6 Mayıs 2007 Pazar

Depresyonun Ilaci ................


Dunyanin Gunesin cevresinde dolasirken, kuzey kutbunun belirli bir sure Gunese, sonra da ters yone yatmasiyla, insanda bir rahatsizligin ortaya ciktigini bilimin isiginda ogreniyoruz. Dunyanin kendi etrafinda donmesinin ifadesi olan mevsim donusumleri sirasinda artis gosteren, diger zamanlarda da sikca rastlanan bu hastaliga "Depresyon" adi verilyor...
Bilincin, kendi dilinden anlatim bicimi diyebilecegimiz ozelliklerinin dort ana grubunu temsil eden mevsimler icinde, ozellikle, hava sartlari dolayisiyla iletisimin ve tum ''dusunsel'' ulasimin felce ugradigi, ortucu Kar mevsimi olan kista daha cok gorulmekte depresyon...
Agir ruhsal darbelerin yani sira; hayat enerjisi, canlilik, istek, cosku, irade gibi yasamsal gucleri artiran Gunesin kozmik ikramlarindaki, mevsimlere gore beliren farkliliklarin, vucutta MELATONIN HORMONU seviyesinde dusus meydana getirmesi gibi etkenlerle ortaya ciktigi biliniyor.
Algilamadaki kararliligi(Idraki) ifade eden gunesin isinlarinin, sanal alemin bir parcasi olan ''dunya’’ya en zayif konumda ulastigi kis doneminde; idrakin oldukca zayiflamasi depresyonun betimleyici detayli ozelliklerinin desifre edilisi gibidir. Bu konum, herhangi bir bedensel rahatsizlik olmadigi halde, kisilerin kendilerini isteksiz, yorgun, bikkin, hayata kuskun, panik icinde ve caresiz halde hissetmelerine yol acar.
Ayrica, benzer duygular astrolojik etkilere bagli olarak, ergenlik ve yas donumu devresinde de siklikla karsimiza cikar...
Gunesin guz ilimi noktasinda, yani Terazi burcunun ilk derecesinde baslayan belirtiler, bireyin istidat ve kabiliyeti yonunde degerlendirilir. Her ne kadar bu tesirler ortak olarak alinirsa da, bireylerdeki bicimi ve siddetinin ayni sekilde gozukmemesi, kozmik etkileri degerlendiren beynin programi ve yansitisi ile alakalidir.
Sartlarin elverdigi olcude, zaman icinde pek cok kiside dengenin kurulmasi mumkun olabilecegi gibi, bircok insanda da tedavi gerektiren haller dahi ortaya cikabilir.
‘Hazan donemi’ diye de bilinen sonbahar aylarinda, dusunsel boyutta yeni uretimlerin meydana getirecegi donusum nedeni ile yasanabilecek ruhsal sorunlara karsi, uzmanlarin ilginc onerileri var:
Ornegin, Psikiyatri uzmani Dr. Nihat Alpay, mevsim degisikliklerinin insan organizmasi uzerindeki etkilerinden soz ederken o surecte genellikle huzursuzluk, uykusuzluk ve depresyon olaylarina sik rastlanildigini vurguluyor ve bu durumdaki kisilere sporu tavsiye ediyor.

Psikolog Suna Tanaltay’in recetesi ise ask ...
Tanaltay, bahar aylarinda duygularin kipir kipir oldugunu, bunun kan dolasiminda, vucut fonksiyonlarinda gozlenen degisikliklerden kaynaklandigini belirtiyor...
Ancak, bu onerilerin, sorunu meydana getiren temel noktalari degil; o noktalarin olusturdugu belirtileri bertaraf edici ozellikte olabilecegi, asil kaynak niteligindeki ''nokta'' ya ulastirmayacagi gozden kacmamalidir.

Bilimsel veriler, mevsim degisikliklerini onemli bir faktor olarak alirken, baska alt etmenlerin varligini da kabul etmektedir.
Butun bunlar; kromozomatik yolla bireye intikal eden ve farkli frekanslardaki, degisik m�n�lar tasiyan titresimlerin beyinlere ulasmasi ve degerlendirilmesi sonucudur.

Depresyon Testi

En az son iki haftadan beri asagidaki sorulardan en az besine tam puan veriyorsaniz sizde DEPRESYON sorgulanmalidir.



