz. Ara sokakta mütevazı bir apartman dairesi... Salondaki dolabın üstünde 2 gitar, kutularında yan yana duruyor. Kazım Koyuncu'nun evi burası... Gitarlar, onun gitarları...
33 yaşındaki rockçı, müziğiyle olduğu gibi ölümüyle de önce Karadeniz'i, sonra Türkiye'yi salladı.
Genç yaşta, üstelik tam da Çernobil'le savaşta akciğer kanserinden ölmesi deprem etkisi yarattı.
Karadeniz'de en çok onun kasetleri satılıyor, radyolarda en çok onun müziği çalınıyor şu ara... Baba evi Hopa'da şenliklere onun adı verildi. Hopa'nın ÖDP'li belediye başkanı Yılmaz Topaloğlu "Onun hassasiyetini doğru hedefe taşımalıyız" diyor. Bir kanser tarama merkezi için sivil girişim örgütlemeye çalışıyor.
Kazım'ın babası, 50 yıllık TİP'li Cavit Koyuncu, oğlunun gitarlarına bakan koltuğunda ağır konuşuyor:
"Her yerden genç kanser haberi geliyor. Oğlumu kaybettim, ama onlar da benim evladım. Burada insanlık kalmamış. İnek gibi önüne ne konursa içiyor yetkililer... Hiçbirini affetmiyorum. Küba'da insanlar parasız tedavi ediliyormuş. Açsınlar kapıları, oraya gidelim."

Sıcak çarpmasında bu hataları yapmayın

Sıcak çarpmasında bu hataları yapmayın

Sıcağın etkilediği kişilere ilk müdahaleyi yaparken son derece dikkatli olmalısınız
İnsan sağlığı söz konusu olduğunda ilk kural, yardım etmek değil, zarar vermemek olmalıdır. Bu nedenle, öncelikle sıcaktan etkilenmiş kişilerde yapılmaması gerekenlere dikkat çekmek gerekiyor. Sıcağın etkilediği kişi, yaşlı, hasta ya da çocuksa, durumu hafife almayın. Ateş düşürmede kullanılan ilaçları kullanmayın. Yararı olmadığı gibi zararı da olabilir. Etkilenmiş kişiye tuz tabletleri vermeyin. Sıcaktan etkilenmiş olması başka sorunu olmadığını göstermez, yüksek tansiyon vb hastalığı gözden kaçırmayın.

ŞUURU BULANIKSA

Alkollü içeceklerle, kafein içeren kola, gazoz, buzlu da olsa çay gibi içeceklerden, vücudun iç ısısını düzenleme sistemini bozduğu için, kaçınmak gereklidir. Eğer hastanın şuuru bulanıksa ya da kusuyorsa, ağızdan hiç bir şey vermeyin.

Havuz konjuktivitine dikkat edin

Havuz konjuktivitine dikkat edin

Havuz serinlemek için iyi bir seçenek. Ancak sıcak yaz günlerini rahatlatmak için tercih edilen havuzlar, başka sorunlara yol açabilir. Havuzların neden olduğu en önemli sorunların başında gözlerde oluşan enfeksiyonlar geliyor.

Klorun gözlere zararı var mı?

Havuzun klor miktarı çok önemli. Klor aşırı miktarda olursa gözde irritasyon yaratarak kızarma, yanma gibi belirtilere yol açar. Klor atılması havuz temizliği için yetmez. Ayrıca sadece klor kullanarak temizliği sağlanan havuzlarda yüzenlerin, başlarını suya sokmamalarını da öneriyorum.

Havuzlardaki bakteriler hangi sorunlara yol açıyor?

Bakteriler gözlerde konjuktivite neden oluyor. Konjuktivit, gözün iltihaplanması anl****** geliyor.

l Konjuktivitin belirtileri nedir?

Gözlerde kızarma, yanma gibi belirtilere yol açıyor.

l Nasıl tedavi ediliyor?

Bu hastalığın tedavisi zor değil. Kısa süreli damla kullanımı ile tedavi ediliyor.

l Havuz konjuktiviti nedir?

Havuzdaki asıl tehlike sadece havuzlarda var olan özel bir bakteri türü. Havuzda üreyen bu bakteri gözlerde salgın şeklinde görülen 'havuz konjuktiviti'ne sebep oluyor.

l Bunun tedavisi zor mu?