Puanlarinizi toplayin ve testin sonunda aldiginiz puanin bulundugu araligi okuyun. Iyi gunler.

1 - Cokkun bir ruh hali,ilgi kaybi yada yaptiklarindan zevk alamama
0) Hic bir zaman 1) Ara sira 2) Cogunlukla 3) Her zaman



2 - Gunluk islerimi yapmaya karsi isteksizim
0) Hic bir zaman 1) Ara sira 2) Cogunlukla 3)3) Her zaman



3 - Istahim cok kotu (yada asiri istah artmasi oldu).Perhiz yapmadigim halde asiri kilo kaybettim (yada kilo aldim )( Bir ayda vucut agirliginin %5 inden fazlasini alma yada verme.)
0) Yanlis 1) Ara sira 2)2) Dogru





4 - Hemen her gun asiri uyuyorum (yada uykusuzluk cekiyorum)


0) Hic bir zaman 1) Ara sira 2) Cogunlukla 3)3) Her zaman


5 - Sikintili ve huzursuz hissediyorum, yerimde duramiyorum.
0) Hic bir zaman 1) Ara sira 2) Cogunlukla 3)3) Her zaman



6 - Kendini yorgun bitkin halsiz hissediyorum(Sanki enerjim cekilmis gibi)
0) Hic bir zaman 1) Ara sira 2) Cogunlukla 3)3) Her zaman



7 - Kendimi degersiz asagilik yada suclu gibi hissediyorum



0) Hic bir zaman 1) Ara sira 2) Cogunlukla 3)3) Her zaman


8 - Dikkatimi bir noktaya toplayamiyorum
0) Hic bir zaman 1) Ara sira 2) Cogunlukla 3)3) Her zaman

9 - Cinsel istegimde asiri azalma oldu
0) Hic bir zaman 1) Ara sira 2) Cogunlukla 3)3) Her zaman







sonuc bolgesi

Sorun yok. Zaman zaman bunlari herkes yasayabilir.(0-10 puan)


Dikkat bu nokta kritik noktadir. Dikkatli olmak gerekir. Eger cok uzun zamandir bu puani aldiginizi dusunuyorsaniz DISTIMI denen kronik depresyonu yasiyor olabilirsiniz.(10-14 puan)


Depresyonda olabilirsiniz. Bunu daha iyi ayirt etmek ve tedavisi icin bir hekimle gorusmekte fayda var.(14 puan ve uzeri)

Ruh sagligimiz risk altinda...

IZMIR (IHA) - Turkiye'de yapilan bilimsel arastirmalara gore, 14 milyon kisinin ruhsal hastaliklara yakalanma riski tasidigi bildirildi.Izmir'in Karaburun Ilce Milli Egitim Mudurlugu tarafindan Mordogan beldesinde duzenlenen "Ruh Sagligi" konulu konferansa konusmaci olarak katilan Turkiye Psikiyatri Dernegi Izmir Subesi 2. Baskani ve Dokuz Eylul Universitesi (DEU) Psikiyatri Anabilim Dali'nda gorevli Uzman Psikiyatrist Dr. Halis Ulas, carpici aciklamalarda bulundu. Turkiye'de yaklasik 14 milyon kisinin ruhsal hastaliklara yakalanma riski tasidigini belirten Dr. Ulas, herhangi bir psikiyatri hastaliginin ulkemizde gorulme olasiliginin ise yaklasik yuzde 20 oldugunu soyledi. Dr. Ulas, "Yapilan bilimsel arastirma sonuclari ele alindiginda ulkemizde her 5 kisiden birinin yasamlarinin belirli bir doneminde ruhsal hastaliklara yakalanmasi soz konusu olacaktir. Son yillarda ulkemizde buyuk kentlerdeki guvenlik sorunlari, yasam stresi, siddet olgusu ve sosyoekonomik olumsuzluklar ruhsal hastaliklarda artisa neden olmaktadir" dedi.

Halis Ulas, yoksullukla ruhsal hastaliklar arasinda iliski bulundugunu, gelir duzeyi dusuk olan toplum kesimlerinde ruhsal hastaliklarin gorulme oraninin arttigini kaydederek, "Yoksullugun ve sosyoekonomik olumsuzluklarin buyuk oranda goruldugu ulkelerde, ruhsal hastaliklarin da buna paralel olarak arttigi dikkati cekmistir. Ulkemiz de dahil olmak uzere yoksullugun goruldugu varos bolgelerinde ruhsal hastaliklar sosyoekonomik ve sosyokulturel duzeyi yuksek bolgelere gore daha fazla gorulmektedir. Ruh sagligi hizmetlerinin herkese esit, ulasilabilir ve ucretsiz olarak sunulabilmesi icin devletin uzerine dusen gorev ve sorumlulugu yerine getirmesi gerekir" diye konustu.

Ulas, Turkiye'nin belirlenmis bir ruh sagligi yasasi ve politikasinin bulunmadigini, bizden de geri kalmis olarak nitelendirilen Zambiya, Zimbabve, Burkina Faso, Togo ve Kenya gibi Afrika ulkelerinde ruh sagligi yasasi ve yonetmelikleri bulunmasina ragmen ulkemizde halen ruh sagligi yasasinin cikartilmamasinin bu hastaliklarin toplumsal bir saglik sorunu olmasina neden oldugunu soyledi.

Ulas, Turkiye'de saglik hizmetlerine ayrilan toplam butcenin gayri safi yurt ici hasilanin yaklasik yuzde 6.5'ini olusturdugunu vurgulayarak, "Gelismis ulkelerde toplam saglik butcesinin yaklasik yuzde 10'u ruh sagligi hizmetlerine ayrilmisken, Turkiye'de ruh sagligi hizmetleri icin planlanmis ayri bir butce bulunmamaktadir. Bu durum ulkemizdeki ruh sagligi sorunlarini cozumsuzluge goturmektedir. TBMM'de yasa taslagi olarak bekletilen ruh sagligi yasasinin bir an once cikartilmasi gerekmektedir. Meclis bu yasayi cikartarak, hem onemli bir sorumlulugu yerine getirmis olacak, hem de Turkiye'nin ruh sagligi sorununa katkida bulunmus olacaktir" seklinde konustu.

ONEMLI:::Hayatin Anlami ve Olum!!!





Olumun kacinilmazligi insani ve insan bilimcilerini her zaman dusundurmus ve hayatin anlami uzerinde insani arastirma yapmaya dogru yonlendirmistir. Eger tum yapitlarimiz bir gun yok olup gidecekse yasamin ne gibi kalici bir anlami olabilir ? Bu soru bireyin huzurunu kacirabilir ve yasamin anlamsiz, amacsiz olduguna dair dusunceler gelisebilir. Insanlar yasamlarinda anlam arayan yaratiklardir. Biyolojik olarak sinir sistemi, beynin kendisine gelen uyarilari otomatik olarak, belli bir sistem icinde gruplandirmasi esasina gore duzenlenmistir. Anlam ayni zamanda bir egemenlik duygusu da saglar. Belli bir oruntuden yoksun, gelisiguzel olaylarin karsisinda kendimizi caresiz ve saskin hissettigimiz icin, onlari duzene koymaya ve bunu yaparken de onlarin uzerinde bir denetim duygusu kazanmaya calisiriz. Daha da onemlisi anlam, degerlerin ve dolayisiyla davranis kurallarinin kaynagini olusturur. Bu durumda nicin sorularinin ( nicin yasiyorum ? ) yaniti, nasil sorularina ( nasil yasiyorum ? ) bir yanit getirir.
Anlam arayisi, haz arayisina benzer ve ayni sekilde dolayli olarak yonlendirilmelidir (I. Yalom ). Anlam, anlamli etkinlikler sonucunda olusur. Her insan kendi yasamina kendi etkinlikleriyle anlam katmak zorundadir. Freud yasamin anlaminin “ Uretmek ve sevmek” oldugunu soylemistir.
Bir cocuk buyutmek, ask, aile kurmak, calismak, para kazanmak, kitap yazmak, yardim kurumlarinda calismak, bilgiyi paylasmak, gelecek kusaklara paylasilabilecek birseyler birakmak. Bunlardan biri veya birkaci, bireyin hayatini anlamlandirabilecegi ogelerden biri olabilir.
Yasamimizi cift ya da gruplar icinde gecirmek icin pek cok caba sarfederiz. Ama nasil yalniz dogmussak, yalniz olmek zorunda oldugumuz da bir gercek olarak bilincimizdedir.
I.Yalom10 yili askin bir sure olume yaklasan kanser hastalariyla yaptigi calismalarda, olmenin en korkunc yaninin, onu yalniz yapmak zorunda olduklarini ogrenmistir. Bununla birlikte olum aninda bile, bir baskasinin tum varligiyla yanimizda olmasini istemek olumun yalnizligini hafifletebildigini ogrenmistir.
“ Teknende yalniz da olsan, yakinlarda inip cikan diger teknelerin isiklarini gormek her zaman avutucudur “.
Yalom’un olumu bekleyen kanser hastalariyla yaptigi calismalarin sonuclarini soyle ozetleyebiliriz :
� Bu hastalarda terkedilme korkusu ve yakinlarina yuk olacaklari kaygilari
� Olum ve olumun bilinmezliginin yarattigi korku duygusu
� Nefes alamayacaklari, siddetli aci duygusu yasayabilecekleri, fiziksel goruntulerinin bozulabilecegi, idrar ve diskinin kontrol edilemeyecegi, hastanin bilincini yitirebilecegi endiseleri
� Dini inaclara bagli olarak hastaligi isledikleri gunahlar icin bir ceza olarak kabul ederek sucluluk duygulari
� “ Bu neden benim basima geldi ? “ sorusuna karsi “ OFKE “nin, kizginligin ve agresyonun olusmasi.