Gözün dış zarında zedelenme yapan bu hastalık salgınlara yol açar. Tedavide antibiyotikli damlalar kullanılsa da kesin yanıt vermez. Kendi tablosunu tamamlar. Bu sebeple tedavide daha çok gözü rahatlatmayı amaçlarız.

l Lensle havuza girilir mi?

Lens kullanan kişiler havuza ya da denize lensleriyle girmeyi tercih ediyorlar. Oysa lensle havuza girmek iki açıdan risk taşıyor. Birincisi havuz suyu gözden lensi çekip alabiliyor. İkincisi ise göz bir bakteri kaparsa lenslerde bu bakteri daha kolayca üreyebiliyor. Bu nedenle lenssiz girilmesini öneriyoruz.

l Havuza girenlere önerileriniz nedir?

- Unutmayın, temizlik kurallarına uymayan havuzlar kirli olarak adlandırılan denizlerden daha tehlikeli.

- Temiz olduğundan emin olduğunuz havuzları tercih edin.

- Enfeksiyonlara yakalanmamak için yüzme sırasında deniz gözlüğü kullanın.

- Kontakt lens kullanıyorsanız, yüzme sırasında kesinlikle lenslerinizi çıkarın.

10 dakika içinde gözlüksüz hayat

10 dakika içinde gözlüksüz hayat

Lazerle göztedavisi, teknolojinin gelişmesiyle birlikte artık mükemmele yakın sonuçlar veriyor. Uzmanlar, parmak izi gibi kişiye özgü olan gözlerimiz için, artık herkese özel bir tedavi uyguluyor 18-65 yaş arası herkesin lazer tedavisi görebileceğini ifade eden doktorlar, 10 dakika süren bu 'sihirli' operasyondan 24 saat sonra, kişinin hayatına gözlüksüz olarak devam etmeye başlayacağını söylüyor

Lazerle göz kusurlarının düzeltilmesinde kullanılan 'lasik yönteminin' mucidi olan ve tüm dünyada lazerin babası olarak tanınan Avrupa Katarakt ve Refraktif Cerrahi Cemiyeti Başkanı Girit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ioannis Pallikaris, göz kusurunu düzeltmek için yapılan lazerli ameliyatlar hakkındaki sorularımızı yanıtladı:

* Kimler lazer ameliyatı olabilir?

18 yaşını doldurmuş, son bir yıl içinde gözlük ya da lens dereceleri 1 dereceden fazla değişmemiş, eksi 14 diopriye kadar miyopisi, eksi 7 diopriye kadar astigmatı, artı 7 diopriye kadar hipermetropisi olan ya da kornea dokusu kalınlığı yeterli olan herkes laser ameliyatı olabilir.

24 SAAT SONRA GÖZLÜĞE PAYDOS

* Herkes bu ameliyatı olabilir mi?
Her hasta öncelikle çok detaylı bir muayeneden geçirilir. Bu muayene, kişinin tedavi edilmesi gereken derecelerini saptamanın yanı sıra, gözünde başka rahatsızlıkların olup olmadığını belirlemek açısından da son derece önemlidir. Göz tansiyonu, retina incelemesi ve genel sağlık durumu tetkik edilir. Örneğin retinasında yırtık bulunan bir kişinin öncelikle bu tedaviyi olması, daha sonra lasik ameliyatının planlanması gerekir.

* Ameliyatın ardından hasta hemen mükemmel görmeye başlıyor mu?

1 saat süreyle gözlerde hafif bir ağrı, batma ve sulanma olabilir. Çok nadir olarak ağrı kesiciye ihtiyaç olabilir. Lazer sonrası ilk gün araba kullanmamanız, gözlerinizi kaşıyıp, ovuşturmamanız, gözünüze su kaçırmamanız gerekiyor. Ertesi gün gözlük veya lens olmadan günlük normal yaşantınıza dönebilirsiniz. Ertesi günkü kontrolde, eğer üstteki saydam tabakada kırışıklık varsa veya flep altında steril bir iltihabi reaksiyon söz konusu ise, flep altının yıkanması gerekebilir. Ancak bu işlem ameliyattan daha kolay bir işlemdir. Lazer sonrası 1. gün, 3. gün, 1. ay ve 3. ay kontrolleriniz yapılır.

YAKIN GÖZLÜĞÜNÜN ÇÖZÜMÜ DEĞİL

* Tedavi sonrasında istenmeyen durumlar olabiliyor mu?

Başarılı bir tedavi yapmanın ilk ve en önemli kuralı, ameliyat öncesi hasta seçimini doğru yapmak. Teknolojik gelişmelerle birlikte bugün gözü en ince detayına kadar analiz edebilen ve lazer sonrası mutlu olamayacak ya da gözü asla lazer olmaması gereken kişiler başta tespit edilebiliyor. Elbette doktorun lazer cerrahisindeki deneyimi önemli bir faktör. Doğru seçilmiş hastalara doğru bir ameliyat yapıldığı sürece bir sorun yaşanmıyor.

* Yakın gözlüğünün lazerle çözümü var mı?

Yakın gözlüğü ihtiyacı yaşlanmaya bağlı olarak genellikle 40 yaşın üzerindeki kişilerde oluşur. Tüm dünyada presbiyopi tedavisiyle ilgili çeşitli yöntemler üzerinde hâlâ çalışılıyor. Ancak lazer ile alınmış iyi bir sonuç henüz yok.

* Lazer tedavilerinde yeni kavramlar duymaya başlandı. Kartal göz denilen tedavi nedir?

Bundan birkaç sene öncesine kadar her miyop, hipermetrop ya da astigmat olan göz, standart bir lazer programıyla tedavi olabiliyordu. Yeni teknolojilerle, her kişinin göz yapısına özel lazer programlama şansımız var. Böylece tüm hastalarımıza 'kişiye özel' yapmaktayız. Wavefront, Topolase, Q mode tedavileri, kişiye özel tedavilerin çeşitleridir.

Bebeğe inek sütü vermeyin demir eksikliği yapar

Uzmanlar, çocukların anne sütü yerine demir desteği olmayan mamalarla beslenmesi ve inek sütüne 1 yaşından önce başlanmasının, demir eksikliği anemisinin gelişmesine neden olduğunu söyledi.

Korkuteli İlçesi'ndeki Özel Yaşam Polikliniği Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Halil Kılınç, demir eksikliği anemisinin en fazla süt çocukluğu döneminde görüldüğüne dikkat çekti. Dr. Halil Kılınç, "Bu rahatsızlığa okul çağında olduğu gibi ergenlik öncesi çağda da rastlanır. Besinlerden yetersiz demir alımı, hızlı büyüme nedeni ile birlikte demir ihtiyacının artması ve kan kaybı, çocuklarda demir eksikliğine yol açar" dedi.
Pirinç unu mamasıyla besleme
Çocukların mutlaka anne sütüyle beslenmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Kılınç, "Bebeklerin pirinç unu türü mamalarla beslenmesini önermiyoruz. Demir eksikliği anemisinin önlenmesi için bebeğin 6 aylık oluncaya kadar tek başına anne sütüyle 1 yaşına kadar da demir yönünden zengin mama ve ek gıdalarla beslenmelidir" dedi.

Beyin krizi ve nedenleri

Beyin krizi, vücutta uyuşma, karıncalanma kuvvet azalması veya kaybı, gözde ani bulanma veya, konuşma ve anlamada duraklamalar, gibi belirtilerle kendini gösteriyor.



Beyin krizi, vücutta uyuşma, karıncalanma kuvvet azalması veya kaybı, gözde ani bulanma veya kayıp, konuşma ve anlamada duraklamalar, bilincin koordinasyonun veya denge halinin ani bozulması, sersemlik ve düşme gibi belirtilerle kendini gösteriyor.

Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gazi Özdemir, "Türkiye'de ölüm nedenleri arasında beyin kanaması ya da beyinde damar tıkanması sonucu oluşan beyin krizi, kalp krizinden sonra ikinci sırada geliyor"dedi.

Prof. Dr. Gazi Özdemir, beyin krizinin, beyindetemiz veya kirli kanı taşıyan bir damarın beyne gelen bir pıhtı veya damar sertliği parçacığı ile tıkanması, bir damarın ileri derecede büzüşmesi sonucu oluşan beynin kansız, dolayısıyla oksijensiz kalması,beyin kanamasıyla oluştuğunu bildirdi.