Yalom olume karsi ruhsal tepkinin 4 basamaktan gectigini soylemistir.

1. INKAR
Olumle sonuclanacak bir hastaligi oldugunu ogrenen kisi de ilk olusacak tepki “INKAR“ olabilir. Hasta “ Hayir, bu dogru degil, yanlislik oldu, ben hasta degilim” seklinde inkar savunmasi ile kaygi ve depresyonla mucadele edebilir.
2. OFKE
Hasta “ Neden ben ?” sorusuna yanit arar ve yasamini sorgular. Yakinlarina ve doktorlarina OFKE duymaya baslar. Bu ofkesinden urken aile bireyleri hastadan uzaklasabilir veya ayirdiklari zamani azaltirlarsa, hasta caresizlik duygularini daha yogun hisseder.
3. DEPRESYON
Hastada kendini suclama, umitsizlik ve caresizlik duygularina bagli olarak depresyon gelisir.
4. KABULLENME
Hasta artik durumunu kabullenmis ve bir yerde sansizligina ya da kaderine boyun egmistir. Hastalara kabullenme surecinde, ABD ve Avrupa’da psikoterapi yardim ve destek gruplari yardim verir. Bu gruplarda hastalarin kendilerini ifade etmeleri saglanir ve iyilesme umidinin olumu, huzurla kabul etme umidine donmesi icin desteklenirler.
Ulkemizde henuz olumu bekleyen hastalar icin psikoterapi gruplari olusmamistir. Ama kulturumuzde hasta ve yasli insanlara verilen onem, aile baglari, hasta kisileri hastanelerde ziyaret etme, yalniz birakmama gibi insani ogeler, kismen de olsa bu insanlarin acilarini goguslemede onlara yardimci olmaktadir.

Sosyal Fobi..............

Sosyal fobisi olanlar genelde asagidaki durumlarda sosyal fobi belirtilerini yogun olarak yasarlar:

Sosyal fobik endise aninda neden kilitlenir....