Beyin enfarktüsünün aniden oluşabildiği gibi bazen de birkaç saat veya birkaç gün içinde yavaş yavaş gelişebildiğini anlatan Özdemir, şubilgileri verdi:
"Beyin krizi kişiyi sakat bırakmada ilk sırada gelen hastalık. Ülke genelinde beyin krizinin görülme sıklığı 100 bin kişide 175. Ülkemiz genel nüfusuna göre yılda ortalama 125 bin yeni beyin krizi vakası olmaktadır. Beyin krizi her yaşta görülebilse de yüzde 25 kadarı 65 yaşından önce, yüzde 72'si 65 yaşından sonra oluşmaktadır. Beyin krizi olan hastaların üçte biri ilk krizleri sırasında ölmekte, üçte biri sakat olarak başkalarına bağımlı yaşamakta, üçte biri de tamolmasa bile başkasına muhtaç kalmayacak şekilde normale yakın hale gelebilmektedir. Türkiye'de beyin krizi vakalarının yüzde 71'ini damar tıkanması, yüzde 29'unu beyin kanaması oluşturuyor."

RİSK FAKTÖRLERİ VE NEDENLERİ

Beyin krizi nedenlerinin yüzde 70'inin hipertansiyon olduğunu ifade eden Prof. Dr. Gazi Özdemir, genel risk faktörlerini şöyle açıkladı: "65 yaşın üzerinde olma, kalp, şeker hastalığı, damar sertliği, ailede beyin krizi olması, horlama, aşırı sigara alkol ve uyuşturucu kullanma, yüksek kolesterol, hareketsiz yaşam, menopoz ve şişmanlık risk unsurlarıdır."

Sigara kullanmayanlarda beyin krizinin 60 yaş üzerindeki kişilerdede görülebildiğini dile getiren Özdemir, şöyle devam etti:

"Kanı sulandırmak için bol su içilmesi ve arada kan verilmesi beyin krizini korur. Stres ve telaştan uzak durulmalı, yürüyüş ve egzersiz yapılmalı, yağsız dana eti, bol sebze, meyve salata bitkisel yağ ve az tuzlu yemekler tercih edilmelidir."

Hastanın kriz sırasında ilk saat içinde hastaneye götürülmesinin önemli olduğuna değinen Özdemir, beyin krizinin başlangıç ve uyarıcı belirtilerini şöyle sıraladı:

"Geçici veya kalıcı vücudun bir yarısında uyuşma, karıncalanma kuvvet azalması veya kaybı, bir veya iki gözde ani görme bulanması veya kaybı, konuşma ve anlamada duraklamalar, bilincin koordinasyonun veya denge halinin ani bozulması, şiddetli sersemlik ve düşme halleri."

SES'ten Başkent'te Kolera uyarısı

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Başkanı Köksal Aydın, "Başkentte gerek klinik bulguları, gerekse seyri itibariyle adeta kolera özelliği taşıyor" dedi.



Köksal Aydın, sendika genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Ankara'da artan ishal vakalarıyla ilgili görüşlerini açıkladı. Aydın, "Şu an bir belge yok ama bilim insanlarımızla, hekimlerle ve sağlık çalışanlarıyla yapılan görüşmelerde, bu vakalara tanı konduğu ifade ediliyor. Ankara'da toplam vakanın 100 civarında olduğunu tahmin ediyoruz" dedi.

Ankara'da son bir ayda sıkça su kesintisi yaşandığını belirten Köksal Aydın, kesintilerin olduğu dönemde boruların içerisinde ortaya çıkan negatif basınçla kirli suların içme suyuna karışmasının söz konusu olduğunun uzmanlarca da ifade edildiğini anlattı.

Aydın, şunları kaydetti:

"Yaygın ishal vakaları sonuçlanana kadar sular kaynatılarak tüketilmelidir. Çiğ tüketilen sebze ve meyveler ya klorlu suda ya da sirkeli suda yarım saat bekletilmelidir. Hazır sular 48 saat içerisinde tüketilmelidir. İshal vakalarında hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."

Öte yandan Sağlık Bakanlığı, Ankara'da mevsim dolayısıyla ishalli hastalıkların sayısında artış olduğunu ancak bugüne kadar resmi olarak bildirilmiş klinik şüpheli veya kesin hiçbir kolera vakası bulunmadığını açıklamıştı.