Bir sosyal fobige “Konusmak mi daha zor, yoksa dinlemek mi?” diye sorsaniz genellikle alacaginiz cevap “Her ikisi de” olacaktir. Sosyal fobikler konusmaci konumundaysalar hata yapma kaygisini duyarlar, dinleyici konumundaysalar da “Ya, bana bir sey sorulursa?” diye surekli heyecanlanarak beklerler. Bir baskasinin gozunun icine bakarak dinlemek de konusmak kadar onemlidir. Bir diyalogun etkili ve verimli olmasi icin dinleyen ve anlatanin tam bir etkilesim icinde olmasi gerekir. Eger dinleyen kisi heyecanini, kaygisini kontrol etmek icin bambaska bir noktaya kilitlenmisse diger olaylari gozden kacirabilir. Ancak heyecanini kontrol altina alabilirse olaylari gozden kacirmaz. Bu, endise nedeniyle yasanan dikkat daginikligi ve konsantrasyon saglayamama durumudur. Ayni zamanda korkuyu yok etmeye calismak ve karsidaki kisi ya da kisilere fark ettirmemek adina sarf edilen inanilmaz bir cabadir. Konusmak zaten zordur, kaldi ki dinlemek de sonunda bir sekilde konusmayi gerektirecektir. O halde, bir sosyal fobigin aklindan gecen, uygun kelimelerle yanlis anlasilmaya ve elestiriye mahal birakmayacak sekilde bir konusma yapabilmektir. Zaten icinde bulundugu durumdan mustarip olan kisi konusma yapacagi endisesiyle daha da cok kaygilanir, dogal olarak dikkatini toplayamaz, unutur ve hata yapar.
Bu tur bir baski altinda beynimizin nasil isledigini su sekilde anlatabiliriz: Stres durumunda sinapslarimizin normal isleyisi bozulur. Stres hormonlari dedigimiz adrenalin ve noradrenalin orani yukselir. Dolayisiyla bir hucreye ulasan uyarilar bir digerine gecemez. Iste bu an, bizim hatirlayamadigimiz andir, dusuncelerimiz bloke olur. Bu kapanma sadece yuz yuze konusma esnasinda gerceklesmez. Bazen bir kisinin sesi duyuldugunda da gorulebilir. Bu nedenle bazi sosyal fobikler icin telefonla konusmak da zorlayicidir. Sanki nefes alip verirken zorlanir gibi bir halde olan, heyecanli ve titreyen bir sesle konusan kisi kendi sesini duydukca daha cok kaygilanir. Bu durumu karsidaki kisiye aksettirmeme cabasi endise duzeyini daha da yukseltir. Ses titremesine cogu zaman el titremesi de eslik eder.
Dinleme ve konusmanin yani sira bazi kisilerin yazi yazarken de elleri titrer ya da terler. Bu da oldukca rahatsiz edici bir durumdur. Eger bu rahatsizligi yasayan kisi is yerinde sorumlu konumdaysa ve sik sik imza atmasi gerekiyorsa daha da cok zorlanabilir. Elleri titredigi icin imzasi her seferinde bir baska olur. Boyle bir sikayetle gelen bir hastam vardi. “Oyle kotu ki hic ayni imzayi atamiyorum. O yuzden kendi imzamin yerine cok basit bir cizgi kullaniyorum ve baskalari fark edecek diye daha da geriliyorum. Bankaya da birkac imza ornegi verdim cunku bankadakiler imzami kontrol ettiklerinde imzamin sahte oldugunu dusunuyorlardi” diye kaygisini ve yasadiklarini ozetlemisti. Ozellikle bazi sorumluluklari olan kisiler icin zor bir durum bu.
Bu tarz sikayetlerin ustesinden gelebilmek icin altinda yatan nedenlere bakmak gerekir. Nedenler psikoterapi seanslari icinde aciga cikar. Nedenlerin ortaya cikmasi ve kisilerin durumu kabul etmesi cozum icin atilmis buyuk bir adimdir.
Bazi insanlar da baskalarinin onunde yemek yemeleri ya da bir seyler icmeleri gerektiginde kaygilanirlar. Pek cok kisi elleri titredigi icin bir yere gittiginde cay, kahve hatta su bile icmekte zorluk ceker. Hicbir sey icmemek bir noktaya kadar cozum olarak gorulebilir, insan daha sonra kendi basina kaldiginda sivi ihtiyacini karsilayabilir. Ancak bu durum surekli oldugunda gorusulen kisilerin de dikkatini ceker ve “Neden hicbir sey icmiyorsun?” diye sorarlar. Bu kez insan daima soruyu savusturmaya calisir ve sonunda bu soruya muhatap olmamak adina oraya gitmemek icin elinden geleni yapar.
Bazi insanlar da belirli ozelliklerini, korkularini saklamak ugruna etraflarina fazla bir sey hissettirmeden evlerini daha yasanilir hale getirirler. Amaclari disari cikip gerginlik yasamak zorunda kalmadan hayatlarini surdurebilmektir. Bu amacla evlerde kurulan buyuk ekran televizyonlarla, ses duzenleri ile tam bir sinema solenini havasi yaratilir. Madalyonun bir yuzunde bu solen havasi, diger yuzunde ise “Acaba bu, bir solen mi yoksa toplumdan ve insanlardan uzaklasmak icin basvurulan bir care mi?” sorusu vardir.
Elbette ki teknoloji uygun sekillerde kullanildiginda mukemmel imkanlar ve ilerleme firsatlari sunan bir olgudur. Bu baglamda ileri teknolojinin imkanlarindan yararlanan herkesi toplumdan uzaklasmayi secen insanlar olarak gormek dogru degildir. Ancak eger kiside sosyal fobi ozellikleri varsa ve bu secim kisinin daha da asosyallesmesine yol aciyorsa bunu olumsuz bir etken olarak kabul etmek gerekir. Teknoloji bagimliligi sosyal fobikler icin oldugu kadar depresyondaki kisiler icin de olumsuz bir secim halini alabilir. Burada sunu vurgulamak istiyoruz: Yenilikleri takip ederken insan iliskilerinden kacinir hale gelmek, kendini kisitlamak cozum degil cozumsuzluk getirir.
Bakis acilari ve beklentiler kisiden kisiye degisir ve insanlarin secimleri kisisel farkliliklara gore belirlenir. Fakat bu secimler her zaman saglikli olmayabilir. Bazi sosyal fobikler heyecanlarini bastirmak amaciyla alkol ya da madde kullanimina veya bazi ilaclara (yesil recete ile satilan, aslinda sadece doktor gozetiminde alinmasi gereken ilaclara) meyledebilirler. Stres karsisinda alkol ve sigaraya yonelmeyi ogrenmis bir insan daima kolay olan bu yolu sececek, bir de bagimlilik geni tasiyorsa kolayca tutsak hale gelecektir.
Bu tur maddeler maalesef ki baslangicta bir parca rahatlik verseler de daha sonra bu rahatlatma ozelligini yitirirler. Bu durumda kisi daima daha fazlasini ister ve bagimli hale gelir. Yani yagmurdan kacarken doluya tutulur. Nihayet dolu taneleri oylesine agirlasir ki kullanicinin iliskilerinin catirdamasina ve sevdiklerini kaybetmesine kadar gider


Sosyal fobi ile mucadele !!!

Sosyal fobisi olan kisiler hata yapma, gulunc duruma dusme ya da kendilerine yakismayacaklarini dusundukleri davranislari yapma korkusu icindedir. Sosyal fobi ile mucadeleden, faaliyetlerde arka plana itilmis olmaktan, dostca olmayan bir sekilde kendilerine davranilmasindan, aptalca gorunmekten, kontrolu kaybetmekten, panik yasamaktan, ne soyleyecegini bilememekten ve bir de bunlara eslik eden bircok fiziki belirtileri yasamaktan korkmaktadir.Bu fiziki belirtileri; ellerde terleme ve titreme, yuz kizarmasi, ses kisilmasi ve titremesi, kaslarda gerginlik, carpinti ve goguste sikisma hissi, sicak ve soguk basmalari, mide rahatsizliklari, bas agrisi olarak siralayabiliriz.

Cocuklarda sosyal fobi
Cocuklarda sosyal fobi siklikla okul fobisi, sinav korkusu veya baska cocuklar tarafindan gulunc bulunma duygusu olarak kendini gosterir. Okul fobisi olan cocuklarla yapilmis calismalarda, bu cocuklarin % 40’inda sosyal fobiye rastlanmistir. Sosyal fobi yasayan cocuklarda, performansinin degerlendirme korkusu yuksekse; sinavlari yarida kesebilir ve genelde sinav sonuclari digerlerine gore daha dusuk olabilir. Bu da digerlerine gore daha kotu okul basarisini beraberinde getirir. Okul basarisizligi genelde, ogrenmeye katki saglayici faaliyetler icinde yer alan sozel sunum, sorulara cevap verme veya sinav korkusu ile, otorite durumunda bulunan ogretmen ile olan kaygili iliskilerden kaynaklanmaktadir. Ozellikle performansinin degerlendirilme kaygisi, ogrencinin kendi davranislarina yogun olarak egilmesine, sosyal ortamda kendini ele verebilecek titreme, kizarma, terleme, ses kisilmasi gibi yonlerine yogunlasmasina yol actigindan, dikkat ve konsantrasyon bozukluklarina, bilgilerini yaziya veya ifadeye dokememesine yol acmaktadir.

Eslik eden sorunlar
Sosyal fobi problemi olan kisilerin, siklikla baskaca psikolojik problemleri de bulunmaktadir. Sosyal fobi ile devam eden en sik problemler; panik atak, fobik rahatsizliklarin farkli sekilleri (agorafobi gibi), yaygin anksiyete bozuklugu, depresif ve somatik sikayetler, alkol ve ilac kotuye kullanimi ile uyusturucu sayilabilir. Depresyon sosyal fobiye eslik eden veya bir sonucu olarak ortaya cikan, cesitli arastirmalara gore % 14 – 50 oraninda gorulen bozukluktur. Depresyon, sosyal fobinin olusturdugu mesleki ve ozel hayata iliskin memnuniyetsizlik ile sosyal engellenmelerin sonucu olarak kendini gelistirir. Relatif yuksek oranda intihar dusunceleri ve denemeleri (% 15) sosyal fobiye eslik eder.
Alkoliklerle yapilan calismalarda, sosyal fobili bireylerin 9 kat daha fazla oldugu tespit edilmistir. Yine sosyal fobili bireylerde alkol kullanimi, digerlerine gore 2,5 kat daha fazla olarak bulunmustur. Bunlarin disinda sosyal fobili bireylerde; yalniz yasama egilimi yuksek, egitim seviyeleri dusuk, ekonomik acidan baskalarina daha bagimli, istikrarsiz bir hayat cizgisi, sosyal acidan yalitilmislik, cinsel problemler normale gore yuksektir.

Sosyal fobinin nedenleri
Daha kucuk yaslarda onemsenmeyen ve ozellikle toplumumuzda terbiyeli, utangac kabul edilme egiliminde olan bu kisilerde, kliniklere ve tedaviye ergenlik doneminde daha yogun basvurulmaktadir. Ozellikle ergenlik donemi sosyal fobiklerde daha yogun ve kaygili olarak yasanmakta, ergenligin getirdigi problemlere, sosyal fobiye ozgu problemler de eklenmektedir. Farkli problemler veya bozukluklarla kliniklere yapilan basvurular sonucunda da, sosyal fobiler tespit edilebilmekte, klinik veya tedaviye gelis nedeni depresyon, agorafobi veya anksiyete bozukluklari olabilmektedir.
Sosyal fobi olusumuna iliskin farkli gorusler bulunmakla beraber, nedenlerini fizyolojik ve psikososyal olarak ikiye ayirabilmek mumkundur. Arastirmalarda, aileleri sosyal fobi ozellikleri gosteren bireylerde hastaligin gorulme orani, digerlerine gore 3 kat daha fazladir. Ayrica sinir sisteminde bulunan dopamin ve serotonin gibi noral ileticilerin seviyelerinin de normale gore farkli duzeylerde oldugu gorulmustur.

Korumaci degil gelistirici olun
Sosyal fobiyi olusturan faktorlerden psikososyal nedenler; cocugun dogumundan itibaren oncelikle icinde yasadigi aile, daha sonra da akraba ve aile cevresi ile okul ve arkadas cevresi olarak siralanabilir. Aile cocugun temel egitimini aldigi, kisilik ozelliklerinin sekillendirildigi, zihinsel yeti ve becerilerin olusturuldugu, duygusal yasantilarin ve tepkilerin gelistirildigi bir ortamdir. Aile cocuk icin; karsilikli guven ve sevgi alisverisine dayali iletisim ortami, ozguven ve ozerkligin saglanmasi, zihinsel ve duygusal gelisimine yardimci olabilecek sartlarin verildigi bir ortam olusturmalidir. Korumaci degil, gelistirici; cezalandirici degil destekleyici, bagimli degil ozguveni saglayici yaklasim benimsenmelidir. Ailenin disinda, diger cevresel kosullar da bu yapiyi destekleyecek bicimde sekillenmelidir. Boyle bir ortam cocugun psikolojik olarak saglikli yetismesine imkan verecektir. Psikolojik olarak saglikli yetisen bir birey; kendi olumlu ve olumsuz yonlerini taniyan, bir birey olarak degerli oldugunun farkina varan, yasam icin gerekli ozguveni olusturabilmis, toplumda saglikli iliskiler kurup, bunlari gelistirebilen bir kisidir. Bu kisilerde de sosyal fobi olusma riski, diger psikolojik rahatsizliklarda oldugu, gibi son derece azdir.
Tersi durumlarda, cocuklar tanidik olmadiklari ortamlarda asiri urkek, sessiz, hareketsiz, utangac bir tavir sergileyebilirler. Bazen de boyle bir durumda aglama, anne-babaya yapisircasina sarilma, onlara dokunma, yanlarindan ayrilamama, huysuzca davranislar icine girebilirler. Toplulukla oynanan oyunlara katilmaz, uzaktan bakmakla yetinir hatta bir koseye sinip, kendilerini gizleyerek olanlari izlerler. Oyunlara katilsalar bile digerlerinin sozleri dogrultusunda ve onemli roller almadan hareket eder, oyun kuruculuk yapamazlar. Oynanan oyunlarda geri planda kalirlar. Okula gitmek istemeyip, turlu yakinmalarla evde kalmak isterler. Ilerideki hayatlarinda da benzer davranis kaliplarini sergilemeye devam edeceklerdir.

Sosyal fobi ve dusunce
Sosyal fobikler normal bireylere gore, her seyi daha olumsuz degerlendirme egilimindedir.
Negatif sosyal durumlari daha cok kendi icsel degerleri ile degerlendirirken (beceriksizlik, zayiflik, vs.), pozitif durumlari daha cok dis faktorlere (sans, kader, digerlerinin olumlu tutumu, vs.) baglama egilimindedir.
Sosyal fobikler kendileri ile ilgili anormal olumsuz degerlendirmeler yapmakla kalmaz, digerlerinden de boyle negatif degerlendirmeler bekleme egilimindedir.
Bu negatif degerlendirmeler sosyal fobiklerde baskalarinin bu kisilere verdikleri tepkilerinden degil, kendi onyargi ve yanlis degerlendirmelerinden gelir.

Hatamla sev beni!
Sosyal fobikler sosyal faaliyetlerde, artmis bir fiziksel gerginlik ve digerlerinin de gorebilecegi sekilde buna uygun fiziksel belirtiler (terleme, titreme,

kizarma, vs.) gosterirler.
Sosyal fobikler kendilerinin fiziksel belirtilerinin, digerleri tarafindan abartilmis bir sekilde algilandigini dusunmektedir. Ornegin, elleri titreyen biri, bunu herkesin gordugunu ve surekli titreyen ellerine baktiklarini dusunmektedir.
Sosyal fobikler mukemmeliyetci bir anlayis sergilemekte, hata olmamasi prensibini savunmaktadirlar.

Ilac ve psikoterapi tedavisi
Sosyal fobi tedaviye oldukca iyi cevap veren ve ayrintili tanimlanmis bir rahatsizliktir. Tedavi surecinde ilac ve psikososyal tedavi yaklasimlari tek tek veya birlikte kullanilabilir.
Ilac tedavisinde en cok SSRI grubu antidepresan ilaclar tercih edilmekte olup, yan etkilerinin azligi ve uzun sureli kullanimlara musait olmalari nedeniyle avantajlidirlar. Doktor kontrolunde kullanildiginda bagimlilik yapmayan bu ilaclar, en az 6 ay kullanilmali ve tedaviye alinan cevaba gore kullanim suresi tedaviyi yuruten uzman doktor tarafindan belirlenmelidir.
Psikolojik tedavi yaklasiminda; agirlikli olarak bilissel – davranissal psikoterapiler, sosyal beceri egitimleri, gevseme egzersizleri, bireysel ve sosyal etkinlik tedavileri ile grup terapileri uygulanabilmektedir. Psikolojik tedavilerle bireyler, yanlis dusunce ve davranis kaliplarini taniyabilmekte, onyargilari ile kendilerine yonelik olumsuz tutumlarini degistirerek, daha gercekci beklenti ve davranis kaliplari olusturabilmekte, basa cikma stratejileri gelistirebilmekte, eksik olan sosyal becerileri kazanmakta ve iletisim guclerini arttirmaktadir.